Cüz-19
Kur'an-ı Kerim Meali · s.361
ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳَﺮْﺟُﻮﻥَ ﻟِﻘَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻟَﻮْﻻٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﺍَﻭْ ﻧَﺮٰﻯﺭَﺑَّﻨَﺎۜﻟَﻘَﺪِ ﺍﺳْﺘَﻜْﺒَﺮُﻭﺍ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻭَﻋَﺘَﻮْ ﻋُﺘُﻮًّﺍ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾٢١﴿ 21- Bizimle karşılaşmayı (bir gün huzurumuza geleceklerini) ummayanlar: Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik, dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibire kapılmışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir. ﻳَﻮْﻡَ ﻳَﺮَﻭْﻥَ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔَ ﻻﺎﺑُﺸْﺮٰﻯ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﺣِﺠْﺮًﺍ ﻣَﺤْﺠُﻮﺭًﺍ﴾٢٢﴿ 22- (Fakat) melekleri görecekleri gün, günahkârlara o gün hiçbir sevinç haberi yoktur ve: (Size, sevinmek) yasaktır, yasak! diyeceklerdir. {Bu sözü müşriklerin kendi kendilerine söyleyip hayıflanacakları manası düşünülebileceği gibi, zamirin meleklere gönderilmesi ve bu sözün melekler tarafından söyleneceği şeklinde anlaşılması da mümkündür.} ﻭَﻗَﺪِﻣْﻨَٓﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَﺎ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻋَﻤَﻞٍ ﻓَﺠَﻌَﻠْﻨَﺎﻩُ ﻫَﺒَٓﺎﺀً ﻣَﻨْﺜُﻮﺭًﺍ﴾٢٣﴿ 23- Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız). {Kâfirlerin, misafire ikram, akrabayı ziyaret gibi güzel davranışlarının, iman etmemiş olmaları sebebiyle boşa gideceği, işe yaramaz telakki edileceği anlatılmaktadır.} ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣُﺴْﺘَﻘَﺮًّﺍ ﻭَﺍَﺣْﺴَﻦُ ﻣَﻘ۪ﻴﻼﺎ﴾٢٤﴿ 24- O gün cennetliklerin kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer pek güzeldir. ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﺗَﺸَﻘَّﻖُ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀُ ﺑِﺎﻟْﻐَﻤَﺎﻡِ ﻭَﻧُﺰِّﻝَ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﺗَﻨْﺰ۪ﻳﻼﺎ﴾٢٥﴿ 25- O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir. ﺍَﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ۨﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻟِﻠﺮَّﺣْﻤٰﻦِۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻋَﺴ۪ﻴﺮًﺍ﴾٢٦﴿ 26- İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Kâfirler için de pek çetin bir gündür o. ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻳَﻌَﺾُّ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻢُ ﻋَﻠٰﻰ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻳَﺎﻟَﻴْﺘَﻨِﻰ ﺍﺗَّﺨَﺬْﺕُ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٢٧﴿ 27- O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! ﻳَﺎ ﻭَﻳْﻠَﺘٰﻰ ﻟَﻴْﺘَﻨ۪ﻰ ﻟَﻢْ ﺍَﺗَّﺨِﺬْ ﻓُﻼﺎﻧًﺎ ﺧَﻠ۪ﻴﻼﺎ﴾٢٨﴿ 28- Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim! ﻟَﻘَﺪْ ﺍَﺿَﻠَّﻨ۪ﻰ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺬِّﻛْﺮِ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺫْ ﺟَٓﺎﺀَﻧ۪ﻰۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﻟِـﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺧَﺬُﻭﻻﺎ﴾٢٩﴿ 29- Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder. {27-29. âyetlerin Ukbe bin Ebî Muayt hakkında nâzil olduğu belirtilmektedir. Rivayete göre Ukbe, verdiği bir ziyafete Resûl-i Ekrem'i de dâvet etmişti. Hz. Peygamber, şehâdet getirmedikçe yemeğinden yemeyeceğini söyleyince Kelime-i Şehâdeti söylemiş; fakat müşriklerin ileri gelenlerinden Ubey b. Halef'in gönlünü hoş etmek için bilâhare sözünden dönmüş ve gidip Hz. Peygamber'e hakaretlerde bulunmuştu.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﻳَﺎﺭَﺑِّﺎِﻥَّ ﻗَﻮْﻣِﻰ ﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﺍ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﻣَﻬْﺠُﻮﺭًﺍ﴾٣٠﴿ 30- Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler. {Âyette, Hz. Peygamber'in, Kur'an'a gereken değeri vermeyen ve hatta onunla alay eden kavminden yakınışı anlatılmaktadır. Âyetteki "mehcûran" kelimesi "kötü söz" manasında da anlaşılmıştır. Bu manaya göre, müşriklerin Kur'an hakkında onun sihir v.b. olduğu yönündeki ithamlarına işaret edilmiş olur.} ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻟِﻜُﻞِّ ﻧَﺒِﻲٍّ ﻋَﺪُﻭًّﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَۜ ﻭَﻛَﻔٰﻰﺑِﺮَﺑِّﻜَﻬَﺎﺩِﻳًﺎ ﻭَﻧَﺼ۪ﻴﺮًﺍ﴾٣١﴿ 31- (Resûlüm!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peydâ ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻟَﻮْﻻﺎ ﻧُﺰِّﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﺟُﻤْﻠَﺔً ﻭَﺍﺣِﺪَﺓًۚ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻟِﻨُﺜَﺒِّﺖَ ﺑِﻪ۪ ﻓُٰﺎﺩَﻙَ ﻭَﺭَﺗَّﻠْﻨَﺎﻩُ ﺗَﺮْﺗ۪ﻴﻼﺎ﴾٣٢﴿ 32- İnkâr edenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk. ﻭَﻻﺎ ﻳَﺎْﺗُﻮﻧَﻚَ ﺑِﻤَﺜَﻞٍ ﺍِﻻَﺎ ﺟِﺌْﻨَﺎﻙَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻭَﺍَﺣْﺴَﻦَ ﺗَﻔْﺴ۪ﻴﺮًﺍۜ﴾٣٣﴿ 33- Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, (onun karşılığında) sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ ﻋَﻠٰﻰ ﻭُﺟُﻮﻫِﻬِﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺟَﻬَﻨَّﻢَۙ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺷَﺮٌّ ﻣَﻜَﺎﻧًﺎ ﻭَﺍَﺿَﻞُّ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٣٤﴿ 34- Yüzükoyun cehenneme (sürülüp) toplanacak olanlar; işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır. ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎ ﻣُﻮﺳَﻰ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻣَﻌَﻪُٓ ﺍَﺧَﺎﻩُ ﻫٰﺮُﻭﻥَ ﻭَﺯ۪ﻳﺮًﺍۚ﴾٣٥﴿ 35- Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık. ﻓَﻘُﻠْﻨَﺎ ﺍﺫْﻫَﺒَٓﺎ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎۜ ﻓَﺪَﻣَّﺮْﻧَﺎﻫُﻢْ ﺗَﺪْﻣ۪ﻴﺮًﺍۜ﴾٣٦﴿ 36- "Âyetlerimizi yalan sayan kavme gidin" dedik. Sonunda, (yola gelmediklerinden) onları yerle bir ediverdik. ﻭَﻗَﻮْﻡَ ﻧُﻮﺡٍ ﻟَﻤَّﺎ ﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞَ ﺍَﻏْﺮَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﺍٰﻳَﺔًۜ ﻭَﺍَﻋْﺘَﺪْﻧَﺎ ﻟِﻠﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺍَﻟ۪ﻴﻤًﺎۚ﴾٣٧﴿ 37- Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık. ﻭَﻋَﺎﺩًﺍ ﻭَﺛَﻤُﻮﺩَ۬ﺍ ﻭَﺍَﺻْﺤَﺎﺏَ ﺍﻟﺮَّﺱِّ ﻭَﻗُﺮُﻭﻧًﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ﴾٣٨﴿ 38- Âd'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha birçok nesilleri de (inkârcılıklarından ötürü helâk ettik). {"Âd" Hûd (a.s.)ın, "Semûd" Sâlih (a.s.)ın kavmidir. "Ress" hakkında değişik tefsirler vardır; daha çok Şuayb (a.s.)ın kavmi olarak bilinmektedir. Bir tefsire göre ise, Yemâme çayı üzerinde bir köyün adı olup, Semûd kavminden kalanlar burada otururlardı. Fakat bu bilgiler, sahih haberlerle sabit değildir. Kur'an tarafından bize bildirilen husus, "Ashab-ı Ress" denen bir insan topluluğunun yaşadığı ve küfürleri yüzünden helâk edildiğidir.} ﻭَﻛُﻼًﺎ ﺿَﺮَﺑْﻨَﺎ ﻟَﻪُ ﺍﻻﺎَﻣْﺜَﺎﻝَۘ ﻭَﻛُﻼًﺎ ﺗَﺒَّﺮْﻧَﺎ ﺗَﺘْﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾٣٩﴿ 39- Onların her birine (uymaları için) misaller getirdik; (ama öğüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik. {Kendilerinden öncekilerin başlarına gelenler ve acı gerçekler, öğüt alsınlar diye her bir kavme peygamberler aracılığı ile anlatıldığı halde, onlar bu imtisal nümûneleri üzerinde ibretle düşünmek yerine bunları uydurulmuş birer masal telâkki etmişler ve nihayet ilâhî gazaba uğramışlardır.} ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍَﺗَﻮْﺍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻘَﺮْﻳَﺔِ ﺍﻟَّﺘ۪ٓﻰ ﺍُﻣْﻄِﺮَﺕْ ﻣَﻄَﺮَ ﺍﻟﺴَّﻮْﺀِۜ ﺍَﻓَﻠَﻢْ ﻳَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻳَﺮَﻭْﻧَﻬَﺎۚ ﺑَﻞْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻻﺎﻳَﺮْﺟُﻮﻥَ ﻧُﺸُﻮﺭًﺍ﴾٤٠﴿ 40- (Resûlüm!) Andolsun (bu Mekkeli putperestler), belâ ve felâket yağmuruna tutulmuş olan o beldeye uğramışlardır. Peki onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar. {Tefsirlerde, bu âyette, Mekkeli müşriklerin, ticaret için gittikleri Şam seferleri esnasında, inkârları ve sapık yolda inatları yüzünden taş yağmuru ile helâk edilen Lût kavminin kalıntılarını gördüklerine ve yine de ibret almadıklarına işaret edildiği belirtilmektedir.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَﻭْﻙَ ﺍِﻥْ ﻳَﺘَّﺨِﺬُﻭﻧَﻚَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﺰُﻭًﺍۜ ﺍَﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﻌَﺜَﺎﻟﻠّٰﻬُﺮَﺳُﻮﻻﺎ﴾٤١﴿ 41- Seni gördükleri zaman: "Bu mu Allah'ın peygamber olarak gönderdiği!" diyerek hep seni alaya alıyorlar. ﺍِﻥْ ﻛَﺎﺩَ ﻟَﻴُﻀِﻠُّﻨَﺎ ﻋَﻦْ ﺍٰﻟِﻬَﺘِﻨَﺎ ﻟَﻮْﻻٓﺎ ﺍَﻥْ ﺻَﺒَﺮْﻧَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎۜ ﻭَﺳَﻮْﻑَ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺣ۪ﻴﻦَ ﻳَﺮَﻭْﻥَ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏَ ﻣَﻦْ ﺍَﺿَﻞُّ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٤٢﴿ 42- "Şayet ilâhlarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten bizi neredeyse ilâhlarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri zaman, asıl kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler! ﺍَﺭَﺍَﻳْﺖَ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺨَﺬَ ﺍِﻟٰﻬَﻪُ ﻫَﻮٰﻳﻪُۜ ﺍَﻓَﺎَﻧْﺖَ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻛ۪ﻴﻼﺎۙ﴾٤٣﴿ 43- Kötü duygularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Sen (Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin? ﺍَﻡْ ﺗَﺤْﺴَﺐُ ﺍَﻥَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَﻫُﻢْ ﻳَﺴْﻤَﻌُﻮﻥَ ﺍَﻭْ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَۜ ﺍِﻥْ ﻫُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﻛَﺎﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﺑَﻞْ ﻫُﻢْ ﺍَﺿَﻞُّ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٤٤﴿ 44- Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar. {Bu gibi kimseler, akıllarına ve kendilerine ulaşan ilâhî tebliğe uymayıp sırf hissiyatına göre hareket etmeleri bakımından hayvanlara benzetilmiş; hayvanlarının hareketlerinin kendilerine verilen güç ve kabiliyetlerin yaratılış amacına uygun olmasına karşılık böyle kimselerin davranışlarının bu özellikten yoksun bulunmasından ötürü de onlardan gidişçe daha sapık oldukları belirtilmiştir.} ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑِّﻜَﻜَﻴْﻒَ ﻣَﺪَّ ﺍﻟﻈِّﻞَّۚ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَ ﻟَﺠَﻌَﻠَﻪُ ﺳَﺎﻛِﻨًﺎۚ ﺛُﻢَّ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺩَﻟ۪ﻴﻼﺎۙ﴾٤٥﴿ 45- Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kıldık. ﺛُﻢَّ ﻗَﺒَﻀْﻨَﺎﻩُ ﺍِﻟَﻴْﻨَﺎ ﻗَﺒْﻀًﺎ ﻳَﺴ۪ﻴﺮًﺍ﴾٤٦﴿ 46- Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş kendimize çektik (kısalttık). ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻟِﺒَﺎﺳًﺎ ﻭَﺍﻟﻨَّﻮْﻡَ ﺳُﺒَﺎﺗًﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ﻧُﺸُﻮﺭًﺍ﴾٤٧﴿ 47- Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan, O'dur. ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﺍﻟﺮِّﻳَﺎﺡَ ﺑُﺸْﺮًﺍ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻯْ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻪ۪ۚ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻃَﻬُﻮﺭًﺍۙ﴾٤٨﴿ ﻟِﻨُﺤْﻴِﻰَ ﺑِﻪ۪ ﺑَﻠْﺪَﺓً ﻣَﻴْﺘًﺎ ﻭَﻧُﺴْﻘِﻴَﻪُ ﻣِﻤَّﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَٓﺎ ﺍَﻧْﻌَﺎﻣًﺎ ﻭَﺍَﻧَﺎﺳِﻰَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ﴾٤٩﴿ 48-49- Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz, ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik. ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺻَﺮَّﻓْﻨَﺎﻩُ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﻟِﻴَﺬَّﻛَّﺮُﻭﺍۘ ﻓَﺎَﺑٰٓﻰ ﺍَﻛْﺜَﺮُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺍِﻻَﺎ ﻛُﻔُﻮﺭًﺍ﴾٥٠﴿ 50- Andolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşitli şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir. {Bu âyete, "ilâhî kudretin eserlerinin ve insanlara verilen nimetlerin birçok peygamberin dilinden defalarca ve çeşit çeşit anlatıldığını" ifade etmek üzere yukarıdaki şekilde mana vermek mümkün olduğu gibi; "suyu evirip çevirip, değişik yerlere türlü türlü yağmur yağdırdık" tarzında bir mana da verilebilir.} ﻭَﻟَﻮْ ﺷِﺌْﻨَﺎ ﻟَﺒَﻌَﺜْﻨَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﻗَﺮْﻳَﺔٍ ﻧَﺬ۪ﻳﺮًﺍۘ﴾٥١﴿ 51- (Resûlüm!) Şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik. ﻓَﻼﺎ ﺗُﻄِﻊِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺟَﺎﻫِﺪْﻫُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﺟِﻬَﺎﺩًﺍ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾٥٢﴿ 52- (Fakat evrensel uyarıcılık görevini sana verdik.) O halde, kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'an ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver! ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻣَﺮَﺝَ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮَﻳْﻦِ ﻫٰﺬَﺍ ﻋَﺬْﺏٌ ﻓُﺮَﺍﺕٌ ﻭَﻫٰﺬَﺍ ﻣِﻠْﺢٌ ﺍُﺟَﺎﺝٌۚ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻤَﺎ ﺑَﺮْﺯَﺧًﺎ ﻭَﺣِﺠْﺮًﺍ ﻣَﺤْﺠُﻮﺭًﺍ﴾٥٣﴿ 53- Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O'dur. {Bu âyet hakkında değişik tefsirler vardır: 1) Maksat, denize karışan nehir (Dicle gibi) ve onun karıştığı denizdir. Denizi yarıp arasından fersahlarca akıp gittiği halde, nehrin suyunun tadı bozulmamaktadır. 2) Maksat, Nil gibi büyük ırmak ve büyük denizdir ki aralarına bir kara parçası (dil) girmektedir. 3) Maksat, müminlerle kâfirlerdir. Tatlı su müminleri, acı su kâfirleri sembolize etmektedir. Dünyada yanyana fakat birbirlerine karışmadan yaşadıklarına işaret edilmektedir.} ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَٓﺎﺀِ ﺑَﺸَﺮًﺍ ﻓَﺠَﻌَﻠَﻪُ ﻧَﺴَﺒًﺎ ﻭَﺻِﻬْﺮًﺍۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺮَﺑُّﻜَﻘَﺪ۪ﻳﺮًﺍ﴾٥٤﴿ 54- Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet (kan ve evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter. ﻭَﻳَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎﻻﺎ ﻳَﻨْﻔَﻌُﻬُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻀُﺮُّﻫُﻢْۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُ ﻋَﻠٰﻰﺭَﺑِّﻬ۪ﻈَﻬ۪ﻴﺮًﺍ﴾٥٥﴿ 55- (Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar verebilen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı da Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır. ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎﻙَ ﺍِﻻَﺎ ﻣُﺒَﺸِّﺮًﺍ ﻭَﻧَﺬ۪ﻳﺮًﺍ﴾٥٦﴿ 56- (Resûlüm!) Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. ﻗُﻞْ ﻣَٓﺎ ﺍَﺳْﺌَﻠُﻜُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﻦْ ﺍَﺟْﺮٍ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﺷَٓﺎﺀَ ﺍَﻥْ ﻳَﺘَّﺨِﺬَ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑِّﻬ۪ﺴَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٥٧﴿ 57- De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum. ﻭَﺗَﻮَﻛَّﻞْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺤَﻰِّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻻﺎﻳَﻤُﻮﺕُ ﻭَﺳَﺒِّﺢْ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩ۪ۜ ﻭَﻛَﻔٰﻰ ﺑِﻪ۪ ﺑِﺬُﻧُﻮﺏِ ﻋِﺒَﺎﺩِﻩ۪ ﺧَﺒ۪ﻴﺮًﺍۚۛ﴾٥٨﴿ 58- Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻭَﻣَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻤَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺳِﺘَّﺔِ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﺛُﻢَّ ﺍﺳْﺘَﻮٰﻯ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِۚۛ ﺍَﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦُ ﻓَﺴْﺌَﻞْ ﺑِﻪ۪ ﺧَﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾٥٩﴿ 59- Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor. {Arş'a istivâ ve altı günde yaratma hakkında A'râf sûresi 54. âyetteki, Arş hakkında Hûd sûresi 7. âyetteki açıklamalara bakınız.} Secde ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﺳْﺠُﺪُﻭﺍ ﻟِﻠﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻭَﻣَﺎ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦُۗ ﺍَﻧَﺴْﺠُﺪُ ﻟِﻤَﺎ ﺗَﺎْﻣُﺮُﻧَﺎ ﻭَﺯَﺍﺩَﻫُﻢْ ﻧُﻔُﻮﺭًﺍ۟﴾٦٠﴿ 60- Onlara: Rahmân'a secde edin! denildiği zaman: "Rahmân da neymiş! Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!" derler ve bu emir onların nefretini arttırır. ﺗَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺟَﻌَﻞَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺑُﺮُﻭﺟًﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺳِﺮَﺍﺟًﺎ ﻭَﻗَﻤَﺮًﺍ ﻣُﻨ۪ﻴﺮًﺍ﴾٦١﴿ 61- Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir. ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺟَﻌَﻞَ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ﺧِﻠْﻔَﺔً ﻟِﻤَﻦْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍَﻥْ ﻳَﺬَّﻛَّﺮَ ﺍَﻭْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺷُﻜُﻮﺭًﺍ﴾٦٢﴿ 62- İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren de O'dur. ﻭَﻋِﺒَﺎﺩُ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻤْﺸُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻫَﻮْﻧًﺎ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺧَﺎﻃَﺒَﻬُﻢُ ﺍﻟْﺠَﺎﻫِﻠُﻮﻥَ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺳَﻼﺎﻣًﺎ﴾٦٣﴿ 63- Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler); ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺒ۪ﻴﺘُﻮﻧَﻠِﺮَﺑِّﻬِﻤْﺴُﺠَّﺪًﺍ ﻭَﻗِﻴَﺎﻣًﺎ﴾٦٤﴿ 64- Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻧَﺮَﺑَّﻨَﺎﺍﺻْﺮِﻑْ ﻋَﻨَّﺎ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺟَﻬَﻨَّﻢَۗ ﺍِﻥَّ ﻋَﺬَﺍﺑَﻬَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻏَﺮَﺍﻣًﺎۗ﴾٦٥﴿ 65- Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır. ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﺳَٓﺎﺀَﺕْ ﻣُﺴْﺘَﻘَﺮًّﺍ ﻭَﻣُﻘَﺎﻣًﺎ﴾٦٦﴿ 66- Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir! ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍَﻧْﻔَﻘُﻮﺍ ﻟَﻢْ ﻳُﺴْﺮِﻓُﻮﺍ ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﻘْﺘُﺮُﻭﺍ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺑَﻴْﻦَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻗَﻮَﺍﻣًﺎ﴾٦٧﴿ 67- (O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳَﺪْﻋُﻮﻥَ ﻣَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻟٰﻬًﺎ ﺍٰﺧَﺮَ ﻭَﻻﺎﻳَﻘْﺘُﻠُﻮﻥَ ﺍﻟﻨَّﻔْﺲَ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﺣَﺮَّﻣَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻭَﻻﺎﻳَﺰْﻧُﻮﻥَۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻔْﻌَﻞْ ﺫٰﻟِﻚَ ﻳَﻠْﻖَ ﺍَﺛَﺎﻣًﺎۙ﴾٦٨﴿ 68- Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilâha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı(nın cezasını) bulur; ﻳُﻀَﺎﻋَﻒْ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻭَﻳَﺨْﻠُﺪْ ﻓ۪ﻴﻪ۪ ۫ ﻣُﻬَﺎﻧًﺎۗ﴾٦٩﴿ 69- Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır. ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﺗَﺎﺏَ ﻭَﺍٰﻣَﻦَ ﻭَﻋَﻤِﻞَ ﻋَﻤَﻼﺎ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻳُﺒَﺪِّﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺴَﻴِّﺌَﺎﺗِﻬِﻢْ ﺣَﺴَﻨَﺎﺕٍۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾٧٠﴿ 70- Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. ﻭَﻣَﻦْ ﺗَﺎﺏَ ﻭَﻋَﻤِﻞَ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻓَﺎِﻧَّﻪُ ﻳَﺘُﻮﺏُ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﺘَﺎﺑًﺎ﴾٧١﴿ 71- Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳَﺸْﻬَﺪُﻭﻥَ ﺍﻟﺰُّﻭﺭَۙ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَﺮُّﻭﺍ ﺑِﺎﻟﻠَّﻐْﻮِ ﻣَﺮُّﻭﺍ ﻛِﺮَﺍﻣًﺎ﴾٧٢﴿ 72- (O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍِﺫَﺍ ﺫُﻛِّﺮُﻭﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺮَﺑِّﻬِﻤْﻠَﻢْ ﻳَﺨِﺮُّﻭﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺻُﻤًّﺎ ﻭَﻋُﻤْﻴَﺎﻧًﺎ﴾٧٣﴿ 73- Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar; ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻧَﺮَﺑَّﻨَﺎﻫَﺐْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟِﻨَﺎ ﻭَﺫُﺭِّﻳَّﺎﺗِﻨَﺎ ﻗُﺮَّﺓَ ﺍَﻋْﻴُﻦٍ ﻭَﺍﺟْﻌَﻠْﻨَﺎ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ ﺍِﻣَﺎﻣًﺎ﴾٧٤﴿ 74- (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻳُﺠْﺰَﻭْﻥَ ﺍﻟْﻐُﺮْﻓَﺔَ ﺑِﻤَﺎ ﺻَﺒَﺮُﻭﺍ ﻭَﻳُﻠَﻘَّﻮْﻥَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺗَﺤِﻴَّﺔً ﻭَﺳَﻼﺎﻣًﺎۙ﴾٧٥﴿ 75- İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır. ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﺣَﺴُﻨَﺖْ ﻣُﺴْﺘَﻘَﺮًّﺍ ﻭَﻣُﻘَﺎﻣًﺎ﴾٧٦﴿ 76- Orada ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşme ve ikamet yeridir. ﻗُﻞْ ﻣَﺎ ﻳَﻌْﺒَﻮُۭ۬ﺍ ﺑِﻜُﻤْﺮَﺑّ۪ﻰﻟَﻮْﻻﺎ ﺩُﻋَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْۚ ﻓَﻘَﺪْ ﻛَﺬَّﺑْﺘُﻢْ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻟِﺰَﺍﻣًﺎ﴾٧٧﴿ 77- (Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl'ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!