Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

25-Furkan

Kur'an-ı Kerim Meali · s.358

٢٥ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥِ {Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur; sadece üç âyetinin (68-70) Medine'de nâzil olduğu hakkında bir rivayet vardır. 77 âyettir. Sûre, adını ilk âyetinde geçen "el-furkan" kelimesinden alır. "Furkan", hakkı bâtıldan ayırdeden demektir ve Kur'an-ı Kerim'in isimlerindendir.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﺗَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻧَﺰَّﻝَ ﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥَ ﻋَﻠٰﻰ ﻋَﺒْﺪِﻩ۪ ﻟِﻴَﻜُﻮﻥَ ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ ﻧَﺬ۪ﻳﺮًﺍۙ﴾١﴿ ﺍَﻟَّﺬ۪ﻯ ﻟَﻪُ ﻣُﻠْﻚُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﺘَّﺨِﺬْ ﻭَﻟَﺪًﺍ ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﻟَﻪُ ﺷَﺮ۪ﻳﻚٌ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚِ ﻭَﺧَﻠَﻖَ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻓَﻘَﺪَّﺭَﻩُ ﺗَﻘْﺪ۪ﻳﺮًﺍ﴾٢﴿ 1-2- Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah, yüceler yücesidir. ﻭَﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ٓ ﺍٰﻟِﻬَﺔً ﻻﺎﻳَﺨْﻠُﻘُﻮﻥَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻳُﺨْﻠَﻘُﻮﻥَ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻤْﻠِﻜُﻮﻥَ ﻻﺎَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﺿَﺮًّﺍ ﻭَﻻﺎ ﻧَﻔْﻌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻤْﻠِﻜُﻮﻥَ ﻣَﻮْﺗًﺎ ﻭَﻻﺎ ﺣَﻴٰﻮﺓً ﻭَﻻﺎ ﻧُﺸُﻮﺭًﺍ﴾٣﴿ 3- (Kâfirler) O'nu (Allah'ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile ne zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍِﻥْ ﻫٰﺬَٓﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍِﻓْﻚٌ ۨﺍﻓْﺘَﺮٰﻳﻪُ ﻭَﺍَﻋَﺎﻧَﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻗَﻮْﻡٌ ﺍٰﺧَﺮُﻭﻥَۚۛ ﻓَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﻭُۭ۫ ﻇُﻠْﻤًﺎ ﻭَﺯُﻭﺭًﺍۚۛ﴾٤﴿ 4- İnkâr edenler: Bu (Kur'an), olsa olsa onun (Muhammed'in) uydurduğu bir yalandır. Başka bir zümre de bu hususta kendisine yardım etmiştir, dediler. Böylece onlar hiç şüphesiz haksızlığa ve iftiraya başvurmuşlardır. ﻭَﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺳَﺎﻃ۪ﻴﺮُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَ ﺍﻛْﺘَﺘَﺒَﻬَﺎ ﻓَﻬِﻰَ ﺗُﻤْﻠٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺑُﻜْﺮَﺓً ﻭَﺍَﺻ۪ﻴﻼﺎ﴾٥﴿ 5- Yine onlar dediler ki: (Bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır. {Bu âyette, bazı kâfirlerin, Kur'an âyetlerinin önceki kavimlerin masallarından ibaret olduğu, Hz. Peygamber'in bunları başkalarına yazdırdığı ve ezberlemesi için kendisine sabah-akşam okunduğu yolundaki ifadelerinden sözedilmektedir. Tefsirlerde genellikle tercih edilen bu mana esas alındığında, âyetin dikkat çekici bir hususa işaret ettiği görülür, ki bu, Hz. Peygamberin ümmî olduğunun yani okuyup yazma bilmediğinin münkirlerce de bilinmekte ve kabul edilmekte oluşudur.} ﻗُﻞْ ﺍَﻧْﺰَﻟَﻪُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟﺴِّﺮَّ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻛَﺎﻥَ ﻏَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾٦﴿ 6- (Resûlüm!) De ki: Onu göklerde ve yerdeki gizlilikleri bilen Allah indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻣَﺎﻝِ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِ ﻳَﺎْﻛُﻞُ ﺍﻟﻄَّﻌَﺎﻡَ ﻭَﻳَﻤْﺸ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺳْﻮَﺍﻕِۜ ﻟَﻮْﻻٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻣَﻠَﻚٌ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥَ ﻣَﻌَﻪُ ﻧَﺬ۪ﻳﺮًﺍۙ﴾٧﴿ 7- Onlar (bir de) şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı! ﺍَﻭْ ﻳُﻠْﻘٰٓﻰ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻛَﻨْﺰٌ ﺍَﻭْ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻪُ ﺟَﻨَّﺔٌ ﻳَﺎْﻛُﻞُ ﻣِﻨْﻬَﺎۜ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ ﺍِﻥْ ﺗَﺘَّﺒِﻌُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺭَﺟُﻼﺎ ﻣَﺴْﺤُﻮﺭًﺍ﴾٨﴿ 8- Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yeyip (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı. (Ayrıca) o zalimler (müminlere): Siz, ancak büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız! dediler. ﺍُﻧْﻈُﺮْ ﻛَﻴْﻒَ ﺿَﺮَﺑُﻮﺍ ﻟَﻚَ ﺍﻻﺎَﻣْﺜَﺎﻝَ ﻓَﻀَﻠُّﻮﺍ ﻓَﻼﺎ ﻳَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻌُﻮﻥَ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٩﴿ 9- (Resûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar. ﺗَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍِﻥْ ﺷَٓﺎﺀَ ﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻚَ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻣِﻦْ ﺫٰﻟِﻚَ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُۙ ﻭَﻳَﺠْﻌَﻞْ ﻟَﻚَ ﻗُﺼُﻮﺭًﺍ﴾١٠﴿ 10- Dilerse sana bunlardan daha iyisini, altlarından ırmaklar akan cennetleri verecek ve sana saraylar ihsan edecek olan Allah'ın şanı yücedir. {"Bunlardan daha iyisi" denirken, kâfirlerin, Hz. Peygamber'e değer vermek için kendisinde aradıkları imkânlara işaret olunmaktadır. Cenab-ı Allah, Irak bölgesindeki münbit arazileri, İran şehinşahlarının ve Rum imparatorlarının saraylarını müslümanlara nasip etmek suretiyle bu vâdini gerçekleştirmiştir.} ﺑَﻞْ ﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺑِﺎﻟﺴَّﺎﻋَﺔِ ﻭَﺍَﻋْﺘَﺪْﻧَﺎ ﻟِﻤَﻦْ ﻛَﺬَّﺏَ ﺑِﺎﻟﺴَّﺎﻋَﺔِ ﺳَﻌ۪ﻴﺮًﺍۚ﴾١١﴿ 11- Onlar üstelik kıyameti de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkâr edenler için alevli bir ateş hazırladık. ﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَﺗْﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﻣَﻜَﺎﻥٍ ﺑَﻌ۪ﻴﺪٍ ﺳَﻤِﻌُﻮﺍ ﻟَﻬَﺎ ﺗَﻐَﻴُّﻈًﺎ ﻭَﺯَﻓ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٢﴿ 12- Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun öfkelenişini (müthiş kaynamasını) ve uğultusunu işitirler. {Cehennemin insanları görmesi, onunla karşılaşmak manasında mecaz olabileceği gibi Allah'ın ateşe görme kabiliyeti vermesi manasında hakikat de olabilir.} ﻭَﺍِﺫَٓﺍ ﺍُﻟْﻘُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻣَﻜَﺎﻧًﺎ ﺿَﻴِّﻘًﺎ ﻣُﻘَﺮَّﻧ۪ﻴﻦَ ﺩَﻋَﻮْﺍ ﻫُﻨَﺎﻟِﻚَ ﺛُﺒُﻮﺭًﺍۜ﴾١٣﴿ 13- Elleri boyunlarına bağlı olarak onun (cehennemin) dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yokoluvermeyi isterler. ﻻﺎﺗَﺪْﻋُﻮﺍ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺛُﺒُﻮﺭًﺍ ﻭَﺍﺣِﺪًﺍ ﻭَﺍﺩْﻋُﻮﺍ ﺛُﺒُﻮﺭًﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٤﴿ 14- (Onlara şöyle denir:) Bugün (yalnız) bir defa yok olmayı istemeyin; aksine birçok defalar yok olmayı isteyin! {Bu hitap ile, bütün azabın karşılaşılan azaptan ibaret olmadığı, daha çok çeşitli azapların kendilerini beklediği bildirilmiş olmaktadır. Bir de, cehennem azabının sürekliliğini ifade eden başka âyetler dikkate alındığında, bu hitaptan, inkârcıların yanan derilerinin tazeleneceği, böylece tekrar tekrar azaba maruz kalacakları manası anlaşılmaktadır.} ﻗُﻞْ ﺍَﺫٰﻟِﻚَ ﺧَﻴْﺮٌ ﺍَﻡْ ﺟَﻨَّﺔُ ﺍﻟْﺨُﻠْﺪِ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻭُﻋِﺪَ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘُﻮﻥَۜ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻟَﻬُﻢْ ﺟَﺰَٓﺍﺀً ﻭَﻣَﺼ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٥﴿ 15- De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takvâ sahiplerine vâdedilen ebedilik cenneti mi? Orası, onlar için bir mükâfat ve (huzura kavuşacakları) bir varış yeridir. ﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﻭُۭ۫ﻥَ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَۜ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﻠٰﻰﺭَﺑِّﻜَﻮَﻋْﺪًﺍ ﻣَﺴْﻮُۭ۫ﻻﺎ﴾١٦﴿ 16- Onlar için orada ebedî kalmak üzere diledikleri her şey vardır. İşte bu, Rabbinin üzerine (aldığı ve yerine getirilmesi) istenen bir vaaddir. {Müminlerin, dualarında hep bu vâdin yerine getirilmesini istedikleri, ya da bunun istenmeye değer vaad oluşu anlatılmaktadır.} ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻳَﺤْﺸُﺮُﻫُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﻴَﻘُﻮﻝُ ﺀَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍَﺿْﻠَﻠْﺘُﻢْ ﻋِﺒَﺎﺩ۪ﻯ ﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِ ﺍَﻡْ ﻫُﻢْ ﺿَﻠُّﻮﺍ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞَۜ﴾١٧﴿ 17- O gün Rabbin onları ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplar da, der ki: Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar? {"Allah'tan başka taptıkları şeyler" hakkında tefsirlerde değişik izahlar vardır. Bunlar ilâh diye taptıkları (İsa aleyhisselâm, Uzeyr aleyhisselâm gibi) elçiler, cinler veya putlar olabilir. "Bunlar putlardır" diyen tefsirlerde, Cenab-ı Allah'ın onlara lisan verip hakikati söyleteceği ifade edilmiştir.} ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻳَﻨْﺒَﻐ۪ﻰ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻧَﺘَّﺨِﺬَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻚَ ﻣِﻦْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻣَﺘَّﻌْﺘَﻬُﻢْ ﻭَﺍٰﺑَٓﺎﺀَﻫُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻧَﺴُﻮﺍﺍﻟﺬِّﻛْﺮَۚ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﺑُﻮﺭًﺍ﴾١٨﴿ 18- Onlar: Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda (seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavim oldular, derler. ﻓَﻘَﺪْ ﻛَﺬَّﺑُﻮﻛُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻘُﻮﻟُﻮﻥَۙ ﻓَﻤَﺎ ﺗَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻌُﻮﻥَ ﺻَﺮْﻓًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻧَﺼْﺮًﺍۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻈْﻠِﻢْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻧُﺬِﻗْﻪُ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٩﴿ 19- (Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denir:) İşte (taptıklarınız), söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardım temin edebilirsiniz. İçinizden zulmedenlere büyük bir azap tattıracağız! ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻗَﺒْﻠَﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠ۪ﻴﻦَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻴَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﺍﻟﻄَّﻌَﺎﻡَ ﻭَﻳَﻤْﺸُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺳْﻮَﺍﻕِۜ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﺑَﻌْﻀَﻜُﻢْ ﻟِﺒَﻌْﺾٍ ﻓِﺘْﻨَﺔًۜ ﺍَﺗَﺼْﺒِﺮُﻭﻥَۚ ﻭَﻛَﺎﻧَﺮَﺑُّﻜَﺒَﺼ۪ﻴﺮًﺍ۟﴾٢٠﴿ 20- (Resûlüm!) Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı. (Ey insanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir. {Bu âyette müminlerden, müşriklerin kendilerine verecekleri ezalara dayanmaları istenmekte; Allah'ın herşeyi hakkıyla görmekte olduğu belirtilerek, zalimlerin de, iman mücadelesinde sabır ve metanet gösterenlerin de, yaptıklarının karşılığını görecekleri îma edilmekte ve müminlere teselli verilmektedir.}