Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

9-Tevbe

Kur'an-ı Kerim Meali · s.186

ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ٩ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟﺘَّﻮْﺑَﺔِ {Tevbe sûresi, 129 âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için sûreye bu isim verilmiştir. Sûrenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe'dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi'nin devamı veya başlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduğu için başında Besmele yazılmamıştır. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmiş ve müslümanlar hacca gönderilmişti. Bu sûre inince Resûlullah (s.a.), Allah'ın emirlerini hacdaki insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaştığında Hz. Ebu Bekir, "Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?" diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke'de hacılara tebliğ ile me'mûr olduğunu bildirdi. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya kırk âyet okuyarak dedi ki: "Dört şeyi tebliğe memurum: 1- Bu yıldan sonra Kâbe'ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak, 2- Hiç kimse çıplak olarak Kâbe'yi ziyâret etmeyecek, 3- Müminden başkası cennete girmeyecek, 4- Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaşmalar, antlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak."} ﺑَﺮَٓﺍﺀَﺓٌ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ٓ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻋَﺎﻫَﺪْﺗُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَۜ﴾١﴿ 1- Allah ve Resûlünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar! ﻓَﺴ۪ﻴﺤُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍَﺭْﺑَﻌَﺔَ ﺍَﺷْﻬُﺮٍ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻜُﻢْ ﻏَﻴْﺮُ ﻣُﻌْﺠِﺰِﻯﺍﻟﻠّٰﻬِۙﻮَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤُﺨْﺰِﻯ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢﴿ 2- (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perişan) edecektir. ﻭَﺍَﺫَﺍﻥٌ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ٓ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﺤَﺞِّ ﺍﻻﺎَﻛْﺒَﺮِ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒَﺮ۪ٓﻯﺀٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَۙ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُۜ ﻓَﺎِﻥْ ﺗُﺒْﺘُﻢْ ﻓَﻬُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻴْﺘُﻢْ ﻓَﺎﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻜُﻢْ ﻏَﻴْﺮُ ﻣُﻌْﺠِﺰِﻯﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﻌَﺬَﺍﺏٍ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٍۙ﴾٣﴿ 3- Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabı müjdele! ﺍِﻻَﺎﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻋَﺎﻫَﺪْﺗُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﺛُﻢَّ ﻟَﻢْ ﻳَﻨْﻘُﺼُﻮﻛُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﻈَﺎﻫِﺮُﻭﺍ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍَﺣَﺪًﺍ ﻓَﺎَﺗِﻤُّٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻋَﻬْﺪَﻫُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﻣُﺪَّﺗِﻬِﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٤﴿ 4- Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Allah (haksızlıktan) sakınanları sever. ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺍﻧْﺴَﻠَﺦَ ﺍﻻﺎَﺷْﻬُﺮُ ﺍﻟْﺤُﺮُﻡُ ﻓَﺎﻗْﺘُﻠُﻮﺍﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﺣَﻴْﺚُ ﻭَﺟَﺪْﺗُﻤُﻮﻫُﻢْ ﻭَﺧُﺬُﻭﻫُﻢْ ﻭَﺍﺣْﺼُﺮُﻭﻫُﻢْ ﻭَﺍﻗْﻌُﺪُﻭﺍ ﻟَﻬُﻢْ ﻛُﻞَّ ﻣَﺮْﺻَﺪٍۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﺎﺑُﻮﺍ ﻭَﺍَﻗَﺎﻣُﻮﺍﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﺗَﻮُﺍﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻓَﺨَﻠُّﻮﺍ ﺳَﺒ۪ﻴﻠَﻬُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٥﴿ 5- Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah çok bağışlayan, esirgeyendir. ﻭَﺍِﻥْ ﺍَﺣَﺪٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﺍﺳْﺘَﺠَﺎﺭَﻙَ ﻓَﺎَﺟِﺮْﻩُ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺴْﻤَﻊَ ﻛَﻼﺎﻣَﺎﻟﻠّٰﻬِﺜُﻢَّ ﺍَﺑْﻠِﻐْﻪُ ﻣَﺎْﻣَﻨَﻪُۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ۟﴾٦﴿ 6- Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah'ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha), onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır. ﻛَﻴْﻒَ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻟِﻠْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﻋَﻬْﺪٌ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻋِﻨْﺪَ ﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻋَﺎﻫَﺪْﺗُﻢْ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِۚ ﻓَﻤَﺎ ﺍﺳْﺘَﻘَﺎﻣُﻮﺍ ﻟَﻜُﻢْ ﻓَﺎﺳْﺘَﻘ۪ﻴﻤُﻮﺍ ﻟَﻬُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٧﴿ 7- Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever. {Tefsircilere göre âyette istisna edilenler, Hudeybiye antlaşmasına dolaylı olarak iştirak etmiş olan Huzeyme ve Müdlic oğullarıdır. Kureyş ve onlara bağlı diğer müşrikler antlaşmayı bozdukları için müslümanlar harekete geçti ve Mekke'yi fethettiler. Antlaşmayı bozmayan kabilelere ise dokunmadılar.} ﻛَﻴْﻒَ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﻈْﻬَﺮُﻭﺍ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺮْﻗُﺒُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﺍِﻻًﺎ ﻭَﻻﺎ ﺫِﻣَّﺔًۜ ﻳُﺮْﺿُﻮﻧَﻜُﻢْ ﺑِﺎَﻓْﻮَﺍﻫِﻬِﻢْ ﻭَﺗَﺎْﺑٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻢْۚ ﻭَﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻢْ ﻓَﺎﺳِﻘُﻮﻥَۚ﴾٨﴿ 8- Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır. ﺍِﺷْﺘَﺮَﻭْﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﺜَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻓَﺼَﺪُّﻭﺍ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻪ۪ۜ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﺳَٓﺎﺀَ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩﴿ 9- Allah'ın âyetlerine karşılık az bir değeri (dünya malını ve nefsânî istekleri) satın aldılar da (insanları) O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür! ﻻﺎﻳَﺮْﻗُﺒُﻮﻥَ ﻓ۪ﻰ ﻣُﻮْۭﻣِﻦٍ ﺍِﻻًﺎ ﻭَﻻﺎﺫِﻣَّﺔًۜ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻌْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾١٠﴿ 10- Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir. ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﺎﺑُﻮﺍ ﻭَﺍَﻗَﺎﻣُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﺗَﻮُﺍ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻓَﺎِﺧْﻮَﺍﻧُﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِۜ ﻭَﻧُﻔَﺼِّﻞُ ﺍﻻﺎٰﻳَﺎﺕِ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١١﴿ 11- Fakat tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz. ﻭَﺍِﻥْ ﻧَﻜَﺜُٓﻮﺍ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻋَﻬْﺪِﻫِﻢْ ﻭَﻃَﻌَﻨُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﺩ۪ﻳﻨِﻜُﻢْ ﻓَﻘَﺎﺗِﻠُٓﻮﺍ ﺍَﺋِﻤَّﺔَ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮِۙ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻻٓﺎ ﺍَﻳْﻤَﺎﻥَ ﻟَﻬُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﻨْﺘَﻬُﻮﻥَ﴾١٢﴿ 12- Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler. ﺍَﻻﺎ ﺗُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﻥَ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﻧَﻜَﺜُٓﻮﺍ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧَﻬُﻢْ ﻭَﻫَﻤُّﻮﺍ ﺑِﺎِﺧْﺮَﺍﺝِ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِ ﻭَﻫُﻢْ ﺑَﺪَﻭُۭ۫ﻛُﻢْ ﺍَﻭَّﻝَ ﻣَﺮَّﺓٍۜ ﺍَﺗَﺨْﺸَﻮْﻧَﻬُﻤْۚﻔَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎَﺣَﻖُّ ﺍَﻥْ ﺗَﺨْﺸَﻮْﻩُ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٣﴿ 13- (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır. ﻗَﺎﺗِﻠُﻮﻫُﻢْ ﻳُﻌَﺬِّﺑْﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﺎَﻳْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﻭَﻳُﺨْﺰِﻫِﻢْ ﻭَﻳَﻨْﺼُﺮْﻛُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻳَﺸْﻒِ ﺻُﺪُﻭﺭَ ﻗَﻮْﻡٍ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَۙ﴾١٤﴿ 14- Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın. ﻭَﻳُﺬْﻫِﺐْ ﻏَﻴْﻆَ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْۜ ﻭَﻳَﺘُﻮﺑُﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾١٥﴿ 15- Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir. {Çevre memleketlerden Medine'ye gelip müslüman olduktan sonra ülkelerine dönen müminler, o ülke halkı tarafından işkencelere maruz kalıyorlar, bu yüzden onlara karşı derin bir öfke besliyorlardı. İşte bu âyette o müminlerin durumuna işaret edilmektedir. Buna göre o işkenceciler tevbe eder, müslüman olurlarsa Allah Teâlâ, onların tevbesini de kabul buyuracağını bildirmektedir. Çünkü Allah her şeyin hikmetini pek iyi bilir.} ﺍَﻡْ ﺣَﺴِﺒْﺘُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗُﺘْﺮَﻛُﻮﺍ ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤِﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﺘَّﺨِﺬُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ ﻭَﻻﺎﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﻟ۪ﻴﺠَﺔًۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺨَﺒ۪ﻴﺮٌ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ۟﴾١٦﴿ 16- Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır. {Peygamberimizin amcası Abbas b. Abdulmuttalib Bedir savaşında esir olduğu zaman müslümanlar, müşrik olduğundan ve akrabasıyla ilgisini kestiğinden dolayı onu, ayıplamışlardı. Hz. Ali ise daha ağır sözleri söylemişti. Abbas dedi ki: "Bizim kötü taraflarımızı söylüyor, iyi taraflarımızı gizliyorsunuz. Biz Mescid-i Haram'ı imar ediyoruz, Kâbe'nin perdedarlığını yapıyoruz, hacılara su dağıtıyoruz ve esirleri serbest bırakıyoruz." Bunun üzerine bu âyet indi.} ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻟِﻠْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﺍَﻥْ ﻳَﻌْﻤُﺮُﻭﺍ ﻣَﺴَﺎﺟِﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﺸَﺎﻫِﺪ۪ﻳﻦَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﺑِﺎﻟْﻜُﻔْﺮِۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺣَﺒِﻄَﺖْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟُﻬُﻢْۚ ﻭَﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻫُﻢْ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ﴾١٧﴿ 17- Allah'a ortak koşanlar, kendi kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ederken, Allah'ın mescitlerini imar etmeye layık değildirler. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﻌْﻤُﺮُ ﻣَﺴَﺎﺟِﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﻦْ ﺍٰﻣَﻨَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﻭَﺍَﻗَﺎﻡَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﺗَﻰ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﺨْﺶَ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬَﻔَﻌَﺴٰٓﻰ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻬْﺘَﺪ۪ﻳﻦَ﴾١٨﴿ 18- Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır. ﺍَﺟَﻌَﻠْﺘُﻢْ ﺳِﻘَﺎﻳَﺔَ ﺍﻟْﺤَٓﺎﺝِّ ﻭَﻋِﻤَﺎﺭَﺓَ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِ ﻛَﻤَﻦْ ﺍٰﻣَﻨَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﻭَﺟَﺎﻫَﺪَ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻼﺎﻳَﺴْﺘَﻮُ۫ﻥَ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَۢ﴾١٩﴿ 19- (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. {Bu âyete göre dindarlık, bir takım şeklî merasimlerden önce bir iman, tasdik ve Allah rızası için gayret demektir. Bu şartlar tahakkuk ettikten sonradır ki hacılara su vermek, Mescid-i Haram'ı onarmak ve bakımını sağlamak gibi hizmetler Allah nezdinde bir kıymet ifade eder.} ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻫَﺎﺟَﺮُﻭﺍ ﻭَﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﺒِﺎَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْۙ ﺍَﻋْﻈَﻢُ ﺩَﺭَﺟَﺔً ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻔَٓﺎﺋِﺰُﻭﻥَ﴾٢٠﴿ 20- İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır. ﻳُﺒَﺸِّﺮُﻫُﻤْﺮَﺑُّﻬُﻤْﺒِﺮَﺣْﻤَﺔٍ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﺭِﺿْﻮَﺍﻥٍ ﻭَﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻧَﻌ۪ﻴﻢٌ ﻣُﻘ۪ﻴﻢٌۙ﴾٢١﴿ 21- Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺑَﺪًﺍۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌِﻨْﺪَﻩُٓ ﺍَﺟْﺮٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٢٢﴿ 22- Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﺘَّﺨِﺬُٓﻭﺍ ﺍٰﺑَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻭَﺍِﺧْﻮَﺍﻧَﻜُﻢْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَ ﺍِﻥِ ﺍﺳْﺘَﺤَﺒُّﻮﺍ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥِۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺘَﻮَﻟَّﻬُﻢْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ﴾٢٣﴿ 23- Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir. ﻗُﻞْ ﺍِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﻭَﺍَﺑْﻨَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﻭَﺍِﺧْﻮَﺍﻧُﻜُﻢْ ﻭَﺍَﺯْﻭَﺍﺟُﻜُﻢْ ﻭَﻋَﺸ۪ﻴﺮَﺗُﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻣْﻮَﺍﻝٌ ۨﺍﻗْﺘَﺮَﻓْﺘُﻤُﻮﻫَﺎ ﻭَﺗِﺠَﺎﺭَﺓٌ ﺗَﺨْﺸَﻮْﻥَ ﻛَﺴَﺎﺩَﻫَﺎ ﻭَﻣَﺴَﺎﻛِﻦُ ﺗَﺮْﺿَﻮْﻧَﻬَٓﺎ ﺍَﺣَﺐَّ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ ﻭَﺟِﻬَﺎﺩٍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻪ۪ ﻓَﺘَﺮَﺑَّﺼُﻮﺍ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺎْﺗِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﺎَﻣْﺮِﻫ۪ۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ۟﴾٢٤﴿ 24- De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez. {Resûlullah (s.a.) Mekke'yi fethettikten sonra onikibin kişilik bir ordu ile Tâif'teki Hevâzin ve Sakîf kabilelerinin üzerine yürüdü. İslâm ordusunun çokluğunu gören bazı müslümanlar, "Bu ordu artık yenilmez" şeklinde konuşarak kendilerini büyük görmüşlerdi. Fakat Huneyn vadisinde kendilerinden çok daha az bir müşrik ordusu ile karşılaşınca bozguna uğradılar. Çünkü onlar çokluklarına güvenmişlerdi. İşte 25. âyette onların bu durumuna işâret edilmektedir.} ﻟَﻘَﺪْ ﻧَﺼَﺮَﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻰ ﻣَﻮَﺍﻃِﻦَ ﻛَﺜ۪ﻴﺮَﺓٍۙ ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﺣُﻨَﻴْﻦٍۙ ﺍِﺫْ ﺍَﻋْﺠَﺒَﺘْﻜُﻢْ ﻛَﺜْﺮَﺗُﻜُﻢْ ﻓَﻠَﻢْ ﺗُﻐْﻦِ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﺿَﺎﻗَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﺑِﻤَﺎ ﺭَﺣُﺒَﺖْ ﺛُﻢَّ ﻭَﻟَّﻴْﺘُﻢْ ﻣُﺪْﺑِﺮ۪ﻳﻦَۚ﴾٢٥﴿ 25- Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz. ﺛُﻢَّ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺴَﻜ۪ﻴﻨَﺘَﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﺟُﻨُﻮﺩًﺍ ﻟَﻢْ ﺗَﺮَﻭْﻫَﺎ ﻭَﻋَﺬَّﺏَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍۜ ﻭَﺫٰﻟِﻚَ ﺟَﺰَٓﺍﺀُ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٦﴿ 26- Sonra Allah, Resûl'ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kâfirlere azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır. ﺛُﻢَّ ﻳَﺘُﻮﺑُﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺫٰﻟِﻚَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٢٧﴿ 27- Sonra Allah, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zira Allah bağışlayan, esirgeyendir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ ﻧَﺠَﺲٌ ﻓَﻼﺎ ﻳَﻘْﺮَﺑُﻮﺍ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪَ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡَ ﺑَﻌْﺪَ ﻋَﺎﻣِﻬِﻢْ ﻫٰﺬَﺍۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺧِﻔْﺘُﻢْ ﻋَﻴْﻠَﺔً ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﻳُﻐْﻨ۪ﻴﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪ۪ٓ ﺍِﻥْ ﺷَٓﺎﺀَۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٢٨﴿ 28- Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir. ﻗَﺎﺗِﻠُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎ ﺑِﺎﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺤَﺮِّﻣُﻮﻥَ ﻣَﺎ ﺣَﺮَّﻣَﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺪ۪ﻳﻨُﻮﻥَ ﺩ۪ﻳﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﻌْﻄُﻮﺍ ﺍﻟْﺠِﺰْﻳَﺔَ ﻋَﻦْ ﻳَﺪٍ ﻭَﻫُﻢْ ﺻَﺎﻏِﺮُﻭﻥَ۟﴾٢٩﴿ 29- Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. ﻭَﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻟْﻴَﻬُﻮﺩُ ﻋُﺰَﻳْﺮٌ ۨﺍﺑْﻨُﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻟﻨَّﺼَﺎﺭَﻯ ﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢُ ﺍﺑْﻨُﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺬٰﻟِﻚَ ﻗَﻮْﻟُﻬُﻢْ ﺑِﺎَﻓْﻮَﺍﻫِﻬِﻢْۚ ﻳُﻀَﺎﻫِﻮُۭ۫ﻥَ ﻗَﻮْﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۜ ﻗَﺎﺗَﻠَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُۘﺎَﻧّٰﻰ ﻳُﻮْۭﻓَﻜُﻮﻥَ﴾٣٠﴿ 30- Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (İsa) Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar! ﺍِﺗَّﺨَﺬُٓﻭﺍ ﺍَﺣْﺒَﺎﺭَﻫُﻢْ ﻭَﺭُﻫْﺒَﺎﻧَﻬُﻢْ ﺍَﺭْﺑَﺎﺑًﺎ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢَ ﺍﺑْﻦَ ﻣَﺮْﻳَﻢَۚ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻣِﺮُٓﻭﺍ ﺍِﻻَﺎ ﻟِﻴَﻌْﺒُﺪُٓﻭﺍ ﺍِﻟٰﻬًﺎ ﻭَﺍﺣِﺪًﺍۚ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَۜ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ ﻋَﻤَّﺎ ﻳُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ﴾٣١﴿ 31- (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır. {Yahudilerin Mukaddes Kitaplarını taşıyan sandık birkaç kez düşmanlarının eline geçmiş, Mukaddes Kitap saldırıya uğramış ve bizzat Hz. Musa'ya verilen levhalar kaybolmuştur. Yahudi din adamları hâfızalarında kalan bazı âyetleri parça parça yazmışlardı. Babil esaretinde iyi bir yazıcı olan kâhin Ezrâ, şifahi ve kısmen yazılı olan rivayetleri bir araya toplayıp yahudi mukaddes kitabını meydana çıkarmıştı. Bu hizmetinden dolayı Ezrâ, İsrailoğullarının saygısını kazanmış, bu saygı zamanla o kadar aşırı bir noktaya varmış ki yahudiler, Ezrâ'yı Allah'ın oğlu saymışlardır. İşte 31. âyette buna işaret edilmektedir.} ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﻭﻥَ ﺍَﻥْ ﻳُﻄْﻔِﻮُۭ۫ﺍ ﻧُﻮﺭَﺍﻟﻠّٰﻬِﺒِﺎَﻓْﻮَﺍﻫِﻬِﻢْ ﻭَﻳَﺎْﺑَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺎِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳُﺘِﻢَّ ﻧُﻮﺭَﻩُ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺮِﻩَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾٣٢﴿ 32- Allah'ın nûrunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. {Tefsircilerin çoğunluğuna göre âyette geçen "Allah'ın nûru"ndan maksat Kur'an-ı Kerim veya İslâm dinidir.} ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﺑِﺎﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻭَﺩ۪ﻳﻦِ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻟِﻴُﻈْﻬِﺮَﻩُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻛُﻠِّﻪ۪ۙ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺮِﻩَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ﴾٣٣﴿ 33- O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺖ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻥَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺣْﺒَﺎﺭِ ﻭَﺍﻟﺮُّﻫْﺒَﺎﻥِ ﻟَﻴَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻝَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺑِﺎﻟْﺒَﺎﻃِﻞِ ﻭَﻳَﺼُﺪُّﻭﻥَ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻜْﻨِﺰُﻭﻥَ ﺍﻟﺬَّﻫَﺐَ ﻭَﺍﻟْﻔِﻀَّﺔَ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻧَﻬَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۙﻔَﺒَﺸِّﺮْﻫُﻢْ ﺑِﻌَﺬَﺍﺏٍ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٍۙ﴾٣٤﴿ 34- Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve râhiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! {Yahudi hahamları ile hıristiyan râhipleri Mukaddes Kitaplarındaki âyetleri dünya menfaatı (aldıkları rüşvet) karşılığında ya değiştiriyorlar veya hükmünü menfaatleri doğrultusunda yorumluyorlardı. Özellikle Hz. Muhammed'in peygamberliği ile ilgili âyetleri tahrif ettiler. İşte bu âyette onların bu çirkin işlerine işaret edilmektedir. Ayrıca altın ve gümüşü veya nakit parayı ya da malı biriktirip de zekâtını vermeyen, hayırlı ve yararlı işlerde kullanmayanların ahirette şiddetli azap ile ceza göreceklerini de haber vermektedir.} ﻳَﻮْﻡَ ﻳُﺤْﻤٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻧَﺎﺭِ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻓَﺘُﻜْﻮٰﻯ ﺑِﻬَﺎ ﺟِﺒَﺎﻫُﻬُﻢْ ﻭَﺟُﻨُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻭَﻇُﻬُﻮﺭُﻫُﻢْۜ ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺎ ﻛَﻨَﺰْﺗُﻢْ ﻻﺎَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﻓَﺬُﻭﻗُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻜْﻨِﺰُﻭﻥَ﴾٣٥﴿ 35- (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): "İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!" ﺍِﻥَّ ﻋِﺪَّﺓَ ﺍﻟﺸُّﻬُﻮﺭِ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﺛْﻨَﺎ ﻋَﺸَﺮَ ﺷَﻬْﺮًﺍ ﻓ۪ﻰ ﻛِﺘَﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻴَﻮْﻡَ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻣِﻨْﻬَٓﺎ ﺍَﺭْﺑَﻌَﺔٌ ﺣُﺮُﻡٌۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦُ ﺍﻟْﻘَﻴِّﻢُ ﻓَﻼﺎ ﺗَﻈْﻠِﻤُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻬِﻦَّ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻜُﻢْ ﻭَﻗَﺎﺗِﻠُﻮﺍ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﻛَٓﺎﻓَّﺔً ﻛَﻤَﺎ ﻳُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﻧَﻜُﻢْ ﻛَٓﺎﻓَّﺔًۜ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻊَ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٣٦﴿ 36- Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir. {Allah Teâlâ gökleri ve yeri yarattığı zaman Ay'ın hareketini öyle ayarladı ki ay sistemine göre bir yılda on iki ay meydana geldi ve bir yıl 355 gün oldu. Bu ayların isimleri şöyledir: Muharrem, safer, rabiülevvel, rabiülâhir, cemâziyelevvel, cemâziyelâhir, receb, şaban, ramazan, şevval, zilkade, zilhicce. Âyette işaret buyurulan "haram aylar" zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarıdır ki, bu sûrenin 5. âyetinden de anlaşılacağı üzere bu aylarda savaş yasaklanmıştır. Cahiliye devrinde, birbiriyle çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara fasılasız dört ay güvenlik ve sulh içinde yaşamak çok ağır geliyordu. Onun için Hz. İbrahim ve İsmail'den beri devam edegelen bu tertibi canlarının istediği gibi bozmaya, mesela muharrem ayındaki hurmeti safer ayına çevirmeye, diğer haram ayları da ileri geri götürmeye başladılar. Bu hal hicretin 10. yılına kadar devam etti. Veda Haccında Resûlullah (s.a.), ayların o sene tam yerini bulduğunu açıkladı. 37. âyet bu olayla ilgili olarak nâzil olmuştur.} ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟﻨَّﺴ۪ٓﻰﺀُ ﺯِﻳَﺎﺩَﺓٌ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮِ ﻳُﻀَﻞُّ ﺑِﻪِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻳُﺤِﻠُّﻮﻧَﻪُ ﻋَﺎﻣًﺎ ﻭَﻳُﺤَﺮِّﻣُﻮﻧَﻪُ ﻋَﺎﻣًﺎ ﻟِﻴُﻮَﺍﻃِﻮُۭ۫ﺍ ﻋِﺪَّﺓَ ﻣَﺎ ﺣَﺮَّﻣَﺎﻟﻠّٰﻬُﻔَﻴُﺤِﻠُّﻮﺍ ﻣَﺎ ﺣَﺮَّﻣَﺎﻟﻠّٰﻬُۜﺰُﻳِّﻦَ ﻟَﻬُﻢْ ﺳُٓﻮﺀُ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟِﻬِﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ۟﴾٣٧﴿ 37- (Haram ayları) ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah'ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helâl kılmak için (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. {Resûlullah (s.a.), hicretin dokuzuncu yılında Bizans İmparatorluğu'nun müslümanları imha etmek için 40.000 kişilik bir ordu hazırlayıp savaşmak üzere sefere çıkardığını haber aldı ve Bizans İmparatorluğu'na karşı savaş ilân etti. Fakat münafıklar Resûlullah'ın aleyhinde propaganda yaptılar, Bizans'a karşı savaş ilân etmenin bir intihar olduğunu halk arasında yaydılar. Yeni müslüman olmuş bazı kimseler bu propagandaya inandı ve savaşa katılmak istemediler. Fakat Resûlullah ve ashâbın gayretleriyle 30.000 kişilik müslüman ordusu hazırlandı ve Tebük'e kadar gidildi. Düşman ordusu müslümanların geldiğini duyunca kaçıp gitti. İşte bundan sonraki âyetler, bu seferdeki müslümanların ve münafıkların tutum ve davranışları hakkında nâzil olmuştur.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻧْﻔِﺮُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﺛَّﺎﻗَﻠْﺘُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﺍَﺭَﺿ۪ﻴﺘُﻢْ ﺑِﺎﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۚ ﻓَﻤَﺎ ﻣَﺘَﺎﻉُ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻞٌ﴾٣٨﴿ 38- Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savaşa çıkın!" denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. ﺍِﻻَﺎ ﺗَﻨْﻔِﺮُﻭﺍ ﻳُﻌَﺬِّﺑْﻜُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺍَﻟ۪ﻴﻤًﺎ ﻭَﻳَﺴْﺘَﺒْﺪِﻝْ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﻏَﻴْﺮَﻛُﻢْ ﻭَﻻﺎﺗَﻀُﺮُّﻭﻩُ ﺷَﻴْﺌًﺎۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٣٩﴿ 39- Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir. ﺍِﻻَﺎ ﺗَﻨْﺼُﺮُﻭﻩُ ﻓَﻘَﺪْ ﻧَﺼَﺮَﻫُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﺫْ ﺍَﺧْﺮَﺟَﻪُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺛَﺎﻧِﻰَ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِ ﺍِﺫْ ﻫُﻤَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻐَﺎﺭِ ﺍِﺫْ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻟِﺼَﺎﺣِﺒِﻪ۪ ﻻﺎﺗَﺤْﺰَﻥْ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻌَﻨَﺎۚ ﻓَﺎَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺴَﻜ۪ﻴﻨَﺘَﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﺍَﻳَّﺪَﻩُ ﺑِﺠُﻨُﻮﺩٍ ﻟَﻢْ ﺗَﺮَﻭْﻫَﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻛَﻠِﻤَﺔَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺍﻟﺴُّﻔْﻠٰﻰۜ ﻭَﻛَﻠِﻤَﺔُﺍﻟﻠّٰﻬِﻬِﻰَ ﺍﻟْﻌُﻠْﻴَﺎۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٤٠﴿ 40- Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir. {Hicret esnasında müşrikler tarafından ısrarla takip edilen Hz. Peygamber (s.a.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir ara Sevr mağarasına sığınmışlardı. Müşriklerin ayak seslerini duyuyorlardı. Hz. Ebu Bekir (r.a.) korkmuştu. Rivayete göre müşrikler, mağaranın girişindeki örümcek ağı ve güvercin yuvasını görünce, içeride kimse yoktur, diye bırakıp gittiler.} ﺍِﻧْﻔِﺮُﻭﺍ ﺧِﻔَﺎﻓًﺎ ﻭَﺛِﻘَﺎﻻﺎ ﻭَﺟَﺎﻫِﺪُﻭﺍ ﺑِﺎَﻣْﻮَﺍﻟِﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺬٰﻟِﻜُﻢْ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٤١﴿ 41- (Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. {Âyet-i kerimede ifade edilen hafiflik ve ağırlıktan maksat, şartlar ne olursa olsun, savaş kolay da olsa zor da olsa, binekli de olsanız, yaya da olsanız; zayıf da olsanız, kuvvetli de olsanız; zengin de olsanız, fakir de olsanız; ihtiyar da olsanız, genç de olsanız savaşa çıkınız demektir. Ancak daha sonra inen 91. âyetle zayıflar, hastalar ve savaşta harcayacak bir şey bulamayacak kadar fakir olanlar bu hükmün dışında bırakılmışlardır. Resûlullah Tebük seferine çıkarken münafıklar gelerek yalandan özür beyan ettiler, savaşa çıkmak istemediler. Resûlullah da gönülsüz savaşa çıkanlardan zaten hayır gelmeyeceğini bildiği için onlara izin verdi. Bunun üzerine 42-53. âyetler nâzil oldu.} ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﺮَﺿًﺎ ﻗَﺮ۪ﻳﺒًﺎ ﻭَﺳَﻔَﺮًﺍ ﻗَﺎﺻِﺪًﺍ ﻻﺎﺗَّﺒَﻌُﻮﻙَ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﺑَﻌُﺪَﺕْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟﺸُّﻘَّﺔُۜ ﻭَﺳَﻴَﺤْﻠِﻔُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻮِ ﺍﺳْﺘَﻄَﻌْﻨَﺎ ﻟَﺨَﺮَﺟْﻨَﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْۚ ﻳُﻬْﻠِﻜُﻮﻥَ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻤْۚﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻜَﺎﺫِﺑُﻮﻥَ۟﴾٤٢﴿ 42- Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık" diye kendilerini helâk edercesine Allah'a yemin edecekler. Halbuki Allah onların mutlaka yalancı olduklarını biliyor. ﻋَﻔَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻨْﻚَۚ ﻟِﻢَ ﺍَﺫِﻧْﺖَ ﻟَﻬُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺘَﺒَﻴَّﻦَ ﻟَﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺻَﺪَﻗُﻮﺍ ﻭَﺗَﻌْﻠَﻢَ ﺍﻟْﻜَﺎﺫِﺑ۪ﻴﻦَ﴾٤٣﴿ 43- Allah seni affetti. Fakat doğru söyleyenler sana iyice belli olup, sen yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin? ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺎْﺫِﻧُﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﺍَﻥْ ﻳُﺠَﺎﻫِﺪُﻭﺍ ﺑِﺎَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﺎﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٤٤﴿ 44- Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini pek iyi bilir. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﺴْﺘَﺎْﺫِﻧُﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﻭَﺍﺭْﺗَﺎﺑَﺖْ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺒِﻬِﻢْ ﻳَﺘَﺮَﺩَّﺩُﻭﻥَ﴾٤٥﴿ 45- Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp, kuşkuları içinde bocalayanlar senden izin isterler. ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﺭَﺍﺩُﻭﺍ ﺍﻟْﺨُﺮُﻭﺝَ ﻻﺎَﻋَﺪُّﻭﺍ ﻟَﻪُ ﻋُﺪَّﺓً ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻛَﺮِﻫَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻧْﺒِﻌَﺎﺛَﻬُﻢْ ﻓَﺜَﺒَّﻄَﻬُﻢْ ﻭَﻗ۪ﻴﻞَ ﺍﻗْﻌُﺪُﻭﺍ ﻣَﻊَ ﺍﻟْﻘَﺎﻋِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٤٦﴿ 46- Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları geri koydu; onlara "Oturanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun!" denildi. ﻟَﻮْ ﺧَﺮَﺟُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﻣَﺎﺯَﺍﺩُﻭﻛُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﺧَﺒَﺎﻻﺎ ﻭَﻻﺎ۬ﺍَﻭْﺿَﻌُﻮﺍ ﺧِﻼﺎﻟَﻜُﻢْ ﻳَﺒْﻐُﻮﻧَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔَۚ ﻭَﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﺳَﻤَّﺎﻋُﻮﻥَ ﻟَﻬُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﺎﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٤٧﴿ 47- Eğer içinizde (onlar da savaşa) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve mutlaka fitne çıkarmak isteyerek aranızda koşarlardı. İçinizde, onlara iyice kulak verecekler de vardır. Allah zalimleri gayet iyi bilir. ﻟَﻘَﺪِ ﺍﺑْﺘَﻐَﻮُﺍ ﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻭَﻗَﻠَّﺒُﻮﺍ ﻟَﻚَ ﺍﻻﺎُﻣُﻮﺭَ ﺣَﺘّٰﻰ ﺟَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻭَﻇَﻬَﺮَ ﺍَﻣْﺮُﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻫُﻢْ ﻛَﺎﺭِﻫُﻮﻥَ﴾٤٨﴿ 48- Andolsun onlar önceden de fitne çıkarmak istemişler ve sana nice işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri halde Allah'ın emri yerini buldu. {Münafıklar özellikle yeni müslüman olanları İslâm'dan soğutmak, zor zamanlarda morallerini bozmak için hiç bir fırsatı kaçırmazlardı. Resûlullah (s.a.) hayatta olduğu sürece onların bu çabaları tesirsiz kalmış; Allah'ın yardımı, Peygamber ve ashâbın ileri gelenlerinin gayretleri karşısında münafıklar İslâm'ın gelişme ve yayılmasını durdurma emellerinde muvaffak olamamışlardır.} ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍﺋْﺬَﻥْ ﻟ۪ﻰ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻔْﺘِﻨّ۪ﻰۜ ﺍَﻻﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔِ ﺳَﻘَﻄُﻮﺍۜ ﻭَﺍِﻥَّ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻟَﻤُﺤ۪ﻴﻄَﺔٌ ﺑِﺎﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٤٩﴿ 49- Onlardan öylesi de var ki: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" der. Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem, kâfirleri mutlaka kuşatacaktır. {Münafıklardan bazıları, kadınlara çok düşkün olduklarını, bu savaşa katılırlarsa Rum kızlarını görünce nefislerine hakim olamayacaklarını, bunun da kendileri için bir fitne olacağını öne sürerek kendilerinin seferden bağışlanmalarını istemişlerdi.} ﺍِﻥْ ﺗُﺼِﺒْﻚَ ﺣَﺴَﻨَﺔٌ ﺗَﺴُﻮْۭﻫُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗُﺼِﺒْﻚَ ﻣُﺼ۪ﻴﺒَﺔٌ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻗَﺪْ ﺍَﺧَﺬْﻧَٓﺎ ﺍَﻣْﺮَﻧَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻭَﻳَﺘَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻓَﺮِﺣُﻮﻥَ﴾٥٠﴿ 50- Eğer sana bir iyilik erişirse, bu onları üzer. Ve eğer başına bir musibet gelirse, "İyi ki biz daha önce tedbirimizi almışız" derler ve böbürlenerek dönüp giderler. ﻗُﻞْ ﻟَﻦْ ﻳُﺼ۪ﻴﺒَﻨَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻛَﺘَﺒَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻨَﺎۚ ﻫُﻮَ ﻣَﻮْﻟٰﻴﻨَﺎۚ ﻭَﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﻠْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻞِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٥١﴿ 51- De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler. ﻗُﻞْ ﻫَﻞْ ﺗَﺮَﺑَّﺼُﻮﻥَ ﺑِﻨَٓﺎ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍِﺣْﺪَﻯ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨَﻴَﻴْﻦِۜ ﻭَﻧَﺤْﻦُ ﻧَﺘَﺮَﺑَّﺺُ ﺑِﻜُﻢْ ﺍَﻥْ ﻳُﺼ۪ﻴﺒَﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻌَﺬَﺍﺏٍ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﻩ۪ٓ ﺍَﻭْ ﺑِﺎَﻳْﺪ۪ﻳﻨَﺎۘ ﻓَﺘَﺮَﺑَّﺼُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﻣُﺘَﺮَﺑِّﺼُﻮﻥَ﴾٥٢﴿ 52- De ki: Siz bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz. Biz de, Allah'ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber beklemekteyiz. ﻗُﻞْ ﺍَﻧْﻔِﻘُﻮﺍ ﻃَﻮْﻋًﺎ ﺍَﻭْ ﻛَﺮْﻫًﺎ ﻟَﻦْ ﻳُﺘَﻘَﺒَّﻞَ ﻣِﻨْﻜُﻢْۜ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﻓَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ﴾٥٣﴿ 53- De ki: İster gönüllü verin ister gönülsüz, sizden (sadaka) asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz yoldan çıkan bir topluluk oldunuz. ﻭَﻣَﺎ ﻣَﻨَﻌَﻬُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗُﻘْﺒَﻞَ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻧَﻔَﻘَﺎﺗُﻬُﻢْ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺑِﺮَﺳُﻮﻟِﻪ۪ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺎْﺗُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻛُﺴَﺎﻟٰﻰ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻛَﺎﺭِﻫُﻮﻥَ﴾٥٤﴿ 54- Onların harcamalarının kabul edilmesini engelleyen, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek harcamalarından başka bir şey değildir. ﻓَﻼﺎ ﺗُﻌْﺠِﺒْﻚَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟُﻬُﻢْ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﻭْﻻﺎﺩُﻫُﻢْۜ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﺍﻟﻠّٰﻬُﻠِﻴُﻌَﺬِّﺑَﻬُﻢْ ﺑِﻬَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺗَﺰْﻫَﻖَ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻬُﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﻛَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾٥٥﴿ 55- (Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla, ancak dünya hayatında onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor. ﻭَﻳَﺤْﻠِﻔُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻤِﻨْﻜُﻢْۜ ﻭَﻣَﺎﻫُﻢْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﻬُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﻳَﻔْﺮَﻗُﻮﻥَ﴾٥٦﴿ 56- (O münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Halbuki onlar sizden değillerdir, fakat onlar (kılıçlarınızdan) korkan bir toplumdur. ﻟَﻮْ ﻳَﺠِﺪُﻭﻥَ ﻣَﻠْﺠَﺎً ﺍَﻭْ ﻣَﻐَﺎﺭَﺍﺕٍ ﺍَﻭْ ﻣُﺪَّﺧَﻼﺎ ﻟَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﺠْﻤَﺤُﻮﻥَ﴾٥٧﴿ 57- Eğer sığınacak bir yer yahut (barınabilecek) mağaralar veya (sokulabilecek) bir delik bulsalardı, koşarak o tarafa yönelip giderlerdi. {Rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.) bir ganimeti bölüştürürken Temîm oğullarından Zü'l-Huvaysıra adında birisi, "Ya Resûlallah! Adaleti gözet" dedi. Bunun üzerine Resûlullah: "Öyle mi! Ben de adaleti gözetmezsem artık kim adalet yapar?" diye cevap verdi. İşte 58. âyet bununla ilgili olarak indirildi.} ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻳَﻠْﻤِﺰُﻙَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺕِۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺍُﻋْﻄُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺭَﺿُﻮﺍ ﻭَﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳُﻌْﻄَﻮْﺍ ﻣِﻨْﻬَٓﺎ ﺍِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻳَﺴْﺨَﻄُﻮﻥَ﴾٥٨﴿ 58- Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse razı olurlar, şayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar. ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﺭَﺿُﻮﺍ ﻣَٓﺎ ﺍٰﺗٰﻴﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺣَﺴْﺒُﻨَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﺴَﻴُﻮْۭﺗ۪ﻴﻨَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪ۪ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُٓۙ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺮَﺍﻏِﺒُﻮﻥَ۟﴾٥٩﴿ 59- Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup, "Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfundan verecek, Resûlü de. Biz yalnız Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (daha iyi olurdu). ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺕُ ﻟِﻠْﻔُﻘَﺮَٓﺍﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦِ ﻭَﺍﻟْﻌَﺎﻣِﻠ۪ﻴﻦَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻭَﺍﻟْﻤَُ۬ﻠَّﻔَﺔِ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻭَﻓِﻰ ﺍﻟﺮِّﻗَﺎﺏِ ﻭَﺍﻟْﻐَﺎﺭِﻣ۪ﻴﻦَ ﻭَﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﺑْﻦِ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِۜ ﻓَﺮ۪ﻳﻀَﺔً ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٦٠﴿ 60- Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻮْۭﺫُﻭﻥَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰَّ ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻫُﻮَ ﺍُﺫُﻥٌۜ ﻗُﻞْ ﺍُﺫُﻥُ ﺧَﻴْﺮٍ ﻟَﻜُﻢْ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻳُﻮْۭﻣِﻦُ ﻟِﻠْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔٌ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻣِﻨْﻜُﻢْۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻮْۭﺫُﻭﻥَ ﺭَﺳُﻮﻻﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٦١﴿ 61- (Yine o münafıklardan:) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın Resûlüne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır. ﻳَﺤْﻠِﻔُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻜُﻢْ ﻟِﻴُﺮْﺿُﻮﻛُﻤْۚﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُٓ ﺍَﺣَﻖُّ ﺍَﻥْ ﻳُﺮْﺿُﻮﻩُ ﺍِﻥْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٦٢﴿ 62- Rızanızı almak için size (gelip) Allah'a and içerler. Eğer mümin iseler Allah ve Resûlünü razı etmeleri daha doğrudur. ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻪُ ﻣَﻦْ ﻳُﺤَﺎﺩِﺩِﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻓَﺎَﻥَّ ﻟَﻪُ ﻧَﺎﺭَ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﺧَﺎﻟِﺪًﺍ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﺨِﺰْﻯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ﴾٦٣﴿ 63- (Hâla) bilmediler mi ki, kim Allah ve Resûlüne karşı koyarsa elbette onun için, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rüsvaylıktır. ﻳَﺤْﺬَﺭُ ﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘُﻮﻥَ ﺍَﻥْ ﺗُﻨَﺰَّﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺳُﻮﺭَﺓٌ ﺗُﻨَﺒِّﺌُﻬُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْۜ ﻗُﻞِ ﺍﺳْﺘَﻬْﺰِﻭُۭ۫ﺍۚ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤُﺨْﺮِﺝٌ ﻣَﺎ ﺗَﺤْﺬَﺭُﻭﻥَ﴾٦٤﴿ 64- Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır. ﻭَﻟَﺌِﻦْ ﺳَﺎَﻟْﺘَﻬُﻢْ ﻟَﻴَﻘُﻮﻟُﻦَّ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻧَﺨُﻮﺽُ ﻭَﻧَﻠْﻌَﺐُۜ ﻗُﻼﺎَﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﺴْﺘَﻬْﺰِﻭُۭ۫ﻥَ﴾٦٥﴿ 65- Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? {Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) Tebük seferine giderken münafıklardan bir gurup Resûlullah hakkında: "Şu adamın haline bakın, Şam saraylarını feth etmek istiyor. O nerde, Şam saraylarını fethetmek nerde!" diyerek onu küçümsediler ve hakkında dedikodu ettiler. Durum Resûlullah'a vahiyle bildirildi. Münafıklar çağrılıp kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda inkâr ettiler ve "Yolculuk zahmetini unutturmak için şakalaşıyorduk" şeklinde yalan beyanda bulundular. İşte 65. âyet bu münafıklar hakkında nâzil olmuştur.} ﻻﺎ ﺗَﻌْﺘَﺬِﺭُﻭﺍ ﻗَﺪْ ﻛَﻔَﺮْﺗُﻢْ ﺑَﻌْﺪَ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧِﻜُﻢْۜ ﺍِﻥْ ﻧَﻌْﻒُ ﻋَﻦْ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺔٍ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻧُﻌَﺬِّﺏْ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺔً ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻣُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ۟﴾٦٦﴿ 66- (Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz. ﺍَﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘُﻮﻥَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘَﺎﺕُ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺾٍۢ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟْﻤُﻨْﻜَﺮِ ﻭَﻳَﻨْﻬَﻮْﻥَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِ ﻭَﻳَﻘْﺒِﻀُﻮﻥَ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻬُﻢْۜ ﻧَﺴُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻔَﻨَﺴِﻴَﻬُﻢْۜ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘ۪ﻴﻦَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘُﻮﻥَ﴾٦٧﴿ 67- Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir. {Allah'ın münafıkları unutmasından maksat, onlardan yardımını, hidayetini ve rahmetini kesmesi, münafıklıkları sebebiyle onları unutulmuş ve terkedilmiş bir vaziyette bırakmasıdır. Buna göre, Allah'ın münafıkları unutması mecazî manadadır. Zira Allah unutmaktan münezzehtir.} ﻭَﻋَﺪَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭَ ﻧَﺎﺭَ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﻫِﻰَ ﺣَﺴْﺒُﻬُﻢْۚ ﻭَﻟَﻌَﻨَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُۚﻮَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻣُﻘ۪ﻴﻢٌۙ﴾٦٨﴿ 68- Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vâdetti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır. ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍَﺷَﺪَّ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻗُﻮَّﺓً ﻭَﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻻﺎ ﻭَﺍَﻭْﻻﺎﺩًﺍۜ ﻓَﺎﺳْﺘَﻤْﺘَﻌُﻮﺍ ﺑِﺨَﻼﺎﻗِﻬِﻢْ ﻓَﺎﺳْﺘَﻤْﺘَﻌْﺘُﻢْ ﺑِﺨَﻼﺎﻗِﻜُﻢْ ﻛَﻤَﺎ ﺍﺳْﺘَﻤْﺘَﻊَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﺑِﺨَﻼﺎﻗِﻬِﻢْ ﻭَﺧُﻀْﺘُﻢْ ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﺎﺿُﻮﺍۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺣَﺒِﻄَﺖْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۚ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ﴾٦٩﴿ 69- (Ey münafıklar! Siz de) sizden öncekiler gibi (yaptınız). Onlar sizden kuvvetçe daha üstün, mal ve evlâtça daha çok idiler. Onlar (dünya malından) paylarına düşenden faydalandılar. İşte sizden öncekiler nasıl paylarına düşenden faydalandıysalar, siz de payınıza düşenden faydalandınız ve (bâtıla) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar ziyana uğrayanların kendileridir. ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺎْﺗِﻬِﻢْ ﻧَﺒَﺎُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﻗَﻮْﻡِ ﻧُﻮﺡٍ ﻭَﻋَﺎﺩٍ ﻭَﺛَﻤُﻮﺩَ ﻭَﻗَﻮْﻡِ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻭَﺍَﺻْﺤَﺎﺏِ ﻣَﺪْﻳَﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﺗَﻔِﻜَﺎﺕِۜ ﺍَﺗَﺘْﻬُﻢْ ﺭُﺳُﻠُﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕِۚ ﻓَﻤَﺎ ﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠِﻴَﻈْﻠِﻤَﻬُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ ﻳَﻈْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٧٠﴿ 70- Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler. {Âyette zikredilen kavimlere peygamberler mucizelerle geldiler. Fakat, bu kavimler peygamberlerini yalanladılar. Allah Teâlâ da her birini bir felâketle helâk etti: Nuh Peygamber kendi kavmine gönderildi. Kavmi onu inkâr edince meşhur Nuh tufanında boğulup helâk oldular. Âd kavmine Hûd Peygamber gönderildi. Onlar şiddetli rüzgâr ile helâk oldu; Semûd kavmine Sâlih Peygamber gönderildi. Onlar da depremle helâk oldular. Hz. İbrahim'in kavmi ise sinekle helâk oldu; Medyen halkına Şuayb Peygamber gönderilmişti, onlar ateşle helâk oldular; şehirleri alt üst olarak helak olan kavim ise Lût Peygamberin kavmidir.} ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨَﺎﺕُ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺑَﻌْﺾٍۢ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِ ﻭَﻳَﻨْﻬَﻮْﻥَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻜَﺮِ ﻭَﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﻳُﻮْۭﺗُﻮﻥَ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻭَﻳُﻄ۪ﻴﻌُﻮﻧَﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺳَﻴَﺮْﺣَﻤُﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٧١﴿ 71- Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir. {İctimaî şuur, fertlerin dinî ve ahlâkî kusurları ve kötülükleri karşısında da duyarlı olmak zorundadır. Nitekim, 71. âyette, kadın olsun erkek olsun müminlerin, birbirlerine iyiliği emredip kötülükten alıkoymalarının, aralarındaki velayet bağı ve kardeşliğin zaruri bir sonucu olduğuna işaret edilmiştir. Bu görev ve yetki cinsiyet farkı gözetmeden İslâm toplumunun bütün fertlerine verilmiştir.} ﻭَﻋَﺪَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨَﺎﺕِ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَﻣَﺴَﺎﻛِﻦَ ﻃَﻴِّﺒَﺔً ﻓ۪ﻰ ﺟَﻨَّﺎﺕِ ﻋَﺪْﻥٍۜ ﻭَﺭِﺿْﻮَﺍﻥٌ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎَﻛْﺒَﺮُۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻔَﻮْﺯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ۟﴾٧٢﴿ 72- Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur. {Allah Teâlâ, iman edip güzel ameller işleyenlere, yukarıdaki âyette ve daha birçok başka âyetlerde çeşitli cennet nimetleri va'detmiştir. Fakat bu âyet Allah rızâsının, bütün mükâfatlardan daha üstün olduğunu bildirmekte ve böylece dinî ve ahlâkî vazifelerin en yüksek gâyesinin "Allah rızası" olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü, diğer cennet nimetleri daha ziyade bedenî ve hissî taleplerimiz olduğu halde Allah rızası rûhumuzun talebi ve özlemidir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺟَﺎﻫِﺪِ ﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻏْﻠُﻆْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﻭَﻣَﺎْﻭٰﻳﻬُﻢْ ﺟَﻬَﻨَّﻢُۜ ﻭَﺑِﺌْﺲَ ﺍﻟْﻤَﺼ۪ﻴﺮُ﴾٧٣﴿ 73- Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir! {Resûlullah (s.a.), Tebük'de düşmanı beklerken kendisine vahiyler geliyor ve O, savaştan geri kalanları devamlı olarak ayıplıyordu. Celâs b. Süveyd adındaki bir münafık dedi ki: "Eğer Muhammed'in kardeşlerimiz için söyledikleri doğru ise, eşeklerden alçak olalım!" Bu sözü işiten Âmir b. Kays, derhal cevap verdi: "Muhammed muhakkak doğru söylüyor. Siz ise eşeklerden alçaksınız!" Resûlullah Medine'ye dönünce, Âmir durumu Peygamber'e arzetti... Celâs: "Bana iftirâ ediyor" diyerek söylediklerini inkâr etti. Resûlullah her ikisinin de minberin önünde yemin etmelerini emretti. Her ikisi de kendilerinin doğru olduklarına dair yemin ettiler. Ancak Âmir yeminden sonra ellerini kaldırarak, "Yâ Rab, doğru söyleyeni tasdik, yalancıyı tekzib eden bir âyeti Peygamber'ine gönder" diye dua etti; Resûlullah ile diğer müminler de, "Âmin" dediler. Hemen 74. âyet nâzil oldu. Celâs, suçunu itiraf ve tevbe etti.} ﻳَﺤْﻠِﻔُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍۜ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻛَﻠِﻤَﺔَ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮِ ﻭَﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺳْﻼﺎﻣِﻬِﻢْ ﻭَﻫَﻤُّﻮﺍ ﺑِﻤَﺎﻟَﻢْ ﻳَﻨَﺎﻟُﻮﺍۚ ﻭَﻣَﺎ ﻧَﻘَﻤُٓﻮﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺍَﻏْﻨٰﻴﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪ۪ۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻳَﺘُﻮﺑُﻮﺍ ﻳَﻚُ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻟَﻬُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﺘَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻳُﻌَﺬِّﺑْﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﺬَﺍﺑًﺎ ﺍَﻟ۪ﻴﻤًﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۚ ﻭَﻣَﺎﻟَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻣِﻦْ ﻭَﻟِﻰٍّ ﻭَﻻﺎ ﻧَﺼ۪ﻴﺮٍ﴾٧٤﴿ 74- (Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygambere suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır. {Medinelilerin bir kısmı fakir idi. Resûlullah geldikten sonra zenginleştiler. Sonra da münafıklar nankörlük edip Peygamber'e kötülük etmeye kalkıştılar.} ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻋَﺎﻫَﺪَﺍﻟﻠّٰﻬَﻠَﺌِﻦْ ﺍٰﺗٰﻴﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪ۪ ﻟَﻨَﺼَّﺪَّﻗَﻦَّ ﻭَﻟَﻨَﻜُﻮﻧَﻦَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾٧٥﴿ 75- Onlardan kimi de, Eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz sâlihlerden olacağız! diye Allah'a and içti. ﻓَﻠَﻤَّٓﺎ ﺍٰﺗٰﻴﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪ۪ ﺑَﺨِﻠُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻭَﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻣُﻌْﺮِﺿُﻮﻥَ﴾٧٦﴿ 76- Fakat Allah lütfundan onlara (zenginlik) verince, onda cimrilik edip (Allah'ın emrinden) yüz çevirerek sözlerinden döndüler. ﻓَﺎَﻋْﻘَﺒَﻬُﻢْ ﻧِﻔَﺎﻗًﺎ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﻳَﻠْﻘَﻮْﻧَﻪُ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﺧْﻠَﻔُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻤَﺎ ﻭَﻋَﺪُﻭﻩُ ﻭَﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ﴾٧٧﴿ 77- Nihayet, Allah'a verdikleri sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayı Allah, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar onların kalbine nifak (iki yüzlülük) soktu. ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻌْﻠَﻢُ ﺳِﺮَّﻫُﻢْ ﻭَﻧَﺠْﻮٰﻳﻬُﻢْ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻼَﺎﻡُ ﺍﻟْﻐُﻴُﻮﺏِۚ﴾٧٨﴿ 78- (Münafıklar), Allah'ın, onların sırrını da fısıltılarını da bildiğini ve gayblarınuzdi (gizli şeyleri) çok iyi bilen olduğunu hâla anlamadılar mı? ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻠْﻤِﺰُﻭﻥَ ﺍﻟْﻤُﻄَّﻮِّﻋ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳَﺠِﺪُﻭﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺟُﻬْﺪَﻫُﻢْ ﻓَﻴَﺴْﺨَﺮُﻭﻥَ ﻣِﻨْﻬُﻢْۜ ﺳَﺨِﺮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤِﻨْﻬُﻢْۘ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٧٩﴿ 79- Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici azap vardır. {Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy, ölüm hastalığına yakalandığı zaman oğlu Abdullah, Resûlullah (s.a.)'a gelerek babası için istiğfâr etmesini istedi. Abdullah hâlis bir müslüman olduğu için Resûlullah onun hatırını kırmadı ve babasının affı için Allah'a dua etti. Bunun üzerine 80. âyet nâzil oldu.} ﺍِﺳْﺘَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﻭْ ﻻﺎ ﺗَﺴْﺘَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻬُﻢْۜ ﺍِﻥْ ﺗَﺴْﺘَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻬُﻢْ ﺳَﺒْﻌ۪ﻴﻦَ ﻣَﺮَّﺓً ﻓَﻠَﻦْ ﻳَﻐْﻔِﺮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻠَﻬُﻢْۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻬ۪ۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ۟﴾٨٠﴿ 80- (Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez. ﻓَﺮِﺡَ ﺍﻟْﻤُﺨَﻠَّﻔُﻮﻥَ ﺑِﻤَﻘْﻌَﺪِﻫِﻢْ ﺧِﻼﺎﻑَ ﺭَﺳُﻮﻻﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻛَﺮِﻫُٓﻮﺍ ﺍَﻥْ ﻳُﺠَﺎﻫِﺪُﻭﺍ ﺑِﺎَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﻨْﻔِﺮُﻭﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﺮِّۜ ﻗُﻞْ ﻧَﺎﺭُ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﺍَﺷَﺪُّ ﺣَﺮًّﺍۜ ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻔْﻘَﻬُﻮﻥَ﴾٨١﴿ 81- Allah'ın Resûlüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; "bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır!" Keşke anlasalardı! ﻓَﻠْﻴَﻀْﺤَﻜُﻮﺍ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻭَﻟْﻴَﺒْﻜُﻮﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍۚ ﺟَﺰَٓﺍﺀً ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺴِﺒُﻮﻥَ﴾٨٢﴿ 82- Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar! {İşledikleri günahların ahiretteki cezası şiddetlidir. Onun için onların gülmeleri değil ağlamaları gerekir.} ﻓَﺎِﻥْ ﺭَﺟَﻌَﻜَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﻟٰﻰ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺔٍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻓَﺎﺳْﺘَﺎْﺫَﻧُﻮﻙَ ﻟِﻠْﺨُﺮُﻭﺝِ ﻓَﻘُﻞْ ﻟَﻦْ ﺗَﺨْﺮُﺟُﻮﺍ ﻣَﻌِﻰَ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻭَﻟَﻦْ ﺗُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﺍ ﻣَﻌِﻰَ ﻋَﺪُﻭًّﺍۜ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﺭَﺿ۪ﻴﺘُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻘُﻌُﻮﺩِ ﺍَﻭَّﻝَ ﻣَﺮَّﺓٍ ﻓَﺎﻗْﻌُﺪُﻭﺍ ﻣَﻊَ ﺍﻟْﺨَﺎﻟِﻔ۪ﻴﻦَ﴾٨٣﴿ 83- Eğer Allah seni onlardan bir gurubun yanına döndürür de (Tebük seferinden Medine'ye döner de başka bir savaşa seninle beraber) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: Benimle beraber asla çıkmayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla savaşmayacaksınız! Çünkü siz birinci defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun! ﻭَﻻﺎ ﺗُﺼَﻞِّ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺣَﺪٍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﺎﺕَ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻘُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﺒْﺮِﻩ۪ۜ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ ﻭَﻣَﺎﺗُﻮﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻓَﺎﺳِﻘُﻮﻥَ﴾٨٤﴿ 84- Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resûlünü inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler. ﻭَﻻﺎ ﺗُﻌْﺠِﺒْﻚَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟُﻬُﻢْ ﻭَﺍَﻭْﻻﺎﺩُﻫُﻢْۜ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳُﻌَﺬِّﺑَﻬُﻢْ ﺑِﻬَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺗَﺰْﻫَﻖَ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻬُﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﻛَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾٨٥﴿ 85- Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah, bunlarla ancak dünyada onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının güçlükle çıkmasını istiyor. ﻭَﺍِﺫَٓﺍ ﺍُﻧْﺰِﻟَﺖْ ﺳُﻮﺭَﺓٌ ﺍَﻥْ ﺍٰﻣِﻨُﻮﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺟَﺎﻫِﺪُﻭﺍﻣَﻊَ ﺭَﺳُﻮﻟِﻪِ ﺍﺳْﺘَﺎْﺫَﻧَﻚَ ﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺍﻟﻄَّﻮْﻝِ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺫَﺭْﻧَﺎ ﻧَﻜُﻦْ ﻣَﻊَ ﺍﻟْﻘَﺎﻋِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٨٦﴿ 86- "Allah'a inanın, Resûlü ile beraber cihad edin" diye bir sûre indirildiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve: Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla beraber olalım, dediler. ﺭَﺿُﻮﺍ ﺑِﺎَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻣَﻊَ ﺍﻟْﺨَﻮَﺍﻟِﻒِ ﻭَﻃُﺒِﻊَ ﻋَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﻔْﻘَﻬُﻮﻥَ﴾٨٧﴿ 87- Geride kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular, onların kalplerine mühür vuruldu. Bu yüzden onlar anlamazlar. {Yani münafıklıkları sebebiyle basiretleri bağlanmış olan ve bu yüzden, gazilerle birlikte olmak yerine, kadınlar, çocuklar ve âcizlerle birlikte evlerinde kalmayı tercih eden bu insanlar, hakkın gerçekleşmesi ve kötülüğün ortadan kaldırılması uğruna savaşmanın önemini anlamazlar.} ﻟٰﻜِﻦِ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻣَﻌَﻪُ ﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﺑِﺎَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْۜ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮَﺍﺕُۘ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ﴾٨٨﴿ 88- Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir. {Âyette geçen "bütün hayırlar"dan maksat, hakkın zaferi, hakimiyeti ve bu uğurda savaşanların elde ettikleri dünyevî ve uhrevî nimetlerdir.} ﺍَﻋَﺪَّﺍﻟﻠّٰﻬُﻠَﻬُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻔَﻮْﺯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ۟﴾٨٩﴿ 89- Allah, onlara içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kazanç budur. ﻭَﺟَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﻤُﻌَﺬِّﺭُﻭﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏِ ﻟِﻴُﻮْۭﺫَﻥَ ﻟَﻬُﻢْ ﻭَﻗَﻌَﺪَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﺬَﺑُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُۜ ﺳَﻴُﺼ۪ﻴﺐُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٩٠﴿ 90- Bedevîlerden, (mazeretleri olduğunu) iddia edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah ve Resûlüne yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem verici bir azap erişecektir. ﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻀُّﻌَﻔَٓﺎﺀِ ﻭَﻻﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﺮْﺿٰﻰ ﻭَﻻﺎﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳَﺠِﺪُﻭﻥَ ﻣَﺎ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺣَﺮَﺝٌ ﺍِﺫَﺍ ﻧَﺼَﺤُﻮﺍﻟِﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ۜ ﻣَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻠٍۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌۙ﴾٩١﴿ 91- Allah ve Resûlü için (insanlara) öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve (savaşta) harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. {Hasta, zayıf ve fakirler memleketlerinde kaldıklarında fitneye meydan vermez, yalan haberler yaymaz, savaşa katılan mücahitlerin ailelerine yardımcı olur ve güzel amel işlerlerse, savaşa katılmadıklarından ötürü onlara bir günah yoktur. Ancak bunların savaşa katılmalarının yasak olduğuna dair herhangi bir emir de yoktur. Bu sınıflardan biri, geri hizmetlerde çalışmak üzere ve orduya yük olmamak şartıyla savaşa katılabilirler.} ﻭَﻻﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍِﺫَﺍ ﻣَٓﺎ ﺍَﺗَﻮْﻙَ ﻟِﺘَﺤْﻤِﻠَﻬُﻢْ ﻗُﻠْﺖَ ﻻٓﺎ ﺍَﺟِﺪُ ﻣَٓﺎ ﺍَﺣْﻤِﻠُﻜُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِۖ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻭَﺍَﻋْﻴُﻨُﻬُﻢْ ﺗَﻔ۪ﻴﺾُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺪَّﻣْﻊِ ﺣَﺰَﻧًﺎ ﺍَﻻَﺎ ﻳَﺠِﺪُﻭﺍ ﻣَﺎﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَۜ﴾٩٢﴿ 92- Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum, deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur). {Ashâb-ı kiramdan, çok fakir olan bir gurup Tebük seferine katılmak istemiş fakat yiyecek, giyecek ve binek bulamamışlardı. Bunları temin etmesi için Peygamber (s.a.)'e baş vurdular. O da onları bindirip sevkedecek bir şey bulamadığını bildirince, üzüntülerinden ağlayarak geri döndüler. İşte 92. âyette bunlara işaret edilmektedir.} ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺴْﺘَﺎْﺫِﻧُﻮﻧَﻚَ ﻭَﻫُﻢْ ﺍَﻏْﻨِﻴَٓﺎﺀُۚ ﺭَﺿُﻮﺍ ﺑِﺎَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻣَﻊَ ﺍﻟْﺨَﻮَﺍﻟِﻒِۙ ﻭَﻃَﺒَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٩٣﴿ 93- Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadınlarla beraber olmaya râzı oldular. Allah da onların kalplerini mühürledi, artık onlar (neyin doğru olduğunu) bilmezler.