Cüz-2
Kur'an-ı Kerim Meali · s.21
ﺳَﻴَﻘُﻮﻝُ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَٓﺎﺀُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﺎﻭَﻟّٰﻴﻬُﻢْ ﻋَﻦْ ﻗِﺒْﻠَﺘِﻬِﻢُ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎۜ ﻗُﻠْﻠِﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤَﺸْﺮِﻕُ ﻭَﺍﻟْﻤَﻐْﺮِﺏُۜ ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﺍِﻟٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍ﴾١٤٢﴿ 142- İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir? diyecekler. De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir. ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻛُﻢْ ﺍُﻣَّﺔً ﻭَﺳَﻄًﺎ ﻟِﺘَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﻳَﻜُﻮﻥَ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺷَﻬ۪ﻴﺪًﺍۜ ﻭَﻣَﺎ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﺍﻟْﻘِﺒْﻠَﺔَ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻛُﻨْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻬَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻟِﻨَﻌْﻠَﻢَ ﻣَﻦْ ﻳَﺘَّﺒِﻊُ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝَ ﻣِﻤَّﻦْ ﻳَﻨْﻘَﻠِﺐُ ﻋَﻠٰﻰ ﻋَﻘِﺒَﻴْﻪِۜ ﻭَﺍِﻥْ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻟَﻜَﺒ۪ﻴﺮَﺓً ﺍِﻻَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺪَﻯﺍﻟﻠّٰﻬُۜﻮَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠِﻴُﻀ۪ﻴﻊَ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧَﻜُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﺎﻟﻨَّﺎﺱِ ﻟَﺮَﻭُۭ۫ﻑٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٤٣﴿ 143- İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin yöneldiğin yeri (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir. {Rivayete göre kıyamette milletler peygamberlerinin tebliğatını inkâr ederler. Allah peygamberlerden tebliğ ettiklerine dair delil ister. Bunun üzerine ümmet-i Muhammed getirilir ve onlar buna şehadet ederler. Onlara "Siz bunu nereden öğrendiniz?" diye sorulur. Onlar da "Kur'an'dan ve Resûlullah'tan öğrendik" derler. Nihayet Resûlullah getirilir ve o da buna şahitlik eder.} ﻗَﺪْ ﻧَﺮٰﻯ ﺗَﻘَﻠُّﺐَ ﻭَﺟْﻬِﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِۚ ﻓَﻠَﻨُﻮَﻟِّﻴَﻨَّﻚَ ﻗِﺒْﻠَﺔً ﺗَﺮْﺿٰﻴﻬَﺎۖ ﻓَﻮَﻝِّ ﻭَﺟْﻬَﻚَ ﺷَﻄْﺮَ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِۜ ﻭَﺣَﻴْﺚُ ﻣَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓَﻮَﻟُّﻮﺍ ﻭُﺟُﻮﻫَﻜُﻢْ ﺷَﻄْﺮَﻩُۜ ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻟَﻴَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬِﻤْۜﻮَﻣَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻐَﺎﻓِﻞٍ ﻋَﻤَّﺎ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٤٤﴿ 144- (Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir. ﻭَﻟَﺌِﻦْ ﺍَﺗَﻴْﺖَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺑِﻜُﻞِّ ﺍٰﻳَﺔٍ ﻣَﺎﺗَﺒِﻌُﻮﺍ ﻗِﺒْﻠَﺘَﻚَۚ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﺑِﺘَﺎﺑِﻊٍ ﻗِﺒْﻠَﺘَﻬُﻢْۚ ﻭَﻣَﺎ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺑِﺘَﺎﺑِﻊٍ ﻗِﺒْﻠَﺔَ ﺑَﻌْﺾٍۜ ﻭَﻟَﺌِﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻌْﺖَ ﺍَﻫْﻮَٓﺍﺀَﻫُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎﺟَٓﺎﺀَﻙَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِۙ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍِﺫًﺍ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَۢ﴾١٤٥﴿ 145- Yemin olsun ki (habibim!) sen ehl-i kitaba her türlü âyeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻫُﻢُ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻳَﻌْﺮِﻓُﻮﻧَﻪُ ﻛَﻤَﺎ ﻳَﻌْﺮِﻓُﻮﻥَ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻫُﻢْۜ ﻭَﺍِﻥَّ ﻓَﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻟَﻴَﻜْﺘُﻤُﻮﻥَ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١٤٦﴿ 146- Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler. {Yahudiler Tevrat'ta, hıristiyanlar da İncil'de âhir zaman peygamberinin vasıflarını gördüler, onun gelmesini beklediler; her nesil bunu kendinden sonra geleceklere anlattı ve inanmalarını tavsiye etti. Bunun için her iki zümre de bu peygamberin gelmesini dört gözle bekliyorlardı. Ancak onun Araplar arasından ve bir yetim kimse olarak gönderildiğini görünce sırf ırkçılık gayret ve düşüncesiyle inkâr ettiler. Halbuki onun hak peygamber olduğunu, kendi oğullarını bilip tanıdıkları gibi biliyorlardı.} ﺍَﻟْﺤَﻖُّ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَﻔَﻼﺎ ﺗَﻜُﻮﻧَﻦَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻤْﺘَﺮ۪ﻳﻦَ۟﴾١٤٧﴿ 147- Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma! ﻭَﻟِﻜُﻞٍّ ﻭِﺟْﻬَﺔٌ ﻫُﻮَ ﻣُﻮَﻟّ۪ﻴﻬَﺎ ﻓَﺎﺳْﺘَﺒِﻘُﻮﺍ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮَﺍﺕِۜ ﺍَﻳْﻦَ ﻣَﺎﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻳَﺎْﺕِ ﺑِﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺠَﻤ۪ﻴﻌًﺎۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾١٤٨﴿ 148- Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. ﻭَﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﺧَﺮَﺟْﺖَ ﻓَﻮَﻝِّ ﻭَﺟْﻬَﻚَ ﺷَﻄْﺮَ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِۜ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻠْﺤَﻖُّ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَۜﻮَﻣَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻐَﺎﻓِﻞٍ ﻋَﻤَّﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٤٩﴿ 149- Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. ﻭَﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﺧَﺮَﺟْﺖَ ﻓَﻮَﻝِّ ﻭَﺟْﻬَﻚَ ﺷَﻄْﺮَ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِۜ ﻭَﺣَﻴْﺚُ ﻣَﺎﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓَﻮَﻟُّﻮﺍ ﻭُﺟُﻮﻫَﻜُﻢْ ﺷَﻄْﺮَﻩُۙ ﻟِﺌَﻼَﺎ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺣُﺠَّﺔٌۗ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺨْﺸَﻮْﻫُﻢْ ﻭَﺍﺧْﺸَﻮْﻧ۪ﻰ ﻭَ ﻻﺎُﺗِﻢَّ ﻧِﻌْﻤَﺘ۪ﻰ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﻬْﺘَﺪُﻭﻥَۙ﴾١٥٠﴿ 150- (Evet Resûlüm!) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız. ﻛَﻤَٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﺭَﺳُﻮﻻﺎ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻳَﺘْﻠُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻭَﻳُﺰَﻛّ۪ﻴﻜُﻢْ ﻭَﻳُﻌَﻠِّﻤُﻜُﻢُ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻭَﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ﻭَﻳُﻌَﻠِّﻤُﻜُﻢْ ﻣَﺎﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۜ﴾١٥١﴿ 151- Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik. ﻓَﺎﺫْﻛُﺮُﻭﻧ۪ٓﻰ ﺍَﺫْﻛُﺮْﻛُﻢْ ﻭَﺍﺷْﻜُﺮُﻭﺍﻟ۪ﻰ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥِ۟﴾١٥٢﴿ 152- Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin! ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺳْﺘَﻌ۪ﻴﻨُﻮﺍ ﺑِﺎﻟﺼَّﺒْﺮِ ﻭَﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻊَ ﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٥٣﴿ 153- Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir. {Sabır ile namaz, nefsin kötü arzularına karşı en büyük silahtır.} ﻭَﻻﺎ ﺗَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻟِﻤَﻦْ ﻳُﻘْﺘَﻞُ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﺎَﻣْﻮَﺍﺕٌۜ ﺑَﻞْ ﺍَﺣْﻴَٓﺎﺀٌ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻻﺎﺗَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾١٥٤﴿ 154- Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız. ﻭَﻟَﻨَﺒْﻠُﻮَﻧَّﻜُﻢْ ﺑِﺸَﻰْﺀٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﻮْﻑِ ﻭَﺍﻟْﺠُﻮﻉِ ﻭَﻧَﻘْﺺٍ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻣْﻮَﺍﻝِ ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﻔُﺲِ ﻭَﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺍﺕِۜ ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَۙ﴾١٥٥﴿ 155- Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍَﺻَﺎﺑَﺘْﻬُﻢْ ﻣُﺼ۪ﻴﺒَﺔٌۙ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎﻟِﻠّٰﻬِﻮَﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺭَﺍﺟِﻌُﻮﻥَۜ﴾١٥٦﴿ 156- O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕٌ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬِﻤْﻮَﺭَﺣْﻤَﺔٌ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻬْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾١٥٧﴿ 157- İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır. {Bedir'de şehit düşen 14 kişi hakkında nâzil olduğu rivayet edilen bu âyet, kabir azabına yahut safasına da delildir. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, fakirlik, hastalık; bunların hepsi birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz. En sonunda herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, bunları Kur'an'a göre anlayıp değerlendirendir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺼَّﻔَﺎ ﻭَﺍﻟْﻤَﺮْﻭَﺓَ ﻣِﻦْ ﺷَﻌَٓﺎﺋِﺮِﺍﻟﻠّٰﻬِۚﻔَﻤَﻦْ ﺣَﺞَّ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖَ ﺍَﻭِﺍﻋْﺘَﻤَﺮَ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍَﻥْ ﻳَﻄَّﻮَّﻑَ ﺑِﻬِﻤَﺎۜ ﻭَﻣَﻦْ ﺗَﻄَﻮَّﻉَ ﺧَﻴْﺮًﺍۙ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺎﻛِﺮٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١٥٨﴿ 158- Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir. {Safa ile Merve, Kâbe'nin doğu tarafında iki tepenin adıdır. Hâcer validemiz Hz. İsmail için su ararken bu iki tepe arasında yedi defa koşmuştur. Bugün hac ve umre için Beytullah'ı ziyaret ve tavaf edenler, aynı zamanda Safa ile Merve arasında sa'yederler. Âyette, iki tepe arasında sa'yetmekte (gelip gitmekte) günah yoktur, denilmiştir. Çünkü cahiliye devrinde her iki tepede de birer put vardı. Her ne kadar İslâm bu putları kaldırmışsa da bazı kimselerin içinde bir şüphe kaldı. İşte 158. âyetle bu şüphe tamamen giderilmiş oldu.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻜْﺘُﻤُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎﺑَﻴَّﻨَّﺎﻩُ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِۙ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻳَﻠْﻌَﻨُﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻳَﻠْﻌَﻨُﻬُﻢُ ﺍﻟﻼَﺎﻋِﻨُﻮﻥَۙ﴾١٥٩﴿ 159- İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyet yolunu -kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder. ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺗَﺎﺑُﻮﺍ ﻭَﺍَﺻْﻠَﺤُﻮﺍ ﻭَﺑَﻴَّﻨُﻮﺍ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﺗُﻮﺏُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۚ ﻭَﺍَﻧَﺎ ﺍﻟﺘَّﻮَّﺍﺏُ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢُ﴾١٦٠﴿ 160- Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﻣَﺎﺗُﻮﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻛُﻔَّﺎﺭٌ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻟَﻌْﻨَﺔُﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﻭَﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَۙ﴾١٦١﴿ 161- (Âyetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir. ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۚ ﻻﺎﻳُﺨَﻔَّﻒُ ﻋَﻨْﻬُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﻭَﻻﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻈَﺮُﻭﻥَ﴾١٦٢﴿ 162- Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır. ﻭَﺍِﻟٰﻬُﻜُﻢْ ﺍِﻟٰﻪٌ ﻭَﺍﺣِﺪٌۚ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦُ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢُ۟﴾١٦٣﴿ 163- İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir. {Bundan önceki âyetlerde Allah'a ve O'nun gönderdiği dine karşı nankörlük edenlerin nasıl kötü bir âkıbete sürüklendikleri, onların ebediyen kötülenecekleri anlatılmıştır. Bundan sonraki âyetlerde ise, her insanda en büyük ilâhî nimet olan aklı herkesin yerli yerince kullanması, etrafına dikkat ve ibretle bakması için kâinat olaylarına temas edilmiştir. Zira hakkıyla düşünen, etrafına ibretle bakan kimse, mutlaka Allah'ı bulur ve O'na inanır.} ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺧَﻠْﻖِ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺍﺧْﺘِﻼﺎﻑِ ﺍﻟَّﻴْﻞِ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِ ﻭَﺍﻟْﻔُﻠْﻚِ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﺑِﻤَﺎ ﻳَﻨْﻔَﻊُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣِﻦْ ﻣَٓﺎﺀٍ ﻓَﺎَﺣْﻴَﺎ ﺑِﻪِ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎ ﻭَﺑَﺚَّ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺩَٓﺍﺑَّﺔٍۖ ﻭَﺗَﺼْﺮ۪ﻳﻒِ ﺍﻟﺮِّﻳَﺎﺡِ ﻭَﺍﻟﺴَّﺤَﺎﺏِ ﺍﻟْﻤُﺴَﺨَّﺮِ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻻﺎٰﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾١٦٤﴿ 164- Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah'ın varlığını ve birliğini isbatlayan) birçok deliller vardır. ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳَﺘَّﺨِﺬُ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎَﻧْﺪَﺍﺩًﺍ ﻳُﺤِﺒُّﻮﻧَﻬُﻢْ ﻛَﺤُﺒِّﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﺷَﺪُّ ﺣُﺒًّﺎﻟِﻠّٰﻬِۜﻮَﻟَﻮْ ﻳَﺮَﻯ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍِﺫْ ﻳَﺮَﻭْﻥَ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏَۙ ﺍَﻥَّ ﺍﻟْﻘُﻮَّﺓَﻟِﻠّٰﻬِﺠَﻤ۪ﻴﻌًﺎۙ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ﴾١٦٥﴿ 165- İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk ilâhlar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi. ﺍِﺫْ ﺗَﺒَﺮَّﺍَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗُّﺒِﻌُﻮﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﺍ ﻭَﺭَﺍَﻭُﺍ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏَ ﻭَﺗَﻘَﻄَّﻌَﺖْ ﺑِﻬِﻢُ ﺍﻻﺎَﺳْﺒَﺎﺏُ﴾١٦٦﴿ 166- İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. {Dünyada hiç düşünmeden bazı kimseleri kendilerine önder edinen, böylece bâtıl yola giden kimseler ahirette o önderlerin kendilerinden uzaklaştıklarını görürler. Ancak her iki taraf da içine girecekleri azabı görecekler ve ondan kurtuluş olmadığını anlayacaklardır. Dünyadakinin tersine, bu sefer uyanlar konuşurlar, ama artık faydası yoktur.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﺍ ﻟَﻮْ ﺍَﻥَّ ﻟَﻨَﺎ ﻛَﺮَّﺓً ﻓَﻨَﺘَﺒَﺮَّﺍَ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻛَﻤَﺎ ﺗَﺒَﺮَّﻭُۭ۫ﺍ ﻣِﻨَّﺎۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺮ۪ﻳﻬِﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎَﻋْﻤَﺎﻟَﻬُﻢْ ﺣَﺴَﺮَﺍﺕٍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﻭَﻣَﺎ ﻫُﻢْ ﺑِﺨَﺎﺭِﺟ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ۟﴾١٦٧﴿ 167- (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺣَﻼﺎﻻﺎ ﻃَﻴِّﺒًﺎۘ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻌُﻮﺍ ﺧُﻄُﻮَﺍﺕِ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻜُﻢْ ﻋَﺪُﻭٌّ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ﴾١٦٨﴿ 168- Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻛُﻢْ ﺑِﺎﻟﺴُّٓﻮﺀِ ﻭَﺍﻟْﻔَﺤْﺸَٓﺎﺀِ ﻭَﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻻﺎﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١٦٩﴿ 169- O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. {Şeytan, insanın içinde bulunan kötü düşünce ve arzuları körükler, insan nefsine kötülüğü sevdirir. Bu sebeple insanın kötülük yapmasını kolaylaştırır. O yüzden Hz. Ebubekir: "Büyük adam, nefsinin isteklerine uymayan kimsedir" demiştir.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﺗَّﺒِﻌُﻮﺍ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﺑَﻞْ ﻧَﺘَّﺒِﻊُ ﻣَٓﺎ ﺍَﻟْﻔَﻴْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍٰﺑَٓﺎﺀَﻧَﺎۜ ﺍَﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻬْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾١٧٠﴿ 170- Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, "Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? ﻭَﻣَﺜَﻞُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﻨْﻌِﻖُ ﺑِﻤَﺎ ﻻﺎﻳَﺴْﻤَﻊُ ﺍِﻻَﺎﺩُﻋَٓﺎﺀً ﻭَﻧِﺪَٓﺍﺀًۜ ﺻُﻢٌّ ﺑُﻜْﻢٌ ﻋُﻤْﻰٌ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾١٧١﴿ 171- (Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler. {170-171. âyetlerde insanların körükörüne eskiye bağlanmaları, yeni ortaya konmuş fikirlere kulak vermemeleri kötülenmiş, bu konuda doğru olanın, akılcı olarak hareket edilmesi olduğu söylenmiştir. Zemahşerî'ye göre âyetin meâli şöyledir: Kâfirleri doğru yola çağıran davetçinin (Peygamber'in) durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyenlere seslenen çobanın durumu gibidir.} ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻃَﻴِّﺒَﺎﺕِ ﻣَﺎﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻛُﻢْ ﻭَﺍﺷْﻜُﺮُﻭﺍﻟِﻠّٰﻬِﺎِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺍِﻳَّﺎﻩُ ﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ﴾١٧٢﴿ 172- Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺣَﺮَّﻡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻴْﺘَﺔَ ﻭَﺍﻟﺪَّﻡَ ﻭَﻟَﺤْﻢَ ﺍﻟْﺨِﻨْﺰ۪ﻳﺮِ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻫِﻞَّ ﺑِﻪ۪ ﻟِﻐَﻴْﺮِﺍﻟﻠّٰﻬِۚﻔَﻤَﻦِ ﺍﺿْﻄُﺮَّ ﻏَﻴْﺮَ ﺑَﺎﻍٍ ﻭَﻻﺎ ﻋَﺎﺩٍ ﻓَﻼٓﺎ ﺍِﺛْﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻪِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٧٣﴿ 173- Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir {İslâm'da zorluk yoktur. Zaruretler mahzurları ortadan kaldırır. Bir kimse elinde olmayan sebeplerle haram olan bir şeyi yemek ya da bir işi işlemek zorunda kalırsa, haddi aşmamak ve o şeyi devamlı helâl saymamak şartıyla zaruret miktarınca yiyebilir. Bu durumda dinen günah işlemiş sayılmaz.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻜْﺘُﻤُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﻳَﺸْﺘَﺮُﻭﻥَ ﺑِﻪ۪ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎۙ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻣَﺎ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻄُﻮﻧِﻬِﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻜَﻠِّﻤُﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻴَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺰَﻛّ۪ﻴﻬِﻢْۚ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾١٧٤﴿ 174- Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi (âhir zaman Peygamberinin vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır. {Yahudi hahamları Peygamberimizin Tevrat'ta zikredilen vasıflarını gizlediler ve yaptıkları bu kötü iş için de maddi karşılık aldılar. Âyette bunun ne kötü bir davranış olduğu anlatılmaktadır.} ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺷْﺘَﺮَﻭُﺍ ﺍﻟﻀَّﻼﺎﻟَﺔَ ﺑِﺎﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻭَﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏَ ﺑِﺎﻟْﻤَﻐْﻔِﺮَﺓِۚ ﻓَﻤَٓﺎ ﺍَﺻْﺒَﺮَﻫُﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ﴾١٧٥﴿ 175- Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻨَﺰَّﻝَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّۜ ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺧْﺘَﻠَﻔُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻟَﻔ۪ﻰ ﺷِﻘَﺎﻕٍ ﺑَﻌ۪ﻴﺪٍ۟﴾١٧٦﴿ 176- O azabın sebebi, Allah'ın, kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır. (Buna rağmen farklı yorum yapıp) kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlığın içine düşmüşlerdir. {Allah Teâlâ'nın Kur'an'ı hak olarak indirdiği apaçık ortada iken, ondaki ahkâmı; sağlam delillere dayanmadan kendi arzularına göre yorumlamak isteyenlerin, gerçeklerden uzak kaldıkları ve içinden çıkılmaz ayrılıklara düştükleri, bu yüzden de hem dünyada hem de ahirette zarara uğrayacakları anlatılmıştır.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟْﺒِﺮَّ ﺍَﻥْ ﺗُﻮَﻟُّﻮﺍ ﻭُﺟُﻮﻫَﻜُﻢْ ﻗِﺒَﻞَ ﺍﻟْﻤَﺸْﺮِﻕِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻐْﺮِﺏِ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍﻟْﺒِﺮَّ ﻣَﻦْ ﺍٰﻣَﻨَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﻭَﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﺍﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَۚ ﻭَﺍٰﺗَﻰ ﺍﻟْﻤَﺎﻝَ ﻋَﻠٰﻰ ﺣُﺒِّﻪ۪ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﻘُﺮْﺑٰﻰ ﻭَﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﺑْﻦَ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِ ﻭَﺍﻟﺴَّٓﺎﺋِﻠ۪ﻴﻦَ ﻭَﻓِﻰ ﺍﻟﺮِّﻗَﺎﺏِۚ ﻭَﺍَﻗَﺎﻡَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﺗَﻰ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَۚ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮﻓُﻮﻥَ ﺑِﻌَﻬْﺪِﻫِﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﻋَﺎﻫَﺪُﻭﺍۚ ﻭَﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺎْﺳَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻟﻀَّﺮَّٓﺍﺀِ ﻭَﺣ۪ﻴﻦَ ﺍﻟْﺒَﺎْﺱِۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺻَﺪَﻗُﻮﺍۜ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾١٧٧﴿ 177- İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır! ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻘِﺼَﺎﺹُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘَﺘْﻠٰﻰۜ ﺍَﻟْﺤُﺮُّ ﺑِﺎﻟْﺤُﺮِّ ﻭَﺍﻟْﻌَﺒْﺪُ ﺑِﺎﻟْﻌَﺒْﺪِ ﻭَﺍﻻﺎُﻧْﺜٰﻰ ﺑِﺎﻻﺎُﻧْﺜٰﻰۜ ﻓَﻤَﻦْ ﻋُﻔِﻰَ ﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﺷَﻰْﺀٌ ﻓَﺎﺗِّﺒَﺎﻉٌ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِ ﻭَﺍَﺩَٓﺍﺀٌ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺑِﺎِﺣْﺴَﺎﻥٍۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺗَﺨْﻔ۪ﻴﻒٌ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْﻮَﺭَﺣْﻤَﺔٌۜ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﻋْﺘَﺪٰﻯ ﺑَﻌْﺪَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓَﻠَﻪُ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾١٧٨﴿ 178- Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. {Bütün dinler, hukuk ve ahlâk sistemleri, haksız olarak adam öldürmenin, cana kıymanın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir. Farklılık, bu suçun önlenmesi için alınması gereken tedbirde kendini göstermektedir. İslâm, suça iten sebepleri azamî ölçüde ortadan kaldırmış, insanı iman, ibadet ve ahlâk terbiyesi ile olgunlaştırmak için gerekli tedbirleri almış, bütün bunlardan sonra da kısas adıyla "cana kıyanın canına kıyılır" kaidesini koymuştur. Haksız aflarla bir gün hürriyete kavuşmak ümidi içinde beslenen kimselerin bu hali (hapis cezası) hiç de caydırıcı ve suçu önleyici bir tedbir değildir. Kısası tazminata (diyete) çevirme hakkı, öldürme suçunun acı neticelerine katlanmakta olan ölü yakınlarına (velilere) aittir. Başkası bu cezayı bağışlayamaz.} ﻭَﻟَﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘِﺼَﺎﺹِ ﺣَﻴٰﻮﺓٌ ﻳَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟِﻰ ﺍﻻﺎَﻟْﺒَﺎﺏِ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾١٧٩﴿ 179- Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız. {"Kısasta hayat vardır" sözü, gerçekten dikkate değer bir ifadedir. Zira kısas tatbik edilirse bir kişinin öldürülmesiyle pek çok kimsenin yaşaması sağlanır. Çünkü cezasının ölüm olduğunu bilen kimse, bu suçu işlemeyecektir.} ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﺣَﻀَﺮَ ﺍَﺣَﺪَﻛُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕُ ﺍِﻥْ ﺗَﺮَﻙَ ﺧَﻴْﺮًﺍۚ ﺍَﻟْﻮَﺻِﻴَّﺔُ ﻟِﻠْﻮَﺍﻟِﺪَﻳْﻦِ ﻭَﺍﻻﺎَﻗْﺮَﺑ۪ﻴﻦَ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۚ ﺣَﻘًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَۜ﴾١٨٠﴿ 180- Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur. {Mirasla ilgili âyetler gelmeden önce, kişinin servetinden ana, baba ve akrabalarına bir miktar verilmesi için vasiyet etmesi emredilmiştir. Ancak, Nisâ sûresinde gelen miras âyetleri ile herkesin hakkı kesin ve net olarak belirlenmiş, Efendimiz de "Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Bundan sonra vârise vasiyet yoktur" buyurmuş, böylece yukarıdaki âyet neshedilmiştir. Fakat mirastan payı olmayan akraba ve düşkünlere ve hayır müesseselerine vasiyet bâkidir. Her müslüman gönüllü olarak servetinden istediği yere vasiyet edebilir.} ﻓَﻤَﻦْ ﺑَﺪَّﻟَﻪُ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﺎ ﺳَﻤِﻌَﻪُ ﻓَﺎِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍِﺛْﻤُﻪُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﺒَﺪِّﻟُﻮﻧَﻪُۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌۜ﴾١٨١﴿ 181- Her kim bunu işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı onu değiştirenleredir. Şüphesiz Allah (her şeyi) işitir ve (her şeyi) bilir. {İslâm'da vakıf müessesesi hadislere dayanmakla birlikte sadaka-i câriye mahiyetinde olan ve ammeye hizmet veren vakıfları, bunların şekil ve şartlarını haksız olarak değiştirenler de vasiyeti değiştirenler gibi telakki edilmiş, bu âyet birçok vakıf eşya üzerine ve vakıfnâmelere yazılmıştır.} ﻓَﻤَﻦْ ﺧَﺎﻑَ ﻣِﻦْ ﻣُﻮﺹٍ ﺟَﻨَﻔًﺎ ﺍَﻭْ ﺍِﺛْﻤًﺎ ﻓَﺎَﺻْﻠَﺢَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﻓَﻼٓﺎ ﺍِﺛْﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻪِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ۟﴾١٨٢﴿ 182- Her kim, vasiyet edenin haksızlığa yahut günaha meyletmesinden endişe eder de (alâkalıların) aralarını bulursa kendisine günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan hem de esirgeyendir. {183-187. âyetlerde Allah Teâlâ müslümana farz kılınan ramazan orucundan söz eder. Oruç, İslâm'ın beş temelinden biridir. Orucun farziyeti Kur'an'da belirtilmiştir. Oruca tahsis edilen ramazan ayı faziletli bir aydır. Bu ayın fazileti, içinde Kadir gecesi bulunmasındandır. Kadir gecesinin üstünlüğü ise, kendisinde Kur'an indirilmiş olmasındandır. Çünkü Kur'an ramazan ayında ve Kadir gecesinde topluca, levh-i mahfuzdan Beytü'l-izze denilen makama indirilmiş ve yine Kadir gecesinde ilk olarak Hira dağında, Peygamberimize vahiy olarak gelmeye başlamıştır. Buna göre ramazan ayının ve Kadir gecesinin üstünlüğü, Kur'an'ın bu ayda ve bu gecede inmesinden ileri gelmektedir. Bu üstünlükleri sebebiyle ramazan ayı, büyük bir ibadet olan oruca tahsis edilmiştir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡُ ﻛَﻤَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَۙ﴾١٨٣﴿ 183- Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. ﺍَﻳَّﺎﻣًﺎ ﻣَﻌْﺪُﻭﺩَﺍﺕٍۜ ﻓَﻤَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣَﺮ۪ﻳﻀًﺎ ﺍَﻭْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻔَﺮٍ ﻓَﻌِﺪَّﺓٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﺍُﺧَﺮَۜ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻄ۪ﻴﻘُﻮﻧَﻪُ ﻓِﺪْﻳَﺔٌ ﻃَﻌَﺎﻡُ ﻣِﺴْﻜ۪ﻴﻦٍۜ ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﻄَﻮَّﻉَ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻓَﻬُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻪُۜ ﻭَﺍَﻥْ ﺗَﺼُﻮﻣُﻮﺍ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١٨٤﴿ 184- Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. ﺷَﻬْﺮُ ﺭَﻣَﻀَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺑَﻴِّﻨَﺎﺕٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻭَﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥِۚ ﻓَﻤَﻦْ ﺷَﻬِﺪَ ﻣِﻨْﻜُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻬْﺮَ ﻓَﻠْﻴَﺼُﻤْﻪُۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﺮ۪ﻳﻀًﺎ ﺍَﻭْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻔَﺮٍ ﻓَﻌِﺪَّﺓٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﺍُﺧَﺮَۜ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻜُﻢُ ﺍﻟْﻴُﺴْﺮَ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُ ﺑِﻜُﻢُ ﺍﻟْﻌُﺴْﺮَۘ ﻭَﻟِﺘُﻜْﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟْﻌِﺪَّﺓَ ﻭَﻟِﺘُﻜَﺒِّﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻫَﺪٰﻳﻜُﻢْ ﻭَﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾١٨٥﴿ 185- Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. {Dinde güçlük yoktur. Allah orucu emretmiştir. Oruç tutma şartları bulunan kimseler oruç tutarlar. Hastalık, yolculuk gibi geçici bir engelden ötürü oruç tutamayan, sonra kaza eder. İhtiyarlık ve iyileşmeyen müzmin hastalık gibi devamlı özrü olanlar fidye verirler. Her türlü zahmete rağmen kendi arzusu ile gönülden oruç tutan ve hayır yapanlar övülmüştür.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺳَﺎَﻟَﻚَ ﻋِﺒَﺎﺩ۪ﻯ ﻋَﻨّ۪ﻰ ﻓَﺎِﻧّ۪ﻰ ﻗَﺮ۪ﻳﺐٌۜ ﺍُﺟ۪ﻴﺐُ ﺩَﻋْﻮَﺓَ ﺍﻟﺪَّﺍﻉِ ﺍِﺫَﺍ ﺩَﻋَﺎﻥِۙ ﻓَﻠْﻴَﺴْﺘَﺠ۪ﻴﺒُﻮﺍ ﻟ۪ﻰ ﻭَﻟْﻴُﻮْۭﻣِﻨُﻮﺍ ﺑ۪ﻰ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺮْﺷُﺪُﻭﻥَ﴾١٨٦﴿ 186- Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar. {Rivayete göre bir bedevî Resûlullah (s.a.)a "Rabbimiz yakın mıdır yoksa uzak mıdır? Yakınsa ona fısıltı şeklinde dua edelim, uzaksa bağıralım" dedi. Bunun üzerine âyet indi. Allah'ın istediği iman ve itaattir. Allah, iman edip itaat edenlerin dualarını kabul edeceğini vadetmiştir. Gerçek manada iman edip Allah'a kulluk edenlerin duası kabul olunur.} ﺍُﺣِﻞَّ ﻟَﻜُﻢْ ﻟَﻴْﻠَﺔَ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡِ ﺍﻟﺮَّﻓَﺚُ ﺍِﻟٰﻰ ﻧِﺴَٓﺎﺋِﻜُﻢْۜ ﻫُﻦَّ ﻟِﺒَﺎﺱٌ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻟِﺒَﺎﺱٌ ﻟَﻬُﻦَّۜ ﻋَﻠِﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎَﻧَّﻜُﻢْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﺨْﺘَﺎﻧُﻮﻥَ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻜُﻢْ ﻓَﺘَﺎﺏَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﻋَﻔَﺎ ﻋَﻨْﻜُﻢْۚ ﻓَﺎﻟْﺌٰﻦَ ﺑَﺎﺷِﺮُﻭﻫُﻦَّ ﻭَﺍﺑْﺘَﻐُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻛَﺘَﺒَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢْۖ ﻭَﻛُﻠُﻮﺍ ﻭَﺍﺷْﺮَﺑُﻮﺍ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺘَﺒَﻴَّﻦَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟْﺨَﻴْﻂُ ﺍﻻﺎَﺑْﻴَﺾُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﻴْﻂِ ﺍﻻﺎَﺳْﻮَﺩِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻔَﺠْﺮِۖ ﺛُﻢَّ ﺍَﺗِﻤُّﻮﺍ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﻴْﻞِۚ ﻭَﻻﺎ ﺗُﺒَﺎﺷِﺮُﻭﻫُﻦَّ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻋَﺎﻛِﻔُﻮﻥَۙ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺴَﺎﺟِﺪِۜ ﺗِﻠْﻚَ ﺣُﺪُﻭﺩُﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﻼﺎ ﺗَﻘْﺮَﺑُﻮﻫَﺎۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺒَﻴِّﻨُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾١٨٧﴿ 187- Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar. {İslâm'ın ilk zamanlarında farz olan ramazan orucunu tutarken sahur yemeği yoktu. Oruç tutan kimse, akşam orucunu açınca yatsı namazını kılıp uyuyuncaya kadar yer içerdi. Bundan sonra yemek, içmek ve kadınlara yaklaşmak haramdı. Bazı müslümanlar dayanamayıp kadınlarına yaklaştı. Bazıları iftardan sonra yorgunlukları sebebiyle hemen uyudukları için, ertesi gün açlık ve susuzluktan baygınlık geçirdiler. Cenab-ı Allah müminlere acıdı ve bir kolaylık olmak üzere bu âyeti indirdi. "Beyaz iplik ve siyah iplik" ifadelerinden maksadı, "mine'l-fecr: tanyerinin ağarmasından" ilâvesi açıklığa kavuşturmuştur. Buna göre orucun başlaması gereken zaman (imsak), güneşin doğmasına değil, fecrin doğmasına, yani tanyerinin ağarmaya başlamasına bağlıdır. İplik tabiri de, tanyeri, ağarmasının başlangıcını ifade etmektedir. Aydınlık yayılıp yükselince, artık ona "beyaz iplik" denemez. Aydınlığın başladığı an sahurun bittiği ve imsakin başladığı, aynı zamanda sabah namazı vaktinin de girdiği andır.} ﻭَﻻﺎﺗَﺎْﻛُﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻜُﻢْ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﺑِﺎﻟْﺒَﺎﻃِﻞِ ﻭَﺗُﺪْﻟُﻮﺍ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤُﻜَّﺎﻡِ ﻟِﺘَﺎْﻛُﻠُﻮﺍ ﻓَﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﻮَﺍﻝِ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺑِﺎﻻﺎِﺛْﻢِ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ۟﴾١٨٨﴿ 188- Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin. {Bu âyette işaret edilmek istenen mana, daha ziyade rüşvet ve çıkarcılıktır. Binaenaleyh aldatma ve dalavere ile elde edilen bütün kazançlar haramdır.} ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻻﺎَﻫِﻠَّﺔِۜ ﻗُﻞْ ﻫِﻰَ ﻣَﻮَﺍﻗ۪ﻴﺖُ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺍﻟْﺤَﺞِّۜ ﻭَﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟْﺒِﺮُّ ﺑِﺎَﻥْ ﺗَﺎْﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﺒُﻴُﻮﺕَ ﻣِﻦْ ﻇُﻬُﻮﺭِﻫَﺎ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍﻟْﺒِﺮَّ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﻘٰﻰۚ ﻭَﺍْﺗُﻮﺍﺍﻟْﺒُﻴُﻮﺕَ ﻣِﻦْ ﺍَﺑْﻮَﺍﺑِﻬَﺎۖ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻠَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ﴾١٨٩﴿ 189- Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz. {Peygamberimize yeni doğan hilâlin önce incecik olması, sonra her gün büyümesi, dolunay olduktan sonra tekrar incelip kaybolması ve tekrar aynı şekilde doğup devam etmesi sorulmuştu. Âyette verilen cevapta "Ayın bu şekildeki hareketi, kamerî senenin hesap edilmesini, özellikle hac günlerinin bilinmesini sağlamaktır" denildi. Ayrıca eskiden Araplar hac için ihram giydiklerinde veya hac dönüşünde evlere kapısından değil de arkadan açılan bir delikten girmenin iyilik olduğuna inanırlardı. 189. âyette bunun da yanlış olduğu anlatılmıştır.} ﻭَﻗَﺎﺗِﻠُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﻧَﻜُﻢْ ﻭَﻻﺎﺗَﻌْﺘَﺪُﻭﺍۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﻌْﺘَﺪ۪ﻳﻦَ﴾١٩٠﴿ 190- Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez. ﻭَﺍﻗْﺘُﻠُﻮﻫُﻢْ ﺣَﻴْﺚُ ﺛَﻘِﻔْﺘُﻤُﻮﻫُﻢْ ﻭَﺍَﺧْﺮِﺟُﻮﻫُﻢْ ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﺍَﺧْﺮَﺟُﻮﻛُﻢْ ﻭَﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔُ ﺍَﺷَﺪُّ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻘَﺘْﻞِۚ ﻭَﻻﺎ ﺗُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﻫُﻢْ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﻛُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻗَﺎﺗَﻠُﻮﻛُﻢْ ﻓَﺎﻗْﺘُﻠُﻮﻫُﻢْۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺟَﺰَٓﺍﺀُ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٩١﴿ 191- Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir. ﻓَﺎِﻥِ ﺍﻧْﺘَﻬَﻮْﺍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٩٢﴿ 192- Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir. ﻭَﻗَﺎﺗِﻠُﻮﻫُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻻﺎ ﺗَﻜُﻮﻥَ ﻓِﺘْﻨَﺔٌ ﻭَﻳَﻜُﻮﻥَ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻨُﻠِﻠّٰﻬِۜﻔَﺎِﻥِ ﺍﻧْﺘَﻬَﻮْﺍ ﻓَﻼﺎ ﻋُﺪْﻭَﺍﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾١٩٣﴿ 193- Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur. ﺍَﻟﺸَّﻬْﺮُ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡُ ﺑِﺎﻟﺸَّﻬْﺮِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِ ﻭَﺍﻟْﺤُﺮُﻣَﺎﺕُ ﻗِﺼَﺎﺹٌۜ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﻋْﺘَﺪٰﻯ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻓَﺎﻋْﺘَﺪُﻭﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺑِﻤِﺜْﻞِ ﻣَﺎ ﺍﻋْﺘَﺪٰﻯ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْۖ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻊَ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾١٩٤﴿ 194- Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir. {Resûlullah (s.a.) hicretin altıncı yılında umre yapmak maksadıyla Mekke'ye doğru yola çıkmıştı. Mekke yakınlarındaki Hudeybiye'ye gelince müşrikler Mekke'ye girmelerini önlediler. Orada çetin münakaşalar oldu. Sonunda İslâm tarihinin en mühim hadiselerinden biri olan Hudeybiye antlaşması yapıldı. Bu antlaşmada yer alan maddelerden birine göre, müslümanlar o sene Harem-i Şerif'i ziyaret etmeden geri dönecekler, ertesi sene aynı haram ayı içinde Mescid'i ziyaret edip umre yapacaklardı. Müşrikler bunu başarı saydılar. Allah, müslümanları ertesi sene aynı ayda Mescid-i Haram'a getirdi. Böylece haram ay, haram aya karşılık oldu. İslâm hukukuna göre saldırıya ancak misli ile mukabele edilir, aşırı gitmek suçtur. Bütün harplerde önce insanlar dine çağrılır. Müslüman olmayı yahut cizye vermeyi kabul etmeyenlerle savaşılır.} ﻭَﺍَﻧْﻔِﻘُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎﺗُﻠْﻘُﻮﺍ ﺑِﺎَﻳْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺘَّﻬْﻠُﻜَﺔِۚۛ ﻭَﺍَﺣْﺴِﻨُﻮﺍۚۛ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٩٥﴿ 195- Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever. {Âyette geçen "ihsan" kelimesi, bir işi tam ve noksansız yapmak, işin hakkını vermek ve dürüst olmak demektir. Nitekim bir hadiste Resûlullah (s.a.)a "İhsan nedir?" diye sorulmuş. O da: "Allah'a, O'nu görüyormuş gibi kulluk etmendir, her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görüyor" buyurmuştur. Kulluk umumî bir davranıştır. Bu itibarla hadisteki manayı, özellikle ibadete yöneltmek doğru değildir. Esasen Arapça'da ihsan, işi doğru dürüst yapmaktır. Onun için işinin ehli olana "muhsin" denir. Tercüme bu anlayışa göre yapılmıştır. Sosyal yardımı ve adaleti de içine alan ihsan ve infakı, "tehlikeyi önleyen bir tedbir" olarak gösteren âyet, adaletin anarşiyi ve ihtilâli önlediğine de işaret etmektedir.} ﻭَﺍَﺗِﻤُّﻮﺍ ﺍﻟْﺤَﺞَّ ﻭَﺍﻟْﻌُﻤْﺮَﺓَﻟِﻠّٰﻬِۜﻔَﺎِﻥْ ﺍُﺣْﺼِﺮْﺗُﻢْ ﻓَﻤَﺎ ﺍﺳْﺘَﻴْﺴَﺮَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻬَﺪْﻯِۚ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺤْﻠِﻘُﻮﺍ ﺭُﻭُۭ۫ﺳَﻜُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺒْﻠُﻎَ ﺍﻟْﻬَﺪْﻯُ ﻣَﺤِﻠَّﻪُۜ ﻓَﻤَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣَﺮ۪ﻳﻀًﺎ ﺍَﻭْ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﺫًﻯ ﻣِﻦْ ﺭَﺍْﺳِﻪ۪ ﻓَﻔِﺪْﻳَﺔٌ ﻣِﻦْ ﺻِﻴَﺎﻡٍ ﺍَﻭْ ﺻَﺪَﻗَﺔٍ ﺍَﻭْ ﻧُﺴُﻚٍۚ ﻓَﺎِﺫَٓﺍ ﺍَﻣِﻨْﺘُﻢْ۠ ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﻤَﺘَّﻊَ ﺑِﺎﻟْﻌُﻤْﺮَﺓِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﺞِّ ﻓَﻤَﺎ ﺍﺳْﺘَﻴْﺴَﺮَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻬَﺪْﻯِۚ ﻓَﻤَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺠِﺪْ ﻓَﺼِﻴَﺎﻡُ ﺛَﻠٰﺜَﺔِ ﺍَۭﻳَّﺎﻡٍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﺞِّ ﻭَﺳَﺒْﻌَﺔٍ ﺍِﺫَﺍ ﺭَﺟَﻌْﺘُﻢْۜ ﺗِﻠْﻚَ ﻋَﺸَﺮَﺓٌ ﻛَﺎﻣِﻠَﺔٌۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻟِﻤَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﺍَﻫْﻠُﻪُ ﺣَﺎﺿِﺮِﻯ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ۟﴾١٩٦﴿ 196- Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır. ﺍَﻟْﺤَﺞُّ ﺍَﺷْﻬُﺮٌ ﻣَﻌْﻠُﻮﻣَﺎﺕٌۚ ﻓَﻤَﻦْ ﻓَﺮَﺽَ ﻓ۪ﻴﻬِﻦَّ ﺍﻟْﺤَﺞَّ ﻓَﻼﺎ ﺭَﻓَﺚَ ﻭَﻻﺎ ﻓُﺴُﻮﻕَ ﻭَﻻﺎ ﺟِﺪَﺍﻝَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﺞِّۜ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻳَﻌْﻠَﻤْﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُۜﻮَﺗَﺰَﻭَّﺩُﻭﺍ ﻓَﺎِﻥَّ ﺧَﻴْﺮَ ﺍﻟﺰَّﺍﺩِ ﺍﻟﺘَّﻘْﻮٰﻯۘ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﻥِ ﻳَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟِﻰ ﺍﻻﺎَﻟْﺒَﺎﺏِ﴾١٩٧﴿ 197- Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının. {Eskiden Araplar, hac mevsiminde bir takım panayırlar kurarlar, orada çeşitli sahalarda alışveriş yaparlardı. Bunlar o zaman cahiliye devri âdetlerine göre cereyan ederdi. Müslümanlar bunları günah saydılar. Allah Teâlâ aşağıdaki âyetlerde bu hususa açıklık getirdi.} ﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺟُﻨَﺎﺡٌ ﺍَﻥْ ﺗَﺒْﺘَﻐُﻮﺍ ﻓَﻀْﻼﺎ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْۜﻔَﺎِﺫَٓﺍ ﺍَﻓَﻀْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﻋَﺮَﻓَﺎﺕٍ ﻓَﺎﺫْﻛُﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻌِﻨْﺪَ ﺍﻟْﻤَﺸْﻌَﺮِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِۖ ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُﻭﻩُ ﻛَﻤَﺎ ﻫَﺪٰﻳﻜُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻪ۪ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟﻀَّٓﺎﻟّ۪ﻴﻦَ﴾١٩٨﴿ 198- (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz {Diğer ibadetler gibi haccın da ferde ve topluma sayısız faydaları vardır. Bunların en önemlilerini şu maddelerde toplayabiliriz: (1) İhram, tek tip ve basit bir elbisedir. Bütün hacı namzetleri bunu giyerek sonradan edindikleri mal, mülk, rütbe, makam ve benzerlerini geride bırakır, tek farkın şahsî faziletten ibaret olduğu gerçek eşitliği yaşarlar. (2) Kefeni andıran ihram içinde yapılan Arafat vakfesi aynı zamanda bir mahşer örneğidir. Bu manzara, belki bir ömür boyu insana ölümü ve haşri hatırlatır. (3) Çeşitli ırk ve kültürlere mensup müslümanların toplanmalarına vesile olan hac, bir "maddi ve manevi değerler" alışverişine vasıta olmakta, müslümanları birbirine yaklaştırmakta, problemlere ortak çözümler arama imkânı vermektedir. (4) Kâbe etrafında tavaf, tevhid fikrini temsil etmekte, farklı yönlere, fakat daima Kâbe'ye yönelerek kılınan namaz "Nereye dönseniz Allah oradadır" prensibini ruhlara işlemektedir. Metodlar, ictihatlar,kanaatler farklı olabilir, ancak her şey Allah içindir, Allah rızasına yönelmelidir.} ﺛُﻢَّ ﺍَﻓ۪ﻴﻀُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﺍَﻓَﺎﺽَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻭَﺍﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٩٩﴿ 199- Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın. Allah'tan mağfiret isteyin. Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir. ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻗَﻀَﻴْﺘُﻢْ ﻣَﻨَﺎﺳِﻜَﻜُﻢْ ﻓَﺎﺫْﻛُﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻜَﺬِﻛْﺮِﻛُﻢْ ﺍٰﺑَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺍَﻭْ ﺍَﺷَﺪَّ ﺫِﻛْﺮًﺍۜ ﻓَﻤِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳَﻘُﻮﻟُﺮَﺑَّﻨَٓﺎﺍٰﺗِﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﻣَﺎﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻣِﻦْ ﺧَﻼﺎﻕٍ﴾٢٠٠﴿ 200- Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur. ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻳَﻘُﻮﻟُﺮَﺑَّﻨَٓﺎﺍٰﺗِﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺣَﺴَﻨَﺔً ﻭَﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺣَﺴَﻨَﺔً ﻭَﻗِﻨَﺎ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ﴾٢٠١﴿ 201- Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺼ۪ﻴﺐٌ ﻣِﻤَّﺎ ﻛَﺴَﺒُﻮﺍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺴَﺮ۪ﻳﻊُ ﺍﻟْﺤِﺴَﺎﺏِ﴾٢٠٢﴿ 202- İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺖ ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻔ۪ٓﻰ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﻣَﻌْﺪُﻭﺩَﺍﺕٍۜ ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﻌَﺠَّﻞَ ﻓ۪ﻰ ﻳَﻮْﻣَﻴْﻦِ ﻓَﻼٓﺎ ﺍِﺛْﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻪِۚ ﻭَﻣَﻦْ ﺗَﺎَﺧَّﺮَ ﻓَﻼٓﺎ ﺍِﺛْﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻪِۙ ﻟِﻤَﻦِ ﺍﺗَّﻘٰﻰۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻜُﻢْ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ﴾٢٠٣﴿ 203- Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönmek isterse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız. {204, 205, 206. âyetler Ahnes b. Şurayk hakkında inmiştir. Güzel konuşan ve yakışıklı bir kimse olan Ahnes, münafık idi. Resûlullah'ın yanına gelir, güzel sözlerle müslümanlık taslardı. Halbuki içi fenalık dolu idi. İşi gücü müslümanlara zarar vermekti. İşte âyetlerde böyle güzel konuşan, hoş görünen kimselere hemen kanmamak, iyice emin olmadan kimseye güvenmemek gerektiği anlatılmıştır.} ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳُﻌْﺠِﺒُﻚَ ﻗَﻮْﻟُﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﻳُﺸْﻬِﺪُﺍﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻗَﻠْﺒِﻪ۪ۙ ﻭَﻫُﻮَ ﺍَﻟَﺪُّ ﺍﻟْﺨِﺼَﺎﻡِ﴾٢٠٤﴿ 204- İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺗَﻮَﻟّٰﻰ ﺳَﻌٰﻰ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻟِﻴُﻔْﺴِﺪَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَﻳُﻬْﻠِﻚَ ﺍﻟْﺤَﺮْﺙَ ﻭَﺍﻟﻨَّﺴْﻠَۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻔَﺴَﺎﺩَ﴾٢٠٥﴿ 205- O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻪُ ﺍﺗَّﻘِﺎﻟﻠّٰﻬَﺎَﺧَﺬَﺗْﻪُ ﺍﻟْﻌِﺰَّﺓُ ﺑِﺎﻻﺎِﺛْﻢِ ﻓَﺤَﺴْﺒُﻪُ ﺟَﻬَﻨَّﻢُۜ ﻭَﻟَﺒِﺌْﺲَ ﺍﻟْﻤِﻬَﺎﺩُ﴾٢٠٦﴿ 206- Böylesine "Allah'tan kork!" denilince benlik ve gurur kendisini günaha sevkeder. (Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter. O ne kötü yerdir! ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳَﺸْﺮ۪ﻯ ﻧَﻔْﺴَﻪُ ﺍﺑْﺘِﻐَٓﺎﺀَ ﻣَﺮْﺿَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺮَﻭُۭ۫ﻑٌ ﺑِﺎﻟْﻌِﺒَﺎﺩِ﴾٢٠٧﴿ 207- İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için kendini feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir. {İbn Abbas'tan gelen rivayete göre bu âyet Suheyb b. Sinan er-Rumî hakkında inmiştir. Mekke müşrikleri bu zatı yakalamış, dininden döndürmek için işkence etmişlerdi. Suheyb, Mekkelilere "Ben ihtiyar bir adamım. Malım da var. Sizden veya düşmanlarınızdan olmamın size bir zararı olmaz, ben bir söz söyledim ondan caymayı iyi görmem, malımı ve eşyamı size verir, dinimi sizden satın alırım" demişti. Onlar buna razı olmuşlar, Suheyb'i salıvermişlerdi. Oradan kalkıp Medine'ye gelirken bu âyet nazil oldu. Şehre girerken kendisine rastlayan Hz. Ebubekir, "Alışverişin kârlı olsun yâ Suheyb" demiş, o da "Senin alışverişin de zarar etmesin" cevabını vermiştir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴِّﻠْﻢِ ﻛَٓﺎﻓَّﺔًۖ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻌُﻮﺍ ﺧُﻄُﻮَﺍﺕِ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻜُﻢْ ﻋَﺪُﻭٌّ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ﴾٢٠٨﴿ 208- Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır. ﻓَﺎِﻥْ ﺯَﻟَﻠْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻜُﻢُ ﺍﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕُ ﻓَﺎﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٢٠٩﴿ 209- Size apaçık deliller geldikten sonra, yine de kayarsanız, şunu iyi bilin ki Allah azîzdir, hakîmdir. ﻫَﻞْ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻴَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻰ ﻇُﻠَﻞٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَﻤَﺎﻡِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻭَﻗُﻀِﻰَ ﺍﻻﺎَﻣْﺮُۜ ﻭَﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺘُﺮْﺟَﻊُ ﺍﻻﺎُﻣُﻮﺭُ۟﴾٢١٠﴿ 210- Onlar, ille de buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini mi beklerler? Halbuki iş bitirilmiştir. (Allah nizamı artık değişmez.) Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülür. ﺳَﻞْ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﻛَﻢْ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺔٍ ﺑَﻴِّﻨَﺔٍۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﺒَﺪِّﻝْ ﻧِﻌْﻤَﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎﺟَٓﺎﺀَﺗْﻪُ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ﴾٢١١﴿ 211- İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir. ﺯُﻳِّﻦَ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓُ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﻳَﺴْﺨَﺮُﻭﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍۢ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻓَﻮْﻗَﻬُﻢْ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﺮْﺯُﻕُ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﺣِﺴَﺎﺏٍ﴾٢١٢﴿ 212- Kâfir olanlar için dünya hayatı câzip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkârdan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız lutufta bulunur. {Ebu Cehil ve arkadaşları, fakir müminler ile alay ettiler, bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Hayat gerçeğini sadece dünya malı ile değerlendiren kâfirler için dünya malı câzip hale getirilmiştir. Onun için bunlar, üstün değerlere değil, geçici dünya malına kıymet vermişler, sonunda dünya malı onlara hiçbir fayda sağlamamıştır.} ﻛَﺎﻥَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍُﻣَّﺔً ﻭَﺍﺣِﺪَﺓً ﻓَﺒَﻌَﺜَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَ ﻣُﺒَﺸِّﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﻣُﻨْﺬِﺭ۪ﻳﻦَۖ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻣَﻌَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻟِﻴَﺤْﻜُﻢَ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﺍﺧْﺘَﻠَﻔُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﻭَﻣَﺎﺍﺧْﺘَﻠَﻒَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﻩُ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎﺟَٓﺎﺀَﺗْﻬُﻢُ ﺍﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕُ ﺑَﻐْﻴًﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْۚ ﻓَﻬَﺪَﻯﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻟِﻤَﺎ ﺍﺧْﺘَﻠَﻔُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﺑِﺎِﺫْﻧِﻬ۪ۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻬْﺪ۪ﻯ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﺍِﻟٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍ﴾٢١٣﴿ 213- İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir. {Bütün insanlık başlangıç itibariyle bir tek ümmet idi. Hz. Âdem'den çoğalmıştı. Zamanla ihtilafa düştüler. Peygamberler insanlar arasında beliren anlaşmazlıkları gidermek için gönderildi.} ﺍَﻡْ ﺣَﺴِﺒْﺘُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﺪْﺧُﻠُﻮﺍ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَ ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﻳَﺎْﺗِﻜُﻢْ ﻣَﺜَﻞُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺧَﻠَﻮْﺍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْۜ ﻣَﺴَّﺘْﻬُﻢُ ﺍﻟْﺒَﺎْﺳَٓﺎﺀُ ﻭَﺍﻟﻀَّﺮَّٓﺍﺀُ ﻭَﺯُﻟْﺰِﻟُﻮﺍ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﻘُﻮﻝَ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻣَﻌَﻪُ ﻣَﺘٰﻰ ﻧَﺼْﺮُﺍﻟﻠّٰﻬِۜﺎَﻻٓﺎ ﺍِﻥَّ ﻧَﺼْﺮَﺍﻟﻠّٰﻬِﻘَﺮ۪ﻳﺐٌ﴾٢١٤﴿ 214- (Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır. {Bu âyet, bir rivayete göre, Hendek savaşında müslümanların çektiği sıkıntıları dile getirir. Diğer rivayete göre, Uhud savaşı ile ilgilidir. Bir başka rivayete göre ise evlerini, mallarını ve yakınlarını Mekke'de bırakıp çeşitli sıkıntılara katlanarak Medine'ye göç eden müslümanları teselli için inmiştir.} ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻣَﺎﺫَﺍ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَۜ ﻗُﻞْ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﻔَﻘْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻓَﻠِﻠْﻮَﺍﻟِﺪَﻳْﻦِ ﻭَﺍﻻﺎَﻗْﺮَﺑ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦِ ﻭَﺍﺑْﻦِ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِۜ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻪ۪ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢١٥﴿ 215- Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir. ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻘِﺘَﺎﻝُ ﻭَﻫُﻮَ ﻛُﺮْﻩٌ ﻟَﻜُﻢْۚ ﻭَﻋَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗَﻜْﺮَﻫُﻮﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻫُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْۚ ﻭَﻋَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗُﺤِﺒُّﻮﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻫُﻮَ ﺷَﺮٌّ ﻟَﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ۟﴾٢١٦﴿ 216- Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. {Savaş insanların severek, zevk alarak yaptıkları bir şey değildir. Fıtratı ve ruh sağlığı bozulmamış kimseleri öldürmek, yakıp yıkmak, acılar vermekten zevk almaz, bunlardan hoşlanmaz. Ancak vücudu kurtarmak için kangren olmuş elin kesilmesi, içeride kalmış çocuğu kurtarmak için kapının kırılması nasıl zaruri ise savaş da toplumların hayatında böyle zaruret haline gelebilir. Din ve vicdan hürriyetini sağlamanın, zulmü ve fitneyi önlemenin, tecavüzlere son vermenin yolu savaştan geçebilir. İşte bu durumlarda savaşmak şüphesiz insanlık için daha hayırlı ve daha şerefli bir davranıştır. Cihad ise hiçbir zaman bir saldırı değildir. Çünkü önce İslâm'a davet yapılır, kabul eden müslümandır. İslâm'ı kabul etmeyenden tabi olması istenir. Bunu da kabul etmezse, ancak o zaman savaşılır. Savaştaki sırrı biz bilemeyiz ama onu Allah bilir. Bazı milletler cezaya müstahak olunca, Allah onları çeşitli belâlarla cezalandırır. İşte onlardan birisi de savaştır. Resûlullah Efendimiz, Abdullah b. Cahş kumandasında bir müfrezeyi, Kureyş kervanından haber getirmeleri için Mekke'ye göndermişti. Kureyş kervanını görünce, dayanamayarak hücum ettiler. Kervandan bir kişiyi öldürdüler, iki kişiyi de esir aldılar. Kervanı sürüp Peygamberimize getirdiler. O gün receb ayının ilk günüydü. Müşrikler: Muhammed, haram aylarında savaşıyor, diye yaygara kopardılar. Bunun üzerine 217. âyet indi.} ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺸَّﻬْﺮِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِ ﻗِﺘَﺎﻝٍ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﻗُﻞْ ﻗِﺘَﺎﻝٌ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻛَﺒ۪ﻴﺮٌۜ ﻭَﺻَﺪٌّ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻛُﻔْﺮٌ ﺑِﻪ۪ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِ ﻭَﺍِﺧْﺮَﺍﺝُ ﺍَﻫْﻠِﻪ۪ ﻣِﻨْﻪُ ﺍَﻛْﺒَﺮُ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔُ ﺍَﻛْﺒَﺮُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻘَﺘْﻞِۜ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺰَﺍﻟُﻮﻥَ ﻳُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﻧَﻜُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺮُﺩُّﻭﻛُﻢْ ﻋَﻦْ ﺩ۪ﻳﻨِﻜُﻢْ ﺍِﻥِ ﺍﺳْﺘَﻄَﺎﻋُﻮﺍۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺮْﺗَﺪِﺩْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻋَﻦْ ﺩ۪ﻳﻨِﻪ۪ ﻓَﻴَﻤُﺖْ ﻭَﻫُﻮَ ﻛَﺎﻓِﺮٌ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺣَﺒِﻄَﺖْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۚ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۚ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ﴾٢١٧﴿ 217- Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkâr etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar. {"Fitne" savaş, anarşi; din ve vicdan hürriyetine karşı baskı demektir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺟَﺮُﻭﺍ ﻭَﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۙﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻳَﺮْﺟُﻮﻥَ ﺭَﺣْﻤَﺘَﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٢١٨﴿ 218- İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah, gafûr ve rahîmdir. ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﺨَﻤْﺮِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻴْﺴِﺮِۜ ﻗُﻞْ ﻓ۪ﻴﻬِﻤَٓﺎ ﺍِﺛْﻢٌ ﻛَﺒ۪ﻴﺮٌ ﻭَﻣَﻨَﺎﻓِﻊُ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِۘ ﻭَﺍِﺛْﻤُﻬُﻤَٓﺎ ﺍَﻛْﺒَﺮُ ﻣِﻦْ ﻧَﻔْﻌِﻬِﻤَﺎۜ ﻭَﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻣَﺎﺫَﺍ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَۜ ﻗُﻞِ ﺍﻟْﻌَﻔْﻮَۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺒَﻴِّﻨُﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢُ ﺍﻻﺎٰﻳَﺎﺕِ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥَۙ﴾٢١٩﴿ 219- Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür. Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. "İhtiyaç fazlasını" de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz. {Şarap haramdır. Şarabın haram olması onun hiçbir faydasının olmamasını gerektirmez. Zararı faydasından çok olduğu için haram kılınmıştır. Kumarda da kazanan taraf için zahirî bir fayda görülür, ama kaybeden taraf için büyük bir zarar vardır. Onun için kumar oynamak haram kılınmıştır. Bu âyetin başı, bundan önceki âyetin son cümlesi olan "ki düşünesiniz" ile bağlantılıdır. Dünya ve ahiretle ilgili işlerinizi iyi düşünüp gereğine göre hareket ederseniz, hem dünyada hem de ahirette saadete nâil olursunuz, demektedir.} ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۜ ﻭَﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰۜ ﻗُﻞْ ﺍِﺻْﻼﺎﺡٌ ﻟَﻬُﻢْ ﺧَﻴْﺮٌۜ ﻭَﺍِﻥْ ﺗُﺨَﺎﻟِﻄُﻮﻫُﻢْ ﻓَﺎِﺧْﻮَﺍﻧُﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻤُﻔْﺴِﺪَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺼْﻠِﺢِۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎَﻋْﻨَﺘَﻜُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٢٢٠﴿ 220- Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışları düşünün ve ona göre hareket edin). Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir. {Yetimlere iyi muamele edilmeli, yetim oldukları hissettirilmemelidir. Yetimin velisi durumunda olan kimsenin, onu ifsat mı ettiğini, yoksa ıslah mı ettiğini Allah bilir. O yetimdir diye ona iyi davranmayanlar, Allah'ın murakabesi altında olduklarını unutmamalıdırlar.} ﻭَﻻﺎ ﺗَﻨْﻜِﺤُﻮﺍ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛَﺎﺕِ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﻮْۭﻣِﻦَّۜ ﻭَ ﻻﺎَﻣَﺔٌ ﻣُﻮْۭﻣِﻨَﺔٌ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻦْ ﻣُﺸْﺮِﻛَﺔٍ ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻋْﺠَﺒَﺘْﻜُﻢْۚ ﻭَﻻﺎ ﺗُﻨْﻜِﺤُﻮﺍ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﺍۜ ﻭَﻟَﻌَﺒْﺪٌ ﻣُﻮْۭﻣِﻦٌ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻦْ ﻣُﺸْﺮِﻙٍ ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻋْﺠَﺒَﻜُﻢْۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻳَﺪْﻋُﻮﻥَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۚﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﺪْﻋُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻐْﻔِﺮَﺓِ ﺑِﺎِﺫْﻧِﻪ۪ۚ ﻭَﻳُﺒَﻴِّﻦُ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺘَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَ۟﴾٢٢١﴿ 221- İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar. {İslâm'a göre insanın değeri imanına bağlıdır. Allah katında köle ve câriye bile olsa imanlı kimse daha üstündür ve daha temizdir. Onun için bir müslümanın dinsiz ve putperestlerle evlenmesi kesin olarak haram kılınmıştır.} ﻭَﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﺤ۪ﻴﺾِۜ ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍَﺫًﻯۙ ﻓَﺎﻋْﺘَﺰِﻟُﻮﺍ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺤ۪ﻴﺾِۙ ﻭَﻻﺎﺗَﻘْﺮَﺑُﻮﻫُﻦَّ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﻄْﻬُﺮْﻥَۚ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺗَﻄَﻬَّﺮْﻥَ ﻓَﺎْﺗُﻮﻫُﻦَّ ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﺍَﻣَﺮَﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟﺘَّﻮَّﺍﺑ۪ﻴﻦَ ﻭَﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺘَﻄَﻬِّﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٢٢﴿ 222- Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. ﻧِﺴَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﺣَﺮْﺙٌ ﻟَﻜُﻢْۖ ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺣَﺮْﺛَﻜُﻢْ ﺍَﻧّٰﻰ ﺷِﺌْﺘُﻢْۘ ﻭَﻗَﺪِّﻣُﻮﺍ ﻻﺎَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻜُﻢْ ﻣُﻼﺎﻗُﻮﻩُۜ ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٢٢٣﴿ 223- Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele! {Cinsî temasın şekli sınırlı değildir. Yasak olan sapık ilişkidir. Temastan önce hazırlık hem maddî ve cinsî hem de besmele vb. gibi manevî olarak anlaşılmıştır.} ﻭَﻻﺎﺗَﺠْﻌَﻠُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻌُﺮْﺿَﺔً ﻻﺎَﻳْﻤَﺎﻧِﻜُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﺒَﺮُّﻭﺍ ﻭَﺗَﺘَّﻘُﻮﺍ ﻭَﺗُﺼْﻠِﺤُﻮﺍ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺳِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٢٤﴿ 224- Yeminlerinizden dolayı Allah'ı (O'nun adını), iyilik etmenize, O'ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın. Allah işitir ve bilir. ﻻﺎﻳُﻮَۭﺍﺧِﺬُﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﺎﻟﻠَّﻐْﻮِ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧِﻜُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻳُﻮَۭﺍﺧِﺬُﻛُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺴَﺒَﺖْ ﻗُﻠُﻮﺑُﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺣَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٢٥﴿ 225- Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Lâkin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Allah gafûrdur, halîmdir. ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻮْۭﻟُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﻧِﺴَٓﺎﺋِﻬِﻢْ ﺗَﺮَﺑُّﺺُ ﺍَﺭْﺑَﻌَﺔِ ﺍَﺷْﻬُﺮٍۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻓَٓﺎﻭُۭ۫ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٢٢٦﴿ 226- Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer (bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir. ﻭَﺍِﻥْ ﻋَﺰَﻣُﻮﺍ ﺍﻟﻄَّﻼﺎﻕَ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٢٧﴿ 227- Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir. {"Îlâ" yemin manasınadır. Kişinin eşine yaklaşmamak için yaptığı yemin karşılığında kullanılmıştır. Câhiliye devri Arapları, kadınlar üzerinde bir baskı olmak üzere, onlara darıldıkları vakit kadınlardan uzak dururlar, hiç yanlarına varmazlar, cinsî temas yapmazlar ve onlara yaklaşmamak hususunda yemin ederlerdi. İşte İslâm bu şekilde yapılan haksız davranışları önlemiş, doğru yolu göstermiştir. Belli müddet içinde yeminini bozan keffâret verir. Müddet tamamlanırsa evlilik sona erer.} ﻭَﺍﻟْﻤُﻄَﻠَّﻘَﺎﺕُ ﻳَﺘَﺮَﺑَّﺼْﻦَ ﺑِﺎَﻧْﻔُﺴِﻬِﻦَّ ﺛَﻠٰﺜَﺔَ ﻗُﺮُﻭٓﺀٍۜ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺤِﻞُّ ﻟَﻬُﻦَّ ﺍَﻥْ ﻳَﻜْﺘُﻤْﻦَ ﻣَﺎ ﺧَﻠَﻘَﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ٓﻰ ﺍَﺭْﺣَﺎﻣِﻬِﻦَّ ﺍِﻥْ ﻛُﻦَّ ﻳُﻮْۭﻣِﻨَّﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِۜ ﻭَﺑُﻌُﻮﻟَﺘُﻬُﻦَّ ﺍَﺣَﻖُّ ﺑِﺮَﺩِّﻫِﻦَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍِﻥْ ﺍَﺭَﺍﺩُٓﻭﺍ ﺍِﺻْﻼﺎﺣًﺎۜ ﻭَﻟَﻬُﻦَّ ﻣِﺜْﻞُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۖ ﻭَﻟِﻠﺮِّﺟَﺎﻝِ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّ ﺩَﺭَﺟَﺔٌۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ۟﴾٢٢٨﴿ 228- Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler. Kadınların da ödevlerine denk belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir. ﺍَﻟﻄَّﻼﺎﻕُ ﻣَﺮَّﺗَﺎﻥِۖ ﻓَﺎِﻣْﺴَﺎﻙٌ ﺑِﻤَﻌْﺮُﻭﻑٍ ﺍَﻭْ ﺗَﺴْﺮ۪ﻳﺢٌ ﺑِﺎِﺣْﺴَﺎﻥٍۜ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺤِﻞُّ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﺎْﺧُﺬُﻭﺍ ﻣِﻤَّٓﺎ ﺍٰﺗَﻴْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺨَﺎﻓَٓﺎ ﺍَﻻَﺎ ﻳُﻘ۪ﻴﻤَﺎ ﺣُﺪُﻭﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻔَﺎِﻥْ ﺧِﻔْﺘُﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﻳُﻘ۪ﻴﻤَﺎ ﺣُﺪُﻭﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِۙﻔَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻤَﺎ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﺍﻓْﺘَﺪَﺕْ ﺑِﻪ۪ۜ ﺗِﻠْﻚَ ﺣُﺪُﻭﺩُﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﻼﺎ ﺗَﻌْﺘَﺪُﻭﻫَﺎۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺘَﻌَﺪَّ ﺣُﺪُﻭﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ﴾٢٢٩﴿ 229- Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir. ﻓَﺎِﻥْ ﻃَﻠَّﻘَﻬَﺎ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺤِﻞُّ ﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪُ ﺣَﺘّٰﻰ ﺗَﻨْﻜِﺢَ ﺯَﻭْﺟًﺎ ﻏَﻴْﺮَﻩُۜ ﻓَﺎِﻥْ ﻃَﻠَّﻘَﻬَﺎ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻤَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺘَﺮَﺍﺟَﻌَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻇَﻨَّٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳُﻘ۪ﻴﻤَﺎ ﺣُﺪُﻭﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﺗِﻠْﻚَ ﺣُﺪُﻭﺩُﺍﻟﻠّٰﻬِﻴُﺒَﻴِّﻨُﻬَﺎ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٣٠﴿ 230- Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar. {Câhiliye devrinde erkekler eşlerini defalarca boşar, sonra geri alırlardı. İslâm dini, kadına, hakime ve hakemlere başvurarak kocasını boşamak hakkını elde etme imkânı tanıdığı gibi, erkeğin boşama hakkını da üç talâk ile sınırlamıştır. Bundan sonra erkeğin aynı kadınla tekrar evlenebilmesi hem kadının iradesine hem de ciddi olarak başka bir erkekle evlenip boşanmış olmasına bağlıdır.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻃَﻠَّﻘْﺘُﻢُ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀَ ﻓَﺒَﻠَﻐْﻦَ ﺍَﺟَﻠَﻬُﻦَّ ﻓَﺎَﻣْﺴِﻜُﻮﻫُﻦَّ ﺑِﻤَﻌْﺮُﻭﻑٍ ﺍَﻭْ ﺳَﺮِّﺣُﻮﻫُﻦَّ ﺑِﻤَﻌْﺮُﻭﻑٍۖ ﻭَﻻﺎ ﺗُﻤْﺴِﻜُﻮﻫُﻦَّ ﺿِﺮَﺍﺭًﺍ ﻟِﺘَﻌْﺘَﺪُﻭﺍۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻔْﻌَﻞْ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓَﻘَﺪْ ﻇَﻠَﻢَ ﻧَﻔْﺴَﻪُۜ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺨِﺬُٓﻭﺍ ﺍٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻬُﺰُﻭًﺍۘ ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺘَﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔِ ﻳَﻌِﻈُﻜُﻢْ ﺑِﻪ۪ۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ۟﴾٢٣١﴿ 231- Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah'ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻃَﻠَّﻘْﺘُﻢُ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀَ ﻓَﺒَﻠَﻐْﻦَ ﺍَﺟَﻠَﻬُﻦَّ ﻓَﻼﺎ ﺗَﻌْﻀُﻠُﻮﻫُﻦَّ ﺍَﻥْ ﻳَﻨْﻜِﺤْﻦَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟَﻬُﻦَّ ﺍِﺫَﺍ ﺗَﺮَﺍﺿَﻮْﺍ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻳُﻮﻋَﻆُ ﺑِﻪ۪ ﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﺍَﺯْﻛٰﻰ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻃْﻬَﺮُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٣٢﴿ 232- Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. {Bu âyetin iniş sebebi, rivayete göre, Ma'kıl b. Yesar'dır. Bu zat, kızkardeşini boşayan kocası onu tekrar almak isteyince buna karşı çıkmış ve mâni olmak istemişti. O esnada bu âyet inmiş, Resûlullah (s.a.) , Ma'kıl'ı çağırmış ve bu âyeti okumuştu. Ma'kıl, "Rabbimin emri benim arzuma uymadı. O'nun emrine rıza gösteriyorum" demiş ve kızkardeşini eski kocasıyla evlendirmiştir. Câbir b. Abdullah hakkında da buna benzer bir olay nakledilir. Ancak her ne kadar nüzul sebebi bunlar ise de âyetin hükmü umumîdir.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ﻭَﺍﻟْﻮَﺍﻟِﺪَﺍﺕُ ﻳُﺮْﺿِﻌْﻦَ ﺍَﻭْﻻﺎﺩَﻫُﻦَّ ﺣَﻮْﻟَﻴْﻦِ ﻛَﺎﻣِﻠَﻴْﻦِ ﻟِﻤَﻦْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍَﻥْ ﻳُﺘِﻢَّ ﺍﻟﺮَّﺿَﺎﻋَﺔَۜ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﻟُﻮﺩِ ﻟَﻪُ ﺭِﺯْﻗُﻬُﻦَّ ﻭَﻛِﺴْﻮَﺗُﻬُﻦَّ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۜ ﻻﺎ ﺗُﻜَﻠَّﻒُ ﻧَﻔْﺲٌ ﺍِﻻَﺎ ﻭُﺳْﻌَﻬَﺎۚ ﻻﺎ ﺗُﻀَٓﺎﺭَّ ﻭَﺍﻟِﺪَﺓٌ ﺑِﻮَﻟَﺪِﻫَﺎ ﻭَﻻﺎ ﻣَﻮْﻟُﻮﺩٌ ﻟَﻪُ ﺑِﻮَﻟَﺪِﻩ۪ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻮَﺍﺭِﺙِ ﻣِﺜْﻞُ ﺫٰﻟِﻚَۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺍَﺭَﺍﺩَﺍ ﻓِﺼَﺎﻻﺎ ﻋَﻦْ ﺗَﺮَﺍﺽٍ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﻭَﺗَﺸَﺎﻭُﺭٍ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻤَﺎۜ ﻭَﺍِﻥْ ﺍَﺭَﺩْﺗُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﺴْﺘَﺮْﺿِﻌُٓﻮﺍ ﺍَﻭْﻻﺎﺩَﻛُﻢْ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﺳَﻠَّﻤْﺘُﻢْ ﻣَٓﺎ ﺍٰﺗَﻴْﺘُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮٌ﴾٢٣٣﴿ 233- Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi baba tarafına aittir. Bir insan ancak gücü yettiğinden sorumlu tutulur. Hiçbir anne, çocuğu sebebiyle, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara uğratılmamalıdır. Onun benzeri (nafaka temini) vâris üzerine de gerekir. Eğer ana ve baba birbiriyle görüşerek ve karşılıklı anlaşarak çocuğu memeden kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek istediğiniz takdirde, süt anneye vermekte olduğunuzu iyilikle teslim etmeniz şartıyla, üzerinize günah yoktur. Allah'tan korkun. Bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı görür. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﺘَﻮَﻓَّﻮْﻥَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻭَﻳَﺬَﺭُﻭﻥَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟًﺎ ﻳَﺘَﺮَﺑَّﺼْﻦَ ﺑِﺎَﻧْﻔُﺴِﻬِﻦَّ ﺍَﺭْﺑَﻌَﺔَ ﺍَﺷْﻬُﺮٍ ﻭَﻋَﺸْﺮًﺍۚ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺑَﻠَﻐْﻦَ ﺍَﺟَﻠَﻬُﻦَّ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻓَﻌَﻠْﻦَ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻦَّ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻓِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺧَﺒ۪ﻴﺮٌ﴾٢٣٤﴿ 234- Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir. {İddetin hikmeti, rahimin temiz olduğunun tesbitidir. Bunda vasıta, hayızdır. Dört ay içinde üç veya dört hayız vaki olur ki bu, kadının hamile olmadığını gösterir. Ölüm sebebiyle ayrılmada ayrıca matem durumu da vardır. Mühim olan, bu dört aylık müddet dolmadan kadının başkasıyla evlenmemesidir. Bu müddet içinde evlenme ile ilgili açık konuşmalar yapılmaması da tavsiye edilmiştir. Gerek boşanma, gerekse ölüm sebebiyle ayrılmadan sonra tekrar evlenme için iddet bekleme zorunluluğu hem kadın hem de onun yakınları için bir teselli ve alıştırma devresi olması sebebiyle psikolojik bakımdan faydalı bir uygulamadır. Bilhassa kadının yakınlarından meydana gelecek hoşnutsuzluklar belli ölçüde azaltılmış olur.} ﻭَﻻﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻋَﺮَّﺿْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﺧِﻄْﺒَﺔِ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀِ ﺍَﻭْ ﺍَﻛْﻨَﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْۜ ﻋَﻠِﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎَﻧَّﻜُﻢْ ﺳَﺘَﺬْﻛُﺮُﻭﻧَﻬُﻦَّ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻻﺎﺗُﻮَﺍﻋِﺪُﻭﻫُﻦَّ ﺳِﺮًّﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻗَﻮْﻻﺎ ﻣَﻌْﺮُﻭﻓًﺎۜ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻌْﺰِﻣُﻮﺍ ﻋُﻘْﺪَﺓَ ﺍﻟﻨِّﻜَﺎﺡِ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺒْﻠُﻎَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﺍَﺟَﻠَﻪُۜ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﻓَﺎﺣْﺬَﺭُﻭﻩُۚ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺣَﻠ۪ﻴﻢٌ۟﴾٢٣٥﴿ 235- (İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız. Lâkin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin. Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kıymaya kalkışmayın. Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple Allah'tan sakının. Şunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir. ﻻﺎﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻃَﻠَّﻘْﺘُﻢُ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀَ ﻣَﺎﻟَﻢْ ﺗَﻤَﺴُّﻮﻫُﻦَّ ﺍَﻭْ ﺗَﻔْﺮِﺿُﻮﺍ ﻟَﻬُﻦَّ ﻓَﺮ۪ﻳﻀَﺔًۚ ﻭَﻣَﺘِّﻌُﻮﻫُﻦَّۚ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﻮﺳِﻊِ ﻗَﺪَﺭُﻩُ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﻘْﺘِﺮِ ﻗَﺪَﺭُﻩُۚ ﻣَﺘَﺎﻋًﺎ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۚ ﺣَﻘًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٢٣٦﴿ 236- Nikâhtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size mehir zorunluğu yoktur. Bu durumda onlara müt'a (hediye cinsinden bir şeyler) verin. Zengin olan durumuna göre, fakir de durumuna göre vermelidir. Münasip bir müt'a vermek iyiler için bir borçtur. ﻭَﺍِﻥْ ﻃَﻠَّﻘْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞِ ﺍَﻥْ ﺗَﻤَﺴُّﻮﻫُﻦَّ ﻭَﻗَﺪْ ﻓَﺮَﺿْﺘُﻢْ ﻟَﻬُﻦَّ ﻓَﺮ۪ﻳﻀَﺔً ﻓَﻨِﺼْﻒُ ﻣَﺎ ﻓَﺮَﺿْﺘُﻢْ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﻌْﻔُﻮﻥَ ﺍَﻭْ ﻳَﻌْﻔُﻮَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑِﻴَﺪِﻩ۪ ﻋُﻘْﺪَﺓُ ﺍﻟﻨِّﻜَﺎﺡِۜ ﻭَﺍَﻥْ ﺗَﻌْﻔُٓﻮﺍ ﺍَﻗْﺮَﺏُ ﻟِﻠﺘَّﻘْﻮٰﻯۜ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻨْﺴَﻮُﺍ ﺍﻟْﻔَﻀْﻞَ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮٌ﴾٢٣٧﴿ 237- Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvâya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür. ﺣَﺎﻓِﻈُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼَّﻠَﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِ ﺍﻟْﻮُﺳْﻄٰﻰ ﻭَﻗُﻮﻣُﻮﺍﻟِﻠّٰﻬِﻘَﺎﻧِﺘ۪ﻴﻦَ﴾٢٣٨﴿ 238- Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın. {"Namaz dinin direğidir" hadisinde belirtildiği üzere en büyük ibadet Allah rızası için kılınan namazdır. Âyette geçen "orta namaz"dan maksat, ikindi namazıdır. Resûlullah (s.a.) Hendek savaşında şöyle buyurmuştur: "Orta namazdan yani ikindi namazından bizi alıkoydular. Allah onların evine ateş doldursun!" Orta namazın hangi vakit olduğu hususunda farklı rivayetler de vardır.} ﻓَﺎِﻥْ ﺧِﻔْﺘُﻢْ ﻓَﺮِﺟَﺎﻻﺎ ﺍَﻭْ ﺭُﻛْﺒَﺎﻧًﺎۚ ﻓَﺎِﺫَٓﺍ ﺍَﻣِﻨْﺘُﻢْ ﻓَﺎﺫْﻛُﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻜَﻤَﺎ ﻋَﻠَّﻤَﻜُﻢْ ﻣَﺎﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٣٩﴿ 239- Eğer (herhangi bir şeyde٧ﻁۙkorkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın). ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﺘَﻮَﻓَّﻮْﻥَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻭَﻳَﺬَﺭُﻭﻥَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟًﺎۚ ﻭَﺻِﻴَّﺔً ﻻﺎَﺯْﻭَﺍﺟِﻬِﻢْ ﻣَﺘَﺎﻋًﺎ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﻮْﻝِ ﻏَﻴْﺮَ ﺍِﺧْﺮَﺍﺝٍۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺧَﺮَﺟْﻦَ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻣَﺎ ﻓَﻌَﻠْﻦَ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻦَّ ﻣِﻦْ ﻣَﻌْﺮُﻭﻓٍۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٢٤٠﴿ 240- Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. Allah azîzdir, hakîmdir. ﻭَﻟِﻠْﻤُﻄَﻠَّﻘَﺎﺕِ ﻣَﺘَﺎﻉٌ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۜ ﺣَﻘًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٢٤١﴿ 241- Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur. ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺒَﻴِّﻨُﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ۟﴾٢٤٢﴿ 242- Allah size işte böylece âyetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız. ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺧَﺮَﺟُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺩِﻳَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﺍُﻟُﻮﻑٌ ﺣَﺬَﺭَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِۖ ﻓَﻘَﺎﻝَ ﻟَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻤُﻮﺗُﻮﺍ ﺛُﻢَّ ﺍَﺣْﻴَﺎﻫُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﺬُﻭ ﻓَﻀْﻞٍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻻﺎ ﻳَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٢٤٣﴿ 243- Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi (öldüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkârdır. Lâkin insanların çoğu şükretmez. {Rivayetlere göre Vâsıt yakınlarındaki Daverdan'da bulaşıcı bir hastalık zuhur etmiş, kasaba halkı oradan kaçmışlar, Allah onları öldürmüş, sonra da ibret için diriltmişti. Bu kıssa Peygamberimize "Görmedin mi?" şeklinde ifade edilmiştir, halbuki Peygamberimiz onları görmemiş yani o devirde yaşamamıştır. Gerek diğer semâvî kitaplarla, gerekse Kur'an-ı Kerim'le bu nevi haberler Hz. Peygamber'e bildirilmiş olduğundan, Kur'an-ı Kerim bu bilgiye, Arapların ifade üslubuna uygun olarak "Görmedin mi?" şeklinde dikkat çekmiştir.} ﻭَﻗَﺎﺗِﻠُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٤٤﴿ 244- Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir. ﻣَﻦْ ﺫَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﻘْﺮِﺿُﺎﻟﻠّٰﻬَﻘَﺮْﺿًﺎ ﺣَﺴَﻨًﺎ ﻓَﻴُﻀَﺎﻋِﻔَﻪُ ﻟَﻪُٓ ﺍَﺿْﻌَﺎﻓًﺎ ﻛَﺜ۪ﻴﺮَﺓًۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻘْﺒِﺾُ ﻭَﻳَﺒْﺼُﻂُۖ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ﴾٢٤٥﴿ 245- Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na döndürüleceksiniz. ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻤَـﻻﺎِ ﻣِﻦْ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣُﻮﺳٰﻰۢ ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟِﻨَﺒِﻰٍّ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﺑْﻌَﺚْ ﻟَﻨَﺎ ﻣَﻠِﻜًﺎ ﻧُﻘَﺎﺗِﻞْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻘَﺎﻝَ ﻫَﻞْ ﻋَﺴَﻴْﺘُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻘِﺘَﺎﻝُ ﺍَﻻَﺎﺗُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﺍۜ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻭَﻣَﺎﻟَﻨَٓﺎ ﺍَﻻَﺎ ﻧُﻘَﺎﺗِﻞَ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻗَﺪْ ﺍُﺧْﺮِﺟْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺩِﻳَﺎﺭِﻧَﺎ ﻭَﺍَﺑْﻨَٓﺎﺋِﻨَﺎۜ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟْﻘِﺘَﺎﻝُ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻣِﻨْﻬُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﺎﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٢٤٦﴿ 246- Musa'dan sonra, Benî İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız?" dedi. "Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım?" dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir. {Mısır'la Filistin arasında yaşayan Amalika, o devirdeki kralları Câlût'un kumandasında İsrailoğullarına saldırdı ve onları perişan edip yurtlarından çıkardı. Bunun üzerine İsrailoğulları, o anda aralarında bulunan peygamberlerinden kendilerine bir kumandan tayin etmesini istediler. Devrin peygamberi, Tâlût adında halktan birini hükümdar ve kumandan tayin etti. İşte ileride 247-252. âyetlerde kıssa tafsilâtıyla anlatılmaktadır.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺒِﻴُّﻬُﻢْ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻘَﺪْ ﺑَﻌَﺚَ ﻟَﻜُﻢْ ﻃَﺎﻟُﻮﺕَ ﻣَﻠِﻜًﺎۜ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﻧّٰﻰ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻭَﻧَﺤْﻦُ ﺍَﺣَﻖُّ ﺑِﺎﻟْﻤُﻠْﻚِ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﻮْۭﺕَ ﺳَﻌَﺔً ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﺎﻝِۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺎﺻْﻄَﻔٰﻴﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﺯَﺍﺩَﻩُ ﺑَﺴْﻄَﺔً ﻓِﻰ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻭَﺍﻟْﺠِﺴْﻤِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴُﻮْۭﺗ۪ﻰ ﻣُﻠْﻜَﻪُ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺍﺳِﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٢٤٧﴿ 247- Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur? dediler. "Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir" dedi. {İsrailoğullarının ileri gelenlerine göre iktidar, servet ve sermaye sahiplerinin olmalıdır. Halbuki bu fikir, toplum menfaatine ve adalete aykırıdır. Doğru olan iktidara zenginlerin değil, ehil olan kimselerin gelmesidir. Kişinin ehliyetini, onun manevi gücü, bilgisi ve görgüsü ile beden kuvveti ve cesareti temsil eder.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺒِﻴُّﻬُﻢْ ﺍِﻥَّ ﺍٰﻳَﺔَ ﻣُﻠْﻜِﻪ۪ٓ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻴَﻜُﻢُ ﺍﻟﺘَّﺎﺑُﻮﺕُ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺳَﻜ۪ﻴﻨَﺔٌ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْﻮَﺑَﻘِﻴَّﺔٌ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺮَﻙَ ﺍٰﻝُ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻭَﺍٰﻝُ ﻫٰﺮُﻭﻥَ ﺗَﺤْﻤِﻠُﻪُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ۟﴾٢٤٨﴿ 248- Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alâmet vardır, dedi. {Rivayete göre "Tabut" sandıktır. Hz. Musa onu savaşlarda ordunun önünde bulundurur, bu sayede askerleri güç ve moral kazanırlardı. Zamanla yahudiler zayıflayınca Tabut'u Câlût ellerinden almıştı. Tâlût'un hükümdarlığına itiraz ettiler ve "eğer sahiden hükümdarsa delil getirsin" dediler. Onlara "onun hükümdar olduğuna hüccet Tabut'un geri gelmesidir" denildi ve Tabut geri geldi.} ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﻓَﺼَﻞَ ﻃَﺎﻟُﻮﺕُ ﺑِﺎﻟْﺠُﻨُﻮﺩِۙ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤُﺒْﺘَﻠ۪ﻴﻜُﻢْ ﺑِﻨَﻬَﺮٍۚ ﻓَﻤَﻦْ ﺷَﺮِﺏَ ﻣِﻨْﻪُ ﻓَﻠَﻴْﺲَ ﻣِﻨّ۪ﻰۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﻄْﻌَﻤْﻪُ ﻓَﺎِﻧَّﻪُ ﻣِﻨّ۪ٓﻰ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦِ ﺍﻏْﺘَﺮَﻑَ ﻏُﺮْﻓَﺔً ﺑِﻴَﺪِﻩ۪ۚ ﻓَﺸَﺮِﺑُﻮﺍ ﻣِﻨْﻪُ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻣِﻨْﻬُﻢْۜ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَﺎﻭَﺯَﻩُ ﻫُﻮَ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻣَﻌَﻪُۙ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻻﺎ ﻃَﺎﻗَﺔَ ﻟَﻨَﺎ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺑِﺠَﺎﻟُﻮﺕَ ﻭَﺟُﻨُﻮﺩِﻩ۪ۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻈُﻨُّﻮﻥَ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻣُﻼﺎﻗُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬِۙﻜَﻢْ ﻣِﻦْ ﻓِﺌَﺔٍ ﻗَﻠ۪ﻴﻠَﺔٍ ﻏَﻠَﺒَﺖْ ﻓِﺌَﺔً ﻛَﺜ۪ﻴﺮَﺓً ﺑِﺎِﺫْﻧِﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَﻊَ ﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٤٩﴿ 249- Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler. ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﺑَﺮَﺯُﻭﺍ ﻟِﺠَﺎﻟُﻮﺕَ ﻭَﺟُﻨُﻮﺩِﻩ۪ ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺭَﺑَّﻨَٓﺎﺍَﻓْﺮِﻍْ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﺻَﺒْﺮًﺍ ﻭَﺛَﺒِّﺖْ ﺍَﻗْﺪَﺍﻣَﻨَﺎ ﻭَﺍﻧْﺼُﺮْﻧَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَۜ﴾٢٥٠﴿ 250- Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Yüreğimizi sabırla doldur; bize direnme gücü ver; kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler. ﻓَﻬَﺰَﻣُﻮﻫُﻢْ ﺑِﺎِﺫْﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِۙﻮَﻗَﺘَﻞَ ﺩَﺍﻭُ۫ﺩُ ﺟَﺎﻟُﻮﺕَ ﻭَﺍٰﺗٰﻴﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﻠْﻚَ ﻭَﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ﻭَﻋَﻠَّﻤَﻪُ ﻣِﻤَّﺎ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻭَﻟَﻮْﻻﺎ ﺩَﻓْﻌُﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﻨَّﺎﺱَ ﺑَﻌْﻀَﻬُﻢْ ﺑِﺒَﻌْﺾٍ ﻟَﻔَﺴَﺪَﺕِ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺬُﻭ ﻓَﻀْﻞٍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٢٥١﴿ 251- Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir. ﺗِﻠْﻚَ ﺍٰﻳَﺎﺗُﺎﻟﻠّٰﻬِﻨَﺘْﻠُﻮﻫَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّۜ ﻭَﺍِﻧَّﻚَ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَ﴾٢٥٢﴿ 252- İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana doğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin. {249-251. âyetlerde askerî disiplin anlatılır. Bir ordunun başarılı olması, her şeyden önce komutanın emirlerine harfiyen uymakla mümkün olur. Savaşta galip gelmek sayıya bağlı değildir. Haklı olmaya, doğruluğa, disipline, iman ve moral gücüne bağlıdır.}