Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

Cüz-3

Kur'an-ı Kerim Meali · s.41

ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞُ ﻓَﻀَّﻠْﻨَﺎ ﺑَﻌْﻀَﻬُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍۢ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻛَﻠَّﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﻓَﻊَ ﺑَﻌْﻀَﻬُﻢْ ﺩَﺭَﺟَﺎﺕٍۜ ﻭَﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦَ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﺍﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕِ ﻭَﺍَﻳَّﺪْﻧَﺎﻩُ ﺑِﺮُﻭﺡِ ﺍﻟْﻘُﺪُﺱِۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَﺎ ﺍﻗْﺘَﺘَﻞَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻫِﻢْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻬُﻢُ ﺍﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕُ ﻭَﻟٰﻜِﻦِ ﺍﺧْﺘَﻠَﻔُﻮﺍ ﻓَﻤِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﺍٰﻣَﻦَ ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻛَﻔَﺮَۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَﺎ ﺍﻗْﺘَﺘَﻠُﻮﺍ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻔْﻌَﻞُ ﻣَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُ۟﴾٢٥٣﴿ 253- O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs ile güçlendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı; lâkin Allah dilediğini yapar. {Rûhu'l-Kudüs'ten maksat Cebrail'dir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻧْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞِ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻰَ ﻳَﻮْﻡٌ ﻻﺎ ﺑَﻴْﻊٌ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻭَﻻﺎ ﺧُﻠَّﺔٌ ﻭَﻻﺎ ﺷَﻔَﺎﻋَﺔٌۜ ﻭَﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ ﻫُﻢُ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ﴾٢٥٤﴿ 254- Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın. Gerçekleri inkâr edenler elbette zalimlerdir. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻼٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَۚ ﺍَﻟْﺤَﻰُّ ﺍﻟْﻘَﻴُّﻮﻡُۚ ﻻﺎ ﺗَﺎْﺧُﺬُﻩُ ﺳِﻨَﺔٌ ﻭَﻻﺎ ﻧَﻮْﻡٌۜ ﻟَﻪُ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﻣَﻦْ ﺫَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﺸْﻔَﻊُ ﻋِﻨْﺪَﻩُٓ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎِﺫْﻧِﻪ۪ۜ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﺧَﻠْﻔَﻬُﻢْۚ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺤ۪ﻴﻄُﻮﻥَ ﺑِﺸَﻰْﺀٍ ﻣِﻦْ ﻋِﻠْﻤِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻤَﺎ ﺷَٓﺎﺀَۚ ﻭَﺳِﻊَ ﻛُﺮْﺳِﻴُّﻪُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَۚ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻮُۭ۫ﺩُﻩُ ﺣِﻔْﻈُﻬُﻤَﺎۚ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﻠِﻰُّ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ﴾٢٥٥﴿ 255- Allah, O'ndan başka ilâh yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür. {İçinde "kürsî" kelimesi geçtiği için bu âyete "Âyetü'l-kürsî" denilmiştir. Burada kürsî bildiğimiz taht manasında olmayıp Allah'ın şanına lâyık, mahiyetini ancak kendisinin bildiği bir varlıktır. O'nun yüce sıfatlarını ve eşsiz kudretini anlatan bu âyetin azameti, onu okumanın büyük sevabı ve tesirleri hakkında hadisler vardır. Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Kur'an'da en büyük âyet, Âyetü'l-kürsî'dir. Onu okuyana Allah bir melek gönderir, onun hasenâtını yazar. İçinde okunduğu evi, şeytan otuz gün terkeder. O eve kırk gün sihir ve sihirbaz giremez. Yâ Ali! Bunu evlâdına, ailene ve komşularına öğret." Başka bir hadiste de: "Günlerin önemlisi cuma, sözlerin üstünü Kur'an, Kur'an'ın en önemli suresi el-Bakara, Bakara'nın en büyük âyeti de Âyetü'l-kürsî'-dir" denilmiştir. Hayy, lügatte diri, canlı manasına gelir. Allah'ın sıfatlarından olup, devamlı var olan, kesintiye uğramayan, varlığı ezelî ve ebedî olan demektir. Kayyûm ise, bütün mahlûkatın idaresini bizzat yürüten, hepsini hesaba çeken demektir.} ﻻٓﺎﺍِﻛْﺮَﺍﻩَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻗَﺪْ ﺗَﺒَﻴَّﻦَ ﺍﻟﺮُّﺷْﺪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَﻰِّۚ ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﻜْﻔُﺮْ ﺑِﺎﻟﻄَّﺎﻏُﻮﺕِ ﻭَﻳُﻮْۭﻣِﻨْﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﻘَﺪِ ﺍﺳْﺘَﻤْﺴَﻚَ ﺑِﺎﻟْﻌُﺮْﻭَﺓِ ﺍﻟْﻮُﺛْﻘٰﻰۗ ﻻﺎ ﺍﻧْﻔِﺼَﺎﻡَ ﻟَﻬَﺎۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٥٦﴿ 256- Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir. {Tâğut: Şeytan. Allah'tan başka tapılan her şey demektir. İnsanın nefsi yani kötü arzuları şeytanın saptırmasına kanar. Onun için nefsine uymayan kimse kolay kolay günah işlemez. Aslında dinin koyduğu kaidelere uymamıza mâni olan, içimizdeki kötü arzulardır. Nefsini eğitmek suretiyle insan kendini kötülüklerden koruyabilir. İslâm insanları, din duygularını uyandırmak ve akıllarını doğru yönde işletmek suretiyle kendisine davet etmektedir. Kur'an'ın açıklamalarıyla doğru eğriden ayırt edilir hale gelmiştir. Bu irşadın ışığında İslâm'a ilk adımı atmak, hür iradeleriyle insanlara aittir.} ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻮَﻟِﻰُّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍۙ ﻳُﺨْﺮِﺟُﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﻭُۭ۬ﻫُﻢُ ﺍﻟﻄَّﺎﻏُﻮﺕُۙ ﻳُﺨْﺮِﺟُﻮﻧَﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۚ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ۟﴾٢٥٧﴿ 257- Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürürler. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar. {Bu âyette mümin ile kâfir mukayese edilmiş, Allah'a ve onun gönderdiği peygamberlere inananları Allah'ın aydınlığa götürdüğü, şeytana uyup kâfir olanları da şeytanın karanlığa ittiği, bu sebeble cehennemlik oldukları anlatılmıştır.} ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺣَٓﺎﺝَّ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻓ۪ﻰﺭَﺑِّﻬ۪ٓﺎَﻥْ ﺍٰﺗٰﻴﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﻠْﻚَۢ ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻤُﺮَﺑِّﻰَﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﺤْﻴ۪ﻰ ﻭَﻳُﻤ۪ﻴﺖُۙ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﺍُﺣْﻴ۪ﻰ ﻭَﺍُﻣ۪ﻴﺖُۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢُ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺎْﺗ۪ﻰ ﺑِﺎﻟﺸَّﻤْﺲِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﺸْﺮِﻕِ ﻓَﺎْﺕِ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻐْﺮِﺏِ ﻓَﺒُﻬِﺖَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻛَﻔَﺮَۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَۚ﴾٢٥٨﴿ 258- Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez. ﺍَﻭْ ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﻣَﺮَّ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﺮْﻳَﺔٍ ﻭَﻫِﻰَ ﺧَﺎﻭِﻳَﺔٌ ﻋَﻠٰﻰ ﻋُﺮُﻭﺷِﻬَﺎۚ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻧّٰﻰ ﻳُﺤْﻴ۪ﻰ ﻫٰﺬِﻫِﺎﻟﻠّٰﻬُﺒَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎۚ ﻓَﺎَﻣَﺎﺗَﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﺎﺋَﺔَ ﻋَﺎﻡٍ ﺛُﻢَّ ﺑَﻌَﺜَﻪُۜ ﻗَﺎﻝَ ﻛَﻢْ ﻟَﺒِﺜْﺖَۜ ﻗَﺎﻝَ ﻟَﺒِﺜْﺖُ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﺍَﻭْ ﺑَﻌْﺾَ ﻳَﻮْﻡٍۜ ﻗَﺎﻝَ ﺑَﻞْ ﻟَﺒِﺜْﺖَ ﻣِﺎﺋَﺔَ ﻋَﺎﻡٍ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟٰﻰ ﻃَﻌَﺎﻣِﻚَ ﻭَﺷَﺮَﺍﺑِﻚَ ﻟَﻢْ ﻳَﺘَﺴَﻨَّﻪْۚ ﻭَﺍﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟٰﻰ ﺣِﻤَﺎﺭِﻙَ ﻭَﻟِﻨَﺠْﻌَﻠَﻚَ ﺍٰﻳَﺔً ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺍﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻌِﻈَﺎﻡِ ﻛَﻴْﻒَ ﻧُﻨْﺸِﺰُﻫَﺎ ﺛُﻢَّ ﻧَﻜْﺴُﻮﻫَﺎ ﻟَﺤْﻤًﺎۜ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺗَﺒَﻴَّﻦَ ﻟَﻪُۙ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٢٥٩﴿ 259- Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; "Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!" dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. "Bir gün yahut daha az" dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlaşılınca: Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi. {258. âyette Hz. İbrahim ile tartışan kimse ile 259. âyette yıkık kasabaya uğrayan kimselerin her ikisinin de kâfir olduğunu söyleyen müfessirler vardır. Ancak daha yaygın olan rivayete göre, yıkık kasabaya uğrayan Uzeyr (a.s.)dır. Uzeyr azığını almış, eşeğine binmiş giderken evleri yıkılmış harabe haline gelmiş, orada oturanlardan kimse kalmamış bir kasaba veya köy yıkıntılarının yanına gelir, orada konaklar. Etrafına bakar, bu şekilde ölenlerin nasıl dirileceğini düşünür. O anda uykusu gelir yatar. Allah onu öldürür, yüz sene sonra diriltir. Yiyecekleri hiç bozulmamış, ancak eşeği çürümüş sadece kemikleri kalmıştır, yıkık kasaba da imar edilmiştir. Uyandığı ilk anda, bir gün kadar veya daha az bir zaman uyuduğunu zanneder. Yiyeceklerine bakınca gerçekten böyle olduğunu sanır. Eşeğine bakınca durumu anlar. Allah, Uzeyr'in gözü önünde eşeğini diriltir. Böylece Allah'ın kudret ve azametini çıplak gözle müşahede eder. Hz. İbrahim ile münakaşa edenin ise Nemrut olduğu söylenir. Bazı müfessirler bu kıssanın Hz. İbrahim Mısır'a gittiği zaman vuku bulduğunu, "hayat veren ve öldüren benim" diyenin Firavun olduğunu söylemişlerdir. Burada mühim olan Hz. İbrahim'e verilen mucizedir ki Kur'an'da ona sözle hasmı mağlup etmek manasına gelen "hüccet" denmiştir. Hz. İbrahim bu hüccet ile hasımlarını yenmeyi başarmıştır.} ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻤُﺮَﺑِّﺎَﺭِﻧ۪ﻰ ﻛَﻴْﻒَ ﺗُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻭَﻟَﻢْ ﺗُﻮْۭﻣِﻦْۜ ﻗَﺎﻝَ ﺑَﻠٰﻰ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻟِﻴَﻄْﻤَﺌِﻦَّ ﻗَﻠْﺒ۪ﻰۜ ﻗَﺎﻝَ ﻓَﺨُﺬْ ﺍَﺭْﺑَﻌَﺔً ﻣِﻦَ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﻓَﺼُﺮْﻫُﻦَّ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺛُﻢَّ ﺍﺟْﻌَﻞْ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺟَﺒَﻞٍ ﻣِﻨْﻬُﻦَّ ﺟُﺰْﺀًﺍ ﺛُﻢَّ ﺍﺩْﻋُﻬُﻦَّ ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻨَﻚَ ﺳَﻌْﻴًﺎۜ ﻭَﺍﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ۟﴾٢٦٠﴿ 260- İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu. {Hz. İbrahim ölen bir canlının yeniden nasıl dirileceğini merak etmiş ve bunun kendisine gösterilmesini Rabbinden istemiştir. Allah Teâlâ ona, âyette geçtiği gibi maddi bir örnekle cevap vermiş, dirilişin mahiyetini izah etmemiştir. Çünkü insanın bilgi kapasitesi, dirilme, canlanma olayını kavramaya elverişli değildir. Bundan önceki âyetlerde de geçtiği gibi peygamberlere verilen bu örnekler birer mucizedir. Mühim olan, Allah'ın bütün canlıları, özellikle insanı mutlaka diriltip hesaba çekeceğine kesinlikle iman etmektir.} ﻣَﺜَﻞُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻜَﻤَﺜَﻞِ ﺣَﺒَّﺔٍ ﺍَﻧْﺒَﺘَﺖْ ﺳَﺒْﻊَ ﺳَﻨَﺎﺑِﻞَ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺳُﻨْﺒُﻠَﺔٍ ﻣِﺎﺋَﺔُ ﺣَﺒَّﺔٍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴُﻀَﺎﻋِﻒُ ﻟِﻤَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺍﺳِﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٦١﴿ 261- Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﺜُﻢَّ ﻻﺎ ﻳُﺘْﺒِﻌُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﻔَﻘُﻮﺍ ﻣَﻨًّﺎ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﺫًﻯۙ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﺟْﺮُﻫُﻢْ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻬِﻤْۚﻮَﻻﺎ ﺧَﻮْﻑٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ﴾٢٦٢﴿ 262- Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir. ﻗَﻮْﻝٌ ﻣَﻌْﺮُﻭﻑٌ ﻭَﻣَﻐْﻔِﺮَﺓٌ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻦْ ﺻَﺪَﻗَﺔٍ ﻳَﺘْﺒَﻌُﻬَٓﺎ ﺍَﺫًﻯۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻨِﻰٌّ ﺣَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٦٣﴿ 263- Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗُﺒْﻄِﻠُﻮﺍ ﺻَﺪَﻗَﺎﺗِﻜُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻤَﻦِّ ﻭَﺍﻻﺎَﺫٰﻯۙ ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﻨْﻔِﻖُ ﻣَﺎﻟَﻪُ ﺭِﺋَٓﺎﺀَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِۜ ﻓَﻤَﺜَﻠُﻪُ ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺻَﻔْﻮَﺍﻥٍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺗُﺮَﺍﺏٌ ﻓَﺎَﺻَﺎﺑَﻪُ ﻭَﺍﺑِﻞٌ ﻓَﺘَﺮَﻛَﻪُ ﺻَﻠْﺪًﺍۜ ﻻﺎ ﻳَﻘْﺪِﺭُﻭﻥَ ﻋَﻠٰﻰ ﺷَﻰْﺀٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻛَﺴَﺒُﻮﺍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٦٤﴿ 264- Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez. {261-274. âyetlerde hayır yapma teşvik edilmiş, ancak hayır yaparken kalp kırılmaması, fakirin küçümsenmemesi, eziyet edilmemesi ve yapılan iyiliğin başa kakılmaması, gösterişten kaçınılması emredilmiştir. Aksi halde yapılan hayırdan fayda ve sevap yerine karşılık olarak günah ve azap gelir.} ﻭَﻣَﺜَﻞُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢُ ﺍﺑْﺘِﻐَٓﺎﺀَ ﻣَﺮْﺿَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺗَﺜْﺒ۪ﻴﺘًﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺟَﻨَّﺔٍ ﺑِﺮَﺑْﻮَﺓٍ ﺍَﺻَﺎﺑَﻬَﺎ ﻭَﺍﺑِﻞٌ ﻓَﺎٰﺗَﺖْ ﺍُﻛُﻠَﻬَﺎ ﺿِﻌْﻔَﻴْﻦِۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳُﺼِﺒْﻬَﺎ ﻭَﺍﺑِﻞٌ ﻓَﻄَﻠٌّۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮٌ﴾٢٦٥﴿ 265- Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir. ﺍَﻳَﻮَﺩُّ ﺍَﺣَﺪُﻛُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﻜُﻮﻥَ ﻟَﻪُ ﺟَﻨَّﺔٌ ﻣِﻦْ ﻧَﺨ۪ﻴﻞٍ ﻭَﺍَﻋْﻨَﺎﺏٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُۙ ﻟَﻪُ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺍﺕِۙ ﻭَﺍَﺻَﺎﺑَﻪُ ﺍﻟْﻜِﺒَﺮُ ﻭَﻟَﻪُ ﺫُﺭِّﻳَّﺔٌ ﺿُﻌَﻔَٓﺎﺀُۖ ﻓَﺎَﺻَﺎﺑَﻬَٓﺎ ﺍِﻋْﺼَﺎﺭٌ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻧَﺎﺭٌ ﻓَﺎﺣْﺘَﺮَﻗَﺖْۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺒَﻴِّﻨُﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢُ ﺍﻻﺎٰﻳَﺎﺕِ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥَ۟﴾٢٦٦﴿ 266- Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez.) İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size âyetleri açıklar. {Bu âyette verilen örnek son derece ilginçtir. Zira insanın dünya hayatında daima karşılaşması beklenen durumları dile getirmektedir. Kişinin dünyada elde ettiği mevki, makam, zenginlik gibi değerlerin aslında hiçbir garantisi yoktur. Nice saltanatlar, devletler yıkılmakta, zenginler fakir düşmekte, iç savaşlar ve ihtilâller sebebiyle beklenmedik olaylar cereyan etmektedir. Halbuki bu olaylar meydana gelmeden önce insanlar neler temenni ediyorlar, ne düşler kuruyorlardı. İşte her şeye rağmen insanı teselli edecek tek çare Allah'a iman ve ona dayanmaktır.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻧْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻃَﻴِّﺒَﺎﺕِ ﻣَﺎ ﻛَﺴَﺒْﺘُﻢْ ﻭَﻣِﻤَّٓﺎ ﺍَﺧْﺮَﺟْﻨَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۖ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻴَﻤَّﻤُﻮﺍ ﺍﻟْﺨَﺒ۪ﻴﺚَ ﻣِﻨْﻪُ ﺗُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﻭَﻟَﺴْﺘُﻢْ ﺑِﺎٰﺧِﺬ۪ﻳﻪِ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗُﻐْﻤِﻀُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻨِﻰٌّ ﺣَﻤ۪ﻴﺪٌ﴾٢٦٧﴿ 267- Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır. ﺍَﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﻳَﻌِﺪُﻛُﻢُ ﺍﻟْﻔَﻘْﺮَ ﻭَﻳَﺎْﻣُﺮُﻛُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻔَﺤْﺸَٓﺎﺀِۚﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌِﺪُﻛُﻢْ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓً ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﻓَﻀْﻼﺎۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺍﺳِﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌۚ﴾٢٦٨﴿ 268- Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vâdeder. Allah herşeyi ihata eden ve herşeyi bilendir. ﻳُﻮْۭﺗِﻰ ﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﻮْۭﺕَ ﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ﻓَﻘَﺪْ ﺍُﻭ۫ﺗِﻰَ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍۜ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺬَّﻛَّﺮُ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺍﻻﺎَﻟْﺒَﺎﺏِ﴾٢٦٩﴿ 269- Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar. {Derin ve yararlı bilgiye hikmet denir. Allah'ın kendisine hikmet verdiği kimseler öncelikle peygamberler, ilmiyle amel eden âlimlerdir. Bilgili olmanın en çok değer verilen tarafı, insanlığa yararlı olmaktır. Peygamberimiz bir hadisinde: "Yararlı bilgi isteyin, yararsız bilgiden Allah'a sığının" buyurmuştur. Doğruluk, adalet, ihlâs, sevgi, saygı, ağırbaşlılık, başkalarına faydalı olmak, cömertlik, âlicenaplık gibi yüksek vasıfları taşıyan kimseler de hikmet ehlinden sayılır. İslâm'a tam olarak inanan, Kur'an'ın emirlerini öğrenip noksansız uygulamak için çaba sarfeden, tüm kötülüklerden uzak duran kimse hikmet sahibidir ve kendisine büyük hayır verilmiştir.} ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﻔَﻘْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧَﻔَﻘَﺔٍ ﺍَﻭْ ﻧَﺬَﺭْﺗُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧَﺬْﺭٍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻌْﻠَﻤُﻪُۜ ﻭَﻣَﺎ ﻟِﻠﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﺼَﺎﺭٍ﴾٢٧٠﴿ 270- Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak Allah bilir. Zalimler için hiç yardımcı yoktur. ﺍِﻥْ ﺗُﺒْﺪُﻭﺍ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺕِ ﻓَﻨِﻌِﻤَّﺎ ﻫِﻰَۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗُﺨْﻔُﻮﻫَﺎ ﻭَﺗُﻮْۭﺗُﻮﻫَﺎ ﺍﻟْﻔُﻘَﺮَٓﺍﺀَ ﻓَﻬُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْۜ ﻭَﻳُﻜَﻔِّﺮُ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺗِﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺧَﺒ۪ﻴﺮٌ﴾٢٧١﴿ 271- Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir. {Zekâta aynı zamanda sadaka denmesinin iki sebebi vardır: Birincisi, malın temizlenip artması, ikincisi de imanda sadakat ve kemâle delâlet etmesidir. Zekât olsun sadaka olsun, yapılan hayırların gizli yapılması, aşikâr yapılmasından üstün sayılmıştır, zira gizlice yapılan hayırlar riya ve gösterişten uzak olması sebebiyle hem Allah'ın rızasına daha uygundur, hem de insan haysiyet ve şerefini muhafaza bakımından daha faydalıdır.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻫُﺪٰﻳﻬُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻬْﺪ۪ﻯ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻭَﻣَﺎ ﺗُﻨْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻓَـﻻﺎَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْۜ ﻭَﻣَﺎ ﺗُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎﺍﺑْﺘِﻐَٓﺎﺀَ ﻭَﺟْﻬِﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﻣَﺎ ﺗُﻨْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻳُﻮَﻑَّ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎ ﺗُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٧٢﴿ 272- (Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lâkin Allah dilediğini doğru yola iletir. Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah'ın rızasını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa, karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. ﻟِﻠْﻔُﻘَﺮَٓﺍﺀِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﺣْﺼِﺮُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻼﺎ ﻳَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻌُﻮﻥَ ﺿَﺮْﺑًﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۘ ﻳَﺤْﺴَﺒُﻬُﻢُ ﺍﻟْﺠَﺎﻫِﻞُ ﺍَﻏْﻨِﻴَٓﺎﺀَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺘَّﻌَﻔُّﻒِۚ ﺗَﻌْﺮِﻓُﻬُﻢْ ﺑِﺴ۪ﻴﻤٰﻴﻬُﻢْۚ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻥَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﺍِﻟْﺤَﺎﻓًﺎۜ ﻭَﻣَﺎ ﺗُﻨْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻪ۪ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ۟﴾٢٧٣﴿ 273- (Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir. {Bu âyette anılan fakirler hayatlarını Allah yolunda savaşa adayan mücahitler ile ilim yolcularıdır. Bunlar, bu kudsî meşguliyetleri dolayısiyle kazanca yönelme imkânından mahrumdurlar. Maddi yardımların bilhassa bunlara yapılması, cihadı ve ilmi teşvik edecektir.} ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟَّﻴْﻞِ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِ ﺳِﺮًّﺍ ﻭَﻋَﻼﺎﻧِﻴَﺔً ﻓَﻠَﻬُﻢْ ﺍَﺟْﺮُﻫُﻢْ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻬِﻤْۚﻮَﻻﺎ ﺧَﻮْﻑٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ﴾٢٧٤﴿ 274- Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya, onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler. {273-274. âyetlerde teşvik edilen hayırlardan birinci derecede murat edilen zekâttır. Zira İslâm'ın emrettiği şekilde, zekât noksansız verilirse fakirlik yok denecek kadar azalır. Ancak zekâtın sarf yerleri belli ve sayılı olduğundan zekât sarfedilmeyen yerlere de zekâtın dışında hayır yapılır. Vakıflar bunlardan biridir.} ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﺍﻟﺮِّﺑٰﻮﺍ ﻻﺎ ﻳَﻘُﻮﻣُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻛَﻤَﺎ ﻳَﻘُﻮﻡُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﺘَﺨَﺒَّﻄُﻪُ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﺲِّۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﻤَﺎﺍﻟْﺒَﻴْﻊُ ﻣِﺜْﻞُ ﺍﻟﺮِّﺑٰﻮﺍۢ ﻭَﺍَﺣَﻼَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﺒَﻴْﻊَ ﻭَﺣَﺮَّﻡَ ﺍﻟﺮِّﺑٰﻮﺍۜ ﻓَﻤَﻦْ ﺟَٓﺎﺀَﻩُ ﻣَﻮْﻋِﻈَﺔٌ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬ۪ﻔَﺎﻧْﺘَﻬٰﻰ ﻓَﻠَﻪُ ﻣَﺎ ﺳَﻠَﻒَۜ ﻭَﺍَﻣْﺮُﻩُٓ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﻣَﻦْ ﻋَﺎﺩَ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۚ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ﴾٢٧٥﴿ 275- Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. ﻳَﻤْﺤَﻘُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟﺮِّﺑٰﻮﺍ ﻭَﻳُﺮْﺑِﻰ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺗِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﻛُﻞَّ ﻛَﻔَّﺎﺭٍ ﺍَﺛ۪ﻴﻢٍ﴾٢٧٦﴿ 276- Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. {Faiz yasağı İslâm'ın kesin hükümleri arasındadır ve her çeşidi ile faiz haramdır. Ferdî ve içtimaî zaruret halleri müstesna olmakla beraber bunlar devamlı değildir. İslâm'ın iktisadî, içtimaî, ahlâkî... nizamı bir bütün halinde işletildiği zaman faize zaruret hasıl olmaz. İslâm ekonomisi sermaye birikimini teşvik için faizi değil, ortaklık usulünü ileri sürmüştür. Bu usulde sermaye faizsiz olacağı için maliyet ve enflasyon problemi ortadan kalkacak, mülkiyete iştirak tabana doğru yaygınlaşacak, ekonomik ve sosyal farklılaşma asgari seviyeye inecek; sermayeye, yatırımlara ve ticarete kötü gözle bakılmayacaktır. Para bir değişim vasıtasıdır. Onu, alınıp satılan mal haline getirmek ve rizikoya girmeden gelir sağlamak tatlı fakat zehirli yiyeceklerle beslenmeye benzer, tesirini gösterince çok defa iş işten geçmiş olur.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ ﻭَﺍَﻗَﺎﻣُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﺗَﻮُﺍ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﺟْﺮُﻫُﻢْ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻬِﻤْۚﻮَﻻﺎ ﺧَﻮْﻑٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ﴾٢٧٧﴿ 277- İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺫَﺭُﻭﺍ ﻣَﺎ ﺑَﻘِﻰَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮِّﺑٰٓﻮﺍ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٢٧٨﴿ 278- Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin. ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻓَﺎْﺫَﻧُﻮﺍ ﺑِﺤَﺮْﺏٍ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗُﺒْﺘُﻢْ ﻓَﻠَﻜُﻢْ ﺭُﻭُۭ۫ﺱُ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟِﻜُﻢْۚ ﻻﺎ ﺗَﻈْﻠِﻤُﻮﻥَ ﻭَﻻﺎ ﺗُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٧٩﴿ 279- Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Resûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. ﻭَﺍِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﺫُﻭ ﻋُﺴْﺮَﺓٍ ﻓَﻨَﻈِﺮَﺓٌ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَﻴْﺴَﺮَﺓٍۜ ﻭَﺍَﻥْ ﺗَﺼَﺪَّﻗُﻮﺍ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٨٠﴿ 280- Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya (veya zekâta) saymak sizin için daha hayırlıdır. ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺜُﻢَّ ﺗُﻮَﻓّٰﻰ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﻣَﺎ ﻛَﺴَﺒَﺖْ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ۟﴾٢٨١﴿ 281- Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının. ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﺗَﺪَﺍﻳَﻨْﺘُﻢْ ﺑِﺪَﻳْﻦٍ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺟَﻞٍ ﻣُﺴَﻤًّﻰ ﻓَﺎﻛْﺘُﺒُﻮﻩُۜ ﻭَﻟْﻴَﻜْﺘُﺐْ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﻛَﺎﺗِﺐٌ ﺑِﺎﻟْﻌَﺪْﻝِۖ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺎْﺏَ ﻛَﺎﺗِﺐٌ ﺍَﻥْ ﻳَﻜْﺘُﺐَ ﻛَﻤَﺎ ﻋَﻠَّﻤَﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُﻔَﻠْﻴَﻜْﺘُﺐْۚ ﻭَﻟْﻴُﻤْﻠِﻞِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻭَﻟْﻴَﺘَّﻘِﺎﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﺑَّﻬُﻮَﻻﺎ ﻳَﺒْﺨَﺲْ ﻣِﻨْﻪُ ﺷَﻴْﺌًﺎۜ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﺳَﻔ۪ﻴﻬًﺎ ﺍَﻭْ ﺿَﻌ۪ﻴﻔًﺎ ﺍَﻭْ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻊُ ﺍَﻥْ ﻳُﻤِﻞَّ ﻫُﻮَ ﻓَﻠْﻴُﻤْﻠِﻞْ ﻭَﻟِﻴُّﻪُ ﺑِﺎﻟْﻌَﺪْﻝِۜ ﻭَﺍﺳْﺘَﺸْﻬِﺪُﻭﺍ ﺷَﻬ۪ﻴﺪَﻳْﻦِ ﻣِﻦْ ﺭِﺟَﺎﻟِﻜُﻢْۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻮﻧَﺎ ﺭَﺟُﻠَﻴْﻦِ ﻓَﺮَﺟُﻞٌ ﻭَﺍﻣْﺮَﺍَﺗَﺎﻥِ ﻣِﻤَّﻦْ ﺗَﺮْﺿَﻮْﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸُّﻬَﺪَٓﺍﺀِ ﺍَﻥْ ﺗَﻀِﻞَّ ﺍِﺣْﺪٰﻳﻬُﻤَﺎ ﻓَﺘُﺬَﻛِّﺮَ ﺍِﺣْﺪٰﻳﻬُﻤَﺎ ﺍﻻﺎُﺧْﺮٰﻯۜ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺎْﺏَ ﺍﻟﺸُّﻬَﺪَٓﺍﺀُ ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺎ ﺩُﻋُﻮﺍۜ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺴْﺌَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻥْ ﺗَﻜْﺘُﺒُﻮﻩُ ﺻَﻐ۪ﻴﺮًﺍ ﺍَﻭْ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺟَﻠِﻪ۪ۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﺍَﻗْﺴَﻂُ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍَﻗْﻮَﻡُ ﻟِﻠﺸَّﻬَﺎﺩَﺓِ ﻭَﺍَﺩْﻧٰٓﻰ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﺮْﺗَﺎﺑُٓﻮﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﻜُﻮﻥَ ﺗِﺠَﺎﺭَﺓً ﺣَﺎﺿِﺮَﺓً ﺗُﺪ۪ﻳﺮُﻭﻧَﻬَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﻓَﻠَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺟُﻨَﺎﺡٌ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻜْﺘُﺒُﻮﻫَﺎۜ ﻭَﺍَﺷْﻬِﺪُٓﻭﺍ ﺍِﺫَﺍ ﺗَﺒَﺎﻳَﻌْﺘُﻢْۖ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻀَٓﺎﺭَّ ﻛَﺎﺗِﺐٌ ﻭَﻻﺎ ﺷَﻬ۪ﻴﺪٌۜ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻓَﺎِﻧَّﻪُ ﻓُﺴُﻮﻕٌ ﺑِﻜُﻢْۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﻮَﻳُﻌَﻠِّﻤُﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻪُۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٨٢﴿ 282- Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın. Hiçbir kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın; (her şeyi olduğu gibi) yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın. Şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun). Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır. Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. (Genellikle) alış-veriş yaptığınızda şahit tutun. Ne yazan, ne de şahit zarara uğratılsın. Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir. Allah'tan korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor. Allah her şeyi bilmektedir. {Kur'an-ı Kerim, bu en uzun âyeti ile noterlik müessesesinin esaslarını koymuş, müslümanlarda bu tavsiyeyi genellikle uygulamışlardır. İslâm'ın titizlikle üzerinde durduğu prensiplerden biri de hakkın korunmasıdır. Alacak ve borcun korunması, îfası gereken haklardandır. Hakkın icrâ ve îfası, onun bilinmesine, gerektiğinde isbat edilebilmesine bağlıdır. Gerek yazma ve yazdırma ve gerekse şahit tutma, isbat için hâla kullanılan en geçerli vasıtalardandır. İslâm kadını, tabiat ve fıtratına uygun bir eğitim gördüğü, hayâsı ve duyguları daha güçlü, daha müessir olduğu için şahitlik gibi resmi ve ammeye açık konularda, hemcinsiyle takviye edilmesi uygun görülmüştür. "İşin yoksa şahit, paran çoksa kefil ol" şeklindeki meşhur söz, İslâm'ın getirdiği kardeşlik ve dayanışma ruhunun söndüğü, ahlâkın zayıfladığı devirlere aittir. Kur'an, müminleri, işleri olsa da şahitlik etmeye çağırmış, böylece hakların korunması görevine katılmalarını istemiştir. "Hak" yücedir, hiçbir şey onun üzerine çıkarılamaz.} ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻔَﺮٍ ﻭَﻟَﻢْ ﺗَﺠِﺪُﻭﺍ ﻛَﺎﺗِﺒًﺎ ﻓَﺮِﻫَﺎﻥٌ ﻣَﻘْﺒُﻮﺿَﺔٌۜ ﻓَﺎِﻥْ ﺍَﻣِﻦَ ﺑَﻌْﻀُﻜُﻢْ ﺑَﻌْﻀًﺎ ﻓَﻠْﻴُﻮَۭﺩِّ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍﻭْۭﺗُﻤِﻦَ ﺍَﻣَﺎﻧَﺘَﻪُ ﻭَﻟْﻴَﺘَّﻘِﺎﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﺑَّﻬُۜﻮَﻻﺎ ﺗَﻜْﺘُﻤُﻮﺍ ﺍﻟﺸَّﻬَﺎﺩَﺓَۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻜْﺘُﻤْﻬَﺎ ﻓَﺎِﻧَّﻪُٓ ﺍٰﺛِﻢٌ ﻗَﻠْﺒُﻬُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ۟﴾٢٨٣﴿ 283- Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin de yeterlidir. Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği, bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdır. Allah yapmakta olduklarınızı bilir. ﻟِﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﻭَﺍِﻥْ ﺗُﺒْﺪُﻭﺍ ﻣَﺎ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﺍَﻭْ ﺗُﺨْﻔُﻮﻩُ ﻳُﺤَﺎﺳِﺒْﻜُﻢْ ﺑِﻬِﺎﻟﻠّٰﻬُۜﻔَﻴَﻐْﻔِﺮُ ﻟِﻤَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﻳُﻌَﺬِّﺏُ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٢٨٤﴿ 284- Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir. ﺍٰﻣَﻦَ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬ۪ﻮَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَۜ ﻛُﻞٌّ ﺍٰﻣَﻨَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَﻠٰٓﺌِﻜَﺘِﻪ۪ ﻭَﻛُﺘُﺒِﻪ۪ ﻭَﺭُﺳُﻠِﻪ۪ۜ ﻻﺎ ﻧُﻔَﺮِّﻕُ ﺑَﻴْﻦَ ﺍَﺣَﺪٍ ﻣِﻦْ ﺭُﺳُﻠِﻪ۪۠ ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ ﻏُﻔْﺮَﺍﻧَﻜَﺮَﺑَّﻨَﺎﻭَﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻤَﺼ۪ﻴﺮُ﴾٢٨٥﴿ 285- Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler. {Bu sûrenin 253. âyetinde de ifade buyurulduğu üzere, peygamberlerin Allah katında derece farkları bulunmakla birlikte, burada müminlerin görevinin ayırım yapmadan bütün peygamberlere iman etmek olduğuna işaret edilmiştir.} ﻻﺎ ﻳُﻜَﻠِّﻔُﺎﻟﻠّٰﻬُﻨَﻔْﺴًﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻭُﺳْﻌَﻬَﺎۜ ﻟَﻬَﺎ ﻣَﺎ ﻛَﺴَﺒَﺖْ ﻭَﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻣَﺎﺍﻛْﺘَﺴَﺒَﺘْۜﺮَﺑَّﻨَﺎﻻﺎ ﺗُﻮَۭﺍﺧِﺬْﻧَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻧَﺴ۪ﻴﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺍَﺧْﻄَﺎْﻧَﺎۚﺭَﺑَّﻨَﺎﻭَﻻﺎ ﺗَﺤْﻤِﻞْ ﻋَﻠَﻴْﻨَٓﺎ ﺍِﺻْﺮًﺍ ﻛَﻤَﺎ ﺣَﻤَﻠْﺘَﻪُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻨَﺎۚﺭَﺑَّﻨَﺎﻭَﻻﺎ ﺗُﺤَﻤِّﻠْﻨَﺎ ﻣَﺎ ﻻﺎ ﻃَﺎﻗَﺔَ ﻟَﻨَﺎ ﺑِﻪ۪ۚ ﻭَﺍﻋْﻒُ ﻋَﻨَّﺎ۠ ﻭَﺍﻏْﻔِﺮْ ﻟَﻨَﺎ۠ ﻭَﺍﺭْﺣَﻤْﻨَﺎ۠ ﺍَﻧْﺖَ ﻣَﻮْﻟٰﻴﻨَﺎ ﻓَﺎﻧْﺼُﺮْﻧَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٨٦﴿ 286- Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et! {Bakara sûresi'nin son iki âyetini oluşturan ve "Âmenerresûlü" diye anılan bu mübarek âyetler, ilâhî emirler karşısında mutlak itaate yönelen müminlerin inançlarındaki sadakatlerini ifade etmektedir. Ayrıca bir önceki âyette geçen "İçinizdekileri açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi hesaba çekecektir" haberiyle endişeye kapılan müminlere bu âyetlerle kolaylık bahşedilmiş, mükellefiyetler hafifletilmiştir. Böylece Allah'a tam itaat ve iltica meyvelerini verirken yersiz kuşkular da bertaraf edilmiştir. Mirac gecesinde Peygamberimize vasıtasız şekilde vahyolunan bu âyetler, Resûlullah'ın hadislerinde övülmüş, her zaman ve özellikle yatmadan önce okunması tavsiye edilmiştir. Bir hadiste de: "Bu âyetlerin geceleyin yatmadan önce okunması kişiye yeter" denilmiştir.}