Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

3-Âl-i İmran

Kur'an-ı Kerim Meali · s.49

٣ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍٰﻝِ ﻋِﻤْﺮٰﻥَ {Medine'de nâzil olmuştur. İki yüz âyettir. 34-37. âyetlerde Hz. Meryem'in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden söz edildiği için sûre bu adı almıştır.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﺍﻟٓﻢٓۚ﴾١﴿ 1- Elif. Lâm. Mîm. {Sûre başlarındaki bu nevi harfler hakkında bilgi için bak. Bakara 2/1.} ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻼٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَۙ ﺍﻟْﺤَﻰُّ ﺍﻟْﻘَﻴُّﻮﻡُۙ﴾٢﴿ 2- Hayy ve kayyûm olan Allah'tan başka ilâh yoktur. {"Hayy ve kayyûm" sıfatlarının manaları için bak. Bakara 2/255.} ﻧَﺰَّﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔَ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞَۙ﴾٣﴿ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥَۜ ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺷَﺪ۪ﻳﺪٌۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺫُﻭﺍﻧْﺘِﻘَﺎﻡٍ﴾٤﴿ 3- 4- (Resûlüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Bilinmeli ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir. {"Furkan", hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan ve iyiyi kötüden ayırdeden hükümler demek olup Kur'an-ı Kerim'in isimlerindendir.} ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﺨْﻔٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺷَﻰْﺀٌ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻻﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِۜ﴾٥﴿ 5- Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﺼَﻮِّﺭُﻛُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺣَﺎﻡِ ﻛَﻴْﻒَ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻻٓﺎﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ﴾٦﴿ 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir. ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻣِﻨْﻪُ ﺍٰﻳَﺎﺕٌ ﻣُﺤْﻜَﻤَﺎﺕٌ ﻫُﻦَّ ﺍُﻡُّ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﺍُﺧَﺮُ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬَﺎﺕٌۜ ﻓَﺎَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﺯَﻳْﻎٌ ﻓَﻴَﺘَّﺒِﻌُﻮﻥَ ﻣَﺎ ﺗَﺸَﺎﺑَﻪَ ﻣِﻨْﻪُ ﺍﺑْﺘِﻐَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔِ ﻭَﺍﺑْﺘِﻐَٓﺎﺀَ ﺗَﺎْﻭ۪ﻳﻠِﻪ۪ۚ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺗَﺎْﻭ۪ﻳﻠَﻪُٓ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُۢﻮَﺍﻟﺮَّﺍﺳِﺨُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﺑِﻪ۪ۙ ﻛُﻞٌّ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﺭَﺑِّﻨَﺎۚﻭَﻣَﺎ ﻳَﺬَّﻛَّﺮُﺍِﻻَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺍﻻﺎَﻟْﺒَﺎﺏِ﴾٧﴿ 7- Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. {Bazıları "ve'r-râsihûne" kelimesinin başındaki "vav" harfini bağlaç kabul etmişlerdir ki, bu takdirde mana şöyle olmaktadır: "Halbuki onun tevilini ancak Allah ve ilimde yüksek pâyeye erişenler bilir." Bu anlayışa göre Kur'an'daki müteşâbih âyetlerin manaları, zaman içinde ilmin gelişmesi ile çözülecektir. Muhkem ve müteşâbih, birer terim olup, "muhkem âyet", manası açık seçik anlaşılan ve tereddüde yol açmayan âyet demektir. "Müteşâbih" ise, muhkemin zıddıdır ve manası tam olarak anlaşılması mümkün görülmeyen âyeti ifade eder.} ﺭَﺑَّﻨَﺎﻻﺎﺗُﺰِﻍْ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺫْ ﻫَﺪَﻳْﺘَﻨَﺎ ﻭَﻫَﺐْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻧْﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔًۚ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻮَﻫَّﺎﺏُ﴾٨﴿ 8- (Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin. ﺭَﺑَّﻨَٓﺎﺍِﻧَّﻚَ ﺟَﺎﻣِﻊُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻟِﻴَﻮْﻡٍ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳُﺨْﻠِﻒُ ﺍﻟْﻤ۪ﻴﻌَﺎﺩَ۟﴾٩﴿ 9- Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻟَﻦْ ﺗُﻐْﻨِﻰَ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟُﻬُﻢْ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﻭْﻻﺎﺩُﻫُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺸَﻴْﺌًﺎۜ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢْ ﻭَﻗُﻮﺩُ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۙ﴾١٠﴿ 10- Bilinmelidir ki inkâr edenlerin ne malları ne de evlâtları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır. ﻛَﺪَﺍْﺏِ ﺍٰﻝِ ﻓِﺮْﻋَﻮْﻥَۙ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْۜ ﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎۚ ﻓَﺎَﺧَﺬَﻫُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﺬُﻧُﻮﺑِﻬِﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ﴾١١﴿ 11- (Onların yolu) Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer. Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok şiddetlidir. ﻗُﻞْ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺳَﺘُﻐْﻠَﺒُﻮﻥَ ﻭَﺗُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ ﺍِﻟٰﻰ ﺟَﻬَﻨَّﻢَۜ ﻭَﺑِﺌْﺲَ ﺍﻟْﻤِﻬَﺎﺩُ﴾١٢﴿ 12- (Resûlüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir! {Bu âyet, müşriklerin veya bir başka rivayete göre yahudilerin, yakında müslümanlar karşısında yenik düşeceklerini Hz. Peygamber'e müjdelemektedir. Nitekim Kur'an'ın bu mucize haberi gerçekleşmiş ve gerek müşrikler, gerekse yahudiler karşısında zafer müslümanların olmuştur.} ﻗَﺪْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﺍٰﻳَﺔٌ ﻓ۪ﻰ ﻓِﺌَﺘَﻴْﻦِ ﺍﻟْﺘَﻘَﺘَﺎۜ ﻓِﺌَﺔٌ ﺗُﻘَﺎﺗِﻞُ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍُﺧْﺮٰﻯ ﻛَﺎﻓِﺮَﺓٌ ﻳَﺮَﻭْﻧَﻬُﻢْ ﻣِﺜْﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺭَﺍْﻯَ ﺍﻟْﻌَﻴْﻨِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴُﻮَۭﻳِّﺪُ ﺑِﻨَﺼْﺮِﻩ۪ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻟَﻌِﺒْﺮَﺓً ﻻﺎُﻭ۬ﻟِﻰ ﺍﻻﺎَﺑْﺼَﺎﺭِ﴾١٣﴿ 13- (Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardır. Biri Allah yolunda çarpışan bir gurup, diğeri ise bunları apaçık kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup. Allah dilediğini yardımı ile destekler. Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır. ﺯُﻳِّﻦَ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﺣُﺐُّ ﺍﻟﺸَّﻬَﻮَﺍﺕِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻟْﺒَﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻘَﻨَﺎﻃ۪ﻴﺮِ ﺍﻟْﻤُﻘَﻨْﻄَﺮَﺓِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺬَّﻫَﺐِ ﻭَﺍﻟْﻔِﻀَّﺔِ ﻭَﺍﻟْﺨَﻴْﻞِ ﺍﻟْﻤُﺴَﻮَّﻣَﺔِ ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﻭَﺍﻟْﺤَﺮْﺙِۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻣَﺘَﺎﻉُ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎۚﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌِﻨْﺪَﻩُ ﺣُﺴْﻦُ ﺍﻟْﻤَﺎٰﺏِ﴾١٤﴿ 14- Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺖ ﻗُﻞْ ﺍَﻭُۭ۬ﻧَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﺨَﻴْﺮٍ ﻣِﻦْ ﺫٰﻟِﻜُﻢْۜ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻬِﻤْﺠَﻨَّﺎﺕٌ ﺗَﺠْﺮ۪ﻱ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَﺍَﺯْﻭَﺍﺝٌ ﻣُﻄَﻬَّﺮَﺓٌ ﻭَﺭِﺿْﻮَﺍﻥٌ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒَﺼ۪ﻴﺮٌ ﺑِﺎﻟْﻌِﺒَﺎﺩِۚ﴾١٥﴿ 15- (Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür. {14. âyette sayılan dünya nimetleri ve dünya güzelliğinin, insana sevdirildiği ifade edilmiştir. Bu davranış tabiîdir, dünyevîdir. Esasen insanoğlu nefsini ve neslini devam ettirebilmek için bu nimetlerden belli ölçüde istifade etmek zorundadır. Ancak insan bunlara kul köle olmamalıdır. 15. âyette bunlardan daha güzeli gösterilmiştir, çünkü öncekiler ne kadar güzel olursa olsun geçicidir, ikinciler ise devamlıdır.} ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻧَﺮَﺑَّﻨَٓﺎﺍِﻧَّﻨَٓﺎ ﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﻓَﺎﻏْﻔِﺮْ ﻟَﻨَﺎ ﺫُﻧُﻮﺑَﻨَﺎ ﻭَﻗِﻨَﺎ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۚ﴾١٦﴿ 16- (Bu nimetler) "Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!" diyen; ﺍَﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻘَﺎﻧِﺘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﻔِﻘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻐْﻔِﺮ۪ﻳﻦَ ﺑِﺎﻻﺎَﺳْﺤَﺎﺭِ﴾١٧﴿ 17- Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah'tan bağış dileyenler (içindir). ﺷَﻬِﺪَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻧَّﻪُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَۙ ﻭَﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻗَٓﺎﺋِﻤًﺎ ﺑِﺎﻟْﻘِﺴْﻂِۜ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُۜ﴾١٨﴿ 18- Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur. ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦَ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡُ۠ ﻭَﻣَﺎ ﺍﺧْﺘَﻠَﻒَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺍِﻻَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻫُﻢُ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﺑَﻐْﻴًﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻜْﻔُﺮْ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﺮ۪ﻳﻊُ ﺍﻟْﺤِﺴَﺎﺏِ﴾١٩﴿ 19- Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur. {"Din" kelimesi, itaat ve ceza, millet ve şerîat manalarına gelir. Kur'an-ı Kerim'de din kelimesi değişik manalarda kullanılmıştır. Yukarıdaki âyette ise, kullar tarafından uyulması istenen ilâhî kanunun kastedildiği anlaşılmaktadır. "İslâm" kelimesine de şu manalar verilmektedir: İtaat etmek ve bağlanmak, selâmete kavuşmak, ibadette ihlâslı davranmak. Bu âyette "İslâm"dan, tek Allah inancına dayanan ve Hz. Muhammed (s.a.)in risaleti ile kemal noktasına ulaştırılmış bulunan ilâhî düsturların bütünü kastedilmektedir.} ﻓَﺎِﻥْ ﺣَٓﺎﺟُّﻮﻙَ ﻓَﻘُﻞْ ﺍَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻭَﺟْﻬِﻰَﻟِﻠّٰﻬِﻮَﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻌَﻦِۜ ﻭَﻗُﻞْ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻭَﺍﻻﺎُﻣِّﻴّ۪ﻦَ ﺀَﺍَﺳْﻠَﻤْﺘُﻢْۜ ﻓَﺎِﻥْ ﺍَﺳْﻠَﻤُﻮﺍ ﻓَﻘَﺪِ ﺍﻫْﺘَﺪَﻭْﺍۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﺒَﻼﺎﻏُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒَﺼ۪ﻴﺮٌ ﺑِﺎﻟْﻌِﺒَﺎﺩِ۟﴾٢٠﴿ 20- Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: "Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim." Ehl-i kitaba ve ümmîlere de: "Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?" de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir. {"Ümmî", lügatte okuma-yazması olmayan manasına gelmekte ise de tefsirler, bu âyette, kendilerine kitap verilmemiş olan Arap müşriklerinin kastedildiğini belirtmişlerdir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻳَﻘْﺘُﻠُﻮﻥَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﺣَﻖٍّۙ ﻭَﻳَﻘْﺘُﻠُﻮﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟْﻘِﺴْﻂِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِۙ ﻓَﺒَﺸِّﺮْﻫُﻢْ ﺑِﻌَﺬَﺍﺏٍ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٍ﴾٢١﴿ 21- Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adaleti emreden insanları öldürenler (yok mu), onlara acı bir azabı müjdele! ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺣَﺒِﻄَﺖْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۘ ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧَﺎﺻِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٢﴿ 22- İşte bunlar dünyada da ahirette de çabaları boşa giden kimselerdir. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur. ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﻧَﺼ۪ﻴﺒًﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻳُﺪْﻋَﻮْﻥَ ﺍِﻟٰﻰ ﻛِﺘَﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻠِﻴَﺤْﻜُﻢَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺛُﻢَّ ﻳَﺘَﻮَﻟّٰﻰ ﻓَﺮ۪ﻳﻖٌ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﻣُﻌْﺮِﺿُﻮﻥَ﴾٢٣﴿ 23- (Resûlüm!) Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri (yahudileri) görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için Allah'ın Kitab'ına çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor. ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﻦْ ﺗَﻤَﺴَّﻨَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺭُ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻳَّﺎﻣًﺎ ﻣَﻌْﺪُﻭﺩَﺍﺕٍۖ ﻭَﻏَﺮَّﻫُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺩ۪ﻳﻨِﻬِﻢْ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ﴾٢٤﴿ 24- Onların bu tutumları: Bize ateş, sadece sayılı günlerde dokunacaktır, demelerinin bir sonucudur. Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır. ﻓَﻜَﻴْﻒَ ﺍِﺫَﺍ ﺟَﻤَﻌْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻟِﻴَﻮْﻡٍ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻭَﻭُﻓِّﻴَﺖْ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﻣَﺎ ﻛَﺴَﺒَﺖْ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٥﴿ 25- Fakat, onları gelmesinde şüphe edilmeyen bir gün için topladığımız ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman halleri nice olur? ﻗُﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَّﻤَﺎﻟِﻚَ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚِ ﺗُﻮْۭﺗِﻰ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚَ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﺗَﻨْﺰِﻉُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚَ ﻣِﻤَّﻦْ ﺗَﺸَٓﺎﺀُۘ ﻭَﺗُﻌِﺰُّ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﺗُﺬِﻝُّ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَٓﺎﺀُۜ ﺑِﻴَﺪِﻙَ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮُۜ ﺍِﻧَّﻚَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٢٦﴿ 26- (Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin. ﺗُﻮﻟِﺞُ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِ ﻭَﺗُﻮﻟِﺞُ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ﻓِﻰ ﺍﻟَّﻴْﻞِۘ ﻭَﺗُﺨْﺮِﺝُ ﺍﻟْﺤَﻰَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻴِّﺖِ ﻭَﺗُﺨْﺮِﺝُ ﺍﻟْﻤَﻴِّﺖَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻰِّۘ ﻭَﺗَﺮْﺯُﻕُ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَٓﺎﺀُ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﺣِﺴَﺎﺏٍ﴾٢٧﴿ 27- Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin. {Bu âyette, gece ve gündüzün uzayıp kısalmasının, Allah'ın kudretine bir nişâne olduğu anlatılmaktadır.} ﻻﺎﻳَﺘَّﺨِﺬِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻔْﻌَﻞْ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓَﻠَﻴْﺲَ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻔ۪ﻰ ﺷَﻰْﺀٍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺗُﻘٰﻴﺔًۜ ﻭَﻳُﺤَﺬِّﺭُﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻨَﻔْﺴَﻪُۜ ﻭَﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤَﺼ۪ﻴﺮُ﴾٢٨﴿ 28- Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır. {Âyette yasaklanan dostluk, kâfirlere karşı gönülden bağlanma ve müminleri bırakıp onlara ilgi ve sevgi gösterme manasındaki dostluktur. Buna karşılık bir müslüman devletin -başka müslümanların aleyhine olmamak şartıyla- kâfirlerle barış imzalaması ve başka bir gayri müslim devlete karşı işbirliği yapması caizdir.} ﻗُﻞْ ﺍِﻥْ ﺗُﺨْﻔُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺻُﺪُﻭﺭِﻛُﻢْ ﺍَﻭْ ﺗُﺒْﺪُﻭﻩُ ﻳَﻌْﻠَﻤْﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُۜﻮَﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺿِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٢٩﴿ 29- De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir. {Müfessir Beyzâvî, bu âyeti tefsir ederken şöyle diyor: "Eğer kalplerinizde kâfirlere karşı bir sevgi ve dostluk meyli varsa, onu saklasanız da açığa vursanız da Allah bilir. Zira göklerde ve yerde olan her şeyi bilen Allah, elbette sizin gizlinizi de, aşikârınızı da bilir. Ayrıca O, kâfirlere dost olmanızı yasaklamasına rağmen, yine de siz bundan vazgeçmezseniz, sizi cezalandırmaya da kadirdir... Kısaca, O'nun muttali olmadığı ve cezalandırmaya gücünün yetmediği hiçbir kötülük ve isyan bulunmadığına göre, emrine âsi olmak cür'etini göstermeyin."} ﻳَﻮْﻡَ ﺗَﺠِﺪُ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﻣَﺎ ﻋَﻤِﻠَﺖْ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻣُﺤْﻀَﺮًﺍۚۛ ﻭَﻣَﺎ ﻋَﻤِﻠَﺖْ ﻣِﻦْ ﺳُٓﻮﺀٍۚۛ ﺗَﻮَﺩُّ ﻟَﻮْ ﺍَﻥَّ ﺑَﻴْﻨَﻬَﺎ ﻭَﺑَﻴْﻨَﻪُٓ ﺍَﻣَﺪًﺍ ﺑَﻌ۪ﻴﺪًﺍۜ ﻭَﻳُﺤَﺬِّﺭُﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻨَﻔْﺴَﻬُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺮَﻭُۭ۫ﻑٌ ﺑِﺎﻟْﻌِﺒَﺎﺩِ۟﴾٣٠﴿ 30- Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir. ﻗُﻞْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗُﺤِﺒُّﻮﻧَﺎﻟﻠّٰﻬَﻔَﺎﺗَّﺒِﻌُﻮﻧ۪ﻰ ﻳُﺤْﺒِﺒْﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻳَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻜُﻢْ ﺫُﻧُﻮﺑَﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٣١﴿ 31- (Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. ﻗُﻞْ ﺍَﻃ۪ﻴﻌُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝَۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٣٢﴿ 32- De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez. ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺎﺻْﻄَﻔٰٓﻰ ﺍٰﺩَﻡَ ﻭَﻧُﻮﺣًﺎ ﻭَﺍٰﻝَ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻭَﺍٰﻝَ ﻋِﻤْﺮٰﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَۙ﴾٣٣﴿ ﺫُﺭِّﻳَّﺔً ﺑَﻌْﻀُﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﻀٍۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌۚ﴾٣٤﴿ 33- 34- Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. Allah işiten ve bilendir. {İbrahim ve İmrân ailesinden maksat, müfessirlerin çoğunluğuna göre, onlardan sonra gelen peygamberlerdir.} ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻣْﺮَﺍَﺕُ ﻋِﻤْﺮٰﻧَﺮَﺑِّﺎِﻧّ۪ﻰ ﻧَﺬَﺭْﺕُ ﻟَﻚَ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺑَﻄْﻨ۪ﻰ ﻣُﺤَﺮَّﺭًﺍ ﻓَﺘَﻘَﺒَّﻞْ ﻣِﻨّ۪ﻰۚ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﺴَّﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾٣٥﴿ 35- İmrân'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin." ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﻭَﺿَﻌَﺘْﻬَﺎ ﻗَﺎﻟَﺘْﺮَﺑِّﺎِﻧّ۪ﻰ ﻭَﺿَﻌْﺘُﻬَٓﺎ ﺍُﻧْﺜٰﻰۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﺎ ﻭَﺿَﻌَﺖْۜ ﻭَﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟﺬَّﻛَﺮُ ﻛَﺎﻻﺎُﻧْﺜٰﻰۚ ﻭَﺍِﻧّ۪ﻰ ﺳَﻤَّﻴْﺘُﻬَﺎ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻭَﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍُﻋ۪ﻴﺬُﻫَﺎ ﺑِﻚَ ﻭَﺫُﺭِّﻳَّﺘَﻬَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﺍﻟﺮَّﺟ۪ﻴﻢِ﴾٣٦﴿ 36- Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi. ﻓَﺘَﻘَﺒَّﻠَﻬَﺎﺭَﺑُّﻬَﺎﺑِﻘَﺒُﻮﻝٍ ﺣَﺴَﻦٍ ﻭَﺍَﻧْﺒَﺘَﻬَﺎ ﻧَﺒَﺎﺗًﺎ ﺣَﺴَﻨًﺎۙ ﻭَﻛَﻔَّﻠَﻬَﺎ ﺯَﻛَﺮِﻳَّﺎۜ ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺩَﺧَﻞَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺯَﻛَﺮِﻳَّﺎ ﺍﻟْﻤِﺤْﺮَﺍﺏَۙ ﻭَﺟَﺪَ ﻋِﻨْﺪَﻫَﺎ ﺭِﺯْﻗًﺎۚ ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﻣَﺮْﻳَﻢُ ﺍَﻧّٰﻰ ﻟَﻚِ ﻫٰﺬَﺍۜ ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻫُﻮَ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺮْﺯُﻕُ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﺣِﺴَﺎﺏٍ﴾٣٧﴿ 37- Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya'yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi. {Zekeriyya aleyhisselâm, Hz. Meryem'in teyzesinin kocası idi. Âyette ifade edildiği gibi Hz. Meryem'in Beyt-i Makdis'te bakımını Zekeriyya üzerine almıştı. Meryem'e özel bir oda tahsis etti ki ona âyette "mihrap" denilmiştir. Mihrap, harp ve cihad vasıtası demektir. Bir nevi çile odası anlamını taşır. Âyette geçen "mihrâb"ın, câmilerde imamın namaz kıldırdığı yer olan mihrap ile alâkası yoktur. Hz. Zekeriyya, Meryem'in yanına her girişinde çeşit çeşit taze meyveler görürdü. Bunlar o mevsimde o bölgede yetişmeyen meyvelerdi.} ﻫُﻨَﺎﻟِﻚَ ﺩَﻋَﺎ ﺯَﻛَﺮِﻳَّﺎﺭَﺑَّﻬُۚﻘَﺎﻟَﺮَﺑِّﻬَﺐْ ﻟ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻧْﻚَ ﺫُﺭِّﻳَّﺔً ﻃَﻴِّﺒَﺔًۚ ﺍِﻧَّﻚَ ﺳَﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟﺪُّﻋَٓﺎﺀِ﴾٣٨﴿ 38- Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi. ﻓَﻨَﺎﺩَﺗْﻪُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻭَﻫُﻮَ ﻗَٓﺎﺋِﻢٌ ﻳُﺼَﻠّ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤِﺤْﺮَﺍﺏِۙ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺒَﺸِّﺮُﻙَ ﺑِﻴَﺤْﻴٰﻰ ﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﺑِﻜَﻠِﻤَﺔٍ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺳَﻴِّﺪًﺍ ﻭَﺣَﺼُﻮﺭًﺍ ﻭَﻧَﺒِﻴًّﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾٣٩﴿ 39- Zekeriyya mâbedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler. {Tefsircilerin beyanına göre bu âyette "Kelime" sözü ile kasdedilen kişi Hz. İsa'dır. Nitekim bu sûrenin 45. âyetinde bunun açıkça ifade edildiğini görmekteyiz.} ﻗَﺎﻟَﺮَﺑِّﺎَﻧّٰﻰ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻟ۪ﻰ ﻏُﻼﺎﻡٌ ﻭَﻗَﺪْ ﺑَﻠَﻐَﻨِﻰَ ﺍﻟْﻜِﺒَﺮُ ﻭَﺍﻣْﺮَﺍَﺗ۪ﻰ ﻋَﺎﻗِﺮٌۜ ﻗَﺎﻝَ ﻛَﺬٰﻟِﻜَﺎﻟﻠّٰﻬُﻴَﻔْﻌَﻞُ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ﴾٤٠﴿ 40- Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik karım da kısır olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir; Allah dilediğini yapar. ﻗَﺎﻟَﺮَﺑِّﺎﺟْﻌَﻞْ ﻟ۪ٓﻰ ﺍٰﻳَﺔًۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍٰﻳَﺘُﻚَ ﺍَﻻَﺎ ﺗُﻜَﻠِّﻢَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﺛَﻠٰﺜَﺔَ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﺍِﻻَﺎ ﺭَﻣْﺰًﺍۜ ﻭَﺍﺫْﻛُﺮْﺭَﺑَّﻜَﻜَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَﺳَﺒِّﺢْ ﺑِﺎﻟْﻌَﺸِﻰِّ ﻭَﺍﻻﺎِﺑْﻜَﺎﺭِ۟﴾٤١﴿ 41- Zekeriyya: Rabbim! (Oğlum olacağına dair) bana bir alâmet göster, dedi. Allah buyurdu ki: Senin için alâmet, insanlara, üç gün, işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et. ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻳَﺎﻣَﺮْﻳَﻢُ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺎﺻْﻄَﻔٰﻴﻚِ ﻭَﻃَﻬَّﺮَﻙِ ﻭَﺍﺻْﻄَﻔٰﻴﻚِ ﻋَﻠٰﻰ ﻧِﺴَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٤٢﴿ 42- Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti. ﻳَﺎﻣَﺮْﻳَﻢُ ﺍﻗْﻨُﺘ۪ﻰﻟِﺮَﺑِّﻜِﻮَﺍﺳْﺠُﺪ۪ﻯ ﻭَﺍﺭْﻛَﻌ۪ﻰ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺮَّﺍﻛِﻌ۪ﻴﻦَ﴾٤٣﴿ 43- Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O'nun huzurunda) eğilenlerle beraber sen de eğil. ﺫٰﻟِﻚَ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﺒَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻧُﻮﺣ۪ﻴﻪِ ﺍِﻟَﻴْﻚَۜ ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨْﺖَ ﻟَﺪَﻳْﻬِﻢْ ﺍِﺫْ ﻳُﻠْﻘُﻮﻥَ ﺍَﻗْﻼﺎﻣَﻬُﻢْ ﺍَﻳُّﻬُﻢْ ﻳَﻜْﻔُﻞُ ﻣَﺮْﻳَﻢَۖ ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨْﺖَ ﻟَﺪَﻳْﻬِﻢْ ﺍِﺫْ ﻳَﺨْﺘَﺼِﻤُﻮﻥَ﴾٤٤﴿ 44- (Resûlüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak diye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin. {Tefsircilerin beyanına göre İsrailoğulları, Tevrat'ı yazmakta kullandıkları kalemlerini nehre atmak suretiyle kur'a çekmişlerdi ki, böylece hangisinin kalemi su yüzüne çıkarsa Meryem'i o himayesine alacaktı. Bu kur'ayı oklarla çektikleri de rivayet edilmektedir.} ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻳَﺎ ﻣَﺮْﻳَﻢُ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺒَﺸِّﺮُﻙِ ﺑِﻜَﻠِﻤَﺔٍ ﻣِﻨْﻪُۗ ﺍِﺳْﻤُﻪُ ﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢُ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻭَﺟ۪ﻴﻬًﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻘَﺮَّﺑ۪ﻴﻦَۙ﴾٤٥﴿ 45- Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır. {Mesîh, İbrânîce bir kelime olup aslı "meşîh"tir. Hz. İsa'nın bir lakabıdır ve "mübarek" anlamına gelmektedir.} ﻭَﻳُﻜَﻠِّﻢُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﻬْﺪِ ﻭَﻛَﻬْﻼﺎ ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾٤٦﴿ 46- O, sâlihlerden olarak beşikte iken ve yetişkinlik halinde insanlara (peygamber sözleri ile) konuşacak. {Nitekim Meryem sûresinin 27-33. âyetlerinde ifade buyurulduğu gibi, Hz. Meryem, Hz. İsa'yı dünyaya getirince, onun iffetinden şüphelenen kavmine karşı, daha yeni doğmuş olan Hz. İsa, Allah'ın kudretiyle konuşmaya başlamış ve kendisinin Allah'ın kulu ve peygamberi olduğunu, kendisine Kitap verildiğini, Allah tarafından mübarek kılındığını... anlatmıştır.} ﻗَﺎﻟَﺘْﺮَﺑِّﺎَﻧّٰﻰ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻟ۪ﻰ ﻭَﻟَﺪٌ ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﻤْﺴَﺴْﻨ۪ﻰ ﺑَﺸَﺮٌۜ ﻗَﺎﻝَ ﻛَﺬٰﻟِﻜِﺎﻟﻠّٰﻬُﻴَﺨْﻠُﻖُ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﺍِﺫَﺍ ﻗَﻀٰٓﻰ ﺍَﻣْﺮًﺍ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻟَﻪُ ﻛُﻦْ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥُ﴾٤٧﴿ 47- Meryem: Rabbim! dedi, bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece "Ol!" der; o da oluverir. ﻭَﻳُﻌَﻠِّﻤُﻪُ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻭَﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ﻭَﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔَ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞَۚ﴾٤٨﴿ 48- (Melekler, Meryem'e hitaben İsa hakkında sözlerine devam ettiler:) Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretecek. ﻭَﺭَﺳُﻮﻻﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﺍَﻧّ۪ﻰ ﻗَﺪْ ﺟِﺌْﺘُﻜُﻢْ ﺑِﺎٰﻳَﺔٍ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْۙﺎَﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺧْﻠُﻖُ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻄّ۪ﻴﻦِ ﻛَﻬَﻴْﺌَﺔِ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﻓَﺎَﻧْﻔُﺦُ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥُ ﻃَﻴْﺮًﺍ ﺑِﺎِﺫْﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﺍُﺑْﺮِﻯُۭ ﺍﻻﺎَﻛْﻤَﻪَ ﻭَﺍﻻﺎَﺑْﺮَﺹَ ﻭَﺍُﺣْﻴِﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰ ﺑِﺎِﺫْﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﺍُﻧَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﺪَّﺧِﺮُﻭﻥَۙ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻴُﻮﺗِﻜُﻢْۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَۚ﴾٤٩﴿ 49- O, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır. ﻭَﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻯَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﻭَ ﻻﺎُﺣِﻞَّ ﻟَﻜُﻢْ ﺑَﻌْﺾَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺣُﺮِّﻡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﺟِﺌْﺘُﻜُﻢْ ﺑِﺎٰﻳَﺔٍ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْﻔَﺎﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍَﻃ۪ﻴﻌُﻮﻥِ﴾٥٠﴿ 50- Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah'tan korkun, bana da itaat edin. {Nisâ sûresinin 160., En'âm sûresinin 146. ve Nahl sûresinin 118. âyetlerinde ifade edildiği üzere yahudilere, zulüm ve isyanları yüzünden bazı şeyler üzerinde yasaklar konmuştu ki, 50. âyet, Hz. İsa'nın şeriatının, bu yasakları kaldırmak suretiyle, Musa (a.s.)nın tebliğ ettiği bir takım hükümleri neshettiğini ortaya koymaktadır.} ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﺑّ۪ﻰ ﻭَﺭَﺑُّﻜُﻤْﻔَﺎﻋْﺒُﺪُﻭﻩُۜ ﻫٰﺬَﺍ ﺻِﺮَﺍﻁٌ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٌ﴾٥١﴿ 51- Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İşte bu doğru yoldur. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ﻓَﻠَﻤَّٓﺎ ﺍَﺣَﺲَّ ﻋ۪ﻴﺴٰﻰ ﻣِﻨْﻬُﻢُ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮَ ﻗَﺎﻝَ ﻣَﻦْ ﺍَﻧْﺼَﺎﺭ۪ٓﻯ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻘَﺎﻝَ ﺍﻟْﺤَﻮَﺍﺭِﻳُّﻮﻥَ ﻧَﺤْﻦُ ﺍَﻧْﺼَﺎﺭُﺍﻟﻠّٰﻬِۚﺎٰﻣَﻨَّﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﺍﺷْﻬَﺪْ ﺑِﺎَﻧَّﺎ ﻣُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٥٢﴿ 52- İsa, onlardaki inkârcılığı sezince: Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? dedi. Havârîler: Biz, Allah yolunun yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahit ol ki bizler müslümanlarız, cevabını verdiler. {Havârî kelimesi Arapça'ya Habeşçe'den geçmiş olup aslı "havâryâ"dır ve "yardımcı" anlamına gelmektedir. Nitekim meâli verilen âyette İsa'ya ve onun dinine yardımcı olmayı taahhüt edenlere bu adın verildiğini görmekteyiz.} ﺭَﺑَّﻨَٓﺎﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﺖَ ﻭَﺍﺗَّﺒَﻌْﻨَﺎ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝَ ﻓَﺎﻛْﺘُﺒْﻨَﺎ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺸَّﺎﻫِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٥٣﴿ 53- (Havârîler:) Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk. Şimdi bizi (birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz, dediler. ﻭَﻣَﻜَﺮُﻭﺍ ﻭَﻣَﻜَﺮَﺍﻟﻠّٰﻪُۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺨَﻴْﺮُ ﺍﻟْﻤَﺎﻛِﺮ۪ﻳﻦَ۟﴾٥٤﴿ 54- (Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır. ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻴَﺎ ﻋ۪ﻴﺴٰٓﻰ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻣُﺘَﻮَﻓّ۪ﻴﻚَ ﻭَﺭَﺍﻓِﻌُﻚَ ﺍِﻟَﻰَّ ﻭَﻣُﻄَﻬِّﺮُﻙَ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﺟَﺎﻋِﻞُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﻙَ ﻓَﻮْﻕَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِۚ ﺛُﻢَّ ﺍِﻟَﻰَّ ﻣَﺮْﺟِﻌُﻜُﻢْ ﻓَﺎَﺣْﻜُﻢُ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺗَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَ﴾٥٥﴿ 55- Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim. ﻓَﺎَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻓَﺎُﻋَﺬِّﺑُﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺷَﺪ۪ﻳﺪًﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۘ ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧَﺎﺻِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٥٦﴿ 56- İnkâr edenler var ya, onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak. ﻭَﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ ﻓَﻴُﻮَﻓّ۪ﻴﻬِﻢْ ﺍُﺟُﻮﺭَﻫُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٥٧﴿ 57- İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez. ﺫٰﻟِﻚَ ﻧَﺘْﻠُﻮﻩُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎٰﻳَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟﺬِّﻛْﺮِ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢِ﴾٥٨﴿ 58- (Resûlüm!) Bu söylenenleri biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan okuyoruz. ﺍِﻥَّ ﻣَﺜَﻞَ ﻋ۪ﻴﺴٰﻰ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻜَﻤَﺜَﻞِ ﺍٰﺩَﻡَۜ ﺧَﻠَﻘَﻪُ ﻣِﻦْ ﺗُﺮَﺍﺏٍ ﺛُﻢَّ ﻗَﺎﻝَ ﻟَﻪُ ﻛُﻦْ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥُ﴾٥٩﴿ 59- Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi. {Hz. Âdem'i topraktan, anasız ve babasız yaratan Allah, İsa'yı da babasız olarak yaratmıştır. Yukarıda meâli geçen âyet, Allah'ın kudretinin sonsuzluğu yanında, Hz. Meryem'in de iffetli olduğunun bir ifadesidir.} ﺍَﻟْﺤَﻖُّ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَﻔَﻼﺎ ﺗَﻜُﻦْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻤْﺘَﺮ۪ﻳﻦَ﴾٦٠﴿ 60- Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma. ﻓَﻤَﻦْ ﺣَٓﺎﺟَّﻚَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻙَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻓَﻘُﻞْ ﺗَﻌَﺎﻟَﻮْﺍ ﻧَﺪْﻉُ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻭَﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴَﻨَﺎ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴَﻜُﻢْ ﺛُﻢَّ ﻧَﺒْﺘَﻬِﻞْ ﻓَﻨَﺠْﻌَﻞْ ﻟَﻌْﻨَﺘَﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﺫِﺑ۪ﻴﻦَ﴾٦١﴿ 61- Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim. {Bu âyete "mübâhele âyeti" denir ki, bir meselede haklı olanın ortaya çıkması için karşılıklı lânetleşmek demektir. Tefsircilerin belirttiğine göre Necran hıristiyanlarından bir heyet, Resûlullah (s.a.)ın huzuruna gelerek, Kur'an Hz. İsa'nın babasız doğduğunu kabul ettiğine göre onun Allah olması lâzım geleceğini iddia ettiler. Hz. Peygamber onları, bir araya gelerek kim yalancı ise Allah'ın ona lânet etmesi için dua etmeye çağırdı. Fakat Necran heyeti buna yanaşmayarak müslümanların himayesine girmeyi kabul eden bir antlaşma imzalayıp gittiler.} ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻟَﻬُﻮَ ﺍﻟْﻘَﺼَﺺُ ﺍﻟْﺤَﻖُّۚ ﻭَﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﺍِﻟٰﻪٍ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُۜﻮَﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻬُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ﴾٦٢﴿ 62- Şüphesiz bu (İsa hakkında söylenenler), doğru haberlerdir. Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir. ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﺎﻟْﻤُﻔْﺴِﺪ۪ﻳﻦَ۟﴾٦٣﴿ 63- Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, bozguncuları hakkıyla bilendir. ﻗُﻞْ ﻳَٓﺎﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻮْﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻛَﻠِﻤَﺔٍ ﺳَﻮَٓﺍﺀٍ ﺑَﻴْﻨَﻨَﺎ ﻭَﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﻧَﻌْﺒُﺪَ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﻻﺎ ﻧُﺸْﺮِﻙَ ﺑِﻪ۪ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺘَّﺨِﺬَ ﺑَﻌْﻀُﻨَﺎ ﺑَﻌْﻀًﺎ ﺍَﺭْﺑَﺎﺑًﺎ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻔَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﺍﺷْﻬَﺪُﻭﺍ ﺑِﺎَﻧَّﺎ ﻣُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٦٤﴿ 64- (Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz. ﻳَٓﺎﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻟِﻢَ ﺗُﺤَٓﺎﺟُّﻮﻥَ ﻓ۪ٓﻰ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻟَﺖِ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔُ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞُ ﺍِﻻَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻩ۪ۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﺗَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٦٥﴿ 65- Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz? ﻫَٓﺎﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِ ﺣَﺎﺟَﺠْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻋِﻠْﻢٌ ﻓَﻠِﻢَ ﺗُﺤَٓﺎﺟُّﻮﻥَ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻟَﻴْﺲَ ﻟَﻜُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻋِﻠْﻤٌۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٦٦﴿ 66- İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz. {Yahudiler ile hıristiyanlar aralarında tartıştılar; birinciler, Hz. İbrahim'in bir yahudi olduğunu, diğerleri de hıristiyan olduğunu savundular; her iki taraf da, iddialarını isbat için deliller getirmeye çalışıyorlardı. Halbuki, 66. âyette de belirtildiği gibi Hz. İbrahim ne yahudi ne de hıristiyan olabilirdi. Çünkü her iki din de Hz. İbrahim'den sonra gelmişti.} ﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢُ ﻳَﻬُﻮﺩِﻳًّﺎ ﻭَﻻﺎﻧَﺼْﺮَﺍﻧِﻴًّﺎ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﺣَﻨ۪ﻴﻔًﺎ ﻣُﺴْﻠِﻤًﺎۜ ﻭَﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ﴾٦٧﴿ 67- İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi. ﺍِﻥَّ ﺍَﻭْﻟَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺑِﺎِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻟَﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﻩُ ﻭَﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﻟِﻰُّ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٦٨﴿ 68- İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur. ﻭَﺩَّﺕْ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺔٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻟَﻮْ ﻳُﻀِﻠُّﻮﻧَﻜُﻢْۜ ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻀِﻠُّﻮﻥَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾٦٩﴿ 69- Ehl-i kitaptan bir kısmı istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar. ﻳَٓﺎﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻟِﻢَ ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﺸْﻬَﺪُﻭﻥَ﴾٧٠﴿ 70- Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz? ﻳَٓﺎﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻟِﻢَ ﺗَﻠْﺒِﺴُﻮﻥَ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﺑِﺎﻟْﺒَﺎﻃِﻞِ ﻭَﺗَﻜْﺘُﻤُﻮﻥَ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ۟﴾٧١﴿ 71- Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? {Rivayete göre Hayber yahudilerinden 12 kişilik bir hahamlar topluluğu günün ilk saatlerinde güya İslâm'a girecekler, fakat akşama doğru, kendi kitaplarına baktıklarını, Hz. Muhammed'in risaletine dair bir işarete rastlamadıklarını öne sürerek İslâm'dan döndüklerini söyleyecekler, böylece müslümanların kendi dinlerinden dönmelerine önayak olacaklardı. 72. âyette onların bu planına işaret edilmektedir.} ﻭَﻗَﺎﻟَﺖْ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺔٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﺍٰﻣِﻨُﻮﺍ ﺑِﺎﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﺟْﻪَ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِ ﻭَﺍﻛْﻔُﺮُٓﻭﺍ ﺍٰﺧِﺮَﻩُ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَۚ﴾٧٢﴿ 72- Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: "Müminlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler. ﻭَﻻﺎﺗُﻮْۭﻣِﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻻَﺎ ﻟِﻤَﻦْ ﺗَﺒِﻊَ ﺩ۪ﻳﻨَﻜُﻢْۜ ﻗُﻞْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻫُﺪَﻯﺍﻟﻠّٰﻬِۙﺎَﻥْ ﻳُﻮْۭﺗٰٓﻰ ﺍَﺣَﺪٌ ﻣِﺜْﻞَ ﻣَٓﺎ ﺍُﻭ۫ﺗ۪ﻴﺘُﻢْ ﺍَﻭْ ﻳُﺤَٓﺎﺟُّﻮﻛُﻢْ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻜُﻤْۜﻘُﻞْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻔَﻀْﻞَ ﺑِﻴَﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِۚﻴُﻮْۭﺗ۪ﻴﻪِ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺍﺳِﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌۚ﴾٧٣﴿ 73- Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın." (Resûlüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Yine (onlar, kendi aralarında şöyle dediler:) "Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın)." De ki: Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir. {Müfessir Râzî'nin Kur'an'da anlaşılması en müşkil âyetlerden biri olduğunu belirttiği bu âyetin "en yü'tâ..." ile başlayan kısmı şöyle de anlaşılmıştır: "(Ey ehl-i kitap!) Bir kimseye (Hz. Muhammed'e) size verilenin benzeri veriliyor diye mi (böyle karşı çıkıyorsunuz)? Yahut onlar (müslümanlar) Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getirecek diye mi (böyle davranıyorsunuz)?"} ﻳَﺨْﺘَﺺُّ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻪ۪ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺬُﻭ ﺍﻟْﻔَﻀْﻞِ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢِ﴾٧٤﴿ 74- Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir. ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻣَﻦْ ﺍِﻥْ ﺗَﺎْﻣَﻨْﻪُ ﺑِﻘِﻨْﻄَﺎﺭٍ ﻳُﻮَۭﺩِّﻩ۪ٓ ﺍِﻟَﻴْﻚَۚ ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﺍِﻥْ ﺗَﺎْﻣَﻨْﻪُ ﺑِﺪ۪ﻳﻨَﺎﺭٍ ﻻﺎﻳُﻮَۭﺩِّﻩ۪ٓ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎﺩُﻣْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻗَٓﺎﺋِﻤًﺎۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎُﻣِّﻴّ۪ﻦَ ﺳَﺒ۪ﻴﻞٌۚ ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻜَﺬِﺏَ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٧٥﴿ 75- Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur" demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar. {Âyette geçen "ümmîler"den maksat, ehl-i kitaptan olmayan Araplardır.} ﺑَﻠٰﻰ ﻣَﻦْ ﺍَﻭْﻓٰﻰ ﺑِﻌَﻬْﺪِﻩ۪ ﻭَﺍﺗَّﻘٰﻰ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٧٦﴿ 76- Hayır! (Gerçek onların dediği değil.) Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki Allah sakınanları sever. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺸْﺘَﺮُﻭﻥَ ﺑِﻌَﻬْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍَﻳْﻤَﺎﻧِﻬِﻢْ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻻﺎﺧَﻼﺎﻕَ ﻟَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻭَﻻﺎﻳُﻜَﻠِّﻤُﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻻﺎ ﻳَﻨْﻈُﺮُ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺰَﻛّ۪ﻴﻬِﻢْۖ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٧٧﴿ 77- Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır. ﻭَﺍِﻥَّ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻟَﻔَﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﻳَﻠْﻮُ۫ﻥَ ﺍَﻟْﺴِﻨَﺘَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻟِﺘَﺤْﺴَﺒُﻮﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﻣَﺎ ﻫُﻮَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِۚ ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻫُﻮَ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَﺎ ﻫُﻮَ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻜَﺬِﺏَ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٧٨﴿ 78- Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar. ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻟِﺒَﺸَﺮٍ ﺍَﻥْ ﻳُﻮْۭﺗِﻴَﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻭَﺍﻟْﺤُﻜْﻢَ ﻭَﺍﻟﻨُّﺒُﻮَّﺓَ ﺛُﻢَّ ﻳَﻘُﻮﻝَ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻛُﻮﻧُﻮﺍ ﻋِﺒَﺎﺩًﺍ ﻟ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻟٰﻜِﻦْ ﻛُﻮﻧُﻮﺍ ﺭَﺑَّﺎﻧِﻴّ۪ﻦَ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗُﻌَﻠِّﻤُﻮﻥَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻭَﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﺪْﺭُﺳُﻮﻥَۙ﴾٧٩﴿ 79- Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz. {Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın ilâh olduğunu iddia etmişlerdir ki, Hz. İsa'nın gerçek dininde bulunmayan ve Allah'ın birliği ile asla bağdaşmayan bu iddia, İslâm inancına göre tamamen bâtıldır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in muhtelif âyetlerinde bildirildiğine göre Hz. İsa, kendisinin Allah'ın kulu olduğunu, Allah'ın kendisine kitap gönderdiğini ve Peygamber kıldığını söylemiş (Meryem 19/30-36), kendisinin ve annesinin ilâh olduğu iddialarını şiddetle reddederek, Allah'ı şirkten tenzih etmiştir. [Mâide 5/116-117]} ﻭَﻻﺎﻳَﺎْﻣُﺮَﻛُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﺘَّﺨِﺬُﻭﺍ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔَ ﻭَﺍﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَ ﺍَﺭْﺑَﺎﺑًﺎۜ ﺍَﻳَﺎْﻣُﺮُﻛُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻜُﻔْﺮِ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺫْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻣُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ۟﴾٨٠﴿ 80- Ve size: Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kâfirliği emreder mi? ﻭَﺍِﺫْ ﺍَﺧَﺬَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤ۪ﻴﺜَﺎﻕَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَ ﻟَﻤَٓﺎ ﺍٰﺗَﻴْﺘُﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﻛِﺘَﺎﺏٍ ﻭَﺣِﻜْﻤَﺔٍ ﺛُﻢَّ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺭَﺳُﻮﻝٌ ﻣُﺼَﺪِّﻕٌ ﻟِﻤَﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﻟَﺘُﻮْۭﻣِﻨُﻦَّ ﺑِﻪ۪ ﻭَﻟَﺘَﻨْﺼُﺮُﻧَّﻪُۜ ﻗَﺎﻝَ ﺀَﺍَﻗْﺮَﺭْﺗُﻢْ ﻭَﺍَﺧَﺬْﺗُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﺍِﺻْﺮ۪ﻯۜ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﻗْﺮَﺭْﻧَﺎۜ ﻗَﺎﻝَ ﻓَﺎﺷْﻬَﺪُﻭﺍ ﻭَﺍَﻧَﺎ۬ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺎﻫِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٨١﴿ 81- Hani Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu. ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﻮَﻟّٰﻰ ﺑَﻌْﺪَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘُﻮﻥَ﴾٨٢﴿ 82- Artık bundan sonra her kim dönerse işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir. {Tefsirler, burada peygamberler tarafından verilen sözün, ümmetleri adına olduğunu belirtiyorlar. Bu söz, Hz. Muhammed (s.a.)e yardım vâdidir. Peygamberlerinin hüküm ve vâdi, Hz. Muhammed'e yardım yönünde olunca aynı hüküm ümmetleri için de geçerlidir. Bu sebeble ümmetler zikredilmeyip, verilen söz, onların peygamberlerine izafe edilmiştir.} ﺍَﻓَﻐَﻴْﺮَ ﺩ۪ﻳﻨِﺎﻟﻠّٰﻬِﻴَﺒْﻐُﻮﻥَ ﻭَﻟَﻪُٓ ﺍَﺳْﻠَﻢَ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻃَﻮْﻋًﺎ ﻭَﻛَﺮْﻫًﺎ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻳُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ﴾٨٣﴿ 83- Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar (ehl-i kitap), Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir. ﻗُﻞْ ﺍٰﻣَﻨَّﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻭَﺍِﺳْﻤٰﻌ۪ﻴﻞَ ﻭَﺍِﺳْﺤٰﻖَ ﻭَﻳَﻌْﻘُﻮﺏَ ﻭَﺍﻻﺎَﺳْﺒَﺎﻁِ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُ۫ﻭﺗِﻰَ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻭَﻋ۪ﻴﺴٰﻰ ﻭَﺍﻟﻨَّﺒِﻴُّﻮﻥَ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬِﻤْۖﻼﺎﻧُﻔَﺮِّﻕُ ﺑَﻴْﻦَ ﺍَﺣَﺪٍ ﻣِﻨْﻬُﻢْۘ ﻭَﻧَﺤْﻦُ ﻟَﻪُ ﻣُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٨٤﴿ 84- De ki: Biz, Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve Ya'kub oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırdetmeyiz. Biz ancak O'na teslim oluruz. ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺒْﺘَﻎِ ﻏَﻴْﺮَ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ ﺩ۪ﻳﻨًﺎ ﻓَﻠَﻦْ ﻳُﻘْﺒَﻞَ ﻣِﻨْﻪُۚ ﻭَﻫُﻮَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٨٥﴿ 85- Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. {Dinin esasına taalluk eden temel prensipler, vahye dayanan bütün dinlerde aynıdır. Değişiklikler daha ziyade ibadetler ve beşerî münasebetler konusunda olup, bu değişiklikler, insan topluluklarının tekâmül etmiş olmasının bir sonucudur. 84. âyetten anlaşılacağı üzere İslâm dini, daha önceki peygamberlere gönderilen ve esasa taalluk eden dinî prensipler bakımından kendisine aykırı olmayan bütün hak dinleri kabul eder. Ancak, İslâm dini, ilâhî dinler zincirinin son halkası ve devrinin insanlığının mânevî, ahlâkî ve içtimaî ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan yegâne din olduğundan, İslâm geldikten sonra başka bir din tanıyan, bir yol tutan kimsenin bu tutumu ile İslâm'a aykırı davranmış olduğu aşikârdır. Şu halde onun bu dininin ve bu yolunun İslâm dini nezdinde bir geçerliliği olamaz.} ﻛَﻴْﻒَ ﻳَﻬْﺪِﻯﺍﻟﻠّٰﻬُﻘَﻮْﻣًﺎ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑَﻌْﺪَ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧِﻬِﻢْ ﻭَﺷَﻬِﺪُٓﻭﺍ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝَ ﺣَﻖٌّ ﻭَﺟَٓﺎﺀَﻫُﻢُ ﺍﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺗُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٨٦﴿ 86- İman etmelerinden, Resûl'ün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺟَﺰَٓﺍﻭُۭ۬ﻫُﻢْ ﺍَﻥَّ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻟَﻌْﻨَﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﻭَﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَۙ﴾٨٧﴿ 87- İşte onların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanlığın lânetine uğramalarıdır. ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۚ ﻻﺎ ﻳُﺨَﻔَّﻒُ ﻋَﻨْﻬُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﻭَﻻﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻈَﺮُﻭﻥَۙ﴾٨٨﴿ 88- Bu lânete ebedî gömülüp gidecekler. Onların azapları hafifletilmez; yüzlerine de bakılmaz. ﺍِﻻَﺎﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺗَﺎﺑُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺫٰﻟِﻚَ ﻭَﺍَﺻْﻠَﺤُﻮﺍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٨٩﴿ 89- Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑَﻌْﺪَ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧِﻬِﻢْ ﺛُﻢَّ ﺍﺯْﺩَﺍﺩُﻭﺍ ﻛُﻔْﺮًﺍ ﻟَﻦْ ﺗُﻘْﺒَﻞَ ﺗَﻮْﺑَﺘُﻬُﻢْۚ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟﻀَّٓﺎﻟُّﻮﻥَ﴾٩٠﴿ 90- İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendisidirler. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﻣَﺎﺗُﻮﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻛُﻔَّﺎﺭٌ ﻓَﻠَﻦْ ﻳُﻘْﺒَﻞَ ﻣِﻦْ ﺍَﺣَﺪِﻫِﻢْ ﻣِﻞْﺀُ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺫَﻫَﺒًﺎ ﻭَﻟَﻮِ ﺍﻓْﺘَﺪٰﻯ ﺑِﻪ۪ۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧَﺎﺻِﺮ۪ﻳﻦَ۟﴾٩١﴿ 91- Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.