Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

37-Saffat

Kur'an-ı Kerim Meali · s.445

٣٧ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟﺼَّﺎٓﻓَّﺎﺕِ {Adını, saf tutmuş meleklere işaret eden ilk âyetten alan ve kâinattaki güçlerden söz eden bu sûre, Mekke'de inmiştir, 182 âyettir. İlk üç âyette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana yemin edilerek Allah'ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَﺍﻟﺼَّٓﺎﻓَّﺎﺕِ ﺻَﻔًّﺎۙ﴾١﴿ ﻓَﺎﻟﺰَّﺍﺟِﺮَﺍﺕِ ﺯَﺟْﺮًﺍۙ﴾٢﴿ ﻓَﺎﻟﺘَّﺎﻟِﻴَﺎﺕِ ﺫِﻛْﺮًﺍۙ﴾٣﴿ ﺍِﻥَّ ﺍِﻟٰﻬَﻜُﻢْ ﻟَﻮَﺍﺣِﺪٌۜ﴾٤﴿ 1-2-3-4- Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir. {Burada "saf saf dizilenler, toplayıp sürenler ve zikir okuyanlar"ın melekler olduğu söylenmiştir. Ayrıca bunların gök cisimleri, ruhlar, kudsî cevherler, Kur'an âyetleri, âlimler ve gaziler olduğunu söyleyenler de vardır.} ﺭَﺑُّﺎﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻣَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻤَﺎﻭَﺭَﺑُّﺎﻟْﻤَﺸَﺎﺭِﻕِۜ﴾٥﴿ 5- O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir. {Yıl boyunca güneş farklı yerlerden doğduğu için "doğular" denilmiştir.} ﺍِﻧَّﺎ ﺯَﻳَّﻨَّﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺑِﺰ۪ﻳﻨَﺔٍ ۨﺍﻟْﻜَﻮَﺍﻛِﺐِۙ﴾٦﴿ 6- Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik. ﻭَﺣِﻔْﻈًﺎ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺷَﻴْﻄَﺎﻥٍ ﻣَﺎﺭِﺩٍۚ﴾٧﴿ 7- Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. ﻻﺎﻳَﺴَّﻤَّﻌُﻮﻥَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻤَـﻻﺎِ۬ ﺍﻻﺎَﻋْﻠٰﻰ ﻭَﻳُﻘْﺬَﻓُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺟَﺎﻧِﺐٍۗ﴾٨﴿ 8- Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. ﺩُﺣُﻮﺭًﺍ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻭَﺍﺻِﺐٌۙ﴾٩﴿ 9- Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﺧَﻄِﻒَ ﺍﻟْﺨَﻄْﻔَﺔَ ﻓَﺎَﺗْﺒَﻌَﻪُ ﺷِﻬَﺎﺏٌ ﺛَﺎﻗِﺐٌ﴾١٠﴿ 10- Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder. ﻓَﺎﺳْﺘَﻔْﺘِﻬِﻢْ ﺍَﻫُﻢْ ﺍَﺷَﺪُّ ﺧَﻠْﻘًﺎ ﺍَﻡْ ﻣَﻦْ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎۜ ﺍِﻧَّﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻣِﻦْ ﻃ۪ﻴﻦٍ ﻻﺎﺯِﺏٍ﴾١١﴿ 11- Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık. ﺑَﻞْ ﻋَﺠِﺒْﺖَ ﻭَﻳَﺴْﺨَﺮُﻭﻥَۖ﴾١٢﴿ 12- Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺫُﻛِّﺮُﻭﺍ ﻻﺎ ﻳَﺬْﻛُﺮُﻭﻥَۖ﴾١٣﴿ 13- Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَﻭْﺍ ﺍٰﻳَﺔً ﻳَﺴْﺘَﺴْﺨِﺮُﻭﻥَۖ﴾١٤﴿ 14- Bir mucize görseler alay ederler. ﻭَﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻥْ ﻫٰﺬَٓﺍ ﺍِﻻَﺎ ﺳِﺤْﺮٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌۚ﴾١٥﴿ 15- Bu ancak açık bir büyüdür, derler. {Bu sözü ayın ikiye ayrılması mucizesi gerçekleştiği zaman söylemişlerdi.} ﺀَﺍِﺫَﺍ ﻣِﺘْﻨَﺎ ﻭَﻛُﻨَّﺎ ﺗُﺮَﺍﺑًﺎ ﻭَﻋِﻈَﺎﻣًﺎ ﺀَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻤَﺒْﻌُﻮﺛُﻮﻥَۙ﴾١٦﴿ 16- "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?" ﺍَﻭَ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻧَﺎ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟُﻮﻥَۜ﴾١٧﴿ 17- "İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?" ﻗُﻞْ ﻧَﻌَﻢْ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺩَﺍﺧِﺮُﻭﻥَۚ﴾١٨﴿ 18- De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz). ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻫِﻰَ ﺯَﺟْﺮَﺓٌ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٌ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ﴾١٩﴿ 19- O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar. {Buradaki korkunç ses ikinci Sûr'un üfürülüşüdür.} ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَﺎ ﻭَﻳْﻠَﻨَﺎ ﻫٰﺬَﺍ ﻳَﻮْﻡُ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ﴾٢٠﴿ 20- (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler. ﻫٰﺬَﺍ ﻳَﻮْﻡُ ﺍﻟْﻔَﺼْﻞِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﺗُﻜَﺬِّﺑُﻮﻥَ۟﴾٢١﴿ 21- İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﺍُﺣْﺸُﺮُﻭﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍ ﻭَﺍَﺯْﻭَﺍﺟَﻬُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَۙ﴾٢٢﴿ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﺎﻫْﺪُﻭﻫُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁِ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِۙ﴾٢٣﴿ ﻭَﻗِﻔُﻮﻫُﻢْ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻣَﺴْﻮُۭ۫ﻟُﻮﻥَۙ﴾٢٤﴿ 22-23-24- (Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler! ﻣَﺎﻟَﻜُﻢْ ﻻﺎﺗَﻨَﺎﺻَﺮُﻭﻥَ﴾٢٥﴿ 25- Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz? ﺑَﻞْ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻣُﺴْﺘَﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٢٦﴿ 26- Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir. ﻭَﺍَﻗْﺒَﻞَ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍ ﻳَﺘَﺴَٓﺎﺀَﻟُﻮﻥَ﴾٢٧﴿ 27- (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﺎْﺗُﻮﻧَﻨَﺎ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻴَﻤ۪ﻴﻦِ﴾٢٨﴿ 28- (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺑَﻞْ ﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَۚ﴾٢٩﴿ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺳُﻠْﻄَﺎﻥٍۚ ﺑَﻞْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﻃَﺎﻏ۪ﻴﻦَ﴾٣٠﴿ 29-30- (Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz." ﻓَﺤَﻖَّ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻗَﻮْﻟُﺮَﺑِّﻨَﺎۗﺍِﻧَّﺎ ﻟَﺬَٓﺍﺋِﻘُﻮﻥَ﴾٣١﴿ 31- "Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız." ﻓَﺎَﻏْﻮَﻳْﻨَﺎﻛُﻢْ ﺍِﻧَّﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻏَﺎﻭ۪ﻳﻦَ﴾٣٢﴿ 32- "Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık." ﻓَﺎِﻧَّﻬُﻢْ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﻣُﺸْﺘَﺮِﻛُﻮﻥَ﴾٣٣﴿ 33- Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar. ﺍِﻧَّﺎ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﻔْﻌَﻞُ ﺑِﺎﻟْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ﴾٣٤﴿ 34- İşte biz, suçlulara böyle yaparız. ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﺴْﺘَﻜْﺒِﺮُﻭﻥَۙ﴾٣٥﴿ 35- Çünkü onlara: Allah'tan başka ilâh yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi. ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﺍَﺋِﻨَّﺎ ﻟَﺘَﺎﺭِﻛُٓﻮﺍ ﺍٰﻟِﻬَﺘِﻨَﺎ ﻟِﺸَﺎﻋِﺮٍ ﻣَﺠْﻨُﻮﻥٍۜ﴾٣٦﴿ 36- "Mecnun bir şair için biz ilâhlarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi. {Kâfirlerin "mecnun, şair" dedikleri zât, Hz. Muhammed idi. Ona uyup putları bırakmak kendilerine zor geldiği için böyle diyorlardı.} ﺑَﻞْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻭَﺻَﺪَّﻕَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَ﴾٣٧﴿ 37- Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı. ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻟَﺬَٓﺍﺋِﻘُﻮﺍ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﺍﻻﺎَﻟ۪ﻴﻢِۚ﴾٣٨﴿ 38- Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız. ﻭَﻣَﺎ ﺗُﺠْﺰَﻭْﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَۙ﴾٣٩﴿ 39- Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir. ﺍِﻻَﺎ ﻋِﺒَﺎﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤُﺨْﻠَﺼ۪ﻴﻦَ﴾٤٠﴿ 40- (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻟَﻬُﻢْ ﺭِﺯْﻕٌ ﻣَﻌْﻠُﻮﻡٌۙ﴾٤١﴿ ﻓَﻮَﺍﻛِﻪُۚ ﻭَﻫُﻢْ ﻣُﻜْﺮَﻣُﻮﻥَۙ﴾٤٢﴿ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻨَّﺎﺕِ ﺍﻟﻨَّﻌ۪ﻴﻢِۙ﴾٤٣﴿ ﻋَﻠٰﻰ ﺳُﺮُﺭٍ ﻣُﺘَﻘَﺎﺑِﻠ۪ﻴﻦَ﴾٤٤﴿ 41-42-43-44- Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir. ﻳُﻄَﺎﻑُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺑِﻜَﺎْﺱٍ ﻣِﻦْ ﻣَﻌ۪ﻴﻦٍۙ﴾٤٥﴿ 45- Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır. ﺑَﻴْﻀَٓﺎﺀَ ﻟَﺬَّﺓٍ ﻟِﻠﺸَّﺎﺭِﺑ۪ﻴﻦَۚ﴾٤٦﴿ 46- Berraktır, içenlere lezzet verir. ﻻﺎ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻏَﻮْﻝٌ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻳُﻨْﺰَﻓُﻮﻥَ﴾٤٧﴿ 47- O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar. ﻭَﻋِﻨْﺪَﻫُﻢْ ﻗَﺎﺻِﺮَﺍﺕُ ﺍﻟﻄَّﺮْﻑِ ﻋ۪ﻴﻦٌۙ﴾٤٨﴿ 48- Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır. ﻛَﺎَﻧَّﻬُﻦَّ ﺑَﻴْﺾٌ ﻣَﻜْﻨُﻮﻥٌ﴾٤٩﴿ 49- Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır. ﻓَﺎَﻗْﺒَﻞَ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍ ﻳَﺘَﺴَٓﺎﺀَﻟُﻮﻥَ﴾٥٠﴿ 50- İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar. ﻗَﺎﻝَ ﻗَٓﺎﺋِﻞٌ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻛَﺎﻥَ ﻟ۪ﻰ ﻗَﺮ۪ﻳﻦٌۙ﴾٥١﴿ 51- İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der. {Rivayete göre bu zâtın arkadaşı, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden birisiydi. Bazı müfessirlere göre bu arkadaştan maksat şeytandır. Bazılarına göre de, Sûre-i Kehf'de 32. âyette geçen iki kişidir.} ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍَﺋِﻨَّﻚَ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺼَﺪِّﻗ۪ﻴﻦَ﴾٥٢﴿ ﺀَﺍِﺫَﺍ ﻣِﺘْﻨَﺎ ﻭَﻛُﻨَّﺎ ﺗُﺮَﺍﺑًﺎ ﻭَﻋِﻈَﺎﻣًﺎ ﺀَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻤَﺪ۪ﻳﻨُﻮﻥَ﴾٥٣﴿ 52-53- Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın? Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız? ﻗَﺎﻝَ ﻫَﻞْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻣُﻄَّﻠِﻌُﻮﻥَ﴾٥٤﴿ ﻓَﺎﻃَّﻠَﻊَ ﻓَﺮَﺍٰﻩُ ﻓ۪ﻰ ﺳَﻮَٓﺍﺀِ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِ﴾٥٥﴿ 54-55- (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi. İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü. ﻗَﺎﻟَﺘَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻥْ ﻛِﺪْﺕَ ﻟَﺘُﺮْﺩ۪ﻳﻦِۙ﴾٥٦﴿ ﻭَﻟَﻮْﻻﺎ ﻧِﻌْﻤَﺔُﺭَﺑّ۪ﻰﻟَﻜُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺤْﻀَﺮ۪ﻳﻦَ﴾٥٧﴿ 56-57- "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi. ﺍَﻓَﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﺑِﻤَﻴِّﺘ۪ﻴﻦَۙ﴾٥٨﴿ ﺍِﻻَﺎﻣَﻮْﺗَﺘَﻨَﺎ ﺍﻻﺎُﻭ۫ﻟٰﻰ ﻭَﻣَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﺑِﻤُﻌَﺬَّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٥٩﴿ ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻟَﻬُﻮَ ﺍﻟْﻔَﻮْﺯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ﴾٦٠﴿ ﻟِﻤِﺜْﻞِ ﻫٰﺬَﺍ ﻓَﻠْﻴَﻌْﻤَﻞِ ﺍﻟْﻌَﺎﻣِﻠُﻮﻥَ﴾٦١﴿ 58-59-60-61- Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın. ﺍَﺫٰﻟِﻚَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻧُﺰُﻻﺎ ﺍَﻡْ ﺷَﺠَﺮَﺓُ ﺍﻟﺰَّﻗُّﻮﻡِ﴾٦٢﴿ ﺍِﻧَّﺎ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻫَﺎ ﻓِﺘْﻨَﺔً ﻟِﻠﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٦٣﴿ 62-63- Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık. {Dünyada kâfirler bunu inkâr ettiler. Ateşin içinde ağaç olur mu? dediler. Cehennemde biten ağaç sözü geçince: Ateş, ağacı yakarken cehennemde nasıl ağaç olur? diye alay etmişlerdi. Bu bakımdan bu söz onlar için bir imtihan oldu. Bu sözden kasdedilen manayı anlamadıklarından iyice küfre düştüler. Allah'ın, isterse, cehennemin yakmayacağı bir ağaç yaratabileceğini düşünemediler.} ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﺷَﺠَﺮَﺓٌ ﺗَﺨْﺮُﺝُ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﺻْﻞِ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِۙ﴾٦٤﴿ 64- Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır. ﻃَﻠْﻌُﻬَﺎ ﻛَﺎَﻧَّﻪُ ﺭُﻭُۭ۫ﺱُ ﺍﻟﺸَّﻴَﺎﻃ۪ﻴﻦِ﴾٦٥﴿ 65- Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir. ﻓَﺎِﻧَّﻬُﻢْ ﻻﺎٰﻛِﻠُﻮﻥَ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻓَﻤَﺎﻟِﻮُۭ۫ﻥَ ﻣِﻨْﻬَﺎﺍﻟْﺒُﻄُﻮﻥَۜ﴾٦٦﴿ 66- (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar. ﺛُﻢَّ ﺍِﻥَّ ﻟَﻬُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻟَﺸَﻮْﺑًﺎ ﻣِﻦْ ﺣَﻤ۪ﻴﻢٍۚ﴾٦٧﴿ 67- Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır. ﺛُﻢَّ ﺍِﻥَّ ﻣَﺮْﺟِﻌَﻬُﻢْ ﻻﺎِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِ﴾٦٨﴿ 68- Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır. ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﺍَﻟْﻔَﻮْﺍ ﺍٰﺑَٓﺎﺀَﻫُﻢْ ﺿَٓﺎﻟّ۪ﻴﻦَۙ﴾٦٩﴿ ﻓَﻬُﻢْ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﺛَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻳُﻬْﺮَﻋُﻮﻥَ﴾٧٠﴿ 69-70- Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular da peşlerinden koşup gittiler. ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺿَﻞَّ ﻗَﺒْﻠَﻬُﻢْ ﺍَﻛْﺜَﺮُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَۙ﴾٧١﴿ 71- Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü. ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ﻴﻬِﻢْ ﻣُﻨْﺬِﺭ۪ﻳﻦَ﴾٧٢﴿ 72- Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik. ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﻛَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﺎﻗِﺒَﺔُ ﺍﻟْﻤُﻨْﺬَﺭ۪ﻳﻦَۙ﴾٧٣﴿ 73- Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak! ﺍِﻻَﺎ ﻋِﺒَﺎﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤُﺨْﻠَﺼ۪ﻴﻦَ۟﴾٧٤﴿ 74- Allah'ın ihlâslı kulları müstesna. {Bu âyetten sonra gelen âyetlerde Hz. Nuh ile kavminin kıssası anlatılır.} ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻧَﺎﺩٰﻳﻨَﺎ ﻧُﻮﺡٌ ﻓَﻠَﻨِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻤُﺠ۪ﻴﺒُﻮﻥَۚ﴾٧٥﴿ 75- Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz! {Hz. Nuh: Rabbim! Ben mağlup durumdayım, bana yardım et! diye dua etmiş, Allah da duasını kabul buyurarak kavmini suda boğmak suretiyle helâk etmişti.} ﻭَﻧَﺠَّﻴْﻨَﺎﻩُ ﻭَﺍَﻫْﻠَﻪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜَﺮْﺏِ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢِۘ﴾٧٦﴿ 76- Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık. ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﺫُﺭِّﻳَّﺘَﻪُ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺒَﺎﻗ۪ﻴﻦَۘ﴾٧٧﴿ 77- Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık. {Hz. Nuh'un soyunun dışındakilerin hepsi helâk edilmiş ve Nuh tufanından sonra yeryüzündeki insanların nesli Hz. Nuh'tan gelmiştir.} ﻭَﺗَﺮَﻛْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮ۪ﻳﻦَۘ﴾٧٨﴿ 78- Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠٰﻰ ﻧُﻮﺡٍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٧٩﴿ 79- Bütün âlemlerde Nuh'a selam olsun! ﺍِﻧَّﺎ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٨٠﴿ 80- İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. ﺍِﻧَّﻪُ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻧَﺎ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٨١﴿ 81- Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi. ﺛُﻢَّ ﺍَﻏْﺮَﻗْﻨَﺎ ﺍﻻﺎٰﺧَﺮ۪ﻳﻦَ﴾٨٢﴿ 82- Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk. {Bu âyetten sonra Hz. İbrahim'in kıssasından bir safha anlatılmış semâvî dinler ile gönderilen peygamberlerin hepsinin birbirini tasvip ve tasdik ettiği vurgulanmıştır.} ﻭَﺍِﻥَّ ﻣِﻦْ ﺷ۪ﻴﻌَﺘِﻪ۪ ﻻﺎِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَۢ﴾٨٣﴿ 83- Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi. {Aralarında uzun asırlar geçmesine rağmen, dinin esaslarında Hz. İbrahim Nuh'a bağlı idi.} ﺍِﺫْ ﺟَٓﺎﺀَﺭَﺑَّﻬُﺒِﻘَﻠْﺐٍ ﺳَﻠ۪ﻴﻢٍ﴾٨٤﴿ 84- Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi. ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻻﺎَﺑ۪ﻴﻪِ ﻭَﻗَﻮْﻣِﻪ۪ ﻣَﺎﺫَﺍ ﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَۚ﴾٨٥﴿ 85- Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti. ﺍَﺋِﻔْﻜًﺎ ﺍٰﻟِﻬَﺔً ﺩُﻭﻧَﺎﻟﻠّٰﻬِﺘُﺮ۪ﻳﺪُﻭﻥَۜ﴾٨٦﴿ 86- "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?" ﻓَﻤَﺎ ﻇَﻨُّﻜُﻤْﺒِﺮَﺑِّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٨٧﴿ 87- "O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?" {Hz. İbrahim'in kavmi, yıldızlara bakar, onlarla kâhinlik yaparlardı. Bir bayram günü İbrahim'e kendileriyle beraber bayram yerine gelmesini söylediler.} ﻓَﻨَﻈَﺮَ ﻧَﻈْﺮَﺓً ﻓِﻰ ﺍﻟﻨُّﺠُﻮﻡِۙ﴾٨٨﴿ 88- Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı. ﻓَﻘَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺳَﻘ۪ﻴﻢٌ﴾٨٩﴿ 89- Ben hastayım, dedi. ﻓَﺘَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻋَﻨْﻪُ ﻣُﺪْﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٩٠﴿ 90- Ona arkalarını dönüp gittiler. ﻓَﺮَﺍﻍَ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍٰﻟِﻬَﺘِﻬِﻢْ ﻓَﻘَﺎﻝَ ﺍَﻻﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَۚ﴾٩١﴿ ﻣَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻻﺎ ﺗَﻨْﻄِﻘُﻮﻥَ﴾٩٢﴿ 91-92- Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi. ﻓَﺮَﺍﻍَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺿَﺮْﺑًﺎ ﺑِﺎﻟْﻴَﻤ۪ﻴﻦِ﴾٩٣﴿ 93- Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.) ﻓَﺎَﻗْﺒَﻠُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻳَﺰِﻓُّﻮﻥَ﴾٩٤﴿ 94- (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler. {Neden putları kırdığını sordular.} ﻗَﺎﻝَ ﺍَﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ ﻣَﺎ ﺗَﻨْﺤِﺘُﻮﻥَۙ﴾٩٥﴿ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺨَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩٦﴿ 95-96- İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍﺑْﻨُﻮﺍ ﻟَﻪُ ﺑُﻨْﻴَﺎﻧًﺎ ﻓَﺎَﻟْﻘُﻮﻩُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِ﴾٩٧﴿ 97- Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler. ﻓَﺎَﺭَﺍﺩُﻭﺍ ﺑِﻪ۪ ﻛَﻴْﺪًﺍ ﻓَﺠَﻌَﻠْﻨَﺎﻫُﻢُ ﺍﻻﺎَﺳْﻔَﻠ۪ﻴﻦَ﴾٩٨﴿ 98- Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺫَﺍﻫِﺐٌ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑّ۪ﻰﺳَﻴَﻬْﺪ۪ﻳﻦِ﴾٩٩﴿ﺭَﺑِّﻬَﺐْ ﻟ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾١٠٠﴿ 99-100- (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi. {Böylece Hz. İbrahim küfür diyarından hicret ederek Şam'a gitti.} ﻓَﺒَﺸَّﺮْﻧَﺎﻩُ ﺑِﻐُﻼﺎﻡٍ ﺣَﻠ۪ﻴﻢٍ﴾١٠١﴿ 101- İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺑَﻠَﻎَ ﻣَﻌَﻪُ ﺍﻟﺴَّﻌْﻰَ ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﺑُﻨَﻰَّ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺭٰﻯ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﻨَﺎﻡِ ﺍَﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺫْﺑَﺤُﻚَ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﻣَﺎﺫَﺍ ﺗَﺮٰﻯۜ ﻗَﺎﻝَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺖِ ﺍﻓْﻌَﻞْ ﻣَﺎ ﺗُﻮْۭﻣَﺮُۘ ﺳَﺘَﺠِﺪُﻧ۪ٓﻰ ﺍِﻥْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٠٢﴿ 102- Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi. {102-111. âyetlerde Hz. İbrahim'in oğlunu kurban etmesi anlatılır. Bu kıssa bir imtihandır. Bu imtihan, peygamber olan baba ile oğlu arasında cereyan etmiştir. Şöyle ki, Hz. İbrahim'in iki oğlu vardı: İsmail ve İshak. Kur'an-ı Kerim'de kurban edilecek çocuğun isminden söz edilmez. Ama tefsircilerin kanaatine göre bu, İsmail'dir. Zira olay göçten hemen sonra olmuştur ki, o zaman İsmail vardı. Ayrıca olay Mekke'de geçmiştir. Mekke'ye gelen de İsmail'dir. İbrahim (a.s.) gece rüyasında, birisinin kendisine, "Allah sana oğlunu boğazlamanı emrediyor" dediğini duymuş, sabah olunca bunun şeytandan mı, Rahmân'dan mı olduğu hususunda tereddüt etmiş, üç gece rüyayı üst üste görünce bunun Allah'tan olduğunu anlamıştır.} ﻓَﻠَﻤَّٓﺎ ﺍَﺳْﻠَﻤَﺎ ﻭَﺗَﻠَّﻪُ ﻟِﻠْﺠَﺒ۪ﻴﻦِۚ﴾١٠٣﴿ ﻭَﻧَﺎﺩَﻳْﻨَﺎﻩُ ﺍَﻥْ ﻳَٓﺎ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢُۙ﴾١٠٤﴿ ﻗَﺪْ ﺻَﺪَّﻗْﺖَ ﺍﻟﺮُّﺀْﻳَﺎۚ ﺍِﻧَّﺎ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٠٥﴿ ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻟَﻬُﻮَ ﺍﻟْﺒَﻠٰٓﻮُۭ۬ﺍ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦُ﴾١٠٦﴿ 103-104-105-106- Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik. ﻭَﻓَﺪَﻳْﻨَﺎﻩُ ﺑِﺬِﺑْﺢٍ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٍ﴾١٠٧﴿ ﻭَﺗَﺮَﻛْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٠٨﴿ ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ﴾١٠٩﴿ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١١٠﴿ ﺍِﻧَّﻪُ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻧَﺎ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١١١﴿ 107-108-109-110-111- Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır. {Son Peygamber'in ümmeti ona salâtü selam okurken Hz. İbrahim'i de anar, onu hayırla yâdederler.} ﻭَﺑَﺸَّﺮْﻧَﺎﻩُ ﺑِﺎِﺳْﺤٰﻖَ ﻧَﺒِﻴًّﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾١١٢﴿ ﻭَﺑَﺎﺭَﻛْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻋَﻠٰٓﻰ ﺍِﺳْﺤٰﻖَۜ ﻭَﻣِﻦْ ﺫُﺭِّﻳَّﺘِﻬِﻤَﺎ ﻣُﺤْﺴِﻦٌ ﻭَﻇَﺎﻟِﻢٌ ﻟِﻨَﻔْﺴِﻪ۪ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ۟﴾١١٣﴿ 112-113- Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak. {Bu cümleden olmak üzere İbrahim'e çok evlât verilmiş, İshak'ın neslinden, Hz. Ya'kub'dan başlamak üzere bir çok peygamberler gelmiştir. İkisinin neslinden iyilerin yanısıra kötülerin de çıkması, soy ve ırkın hidayet ve dalâlette rolü olmadığını gösterir.} ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻣَﻨَﻨَّﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻭَﻫٰﺮُﻭﻥَۚ﴾١١٤﴿ 114- Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik. ﻭَﻧَﺠَّﻴْﻨَﺎﻫُﻤَﺎ ﻭَﻗَﻮْﻣَﻬُﻤَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜَﺮْﺏِ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢِۚ﴾١١٥﴿ 115- Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık. ﻭَﻧَﺼَﺮْﻧَﺎﻫُﻢْ ﻓَﻜَﺎﻧُﻮﺍ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻐَﺎﻟِﺒ۪ﻴﻦَۚ﴾١١٦﴿ 116- Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu. ﻭَﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻫُﻤَﺎ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﺒ۪ﻴﻦَۚ﴾١١٧﴿ 117- Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik. ﻭَﻫَﺪَﻳْﻨَﺎﻫُﻤَﺎ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁَ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢَۚ﴾١١٨﴿ 118- Her ikisini de doğru yola ilettik. ﻭَﺗَﺮَﻛْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻤَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١١٩﴿ ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻭَﻫٰﺮُﻭﻥَ﴾١٢٠﴿ 119-120- Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık. ﺍِﻧَّﺎ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٢١﴿ 121- Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız. ﺍِﻧَّﻬُﻤَﺎ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻧَﺎ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٢٢﴿ 122- Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı. ﻭَﺍِﻥَّ ﺍِﻟْﻴَﺎﺱَ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَۜ﴾١٢٣﴿ 123- İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi. ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻟِﻘَﻮْﻣِﻪ۪ٓ ﺍَﻻﺎ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾١٢٤﴿ ﺍَﺗَﺪْﻋُﻮﻥَ ﺑَﻌْﻼﺎ ﻭَﺗَﺬَﺭُﻭﻥَ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﺍﻟْﺨَﺎﻟِﻘ۪ﻴﻦَۙ﴾١٢٥﴿ﺍَﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﺑَّﻜُﻢْ ﻭَﺭَﺑَّﺎٰﺑَٓﺎﺋِﻜُﻢُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَ﴾١٢٦﴿ 124-125-126- (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti. {Ba'l, Şam'da Bek adındaki şehir halkının taptığı altın putun adı idi. Şimdi buraya Ba'lebek denmektedir.} ﻓَﻜَﺬَّﺑُﻮﻩُ ﻓَﺎِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻤُﺤْﻀَﺮُﻭﻥَۙ﴾١٢٧﴿ ﺍِﻻَﺎ ﻋِﺒَﺎﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤُﺨْﻠَﺼ۪ﻴﻦَ﴾١٢٨﴿ 127-128- Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir. ﻭَﺗَﺮَﻛْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٢٩﴿ ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍِﻝْ ﻳَﺎﺳ۪ﻴﻦَ﴾١٣٠﴿ 129-130- Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, "İlyas'a selâm!" dedik. ﺍِﻧَّﺎ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٣١﴿ 131- Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız. ﺍِﻧَّﻪُ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻧَﺎ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٣٢﴿ 132- Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı. {Burada, Hz. Lût'un kıssasından bir bölüm anlatılır:} ﻭَﺍِﻥَّ ﻟُﻮﻃًﺎ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَۜ﴾١٣٣﴿ 133- Lût da elbette peygamberlerdendi. ﺍِﺫْ ﻧَﺠَّﻴْﻨَﺎﻩُ ﻭَﺍَﻫْﻠَﻪُٓ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَۙ﴾١٣٤﴿ ﺍِﻻَﺎ ﻋَﺠُﻮﺯًﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻐَﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٣٥﴿ ﺛُﻢَّ ﺩَﻣَّﺮْﻧَﺎ ﺍﻻﺎٰﺧَﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٣٦﴿ 134-135-136- Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik. ﻭَﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻟَﺘَﻤُﺮُّﻭﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻣُﺼْﺒِﺤ۪ﻴﻦَۙ﴾١٣٧﴿ ﻭَﺑِﺎﻟَّﻴْﻞِۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﺗَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ۟﴾١٣٨﴿ 137-138- (Ey insanlar!) Elbette siz de sabah ve akşam onlara uğruyorsunuz. Hâla akıllanmayacak mısınız? ﻭَﺍِﻥَّ ﻳُﻮﻧُﺲَ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَۜ﴾١٣٩﴿ 139- Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi. {139-148. âyetlerde de Hz. Yunus'un kıssası anlatılır:} ﺍِﺫْ ﺍَﺑَﻖَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻔُﻠْﻚِ ﺍﻟْﻤَﺸْﺤُﻮﻥِۙ﴾١٤٠﴿ 140- Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı. ﻓَﺴَﺎﻫَﻢَ ﻓَﻜَﺎﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺪْﺣَﻀ۪ﻴﻦَۚ﴾١٤١﴿ 141- Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu. {Yunus kıssası için bak. Enbiyâ 21/87'nin açıklaması} ﻓَﺎﻟْﺘَﻘَﻤَﻪُ ﺍﻟْﺤُﻮﺕُ ﻭَﻫُﻮَ ﻣُﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١٤٢﴿ 142- Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu. ﻓَﻠَﻮْﻻٓﺎ ﺍَﻧَّﻪُ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺴَﺒِّﺤ۪ﻴﻦَۙ﴾١٤٣﴿ ﻟَﻠَﺒِﺚَ ﻓ۪ﻰ ﺑَﻄْﻨِﻪ۪ٓ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﻳُﺒْﻌَﺜُﻮﻥَ﴾١٤٤﴿ 143-144- Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı. {Yunus (a.s.)ın tesbihi şöyle idi: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn: Senden başka ilâh yoktur, şüphesiz ben zalimlerden oldum.} ﻓَﻨَﺒَﺬْﻧَﺎﻩُ ﺑِﺎﻟْﻌَﺮَٓﺍﺀِ ﻭَﻫُﻮَ ﺳَﻘ۪ﻴﻢٌۚ﴾١٤٥﴿ 145- Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık. ﻭَﺍَﻧْﺒَﺘْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺷَﺠَﺮَﺓً ﻣِﻦْ ﻳَﻘْﻄ۪ﻴﻦٍۚ﴾١٤٦﴿ 146- Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik. ﻭَﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎﻩُ ﺍِﻟٰﻰ ﻣِﺎﺋَﺔِ ﺍَﻟْﻒٍ ﺍَﻭْ ﻳَﺰ۪ﻳﺪُﻭﻥَۚ﴾١٤٧﴿ 147- Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik. {Hz. Yunus'un peygamber olarak gönderildiği yerin, Musul'da Ninova şehri olduğu kaydedilmiştir.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺖ ﻓَﺎٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻓَﻤَﺘَّﻌْﻨَﺎﻫُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺣ۪ﻴﻦٍۜ﴾١٤٨﴿ 148- Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık. ﻓَﺎﺳْﺘَﻔْﺘِﻬِﻤْﺎَﻟِﺮَﺑِّﻜَﺎﻟْﺒَﻨَﺎﺕُ ﻭَﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟْﺒَﻨُﻮﻥَۙ﴾١٤٩﴿ 149- Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı? ﺍَﻡْ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔَ ﺍِﻧَﺎﺛًﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﺷَﺎﻫِﺪُﻭﻥَ﴾١٥٠﴿ 150- Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık? ﺍَﻻٓﺎ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍِﻓْﻜِﻬِﻢْ ﻟَﻴَﻘُﻮﻟُﻮﻥَۙ﴾١٥١﴿ ﻭَﻟَﺪَﺍﻟﻠّٰﻬُۙﻮَﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻜَﺎﺫِﺑُﻮﻥَ﴾١٥٢﴿ 151-152- Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar; "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar. ﺍَﺻْﻄَﻔَﻰ ﺍﻟْﺒَﻨَﺎﺕِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺒَﻨ۪ﻴﻦَۜ﴾١٥٣﴿ 153- Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş! ﻣَﺎ ﻟَﻜُﻢْ۠ ﻛَﻴْﻒَ ﺗَﺤْﻜُﻤُﻮﻥَ﴾١٥٤﴿ ﺍَﻓَﻼﺎ ﺗَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَۚ﴾١٥٥﴿ ﺍَﻡْ ﻟَﻜُﻢْ ﺳُﻠْﻄَﺎﻥٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌۙ﴾١٥٦﴿ 154-155-156- Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? {Sorulan delil, müşriklerin meleklerle ilgili düşünceleri ve onların Allah'ın kızları olduklarına dair inançları içindir.} ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﻜِﺘَﺎﺑِﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾١٥٧﴿ 157- Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin! ﻭَﺟَﻌَﻠُﻮﺍ ﺑَﻴْﻨَﻪُ ﻭَﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﺠِﻨَّﺔِ ﻧَﺴَﺒًﺎۜ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻋَﻠِﻤَﺖِ ﺍﻟْﺠِﻨَّﺔُ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻤُﺤْﻀَﺮُﻭﻥَۙ﴾١٥٨﴿ 158- Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler. ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻤَّﺎ ﻳَﺼِﻔُﻮﻥَۙ﴾١٥٩﴿ 159- Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir. ﺍِﻻَﺎ ﻋِﺒَﺎﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤُﺨْﻠَﺼ۪ﻴﻦَ﴾١٦٠﴿ 160- Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir). ﻓَﺎِﻧَّﻜُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَۙ﴾١٦١﴿ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺑِﻔَﺎﺗِﻨ۪ﻴﻦَۙ﴾١٦٢﴿ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﻫُﻮَ ﺻَﺎﻝِ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِ﴾١٦٣﴿ 161-162-163- Sizler ve taptığınız şeyler! Hiçbiriniz, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız. ﻭَﻣَﺎ ﻣِﻨَّٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻟَﻪُ ﻣَﻘَﺎﻡٌ ﻣَﻌْﻠُﻮﻡٌ﴾١٦٤﴿ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻨَﺤْﻦُ ﺍﻟﺼَّٓﺎﻓُّﻮﻥَۚ﴾١٦٥﴿ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻨَﺤْﻦُ ﺍﻟْﻤُﺴَﺒِّﺤُﻮﻥَ﴾١٦٦﴿ 164-165-166- (Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz. ﻭَﺍِﻥْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻟَﻴَﻘُﻮﻟُﻮﻥَۙ﴾١٦٧﴿ ﻟَﻮْ ﺍَﻥَّ ﻋِﻨْﺪَﻧَﺎ ﺫِﻛْﺮًﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَۙ﴾١٦٨﴿ ﻟَﻜُﻨَّﺎ ﻋِﺒَﺎﺩَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤُﺨْﻠَﺼ۪ﻴﻦَ﴾١٦٩﴿ 167, 168, 169- Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı. ﻓَﻜَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﻪ۪ۚ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١٧٠﴿ 170- İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir! ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺳَﺒَﻘَﺖْ ﻛَﻠِﻤَﺘُﻨَﺎ ﻟِﻌِﺒَﺎﺩِﻧَﺎ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَۚ﴾١٧١﴿ 171- Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir: ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻨْﺼُﻮﺭُﻭﻥَۖ﴾١٧٢﴿ 172- Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır. ﻭَﺍِﻥَّ ﺟُﻨْﺪَﻧَﺎ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻐَﺎﻟِﺒُﻮﻥَ﴾١٧٣﴿ 173- Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir. ﻓَﺘَﻮَﻝَّ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﺣ۪ﻴﻦٍۙ﴾١٧٤﴿ 174- Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma. ﻭَﺍَﺑْﺼِﺮْﻫُﻢْ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ﴾١٧٥﴿ 175- Onların halini gör, onlar da görecekler. ﺍَﻓَﺒِﻌَﺬَﺍﺑِﻨَﺎ ﻳَﺴْﺘَﻌْﺠِﻠُﻮﻥَ﴾١٧٦﴿ 176- Azabımızı acele mi istiyorlar? ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻧَﺰَﻝَ ﺑِﺴَﺎﺣَﺘِﻬِﻢْ ﻓَﺴَٓﺎﺀَ ﺻَﺒَﺎﺡُ ﺍﻟْﻤُﻨْﺬَﺭ۪ﻳﻦَ﴾١٧٧﴿ 177- Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur! ﻭَﺗَﻮَﻝَّ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﺣ۪ﻴﻦٍۙ﴾١٧٨﴿ 178- Sen bir zamana kadar onlara aldırma. ﻭَﺍَﺑْﺼِﺮْ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ﴾١٧٩﴿ 179- Onların halini gör, onlar da göreceklerdir. ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﺮَﺑِّﻚَ ﺭَﺑِّﺎﻟْﻌِﺰَّﺓِ ﻋَﻤَّﺎ ﻳَﺼِﻔُﻮﻥَۚ﴾١٨٠﴿ 180- Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir. ﻭَﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَۚ﴾١٨١﴿ 181- Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun! ﻭَﺍﻟْﺤَﻤْﺪُﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺑِّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾١٨٢﴿ 182- Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!