Cüz-23
Kur'an-ı Kerim Meali · s.441
ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﻮْﻣِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻩ۪ ﻣِﻦْ ﺟُﻨْﺪٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻣُﻨْﺰِﻟ۪ﻴﻦَ﴾٢٨﴿ 28- Biz ondan sonra, onun milletini helâk etmek için üzerlerine gökten herhangi bir ordu indirmedik ve indirecek de değildik. ﺍِﻥْ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﺍِﻻَﺎ ﺻَﻴْﺤَﺔً ﻭَﺍﺣِﺪَﺓً ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﺧَﺎﻣِﺪُﻭﻥَ﴾٢٩﴿ 29- (Onları helâk eden) korkunç sesten başka bir şey değildi. Birdenbire sönüverdiler. ﻳَﺎ ﺣَﺴْﺮَﺓً ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌِﺒَﺎﺩِۚ ﻣَﺎﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻬِﻢْ ﻣِﻦْ ﺭَﺳُﻮﻝٍ ﺍِﻻَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﻭُۭ۫ﻥَ﴾٣٠﴿ 30- Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar. ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﻛَﻢْ ﺍَﻫْﻠَﻜْﻨَﺎ ﻗَﺒْﻠَﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻘُﺮُﻭﻥِ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ﴾٣١﴿ 31- Müşrikler görmüyorlar mı ki, onlardan önce nice kavimler helâk ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara gelmezler. ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻞٌّ ﻟَﻤَّﺎ ﺟَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻟَﺪَﻳْﻨَﺎ ﻣُﺤْﻀَﺮُﻭﻥَ۟﴾٣٢﴿ 32- Elbette onların hepsi (kıyamet gününde) karşımızda hazır bulunacaklar. ﻭَﺍٰﻳَﺔٌ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﺍﻟْﻤَﻴْﺘَﺔُۚ ﺍَﺣْﻴَﻴْﻨَﺎﻫَﺎ ﻭَﺍَﺧْﺮَﺟْﻨَﺎ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺣَﺒًّﺎ ﻓَﻤِﻨْﻪُ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ﴾٣٣﴿ 33- (Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan yerler. ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﻣِﻦْ ﻧَﺨ۪ﻴﻞٍ ﻭَﺍَﻋْﻨَﺎﺏٍ ﻭَﻓَﺠَّﺮْﻧَﺎ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌُﻴُﻮﻥِۙ﴾٣٤﴿ 34- Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık. ﻟِﻴَﺎْﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮِﻩ۪ۙ ﻭَﻣَﺎ ﻋَﻤِﻠَﺘْﻪُ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٣٥﴿ 35- Ta ki, onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hâla şükretmeyecekler mi? ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻻﺎَﺯْﻭَﺍﺝَ ﻛُﻠَّﻬَﺎ ﻣِﻤَّﺎ ﺗُﻨْﺒِﺖُ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻭَﻣِﻤَّﺎ ﻻﺎﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٣٦﴿ 36- Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı tesbih ve takdis ederim. ﻭَﺍٰﻳَﺔٌ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟَّﻴْﻞُۚ ﻧَﺴْﻠَﺦُ ﻣِﻨْﻪُ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻣُﻈْﻠِﻤُﻮﻥَۙ﴾٣٧﴿ 37- Gece de onlar için bir ibret alâmetidir. Biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler. ﻭَﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ ﻟَﻬَﺎۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺗَﻘْﺪ۪ﻳﺮُ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰِ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢِۜ﴾٣٨﴿ 38- Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah'ın takdiridir. ﻭَﺍﻟْﻘَﻤَﺮَ ﻗَﺪَّﺭْﻧَﺎﻩُ ﻣَﻨَﺎﺯِﻝَ ﺣَﺘّٰﻰ ﻋَﺎﺩَﻛَﺎﻟْﻌُﺮْﺟُﻮﻥِ ﺍﻟْﻘَﺪ۪ﻳﻢِ﴾٣٩﴿ 39- Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner. ﻻﺎﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻳَﻨْﺒَﻐ۪ﻰ ﻟَﻬَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗُﺪْﺭِﻙَ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮَ ﻭَﻻﺎ ﺍﻟَّﻴْﻞُ ﺳَﺎﺑِﻖُ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِۜ ﻭَﻛُﻞٌّ ﻓ۪ﻰ ﻓَﻠَﻚٍ ﻳَﺴْﺒَﺤُﻮﻥَ﴾٤٠﴿ 40- Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler. ﻭَﺍٰﻳَﺔٌ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﻧَّﺎ ﺣَﻤَﻠْﻨَﺎ ﺫُﺭِّﻳَّﺘَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻔُﻠْﻚِ ﺍﻟْﻤَﺸْﺤُﻮﻥِۙ﴾٤١﴿ 41- Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir. ﻭَﺧَﻠَﻘْﻨَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ ﻣَﺎ ﻳَﺮْﻛَﺒُﻮﻥَ﴾٤٢﴿ 42- Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık. ﻭَﺍِﻥْ ﻧَﺸَﺎْ ﻧُﻐْﺮِﻗْﻬُﻢْ ﻓَﻼﺎ ﺻَﺮ۪ﻳﺦَ ﻟَﻬُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻘَﺬُﻭﻥَۙ﴾٤٣﴿ 43- Dilesek onları suda boğarız. O zaman ne onların imdadına koşan olur, ne de onlar kurtarılırlar. ﺍِﻻَﺎ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻣِﻨَّﺎ ﻭَﻣَﺘَﺎﻋًﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺣ۪ﻴﻦٍ﴾٤٤﴿ 44- Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar dünyadan faydalandırmamız müstesnadır. {Yüce Allah 32. âyette kıyamet gününde bütün insanların kendi huzurunda toplanacaklarını bildirmiş ve daha sonraki âyetlerde de buna muktedir olduğuna dair birçok delil getirmiştir. Bu cümleden olarak ölmüş toprağın diriltilmesi ve bundan çeşitli bitki ve meyvelerin elde edilmesi, çift varlıkların yaratılması, gece ve gündüzün birbirini takip etmesi, güneşle ayın kendi yörüngelerinde dönmeleri, gemilerin denizde yüzmeleri ve diğer binek vasıtalarının yaratılması gibi deliller zikretmiştir. Dilediği takdirde insanları denizde boğabileceğini, rahmeti ve takdirinin gereği olarak belli bir süre insanları yaşatacağını da bildirmiştir.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍ ﻣَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﺧَﻠْﻔَﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﺮْﺣَﻤُﻮﻥَ﴾٤٥﴿ 45- Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde Allah'tan korkun; umulur ki size merhamet olunur denildiğinde (aldırmazlar). ﻭَﻣَﺎ ﺗَﺎْﺗ۪ﻴﻬِﻢْ ﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺔٍ ﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﺮَﺑِّﻬِﻤْﺎِﻻَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻣُﻌْﺮِﺿ۪ﻴﻦَ﴾٤٦﴿ 46- Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, ille de ondan yüz çevirmişlerdir. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﻧْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗَﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُۙﻘَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻧُﻄْﻌِﻢُ ﻣَﻦْ ﻟَﻮْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻃْﻌَﻤَﻪُۗ ﺍِﻥْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺿَﻼﺎﻝٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍ﴾٤٧﴿ 47- Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz. ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻣَﺘٰﻰ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻮَﻋْﺪُ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾٤٨﴿ 48- Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir? derler. ﻣَﺎ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺻَﻴْﺤَﺔً ﻭَﺍﺣِﺪَﺓً ﺗَﺎْﺧُﺬُﻫُﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﺨِﺼِّﻤُﻮﻥَ﴾٤٩﴿ 49- Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar. ﻓَﻼﺎ ﻳَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻌُﻮﻥَ ﺗَﻮْﺻِﻴَﺔً ﻭَﻻٓﺎ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﻫْﻠِﻬِﻢْ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ۟﴾٥٠﴿ 50- İşte o anda onlar ne bir vasiyyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler. ﻭَﻧُﻔِﺦَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺼُّﻮﺭِ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺟْﺪَﺍﺙِ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑِّﻬِﻤْﻴَﻨْﺴِﻠُﻮﻥَ﴾٥١﴿ 51- Nihayet Sûr'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَﺎ ﻭَﻳْﻠَﻨَﺎ ﻣَﻦْ ﺑَﻌَﺜَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻣَﺮْﻗَﺪِﻧَﺎۢ ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺎ ﻭَﻋَﺪَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦُ ﻭَﺻَﺪَﻕَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠُﻮﻥَ﴾٥٢﴿ 52- (İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler. ﺍِﻥْ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﺍِﻻَﺎ ﺻَﻴْﺤَﺔً ﻭَﺍﺣِﺪَﺓً ﻓَﺎِﺫَﺍﻫُﻢْ ﺟَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻟَﺪَﻳْﻨَﺎ ﻣُﺤْﻀَﺮُﻭﻥَ﴾٥٣﴿ 53- Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar. ﻓَﺎﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻻﺎ ﺗُﻈْﻠَﻢُ ﻧَﻔْﺲٌ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﺗُﺠْﺰَﻭْﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٥٤﴿ 54- O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız. ﺍِﻥَّ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏَ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻓ۪ﻰ ﺷُﻐُﻞٍ ﻓَﺎﻛِﻬُﻮﻥَۚ﴾٥٥﴿ 55- O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler. ﻫُﻢْ ﻭَﺍَﺯْﻭَﺍﺟُﻬُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻇِﻼﺎﻝٍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﺭَٓﺍﺋِﻚِ ﻣُﺘَّﻜِﻮُۭ۫ﻥَ﴾٥٦﴿ 56- Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar. ﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻓَﺎﻛِﻬَﺔٌ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﻳَﺪَّﻋُﻮﻥَۚ﴾٥٧﴿ 57- Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine getirilir. ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻗَﻮْﻻﺎ ﻣِﻦْ ﺭَﺏٍّ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٍ﴾٥٨﴿ 58- Onlara merhametli Rabb'in söylediği selam vardır. ﻭَﺍﻣْﺘَﺎﺯُﻭﺍ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣُﻮﻥَ﴾٥٩﴿ 59- "Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!" ﺍَﻟَﻢْ ﺍَﻋْﻬَﺪْ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻳَﺎ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍٰﺩَﻡَ ﺍَﻥْ ﻻﺎ ﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﺍ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥَۚ ﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻜُﻢْ ﻋَﺪُﻭٌّ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌۙ﴾٦٠﴿ 60- "Ey Âdem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır" demedim mi? ﻭَﺍَﻥِ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﻧ۪ﻰۜ ﻫٰﺬَﺍ ﺻِﺮَﺍﻁٌ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٌ﴾٦١﴿ 61- "Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur" demedim mi? ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍَﺿَﻞَّ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﺟِﺒِﻼًﺎ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍۜ ﺍَﻓَﻠَﻢْ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﺗَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٦٢﴿ 62- Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâla akıl erdiremiyor musunuz? ﻫٰﺬِﻩ۪ ﺟَﻬَﻨَّﻢُ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ﴾٦٣﴿ 63- İşte, bu size vâdedilen cehennemdir. ﺍِﺻْﻠَﻮْﻫَﺎ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ﴾٦٤﴿ 64- İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin! ﺍَﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻧَﺨْﺘِﻢُ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻓْﻮَﺍﻫِﻬِﻢْ ﻭَﺗُﻜَﻠِّﻤُﻨَٓﺎ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﺗَﺸْﻬَﺪُ ﺍَﺭْﺟُﻠُﻬُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺴِﺒُﻮﻥَ﴾٦٥﴿ 65- O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder. ﻭَﻟَﻮْ ﻧَﺸَٓﺎﺀُ ﻟَﻄَﻤَﺴْﻨَﺎ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻋْﻴُﻨِﻬِﻢْ ﻓَﺎﺳْﺘَﺒَﻘُﻮﺍ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁَ ﻓَﺎَﻧّٰﻰ ﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ﴾٦٦﴿ 66- Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi? ﻭَﻟَﻮْ ﻧَﺸَٓﺎﺀُ ﻟَﻤَﺴَﺨْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻜَﺎﻧَﺘِﻬِﻢْ ﻓَﻤَﺎ ﺍﺳْﺘَﻄَﺎﻋُﻮﺍ ﻣُﻀِﻴًّﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ۟﴾٦٧﴿ 67- Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye! ﻭَﻣَﻦْ ﻧُﻌَﻤِّﺮْﻩُ ﻧُﻨَﻜِّﺴْﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖِۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٦٨﴿ 68- Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı? ﻭَﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﻨَﺎﻩُ ﺍﻟﺸِّﻌْﺮَ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻨْﺒَﻐ۪ﻰ ﻟَﻪُۜ ﺍِﻥْ ﻫُﻮَ ﺍِﻻَﺎ ﺫِﻛْﺮٌ ﻭَﻗُﺮْﺍٰﻥٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌۙ﴾٦٩﴿ 69- Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. ﻟِﻴُﻨْﺬِﺭَ ﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﺣَﻴًّﺎ ﻭَﻳَﺤِﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٧٠﴿ 70- Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye. ﺍَﻭَ ﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﺍَﻧَّﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻤَّﺎ ﻋَﻤِﻠَﺖْ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻨَٓﺎ ﺍَﻧْﻌَﺎﻣًﺎ ﻓَﻬُﻢْ ﻟَﻬَﺎ ﻣَﺎﻟِﻜُﻮﻥَ﴾٧١﴿ 71- Görmüyorlar mı ki, biz kudretimizin eseri olmak üzere onlar için birçok hayvan yarattık. Bu sayede onlar bunlara sahip olmuşlardır. ﻭَﺫَﻟَّﻠْﻨَﺎﻫَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻓَﻤِﻨْﻬَﺎ ﺭَﻛُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻭَﻣِﻨْﻬَﺎ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ﴾٧٢﴿ 72- Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını besin olarak yerler. ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣَﻨَﺎﻓِﻊُ ﻭَﻣَﺸَﺎﺭِﺏُۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٧٣﴿ 73- Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve içilecek sütler vardır. Hâla şükretmezler mi? ﻭَﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎٰﻟِﻬَﺔً ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳُﻨْﺼَﺮُﻭﻥَۜ﴾٧٤﴿ 74- Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah'tan başka ilâhlar edindiler. ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻌُﻮﻥَ ﻧَﺼْﺮَﻫُﻢْۙ ﻭَﻫُﻢْ ﻟَﻬُﻢْ ﺟُﻨْﺪٌ ﻣُﺤْﻀَﺮُﻭﻥَ﴾٧٥﴿ 75- Halbuki ilâhların onlara yardım etmeye güçleri yetmez. Aksine kendileri bunlar için yardıma hazır askerlerdir. ﻓَﻼﺎ ﻳَﺤْﺰُﻧْﻚَ ﻗَﻮْﻟُﻬُﻢْۢ ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎﻳُﺴِﺮُّﻭﻥَ ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻌْﻠِﻨُﻮﻥَ﴾٧٦﴿ 76- (Resûlüm!) O halde onların sözleri sakın seni üzmesin. Kuşkusuz biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz. {Öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden Übey b. Halef çürümüş bir kemik alıp elinde ufaladıktan sonra Resûlullah'a dönerek: "Allah'ın, bu çürümüş kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?" dedi. Rasûlullah (s.a.), "Evet, seni diriltecek ve cehenneme sokacak" diye cevap verdi. Bunun üzerine 77 ve 78. âyetler nâzil oldu.} ﺍَﻭَ ﻟَﻢْ ﻳَﺮَ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥُ ﺍَﻧَّﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎﻩُ ﻣِﻦْ ﻧُﻄْﻔَﺔٍ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻮَ ﺧَﺼ۪ﻴﻢٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ﴾٧٧﴿ 77- İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş. ﻭَﺿَﺮَﺏَ ﻟَﻨَﺎ ﻣَﺜَﻼﺎ ﻭَﻧَﺴِﻰَ ﺧَﻠْﻘَﻪُۜ ﻗَﺎﻝَ ﻣَﻦْ ﻳُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻌِﻈَﺎﻡَ ﻭَﻫِﻰَ ﺭَﻣ۪ﻴﻢٌ﴾٧٨﴿ 78- Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor. ﻗُﻞْ ﻳُﺤْﻴ۪ﻴﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﺸَﺎَﻫَٓﺎ ﺍَﻭَّﻝَ ﻣَﺮَّﺓٍۜ ﻭَﻫُﻮَ ﺑِﻜُﻞِّ ﺧَﻠْﻖٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌۙ﴾٧٩﴿ 79- De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻯ ﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮِ ﺍﻻﺎَﺧْﻀَﺮِ ﻧَﺎﺭًﺍ ﻓَﺎِﺫَٓﺍ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻣِﻨْﻪُ ﺗُﻮﻗِﺪُﻭﻥَ﴾٨٠﴿ 80- Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz. {Bedeviler ağaçları birbirine sürterek ve yakarak ateş elde ederlerdi. Yemyeşil ağaçtan ateş çıkarmaya muktedir olan Allah çürümüş kemikleri diriltmeye de kadirdir. Âyette buna işaret edilmektedir.} ﺍَﻭَ ﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺑِﻘَﺎﺩِﺭٍ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﻠُﻖَ ﻣِﺜْﻠَﻬُﻢْۜ ﺑَﻠٰﻰ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟْﺨَﻼَﺎﻕُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾٨١﴿ 81- Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır. ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻣْﺮُﻩُٓ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﻘُﻮﻝَ ﻟَﻪُ ﻛُﻦْ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥُ﴾٨٢﴿ 82- Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir. ﻓَﺴُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑِﻴَﺪِﻩ۪ ﻣَﻠَﻜُﻮﺕُ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ﴾٨٣﴿ 83- Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir! Siz de O'na döneceksiniz.