Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

36-Yâsin

Kur'an-ı Kerim Meali · s.439

٣٦ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﻳٰﺲٓ {Sûre, ismini iki harften ibaret olan ilk âyetten almıştır. Mekke'de inmiştir. 83 âyettir. Sûreye isim olarak verilen "yâsîn"in, genellikle "Ey insan!" manasına geldiği kabul edilir. Bununla kasdedilen, Hz. Peygamber'dir. Yâsîn sûresi Kur'an'ın kalbi kabul edilmiş ve müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır. Fazileti hakkında hadisler vardır.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻳٰﺲٓ﴾١﴿ 1- Yâsîn, ﻭَﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢِۙ﴾٢﴿ 2- Hikmet dolu Kur'an hakkı için, ﺍِﻧَّﻚَ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَۙ﴾٣﴿ 3- Sen şüphesiz peygamberlerdensin. ﻋَﻠٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍۜ﴾٤﴿ 4- Doğru yol üzerindesin. ﺗَﻨْﺰ۪ﻳﻞَ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِۙ﴾٥﴿ 5- (Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. ﻟِﺘُﻨْﺬِﺭَ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺬِﺭَ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻫُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻏَﺎﻓِﻠُﻮﻥَ﴾٦﴿ 6- Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir. ﻟَﻘَﺪْ ﺣَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝُ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻛْﺜَﺮِﻫِﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٧﴿ 7- Andolsun ki onların çoğu cezayı hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar. ﺍِﻧَّﺎ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻨَﺎﻗِﻬِﻢْ ﺍَﻏْﻼﺎﻻﺎ ﻓَﻬِﻰَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻻﺎَﺫْﻗَﺎﻥِ ﻓَﻬُﻢْ ﻣُﻘْﻤَﺤُﻮﻥَ﴾٨﴿ 8- Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır. {Âyet, iman etmedikleri için ceza görecek olan kâfirlerin durumunun temsilî bir ifadesidir.} ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﺳَﺪًّﺍ ﻭَﻣِﻦْ ﺧَﻠْﻔِﻬِﻢْ ﺳَﺪًّﺍ ﻓَﺎَﻏْﺸَﻴْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ﴾٩﴿ 9- Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler. {İman yolları, kendilerine kapalı olduğu için hakkı göremezler.} ﻭَﺳَﻮَٓﺍﺀٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺀَﺍَﻧْﺬَﺭْﺗَﻬُﻢْ ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﺗُﻨْﺬِﺭْﻫُﻢْ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾١٠﴿ 10- Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺗُﻨْﺬِﺭُ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟﺬِّﻛْﺮَ ﻭَﺧَﺸِﻰَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِۚ ﻓَﺒَﺸِّﺮْﻩُ ﺑِﻤَﻐْﻔِﺮَﺓٍ ﻭَﺍَﺟْﺮٍ ﻛَﺮ۪ﻳﻢٍ﴾١١﴿ 11- Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele. ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻧُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰ ﻭَﻧَﻜْﺘُﺐُ ﻣَﺎ ﻗَﺪَّﻣُﻮﺍ ﻭَﺍٰﺛَﺎﺭَﻫُﻢْۜ ﻭَﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍ ﺍَﺣْﺼَﻴْﻨَﺎﻩُ ﻓ۪ٓﻰ ﺍِﻣَﺎﻡٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍ۟﴾١٢﴿ 12- Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) sayıp yazmışızdır. {Ölüleri diriltmek tabiri, cahilleri hidayete erdirmek, müşrikleri şirkten imana döndürmek şeklinde de tefsir edilmiştir.} ﻭَﺍﺿْﺮِﺏْ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺜَﻼﺎ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏَ ﺍﻟْﻘَﺮْﻳَﺔِۢ ﺍِﺫْ ﺟَٓﺎﺀَﻫَﺎ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠُﻮﻥَۚ﴾١٣﴿ 13- Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti. {Bu şehrin Antakya olduğu söylenmiştir.} ﺍِﺫْ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢُ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِ ﻓَﻜَﺬَّﺑُﻮﻫُﻤَﺎ ﻓَﻌَﺰَّﺯْﻧَﺎ ﺑِﺜَﺎﻟِﺚٍ ﻓَﻘَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻣُﺮْﺳَﻠُﻮﻥَ﴾١٤﴿ 14- İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﺑَﺸَﺮٌ ﻣِﺜْﻠُﻨَﺎۙ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻝَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦُ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍۙ ﺍِﻥْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﺗَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ﴾١٥﴿ 15- Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz. ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺭَﺑُّﻨَﺎﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻟَﻤُﺮْﺳَﻠُﻮﻥَ﴾١٦﴿ 16- (Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz. ﻭَﻣَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻨَٓﺎ ﺍِﻻَﺎﺍﻟْﺒَﻼﺎﻍُ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦُ﴾١٧﴿ 17- "Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir" dediler. ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﺗَﻄَﻴَّﺮْﻧَﺎ ﺑِﻜُﻢْۚ ﻟَﺌِﻦْ ﻟَﻢْ ﺗَﻨْﺘَﻬُﻮﺍ ﻟَﻨَﺮْﺟُﻤَﻨَّﻜُﻢْ ﻭَﻟَﻴَﻤَﺴَّﻨَّﻜُﻢْ ﻣِﻨَّﺎ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾١٨﴿ 18- (Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻃَٓﺎﺋِﺮُﻛُﻢْ ﻣَﻌَﻜُﻢْۜ ﺍَﺋِﻦْ ﺫُﻛِّﺮْﺗُﻢْۜ ﺑَﻞْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﻣُﺴْﺮِﻓُﻮﻥَ﴾١٩﴿ 19- Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz. ﻭَﺟَٓﺎﺀَ ﻣِﻦْ ﺍَﻗْﺼَﺎ ﺍﻟْﻤَﺪ۪ﻳﻨَﺔِ ﺭَﺟُﻞٌ ﻳَﺴْﻌٰﻰ ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﻗَﻮْﻡِ ﺍﺗَّﺒِﻌُﻮﺍ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَۙ﴾٢٠﴿ 20- Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz!" ﺍِﺗَّﺒِﻌُﻮﺍ ﻣَﻦْ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺌَﻠُﻜُﻢْ ﺍَﺟْﺮًﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻣُﻬْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾٢١﴿ 21- "Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir." {Bu tavsiyesinden ötürü adama dönerek "Vay, sen de mi onların dinindensin" dediler. Bunun üzerine adam 22. âyette meâli verilen sözü söyledi.} ﻭَﻣَﺎ ﻟِﻰَ ﻻٓﺎ ﺍَﻋْﺒُﺪُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻓَﻄَﺮَﻧ۪ﻰ ﻭَﺍِﻟَﻲْ6hNﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ﴾٢٢﴿ 22- "Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz." ﺀَﺍَﺗَّﺨِﺬُ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ٓ ﺍٰﻟِﻬَﺔً ﺍِﻥْ ﻳُﺮِﺩْﻥِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦُ ﺑِﻀُﺮٍّ ﻻﺎ ﺗُﻐْﻦِ ﻋَﻨّ۪ﻰ ﺷَﻔَﺎﻋَﺘُﻬُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻨْﻘِﺬُﻭﻥِۚ﴾٢٣﴿ 23- "O'ndan başka ilâhlar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların (putların) şefâati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar." ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍِﺫًﺍ ﻟَﻔ۪ﻰ ﺿَﻼﺎﻝٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍ﴾٢٤﴿ 24- "İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum." ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍٰﻣَﻨْﺘُﺒِﺮَﺑِّﻜُﻤْﻔَﺎﺳْﻤَﻌُﻮﻥِۜ﴾٢٥﴿ 25- "Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin." {Azgınlar bu sözleri dinlemeyip o zâtı taş yağmuruna tuttular. Tam öleceği esnada ona 26 ve 27. âyette meâli verilen söz söylendi.} ﻗ۪ﻴﻞَ ﺍﺩْﺧُﻞِ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَۜ ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎﻟَﻴْﺖَ ﻗَﻮْﻣ۪ﻰ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۙ﴾٢٦﴿ ﺑِﻤَﺎ ﻏَﻔَﺮَﻟ۪ﻰﺭَﺑّ۪ﻰﻭَﺟَﻌَﻠَﻨ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻜْﺮَﻣ۪ﻴﻦَ﴾٢٧﴿ 26-27- Gir cennete! denildi. "Keşke, dedi, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını kavmim bilseydi!"