Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Sekizinci Kısmı'nın Yedinci Remzi
Rumuzat-ı Semaniye · s.245
Şimdi fihristede İkinci Remiz olarak beyan ettiğimiz Kenzü'l-Arş Duası'nın Birinci Nüktesi evvelce Yedinci Remiz sayılmıştı. Şimdi ise İkinci Remiz namıyla beyanı geçmiş ve Sekizinci Remz'in âhirinde hemen aynı yazılacaktır. Bu Yedinci Remiz ise üç parçadır: BİRİNCİSİ:Rumuzat-ı Kur'aniyenin bir cetveli hükmünde bir remizdir ki, o remiz Kur'an-ı Hakîm'deki bütün surelerin âyât ve kelimat ve hurufatın adetlerini beyan edip o cetvelin telifinden murad, Kur'an'daki hurufat ve âyât ve kelimat letaifinin beyanına zemin ihzar etmektir. Şu cetvelin telifi pek hârikadır. Başta müsevvid Şamlı Hâfız olarak yakın dostlar biliyorlar ki, bağlardaki köşkte bir günde kitapsız 8 saat zarfında telif edildi. Sonra da işittik ki, Tefsirü'l-Mikbas namında, Sahib-i Kamus'un telifgerdesi bir tefsir o cetvelin meali gibi bahsetmiş. Buldurduk, getirip mukabele ettik. Yalnız 17 yerde muhalif çıktık. Bazı arkadaşlarla tedkik ettik. 15 yerde biz haklı çıktık, matbaa ve müstensihlerin sehvi olarak o kazanamadı. 2 yerde o kazandı. Halbuki böyle bir eser 8 saat değil, belki 8 gün, belki 8 hafta lâzım. Çendan bir derece takribîdir, fakat letaif-i tevafukiyeye ve mezaya-yı muvafakata kâfi geldiğinden, ikinci defa daha tahkikî bir cetvel yapmak için bir fırsat bulamadık. Bu cetvelin letaifinin numune için Birinci Remz'in Zeyli olan İkinci Nükte-i Kenziye-i Arşiye'de beyan edilen mu'cizane letaif kâfi görülerek burada ihtisar ettik. İKİNCİ PARÇASI:Kur'an-ı Kerîm'de 2806 Lafza-i Celal'in ve 700 küsur ism-i Rabb'in tekerrüründeki letaife dair bir cetveldir. O da üç kısımdır: Birinci kısmı,Lafza-i Celal'in her sahifede adetleri birbirine müvazi gelmesine dairdir. Lillahi'l-hamd öyle bir Kur'an yazdırdık, inşâallah tab' da edeceğiz ki bazı nükteler için pek nadir olarak müstesna kalmış yüzde üç dört adetten başka 2806 Lafza-i Celal tevafuk edip, bazen bir tek sahifede 12 Lafza-i Celal ve 10 ve 9 olarak bir hatt-ı müstakim ile sıralanıp tevafuk ederek Levh-i Mahfuz'daki hatt-ı Kur'anîye ehl-i keşf nazarında kendini benzetmiştir. İkincisi,Lafza-i Celal, surelerin âyâtıyla tevafukudur. Ezcümle: Suretü'l-Bakara'nın âyâtıyla Lafza-i Celal tevafuk ettiği gibi, Sure-i Âl-i İmran dahi yine Lafza-i Celal ile âyetleri tam tevafuktadır. Sonra acib bir nisbet-i adediye ile surelerin beşer beşer kısım olup nısıf nısıf nısıf gibi bir nisbetle Lafza-i Celal muntazaman bulunuyor. Üçüncüsü,Lafza-i Celal sahifelerde karşı karşıya veya karşısının arkasına tevafukuna dairdir ki, yazdığımız yeni Kur'an'ın sahifeleri başında işaretlerle kaydedilmiştir. Bu tevafukat hem latîf, hem muntazamdır. Bu üçüncünün çok letaifi var. Ezcümle: Birinci Cüz'ün birinci sahifesinde İsm-i Celal 1, Sekizinci Cüz'ün başında 8 İsm-i Celal, Onuncu Cüz'ün başında 10 adet İsm-i Celal, On Birinci Cüz'ün başında 11 İsm-i Celal. Hem 151 sahifelerde elli bir 7-8 gelmesidir. Hem Dördüncü Cüz'ün başında üç 9, Üçüncü Cüz'ün başında üç 8, İkinci Cüz'ün başında Lafz-ı Rab ile üç 6 geldiği gibi, Üçüncü Cüz'de bütün sahifeleri üç sahife müstesna olarak güzelce tevafuk ediyor. Yirmi Sekizinci Cüz'ün 20 sahifelerinde 5 defa onar, 5 defa on birer, 5 defa on üçer, yalnız bir tek İsm-i Rab ve İsmullah yerinde gelen 4 mühim ﻫُﻮَ zammıyla latîf ve muntazam bir vaziyet vardır. Hem ezcümle sırr-ı tevafukat-ı Kur'aniyenin bir müjdecisi ve bir basamağı olan matbu Onuncu Söz'ün Lafzullah'ın muhtasarı olan elifin tevafukat-ı acibesine medar olan 3, 4, 5, 6 rakamları Onuncu Söz'de her birinin tevafukatı tam on üçer defa gelmesi ve birbiriyle o surette tevafuk etmeleri ve beşin 13 defası 65 olup, rakam harfe çevrilse ﻫُﻮَ olduğu gibi, Yirmi Sekizinci Cüz'de dahi 13 Lafzullah'ın tevafukatı 5 defa olup yine 65 olarak Lafz-ı ﻫُﻮَ 'yi ifade edip, dikkat edenlere ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَ dedirtip bir letafet daha katar. ÜÇÜNCÜ PARÇA:İki küçük kısımdır. Birisi haşre ve âhirete dair pek çok âyetlerin parlak bir tefsiri ve gayet kuvvetli bir bürhanı olan Onuncu Söz'ün tevafukatına dairdir ki, bir sure-i âhiret olan Sure-i Kevser'in bir sırrından tereşşuh edip Sure-i Nasr'ın bir sırrına vesile olmuştur. Ezcümle: Onuncu Söz'ün başındaki âyetin hurufatı o risalenin sahifelerini tevafukla gösterdiği gibi; hakiki ve itibarî satırları inkâr-ı haşrin emareleri zamanı olan vakt-i telifini ve yalnız hakiki satırları müellifin mebde-i hayatı gibi sırları tevafukla gösteriyor. Ve medar-ı tevafukatı 3, 4, 5, 6 rakamları her birisi 13 defa gelmesiyle mühim bir sırr-ı ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﻨَﺎ 'yı açan 13 defa 13 rakamına tevafuku pek latîf ve manidardır. Ve fakir müellifinin eski hayatını bırakıp Yeni Said suretine girdiği 13 sene müruruna tam tevafuk ediyor. İkinci küçük kısım: Yeni yazdığımız Kur'an'ın başındaki haşiyelerinde âyât-ı Kur'aniyenin adedi 6666 olmakla envar-ı Kur'aniye ve hakikat-ı Furkaniye eyyam-ı şer'iye ile 6666 sene kadar küre-i arzda hükmü cereyan edeceğine işaret ediyor dediğimize dair, kardeşim Âsım Bey'in sualine ve istizahına karşı verilen cevaptır. O cevap fihristenin ihtisarını bozmadığına ve kısalığına ve ehemmiyetine binaen dercedilmesi münasip görülmüş. O cevabın üç esası vardır: Birinci Esas:Nasıl ki nur-u Muhammedî aleyhissalâtü vesselâm ve hakikat-ı Ahmediye aleyhisselâm divan-ı nübüvvetin hem fatihası, hem hâtimesidir. Ve bütün enbiya onun asl-ı nurundan istifade etmeleri ve hakikat-ı diniyenin neşrinde onun muînleri ve vekilleri hükmünde oldukları ve nur-u Ahmedî (asm) cephe-i Âdem'den tâ Zât-ı Mübarekine müteselsilen tezahür edip neşr-i nur ederek intikal ede ede tâ zuhur-u etemle kendinde cilveger olmuş. Hem mahiyet-i kudsiye-i Ahmediye (asm) Risale-i Mi'rac'da kat'î bir surette ispat edildiği gibi şu şecere-i kâinatın hem çekirdek-i aslîsi, hem en âhir ve en mükemmel meyvesi olmuş. Öyle de hakikat-ı Kur'aniye zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar hakikat-ı Muhammediye aleyhissalâtü vesselâm ile müteselsilen enbiyaların suhuf ve kütüblerinde nurlarını neşrederek gele gele tâ nüsha-i kübrası ve mazhar-ı etemmi olan Kur'an-ı Azîmüşşan suretinde cilveger olmuştur. Ve bütün enbiyanın usûl-ü dinleri ve esas-ı şeriatları ve hülâsa-i kitapları Kur'an'da bulunduğunu, ehl-i tahkik ve ehl-i hakikat ittifak etmişler. Bu sırra binaen fetret-i mutlakanın zamanı ihraç edildikten sonra rivayet-i meşhure ile zaman-ı Âdem'den tâ kıyamete kadar eyyam-ı şer'iye ile tabir edilen 7000 seneden fetret-i mutlakanın zamanını tarhtan sonra 6666 sene kadar din-i İslâm'ın sırrını neşreden hakikat-ı Kur'aniye küre-i arzda ayrı ayrı perde altında neşr-i envar edeceğine âyâtın adedi işaret ediyor demektir. İkinci Esas:Malûmdur ki küre-i arzın mihveri üstündeki hareketiyle gece ve gündüzler ve medar-ı senevî üstündeki hareketiyle seneler hasıl oluyor. Güneşle beraber her bir seyyarenin belki de sevabitin ve Şemsü'ş-şümus'un dahi her birinin mihveri üstünde eyyam-ı mahsusalarını gösteren bir hareketi ve medarı üzerinde deveranı dahi bir nevi seneleri gösteriyor. Ve Hâlık-ı Arz ve Semavat'ın hitabat-ı ezeliyesinde o eyyam ve seneleri dahi irae ettiğine delili şudur ki: Furkan-ı Hakîm'de ﺛُﻢَّ ﻳَﻌْﺮُﺝُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻓ۪ﻰ ﻳَﻮْﻡٍ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻘْﺪَﺍﺭُﻩُٓ ﺍَﻟْﻒَ ﺳَﻨَﺔٍ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﻌُﺪُّﻭﻥَ ﺗَﻌْﺮُﺝُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻭَﺍﻟﺮُّﻭﺡُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻓ۪ﻰ ﻳَﻮْﻡٍ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻘْﺪَﺍﺭُﻩُ ﺧَﻤْﺴ۪ﻴﻦَ ﺍَﻟْﻒَ ﺳَﻨَﺔٍ âyetler işaret ediyorlar. Evet kış günlerinde şimal taraflarında gurûb ve tulû mabeyninde 4 saatlik günden ve bu iklimde kışta 8-9 saatlikten ibaret olan eyyamlardan tut tâ güneşin mihveri üstünde bir aya yakın mahsus gününden tut, hattâ kozmoğrafyanın rivayetine göre, Rabbü'ş-Şi'ra tabiriyle Kur'an'da namı ilan edilen ve şemsimizden büyük Şi'ra namında diğer bir şemsin belki 1000 seneden ibaret olan gününden dahi tut, git tâ Şemsü'ş-şümus'un mihveri üstündeki 50 bin seneden ibaret olan bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye var. İşte semavat ve arzın Rabbi, o Şemsü'ş-Şümus ve Şi'ra'nın hâlıkı hitap ettiği vakit, o semavat ve arzın ecramına ve âlemlerine bakan kudsî kelâmında o eyyamları zikreder ve etmesi gayet yerindedir. Madem eyyamın lisan-ı şer'îde böyle ıtlakatı vardır. İlm-i tabakatü'l-arz ve coğrafya ve tarih-i beşeriyet ulemasınca nev-i beşerin 7000 sene değil, belki yüzbinler sene geçirdiğini teslim de etsek, Âdem'den (as) kıyamete kadar ömr-ü beşer 7000 senedir olan rivayet-i meşhurenin sıhhatine ve beyan ettiğimiz 6666 sene nur-u Kur'an hüküm-ferma olduğuna münafî olamaz ve cerh edemez. Çünkü eyyam-ı şer'iyenin 4 saatten 50 bin seneye kadar hükmü ve şümulü var. Fakat nefsü'l-emirdeki eyyamın hakikati o rivayet-i meşhurede hangisi olduğunu, şimdilik bu dakikada kalbime inkişaf ettirilmedi. Demek o sırrın inkişafı münasip değil. Üçüncü Esas: ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Şu meselede şimdiden delilini gösteremeyeceğim bir müddeayı beyan ediyorum. Şöyle ki: Şu dünyamızın bir ömrü ve şu dünyadaki küre-i arzın dahi ondan kısa diğer bir ömrü ve küre-i arzda yaşayan nev-i insanın daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içinde üç nevi mahlukatın saatin içindeki dakika, saniye, saatleri sayan çarkların nisbeti gibidir. Nev-i insanın ömrü küre-i arzın iki hareketiyle hasıl olan malûm yevmler ile olduğu gibi, zîhayatın vücuduna mazhar olduğu zamanından itibaren küre-i arzın ömrü ise merkez-i irtibatı olan güneşin mihveri üstündeki hareketiyle hasıl olan eyyam ile olması ism-i Hakîm ile münasip düşüyor. Ve dünyanın ömrü ise merkez-i irtibatı olan Şemsü'ş-şümus'un hareket-i mihveriyesiyle hasıl olan eyyam ile olması hikmet-i Rabbaniyeden uzak değildir. Şu halde nev-i insanın ömrü 7000 sene eyyam-ı malûme-i arziye ile olsa, küre-i arzın hayata menşe olduğu zamandan harabına kadar eyyam-ı şemsiye ile 200 bin seneden geçer. Ve Şemsü'ş-şümus'a tâbi' ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü Şemsü'ş-şümus'un işarat-ı Kur'aniye ile her günü 50 bin senelik olmasına binaen 7000 sene o eyyam ile 126 milyar sene yaşarlar. Demek eyyam-ı şer'iye tabir ettiğimiz eyyam-ı Kur'aniyede bunlar dâhil olabilir. Evet semavat ve arzın Hâlık'ı, semavat ve arza bakan bir kelâmıyla, semavat ve arzın sebeb-i hilkati ve çekirdek-i aslîsi ve en mükemmel âhir meyvesi olan Habib-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma karşı hitabında o eyyamları istimal etmek, Kur'an'ın ulviyetine ve muhatabın kemaline yakışır ve ayn-ı belâgattır. ﻭَﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﺎَﺳْﺮَﺍﺭِ ﻛِﺘَﺎﺑِﻪ۪