Cüz-10
Kur'an-ı Kerim Meali · s.181
ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻤَﺎ ﻏَﻨِﻤْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﻓَﺎَﻧَّﻠِﻠّٰﻬِﺨُﻤُﺴَﻪُ ﻭَﻟِﻠﺮَّﺳُﻮﻝِ ﻭَﻟِﺬِﻯ ﺍﻟْﻘُﺮْﺑٰﻰ ﻭَﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦِ ﻭَﺍﺑْﻦِ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِۙ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺍٰﻣَﻨْﺘُﻤْﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻋَﺒْﺪِﻧَﺎ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥِ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﺘَﻘَﻰ ﺍﻟْﺠَﻤْﻌَﺎﻧِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٤١﴿ 41- Eğer Allah'a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resûlüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir. {Âyette zikredilen Peygamber'in akrabaları hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şâfiî'ye göre Hâşim ve Muttalip oğullarıdır; bir görüşe göre de sadece Hâşim oğullarıdır; diğer bir görüşe göre zekât almaları helâl olmayan akrabalardır, bir başka görüşe göre ise bütün Kureyş kabilesidir. Savaşta alınan ganimetler beşe bölünür. Beşte biri âyette sayılanlara tahsis edilir. Kalan da savaşa katılan gazilere taksim edilir.} ﺍِﺫْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻌُﺪْﻭَﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻌُﺪْﻭَﺓِ ﺍﻟْﻘُﺼْﻮٰﻯ ﻭَﺍﻟﺮَّﻛْﺐُ ﺍَﺳْﻔَﻞَ ﻣِﻨْﻜُﻢْۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺗَﻮَﺍﻋَﺪْﺗُﻢْ ﻻﺎﺧْﺘَﻠَﻔْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤ۪ﻴﻌَﺎﺩِۙ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻟِﻴَﻘْﻀِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻣْﺮًﺍ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻔْﻌُﻮﻻﺎۙ ﻟِﻴَﻬْﻠِﻚَ ﻣَﻦْ ﻫَﻠَﻚَ ﻋَﻦْ ﺑَﻴِّﻨَﺔٍ ﻭَﻳَﺤْﻴٰﻰ ﻣَﻦْ ﺣَﻰَّ ﻋَﻦْ ﺑَﻴِّﻨَﺔٍۜ ﻭَﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌۙ﴾٤٢﴿ 42- Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir. ﺍِﺫْ ﻳُﺮ۪ﻳﻜَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻰ ﻣَﻨَﺎﻣِﻚَ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﺭٰﻳﻜَﻬُﻢْ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻟَﻔَﺸِﻠْﺘُﻢْ ﻭَﻟَﺘَﻨَﺎﺯَﻋْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﻣْﺮِ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﻠَّﻢَۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﺬَﺍﺕِ ﺍﻟﺼُّﺪُﻭﺭِ﴾٤٣﴿ 43- Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir. ﻭَﺍِﺫْ ﻳُﺮ۪ﻳﻜُﻤُﻮﻫُﻢْ ﺍِﺫِ ﺍﻟْﺘَﻘَﻴْﺘُﻢْ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻴُﻨِﻜُﻢْ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻭَﻳُﻘَﻠِّﻠُﻜُﻢْ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻴُﻨِﻬِﻢْ ﻟِﻴَﻘْﻀِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻣْﺮًﺍ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻔْﻌُﻮﻻﺎۜ ﻭَﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺘُﺮْﺟَﻊُ ﺍﻻﺎُﻣُﻮﺭُ۟﴾٤٤﴿ 44- Allah, olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler Allah'a döner. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻟَﻘ۪ﻴﺘُﻢْ ﻓِﺌَﺔً ﻓَﺎﺛْﺒُﺘُﻮﺍ ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻜَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَۚ﴾٤٥﴿ 45- Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz. {Bu âyet-i kerimenin işaretine göre savaş anlarında daima Allah'a dua etmek gerekir. Kulları, Allah'ı anmaktan alıkoyacak hiçbir şey yoktur. Özellikle sıkıntılı anlarda doğrudan doğruya ona sığınmak gerekir.} ﻭَﺍَﻃ۪ﻴﻌُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻭَﻻﺎﺗَﻨَﺎﺯَﻋُﻮﺍ ﻓَﺘَﻔْﺸَﻠُﻮﺍ ﻭَﺗَﺬْﻫَﺐَ ﺭ۪ﻳﺤُﻜُﻢْ ﻭَﺍﺻْﺒِﺮُﻭﺍۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻊَ ﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَۚ﴾٤٦﴿ 46- Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. ﻭَﻻﺎ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺧَﺮَﺟُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺩِﻳَﺎﺭِﻫِﻢْ ﺑَﻄَﺮًﺍ ﻭَﺭِﺋَٓﺎﺀَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﻳَﺼُﺪُّﻭﻥَ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﻣُﺤ۪ﻴﻂٌ﴾٤٧﴿ 47- Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve (insanları) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (kâfirler) gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. {Bedir Savaşı'ndan önce Şam'dan dönen ticaret kervanının reisi Ebu Süfyân, müslümanlardan gelmesi beklenen tehlikeyi atlatınca Kureyş ordusuna geri dönmeleri için haber gönderdi, fakat Ebu Cehil, "Andolsun ki, Bedir'e varıp da orada şaraplarımızı içmedikçe, câriyeler karşımızda çalgılar çalıp şarkı söylemedikçe ve yanımızda bulunan Arapları doyurmadıkça geri dönmeyeceğiz" dedi. Gerçi Bedir'e gelmekle bir yiğitlik gösterdiler ama zafer şarabı yerine ölüm kadehlerini yudumladılar; câriyeler şarkı söyleme yerine ağlaştılar; Arapların aç karnını doyuracak yerde, onlar için acıkmış cehennem çukurlarını doldurdular. İşte bu âyette Allah Teâlâ müminlere, onlar gibi olmamayı, takvâ sahibi olmayı ve Allah'a dayanıp güvenmeyi emretmektedir.} ﻭَﺍِﺫْ ﺯَﻳَّﻦَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟَﻬُﻢْ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻻﺎ ﻏَﺎﻟِﺐَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺍِﻧّ۪ﻰ ﺟَﺎﺭٌ ﻟَﻜُﻢْۚ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺗَﺮَٓﺍﺀَﺕِ ﺍﻟْﻔِﺌَﺘَﺎﻥِ ﻧَﻜَﺺَ ﻋَﻠٰﻰ ﻋَﻘِﺒَﻴْﻪِ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺑَﺮ۪ٓﻯﺀٌ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺭٰﻯ ﻣَﺎ ﻻﺎ ﺗَﺮَﻭْﻥَ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺧَﺎﻓُﺎﻟﻠّٰﻪَۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ۟﴾٤٨﴿ 48- Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum, ben Allah'tan korkuyorum; Allah'ın azabı şiddetlidir, dedi. ﺍِﺫْ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘُﻮﻥَ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ ﻏَﺮَّ ﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِ ﺩ۪ﻳﻨُﻬُﻢْۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺘَﻮَﻛَّﻞْ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٤٩﴿ 49- O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. (Kendisine güveneni üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa orduların sayı ve techizat üstünlüğü değildir). ﻭَﻟَﻮْ ﺗَﺮٰٓﻯ ﺍِﺫْ ﻳَﺘَﻮَﻓَّﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍۙ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻳَﻀْﺮِﺑُﻮﻥَ ﻭُﺟُﻮﻫَﻬُﻢْ ﻭَﺍَﺩْﺑَﺎﺭَﻫُﻢْۚ ﻭَﺫُﻭﻗُﻮﺍ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟْﺤَﺮ۪ﻳﻖِ﴾٥٠﴿ 50- Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve "Tadın yakıcı cehennem azabını" (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin! ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﻤَﺎ ﻗَﺪَّﻣَﺖْ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻴْﺲَ ﺑِﻈَﻼَﺎﻡٍ ﻟِﻠْﻌَﺒ۪ﻴﺪِۙ﴾٥١﴿ 51- İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir. ﻛَﺪَﺍْﺏِ ﺍٰﻝِ ﻓِﺮْﻋَﻮْﻥَۙ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْۜ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﺎَﺧَﺬَﻫُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﺬُﻧُﻮﺑِﻬِﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻘَﻮِﻯٌّ ﺷَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ﴾٥٢﴿ 52- (Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir. ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻢْ ﻳَﻚُ ﻣُﻐَﻴِّﺮًﺍ ﻧِﻌْﻤَﺔً ﺍَﻧْﻌَﻤَﻬَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﻮْﻡٍ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﻐَﻴِّﺮُﻭﺍ ﻣَﺎ ﺑِﺎَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْۙ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌۙ﴾٥٣﴿ 53- Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir. ﻛَﺪَﺍْﺏِ ﺍٰﻝِ ﻓِﺮْﻋَﻮْﻥَۙ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْۜ ﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺮَﺑِّﻬِﻤْۚﻔَﺎَﻫْﻠَﻜْﻨَﺎﻫُﻢْ ﺑِﺬُﻧُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﻏْﺮَﻗْﻨَٓﺎ ﺍٰﻝَ ﻓِﺮْﻋَﻮْﻥَۚ ﻭَﻛُﻞٌّ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻇَﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٥٤﴿ 54- (Evet bunların durumu), Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı; biz de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde) boğmuştuk. Hepsi de zalimler idiler. ﺍِﻥَّ ﺷَﺮَّ ﺍﻟﺪَّﻭَٓﺍﺏِّ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَۚ﴾٥٥﴿ 55- Allah katında, canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻋَﺎﻫَﺪْﺕَ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺛُﻢَّ ﻳَﻨْﻘُﻀُﻮﻥَ ﻋَﻬْﺪَﻫُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﻣَﺮَّﺓٍ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾٥٦﴿ 56- Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir. {Bunlar Kurayza oğulları olarak tanınan yahudi kabilesidir. Peygamber (s.a.) onlarla, aleyhinde hareket etmemek üzere antlaşma yaptığı halde müşriklere silah yardımında bulundular. Sonra, unuttuk, diyerek özür dilediler. Tekrar antlaşma yapıldı, yine bozup Hendek savaşında müşriklerle birleştiler. Nihayet Ka'b b. Eşref, Mekke'ye giderek müslümanlar aleyhinde Mekkelilerle ittifak yaptı.} ﻓَﺎِﻣَّﺎ ﺗَﺜْﻘَﻔَﻨَّﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﺮْﺏِ ﻓَﺸَﺮِّﺩْ ﺑِﻬِﻢْ ﻣَﻦْ ﺧَﻠْﻔَﻬُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺬَّﻛَّﺮُﻭﻥَ﴾٥٧﴿ 57- Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt. ﻭَﺍِﻣَّﺎ ﺗَﺨَﺎﻓَﻦَّ ﻣِﻦْ ﻗَﻮْﻡٍ ﺧِﻴَﺎﻧَﺔً ﻓَﺎﻧْﺒِﺬْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻮَٓﺍﺀٍۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﺨَٓﺎﺋِﻨ۪ﻴﻦَ۟﴾٥٨﴿ 58- (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez. ﻭَﻻﺎ ﻳَﺤْﺴَﺒَﻦَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺳَﺒَﻘُﻮﺍۜ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳُﻌْﺠِﺰُﻭﻥَ﴾٥٩﴿ 59- İnkâr edenler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) âciz bırakamazlar. ﻭَﺍَﻋِﺪُّﻭﺍ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﺍﺳْﺘَﻄَﻌْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﻗُﻮَّﺓٍ ﻭَﻣِﻦْ ﺭِﺑَﺎﻁِ ﺍﻟْﺨَﻴْﻞِ ﺗُﺮْﻫِﺒُﻮﻥَ ﺑِﻪ۪ ﻋَﺪُﻭَّﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻋَﺪُﻭَّﻛُﻢْ ﻭَﺍٰﺧَﺮ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻬِﻢْۚ ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻧَﻬُﻤْۚﺎَﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻤُﻬُﻢْۜ ﻭَﻣَﺎ ﺗُﻨْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻴُﻮَﻑَّ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎ ﺗُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٦٠﴿ 60- Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız. {Bu âyette Allah Teâlâ düşmana karşı kuvvet hazırlamamızı emretmektedir. Bu kuvvetten maksat, savaşta düşmana üstünlük sağlayacak her çeşit vasıtadır. Kara, hava ve deniz kuvvetlerine ait bütün vasıta ve silahlar, kara ve demir yolları, ekonomik güç ve savaş tekniği gibi şeyler bu kuvvet mefhumuna dahildir.} ﻭَﺍِﻥْ ﺟَﻨَﺤُﻮﺍ ﻟِﻠﺴَّﻠْﻢِ ﻓَﺎﺟْﻨَﺢْ ﻟَﻬَﺎ ﻭَﺗَﻮَﻛَّﻞْ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺴَّﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾٦١﴿ 61- Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir. ﻭَﺍِﻥْ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُٓﻭﺍ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﺪَﻋُﻮﻙَ ﻓَﺎِﻥَّ ﺣَﺴْﺒَﻜَﺎﻟﻠّٰﻬُۜﻬُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻳَّﺪَﻙَ ﺑِﻨَﺼْﺮِﻩ۪ ﻭَﺑِﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَۙ﴾٦٢﴿ 62- Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir. ﻭَﺍَﻟَّﻒَ ﺑَﻴْﻦَ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْۜ ﻟَﻮْ ﺍَﻧْﻔَﻘْﺖَ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻣَٓﺎ ﺍَﻟَّﻔْﺖَ ﺑَﻴْﻦَ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺎَﻟَّﻒَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻋَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٦٣﴿ 63- Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir. {Medineli Evs ve Hazrec kabileleri arasında sonu gelmeyen müthiş bir düşmanlık vardı. Aralarında kanlı savaşlar olmuş ve her iki tarafın ileri gelenlerinden birçoğu ölmüştü. Uzun zaman birbirlerinden intikam almak için uğraştılar. Allah onları İslâm ile şereflendirince intikam alma duygusunu da onlardan kaldırdı, birleştiler, kucaklaştılar ve kaynaştılar. İşte 63. âyette bu ve benzeri kaynaşmalara işaret edilmektedir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺣَﺴْﺒُﻜَﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻌَﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ۟﴾٦٤﴿ 64- Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺣَﺮِّﺽِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻘِﺘَﺎﻝِۜ ﺍِﻥْ ﻳَﻜُﻦْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻋِﺸْﺮُﻭﻥَ ﺻَﺎﺑِﺮُﻭﻥَ ﻳَﻐْﻠِﺒُﻮﺍ ﻣِﺎﺋَﺘَﻴْﻦِۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﻜُﻦْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣِﺎﺋَﺔٌ ﻳَﻐْﻠِﺒُٓﻮﺍ ﺍَﻟْﻔًﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﻻﺎ ﻳَﻔْﻘَﻬُﻮﻥَ﴾٦٥﴿ 65- Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. ﺍَﻟْﺌٰﻦَ ﺧَﻔَّﻔَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻨْﻜُﻢْ ﻭَﻋَﻠِﻢَ ﺍَﻥَّ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﺿَﻌْﻔًﺎۜ ﻓَﺎِﻥْ ﻳَﻜُﻦْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣِﺎﺋَﺔٌ ﺻَﺎﺑِﺮَﺓٌ ﻳَﻐْﻠِﺒُﻮﺍ ﻣِﺎﺋَﺘَﻴْﻦِۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﻜُﻦْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﺍَﻟْﻒٌ ﻳَﻐْﻠِﺒُٓﻮﺍ ﺍَﻟْﻔَﻴْﻦِ ﺑِﺎِﺫْﻧِﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَﻊَ ﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٦٦﴿ 66- Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir. {İlk zamanlarda müslümanların sayısı azdı, bir kişi on kişiye karşı savaşmak mecburiyetinde idi. Sayıları çoğalınca Allah Teâlâ yüklerini hafifletti, bir müslümanın iki kâfire karşı savaşması emrolundu ve sabır gösterdikleri takdirde galibiyetin kendileri için olacağı ifade edildi. Bedir savaşında müslümanlar 70 kâfiri esir almışlardı. Resûlullah (s.a.) bu esirler hakkında ne gibi bir işlem yapılacağına dair arkadaşları ile görüştü. Neticede fidye alınarak serbest bırakılmalarına karar verildi. Bunun üzerine 67. âyet nâzil oldu.} ﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﻟِﻨَﺒِﻰٍّ ﺍَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﻟَﻪُٓ ﺍَﺳْﺮٰﻯ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﺜْﺨِﻦَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﺗُﺮ۪ﻳﺪُﻭﻥَ ﻋَﺮَﺽَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎۗﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴُﺮ۪ﻳﺪُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓَۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٦٧﴿ 67- Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. {Savaşın hedefi zaferdir. Fidye karşılığı geri vermek maksadıyla düşman askerlerini esir almaya çalışmak zaferi olumsuz yönde etkileyecekse bununla meşgul olmamak gerekir.} ﻟَﻮْﻻﺎ ﻛِﺘَﺎﺏٌ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺴَﺒَﻖَ ﻟَﻤَﺴَّﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻤَٓﺎ ﺍَﺧَﺬْﺗُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٦٨﴿ 68- Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu. {Tefsircilere göre, âyette geçen ve hüküm manasına gelen "kitab"dan maksat, ictihadda hata eden müctehide azap edilmeyeceği hükmüdür.} ﻓَﻜُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﻏَﻨِﻤْﺘُﻢْ ﺣَﻼﺎﻻﺎ ﻃَﻴِّﺒًﺎۘ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ۟﴾٦٩﴿ 69- Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin. Ve Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan, merhamet edendir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻗُﻞْ ﻟِﻤَﻦْ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺳْﺮٰٓﻯۙ ﺍِﻥْ ﻳَﻌْﻠَﻤِﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻜُﻢْ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻳُﻮْۭﺗِﻜُﻢْ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻣِﻤَّٓﺎ ﺍُﺧِﺬَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻭَﻳَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٧٠﴿ 70- Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah kalplerinizde hayır olduğunu bilirse, sizden alınandan (fidyeden) daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir. {Rivayete göre bu âyet, Hz. Peygamber'in amcası olup Bedir savaşından sonra müşrik esirler arasında bulunan Abbas hakkında inmiştir. Hz. Peygamber, Abbas'a hem kendisi, hem de iki kardeşinin çocukları olan Akîl ve Nevfel için fidye teklif etmiş; Abbas ise, fakir olduğunu söylemiş ve "Ömrüm boyunca Kureyş'e el açıp dileneyim mi?" demişti. Hz. Peygamber, "Bedir savaşına katılırken Ümmü Fâzıl'a emanet ettiğin altınlara ne demeli?" deyince Abbas, Hz. Peygamber'in bunu bilmesine hayret etmiş ve Resûlullah'ın Peygamberliğini tasdik etmişti.} ﻭَﺍِﻥْ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﻭﺍ ﺧِﻴَﺎﻧَﺘَﻚَ ﻓَﻘَﺪْ ﺧَﺎﻧُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻤِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻓَﺎَﻣْﻜَﻦَ ﻣِﻨْﻬُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٧١﴿ 71- Eğer sana hainlik etmek isterlerse (üzülme, çünkü) daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı sana imkân ve kudret vermişti. Allah bilendir, hikmet sahibidir. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻫَﺎﺟَﺮُﻭﺍ ﻭَﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﺑِﺎَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻭَﻭْﺍ ﻭَﻧَﺼَﺮُٓﻭﺍ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺑَﻌْﺾٍۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﻬَﺎﺟِﺮُﻭﺍ ﻣَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﻭَﻻﺎﻳَﺘِﻬِﻢْ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﻬَﺎﺟِﺮُﻭﺍۚ ﻭَﺍِﻥِ ﺍﺳْﺘَﻨْﺼَﺮُﻭﻛُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻓَﻌَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟﻨَّﺼْﺮُ ﺍِﻻَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﻮْﻡٍ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﻭَﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗٌۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮٌ﴾٧٢﴿ 72- İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir. {Bu âyete göre muhacirler ve ensar, akraba olmadıkları halde birbirlerine vâris olurlardı. Daha sonra sadece akraba olanların birbirlerine vâris olabileceğini bildiren 75. âyet inince, bazı tefsircilere göre bu âyetin hükmü kaldırılmış oldu.} ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺑَﻌْﺾٍۜ ﺍِﻻَﺎ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﻩُ ﺗَﻜُﻦْ ﻓِﺘْﻨَﺔٌ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻓَﺴَﺎﺩٌ ﻛَﺒ۪ﻴﺮٌۜ﴾٧٣﴿ 73- Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻫَﺎﺟَﺮُﻭﺍ ﻭَﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻭَﻭْﺍ ﻭَﻧَﺼَﺮُٓﻭﺍ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺣَﻘًّﺎۜ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓٌ ﻭَﺭِﺯْﻕٌ ﻛَﺮ۪ﻳﻢٌ﴾٧٤﴿ 74- İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪُ ﻭَﻫَﺎﺟَﺮُﻭﺍ ﻭَﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻣِﻨْﻜُﻢْۜ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺍﻻﺎَﺭْﺣَﺎﻡِ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍَﻭْﻟٰﻰ ﺑِﺒَﻌْﺾٍ ﻓ۪ﻰ ﻛِﺘَﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٧٥﴿ 75- Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. Allah'ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir. {Dolayısıyla kimin kime vâris olacağını O daha iyi bilir. Bu âyet inince nesep yolu ile akraba olmayanlar birbirlerine varis olamadılar.}