Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

Cüz-11

Kur'an-ı Kerim Meali · s.201

ﻳَﻌْﺘَﺬِﺭُﻭﻥَ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﺭَﺟَﻌْﺘُﻢْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْۜ ﻗُﻞْ ﻻﺎ ﺗَﻌْﺘَﺬِﺭُﻭﺍ ﻟَﻦْ ﻧُﻮْۭﻣِﻦَ ﻟَﻜُﻢْ ﻗَﺪْ ﻧَﺒَّﺎَﻧَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦْ ﺍَﺧْﺒَﺎﺭِﻛُﻢْۜ ﻭَﺳَﻴَﺮَﻯﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻤَﻠَﻜُﻢْ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﺛُﻢَّ ﺗُﺮَﺩُّﻭﻥَ ﺍِﻟٰﻰ ﻋَﺎﻟِﻢِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻭَﺍﻟﺸَّﻬَﺎﺩَﺓِ ﻓَﻴُﻨَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩٤﴿ 94- (Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Resûlü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduklarınızı size haber verecektir. ﺳَﻴَﺤْﻠِﻔُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﺍﻧْﻘَﻠَﺒْﺘُﻢْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻟِﺘُﻌْﺮِﺿُﻮﺍ ﻋَﻨْﻬُﻢْۜ ﻓَﺎَﻋْﺮِﺿُﻮﺍ ﻋَﻨْﻬُﻢْۜ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﺭِﺟْﺲٌۘ ﻭَﻣَﺎْۭﻭٰﻳﻬُﻢْ ﺟَﻬَﻨَّﻢُۚ ﺟَﺰَٓﺍﺀً ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺴِﺒُﻮﻥَ﴾٩٥﴿ 95- Onların yanına döndüğünüz zaman size, kendilerinden (onları cezalandırmaktan) vazgeçmeniz için Allah adına and içecekler. Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. Kazanmakta olduklarına (kötü işlerine) karşılık ceza olarak varacakları yer cehennemdir. {Bu âyette, hali vakti yerinde olduğu halde sırf korkularından ve dine karşı sadakatsizliklerinden dolayı savaşa katılmayan, sonra da Allah adına yemin ederek asılsız mazeretler ileri süren münafıkların "murdar" oldukları ifade buyurulmuştur. Çünkü münafık samimiyetsizdir; ne mümin gibi imanını açıkça ortaya koyabilir, ne de kâfir gibi küfrünü ilân eder. O şahsiyetsiz ve dengesizdir. Âdi menfaatleri için her renge girer. İşte Kur'an'ın "murdar" dediği, bu iğrenç tabiat ve kötü ahlâktır.} ﻳَﺤْﻠِﻔُﻮﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﻟِﺘَﺮْﺿَﻮْﺍ ﻋَﻨْﻬُﻢْۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﺮْﺿَﻮْﺍ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎﻳَﺮْﺿٰﻰ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ﴾٩٦﴿ 96- Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile Allah fâsıklar topluluğundan asla razı olmaz. ﺍَﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏُ ﺍَﺷَﺪُّ ﻛُﻔْﺮًﺍ ﻭَﻧِﻔَﺎﻗًﺎ ﻭَﺍَﺟْﺪَﺭُ ﺍَﻻَﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﺍ ﺣُﺪُﻭﺩَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﺭَﺳُﻮﻟِﻬ۪ۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٩٧﴿ 97- Bedevîler, kâfirlik ve münafıklık bakımından hem daha beter, hem de Allah'ın Resûlüne indirdiği kanunları tanımamaya daha yatkındır. Allah çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏِ ﻣَﻦْ ﻳَﺘَّﺨِﺬُ ﻣَﺎﻳُﻨْﻔِﻖُ ﻣَﻐْﺮَﻣًﺎ ﻭَﻳَﺘَﺮَﺑَّﺺُ ﺑِﻜُﻢُ ﺍﻟﺪَّﻭَٓﺍﺋِﺮَۜ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺩَٓﺍﺋِﺮَﺓُ ﺍﻟﺴَّﻮْﺀِۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٩٨﴿ 98- Bedevîlerden öylesi vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını angarya sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (Bekledikleri) o kötü belâ kendi başlarına gelmiştir. Allah pek iyi işiten, çok iyi bilendir. ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏِ ﻣَﻦْ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﻭَﻳَﺘَّﺨِﺬُ ﻣَﺎﻳُﻨْﻔِﻖُ ﻗُﺮُﺑَﺎﺕٍ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺻَﻠَﻮَﺍﺕِ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِۜ ﺍَﻻٓﺎ ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﻗُﺮْﺑَﺔٌ ﻟَﻬُﻢْۜ ﺳَﻴُﺪْﺧِﻠُﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻰ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻪ۪ۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ۟﴾٩٩﴿ 99- Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır, (hayır için) harcayacağını Allah katında yakınlığa ve Peygamber'in dualarını almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o (harcadıkları mal, Allah katında) onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine (cennetine) koyacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir. ﻭَﺍﻟﺴَّﺎﺑِﻘُﻮﻥَ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟُﻮﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻬَﺎﺟِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﺼَﺎﺭِ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﻫُﻢْ ﺑِﺎِﺣْﺴَﺎﻥٍۙ ﺭَﺿِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻨْﻬُﻢْ ﻭَﺭَﺿُﻮﺍ ﻋَﻨْﻪُ ﻭَﺍَﻋَﺪَّ ﻟَﻬُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﺗَﺤْﺘَﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺑَﺪًﺍۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻔَﻮْﺯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ﴾١٠٠﴿ 100- (İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur. ﻭَﻣِﻤَّﻦْ ﺣَﻮْﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏِ ﻣُﻨَﺎﻓِﻘُﻮﻥَۜ ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻤَﺪ۪ﻳﻨَﺔِ ﻣَﺮَﺩُﻭﺍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨِّﻔَﺎﻕِ ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻬُﻢْۜ ﻧَﺤْﻦُ ﻧَﻌْﻠَﻤُﻬُﻢْۜ ﺳَﻨُﻌَﺬِّﺑُﻬُﻢْ ﻣَﺮَّﺗَﻴْﻦِ ﺛُﻢَّ ﻳُﺮَﺩُّﻭﻥَ ﺍِﻟٰﻰ ﻋَﺬَﺍﺏٍ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٍۚ﴾١٠١﴿ 101- Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir. {Bir takım münafıklar iki yüzlülükte o derece maharet kazanmışlardı ki, keskin zekâ ve ferasetine rağmen Peygamber (s.a.), onların münafık olduklarını sezemiyordu. Ancak Allah'tan bir vahiy gelirse o zaman durumlarını anlıyordu. Çünkü münafıklar, kendilerine gelebilecek en ufak tenkit noktalarını biliyor ve ona göre davranıyorlardı.} ﻭَﺍٰﺧَﺮُﻭﻥَ ﺍﻋْﺘَﺮَﻓُﻮﺍ ﺑِﺬُﻧُﻮﺑِﻬِﻢْ ﺧَﻠَﻄُﻮﺍ ﻋَﻤَﻼﺎ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻭَﺍٰﺧَﺮَ ﺳَﻴِّﺌًﺎۜ ﻋَﺴَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳَﺘُﻮﺏَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٠٢﴿ 102- Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir. {Tebük seferinden geri kalan bir gurup, hatalarını anlayıp pişman olduktan sonra, kendilerini caminin direklerine bağladılar ve Allah Resûlü çözmedikçe kendilerini çözmeyeceklerine yemin ettiler. Resûlullah (s.a.) seferden döndükten sonra onların durumunu öğrenince, buyurdu ki: Haklarında emir alıncaya kadar ben de onları çözmeyeceğime yemin ederim. Sonra bu âyet inince onları çözdü.} ﺧُﺬْ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﺻَﺪَﻗَﺔً ﺗُﻄَﻬِّﺮُﻫُﻢْ ﻭَﺗُﺰَﻛّ۪ﻴﻬِﻢْ ﺑِﻬَﺎ ﻭَﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﺍِﻥَّ ﺻَﻠٰﻮﺗَﻚَ ﺳَﻜَﻦٌ ﻟَﻬُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١٠٣﴿ 103- Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir. ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻬُﻮَ ﻳَﻘْﺒَﻞُ ﺍﻟﺘَّﻮْﺑَﺔَ ﻋَﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻩ۪ ﻭَﻳَﺎْﺧُﺬُ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺕِ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻬُﻮَ ﺍﻟﺘَّﻮَّﺍﺏُ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢُ﴾١٠٤﴿ 104- Allah'ın, kullarının tevbesini kabul edeceğini, sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah'ın tevbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâla bilmezler mi? ﻭَﻗُﻞِ ﺍﻋْﻤَﻠُﻮﺍ ﻓَﺴَﻴَﺮَﻯﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻤَﻠَﻜُﻢْ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَۜ ﻭَﺳَﺘُﺮَﺩُّﻭﻥَ ﺍِﻟٰﻰ ﻋَﺎﻟِﻢِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻭَﺍﻟﺸَّﻬَﺎﺩَﺓِ ﻓَﻴُﻨَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَۚ﴾١٠٥﴿ 105- De ki: (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Resûlü de müminler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir. ﻭَﺍٰﺧَﺮُﻭﻥَ ﻣُﺮْﺟَﻮْﻥَ ﻻﺎَﻣْﺮِﺍﻟﻠّٰﻬِﺎِﻣَّﺎ ﻳُﻌَﺬِّﺑُﻬُﻢْ ﻭَﺍِﻣَّﺎ ﻳَﺘُﻮﺏُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾١٠٦﴿ 106- (Sefere katılmayanlardan) diğer bir gurup da Allah'ın emrine bırakılmışlardır. O, bunlara ya azap eder veya tevbelerini kabul eder. Allah çok bilendir, hikmet sahibidir. {Allah Teâlâ savaştan geri kalanları üç guruba ayırdı: 1- Münafıklığı kendilerine huy edinenler. 2- Günahlarını itiraf ettikten sonra tevbe edip üzüntülerini açıklayan ve bu uğurda mallarını feda edenler. 3- Ne itiraf, ne de tevbe edenlerdir ki bunlar hakkında 118. âyet nâzil olmuştur. Medine'de İslâm'dan önce Ebu Âmir isminde birisi hıristiyan papazı olmuş ve Resûlullah'ın peygamberliğine haset ederek Uhud ve Huneyn'de ona karşı savaşmıştı. Bu adam müşriklerin mağlubiyeti üzerine ümit keserek Şam'a kaçtı. Oradan münafıklara, "Elinizden geldiği kadar silahlanın, hazırlanın ve benim için bir mabet yapın. Ben Rum Kayseri'ne gidiyorum, oradan büyük bir ordu ile gelip Muhammed ve arkadaşlarını sürüp çıkaracağım" diye haber gönderdi. Münafıklar da Kuba Mescidi'nin cemaatini bölmek, müminler arasına nifak sokmak ve adı geçen papaza bir mabet hazırlamak maksadıyla bir mescit yaptılar. Resûlullah Tebük seferinden dönünce, yaptıkları mescitte namaz kılması için onu dâvet ettiler. Resûlullah dâveti kabul edip gitmeye hazırlanırken bu âyet indi.} ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﺍ ﻣَﺴْﺠِﺪًﺍ ﺿِﺮَﺍﺭًﺍ ﻭَﻛُﻔْﺮًﺍ ﻭَﺗَﻔْﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍِﺭْﺻَﺎﺩًﺍ ﻟِﻤَﻦْ ﺣَﺎﺭَﺑَﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۜ ﻭَﻟَﻴَﺤْﻠِﻔُﻦَّ ﺍِﻥْ ﺍَﺭَﺩْﻧَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨٰﻰۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﺸْﻬَﺪُ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻜَﺎﺫِﺑُﻮﻥَ﴾١٠٧﴿ 107- (Münafıklar arasında) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakkı) inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescid kuranlar ve: (Bununla) iyilikten başka birşey istemedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. ﻻﺎ ﺗَﻘُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺍَﺑَﺪًﺍۜ ﻟَﻤَﺴْﺠِﺪٌ ﺍُﺳِّﺲَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺘَّﻘْﻮٰﻯ ﻣِﻦْ ﺍَﻭَّﻝِ ﻳَﻮْﻡٍ ﺍَﺣَﻖُّ ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻡَ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺭِﺟَﺎﻝٌ ﻳُﺤِﺒُّﻮﻥَ ﺍَﻥْ ﻳَﺘَﻄَﻬَّﺮُﻭﺍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﻄَّﻬِّﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٠٨﴿ 108- Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takvâ üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever. ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﺍَﺳَّﺲَ ﺑُﻨْﻴَﺎﻧَﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﺗَﻘْﻮٰﻯ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭِﺿْﻮَﺍﻥٍ ﺧَﻴْﺮٌ ﺍَﻡْ ﻣَﻦْ ﺍَﺳَّﺲَ ﺑُﻨْﻴَﺎﻧَﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﺷَﻔَﺎ ﺟُﺮُﻑٍ ﻫَﺎﺭٍ ﻓَﺎﻧْﻬَﺎﺭَ ﺑِﻪ۪ ﻓ۪ﻰ ﻧَﺎﺭِ ﺟَﻬَﻨَّﻤَۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾١٠٩﴿ 109- Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. ﻻﺎ ﻳَﺰَﺍﻝُ ﺑُﻨْﻴَﺎﻧُﻬُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﻨَﻮْﺍ ﺭ۪ﻳﺒَﺔً ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﻘَﻄَّﻊَ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ۟﴾١١٠﴿ 110- Yaptıkları bina, (ölüp de) kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerine devamlı olarak bir kuşku (sebebi) olacaktır. Allah çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺎﺷْﺘَﺮٰﻯ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ ﻭَﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﺑِﺎَﻥَّ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَۜ ﻳُﻘَﺎﺗِﻠُﻮﻥَ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﻴَﻘْﺘُﻠُﻮﻥَ ﻭَﻳُﻘْﺘَﻠُﻮﻥَ ﻭَﻋْﺪًﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺣَﻘًّﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞِ ﻭَﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِۜ ﻭَﻣَﻦْ ﺍَﻭْﻓٰﻰ ﺑِﻌَﻬْﺪِﻩ۪ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﺎﺳْﺘَﺒْﺸِﺮُﻭﺍ ﺑِﺒَﻴْﻌِﻜُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﺎﻳَﻌْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ۜ ﻭَﺫٰﻟِﻚَ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻔَﻮْﺯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ﴾١١١﴿ 111- Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. {Mekke'de Akabe biatı sırasında, ensardan 70 kişi Resûlullah'a biat ederlerken, içlerinden Abdullah b. Revaha, "Yâ Resûlellah! Rabbin ve senin için şartların nedir?" demişti. Resûlullah buyurdu ki: "Rabbim için şartım O'na ibadet etmeniz, O'na hiçbir eş tutmamanızdır; kendi hakkımdaki şartım da canlarınızı ve mallarınızı nasıl müdafaa ediyorsanız beni de öyle savunmanızdır. Tekrar soruldu: "Böyle yaparsak bize ne vardır?" Resûlullah "Cennet vardır" diye cevap verdi. Onlar da "Ne kârlı alış veriş! Bundan ne döneriz, ne de dönülmesini isteriz" dediler. İşte bu âyet bunlar hakkında nâzil oldu.} ﺍَﻟﺘَّٓﺎﺋِﺒُﻮﻥَ ﺍﻟْﻌَﺎﺑِﺪُﻭﻥَ ﺍﻟْﺤَﺎﻣِﺪُﻭﻥَ ﺍﻟﺴَّٓﺎﺋِﺤُﻮﻥَ ﺍﻟﺮَّﺍﻛِﻌُﻮﻥَ ﺍﻟﺴَّﺎﺟِﺪُﻭﻥَ ﺍﻻﺎٰﻣِﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِ ﻭَﺍﻟﻨَّﺎﻫُﻮﻥَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻜَﺮِ ﻭَﺍﻟْﺤَﺎﻓِﻈُﻮﻥَ ﻟِﺤُﺪُﻭﺩِﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١١٢﴿ 112- (Bu alış verişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele! {Âyette geçen "es-sâihûn" oruç tutanlar olduğu gibi, cihad edenler ve yeryüzünde Allah'ın kudretini, güzel eserlerini ve ibret alınacak şeyleri görmek, bilgi kazanmak veya gönlünce ibadet ve taatını yapabilmek için seyahat edenler manasını da ifade etmektedir.} ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻟِﻠﻨَّﺒِﻰِّ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻥْ ﻳَﺴْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﺍ ﻟِﻠْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍُﻭ۬ﻟ۪ﻰ ﻗُﺮْﺑٰﻰ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﺗَﺒَﻴَّﻦَ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِ﴾١١٣﴿ 113- (Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. {Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) amcası Ebû Talip için Allah'tan mağfiret dilemek istemiş, bunun üzerine 113. âyet inmiştir. Daha önce de İbrahim Peygamber, babasının affı için Allah'a dua edeceğine dair babasına söz vermiş ve Allah'tan onun affını dilemişti. Fakat babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca dua etmeyi bıraktı. 114. âyet de onunla ilgilidir.} ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﺍﺳْﺘِﻐْﻔَﺎﺭُ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻻﺎَﺑ۪ﻴﻪِ ﺍِﻻَﺎ ﻋَﻦْ ﻣَﻮْﻋِﺪَﺓٍ ﻭَﻋَﺪَﻫَٓﺎ ﺍِﻳَّﺎﻩُۚ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺗَﺒَﻴَّﻦَ ﻟَﻪُٓ ﺍَﻧَّﻪُ ﻋَﺪُﻭٌّﻟِﻠّٰﻬِﺘَﺒَﺮَّﺍَ ﻣِﻨْﻪُۜ ﺍِﻥَّ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻻﺎَﻭَّﺍﻩٌ ﺣَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١١٤﴿ 114- İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi. ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠِﻴُﻀِﻞَّ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺫْ ﻫَﺪٰﻳﻬُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﺒَﻴِّﻦَ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﻳَﺘَّﻘُﻮﻥَۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١١٥﴿ 115- Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir. Allah her şeyi çok iyi bilendir. {Bu âyette, müşriklerin affı için dua etmenin yasak olduğu bildirilmeden önce, bunu yapanların ve haram olan şeyleri, yasak emri gelmeden önce yapmış olanların sorumlu tutulmayacağı, sorumluluğun ancak hükümlerin açıkça bildirilmesinden sonra gerçekleşeceği ifade edilmektedir.} ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻪُ ﻣُﻠْﻚُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﻳُﺤْﻴ۪ﻰ ﻭَﻳُﻤ۪ﻴﺖُۜ ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦْ ﻭَﻟِﻰٍّ ﻭَﻻﺎ ﻧَﺼ۪ﻴﺮٍ﴾١١٦﴿ 116- Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. ﻟَﻘَﺪْ ﺗَﺎﺑَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻭَﺍﻟْﻤُﻬَﺎﺟِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﺼَﺎﺭِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﻩُ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺎﻋَﺔِ ﺍﻟْﻌُﺴْﺮَﺓِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﻛَﺎﺩَ ﻳَﺰ۪ﻳﻎُ ﻗُﻠُﻮﺏُ ﻓَﺮ۪ﻳﻖٍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺛُﻢَّ ﺗَﺎﺏَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﻬِﻢْ ﺭَﻭُۭ۫ﻑٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌۙ﴾١١٧﴿ 117- Andolsun ki Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir. {Peygamberimiz Tebük seferine çıkarken, münafıklar gelip yalandan özür beyan ederek izin istediler, o da onlara izin verdi. Bu hususta 43. âyet indi ve Allah Teâlâ Peygamber'i ikaz etti. Münafıkların propagandasına aldanan bazı müslümanların da kalbine tereddüt düşmüştü. Sonradan onlar da tevbe ettiler. Tebük seferine katılmayanlar arasında Ka'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Memâre b. Râbiîn adlı sahâbîler de vardı ki, tefsircilere göre bu âyette işâret edilen 3 kişi bunlardır.} ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺜَّﻠٰﺜَﺔِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺧُﻠِّﻔُﻮﺍۜ ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺿَﺎﻗَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﺑِﻤَﺎ ﺭَﺣُﺒَﺖْ ﻭَﺿَﺎﻗَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻬُﻢْ ﻭَﻇَﻨُّٓﻮﺍ ﺍَﻥْ ﻻﺎ ﻣَﻠْﺠَﺎَ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻻَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِۜ ﺛُﻢَّ ﺗَﺎﺏَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻟِﻴَﺘُﻮﺑُﻮﺍۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻬُﻮَ ﺍﻟﺘَّﻮَّﺍﺏُ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢُ۟﴾١١٨﴿ 118- Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﻛُﻮﻧُﻮﺍ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾١١٩﴿ 119- Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun. ﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﻻﺎَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻤَﺪ۪ﻳﻨَﺔِ ﻭَﻣَﻦْ ﺣَﻮْﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏِ ﺍَﻥْ ﻳَﺘَﺨَﻠَّﻔُﻮﺍ ﻋَﻦْ ﺭَﺳُﻮﻻﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎ ﻳَﺮْﻏَﺒُﻮﺍ ﺑِﺎَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪ۪ۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳُﺼ۪ﻴﺒُﻬُﻢْ ﻇَﻤَﺎٌ ﻭَﻻﺎ ﻧَﺼَﺐٌ ﻭَﻻﺎ ﻣَﺨْﻤَﺼَﺔٌ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎ ﻳَﻄَﻮُۭ۫ﻥَ ﻣَﻮْﻃِﺌًﺎ ﻳَﻐ۪ﻴﻆُ ﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭَ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻨَﺎﻟُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﻋَﺪُﻭٍّ ﻧَﻴْﻼﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻟَﻬُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻋَﻤَﻞٌ ﺻَﺎﻟِﺢٌۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳُﻀ۪ﻴﻊُ ﺍَﺟْﺮَ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَۙ﴾١٢٠﴿ 120- Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara Allah'ın Resûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez. ﻭَﻻﺎ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﻧَﻔَﻘَﺔً ﺻَﻐ۪ﻴﺮَﺓً ﻭَﻻﺎ ﻛَﺒ۪ﻴﺮَﺓً ﻭَﻻﺎ ﻳَﻘْﻄَﻌُﻮﻥَ ﻭَﺍﺩِﻳًﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻟَﻬُﻢْ ﻟِﻴَﺠْﺰِﻳَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎَﺣْﺴَﻦَ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٢١﴿ 121- Allah onları, yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlandırmak için küçük büyük yaptıkları her masraf, geçtikleri her vâdi mutlaka onların lehine yazılır. {Tebük seferine katılmayanlar hakkında şiddetli âyetler inince, bundan sonraki seferlere müslümanlar topyekün katılmaya başladılar. Sefer esnasında Resûlullah Medine'de yalnız kalıyordu. Bunun üzerine 122. âyet nâzil oldu.} ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﻟِﻴَﻨْﻔِﺮُﻭﺍ ﻛَٓﺎﻓَّﺔًۜ ﻓَﻠَﻮْﻻﺎ ﻧَﻔَﺮَ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﻓِﺮْﻗَﺔٍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺔٌ ﻟِﻴَﺘَﻔَﻘَّﻬُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻭَﻟِﻴُﻨْﺬِﺭُﻭﺍ ﻗَﻮْﻣَﻬُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﺭَﺟَﻌُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺤْﺬَﺭُﻭﻥَ۟﴾١٢٢﴿ 122- Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar. {Bu âyetten anlaşıldığına göre, bir milletin topyekün savaşa çıkması doğru değildir. Savaş durumunda toplumun silah kullanabilen bir kısmı silah altına alınırken, bir kısmı da ilmî faaliyetleri devam ettirmelidir. Özellikle dinî ilimlerde toplumun ihtiyacını karşılayacak seviyede ilim adamları yetiştirilmelidir ki toplumu aydınlatıp, Allah'ın emir ve yasaklarını toplum fertlerine öğretsinler. Ancak, âyette geçen din ve dinî ilimler dar manada anlaşılmamalıdır. Çünkü İslâm, aynı zamanda siyasî, ictimaî ve iktisadî hayatı düzenlediğine göre, bu anlamdaki ilimler de dinî ilimler sayılır. Savaş uzun süre devam edebilir. Toplumun ayakta durabilmesi için din ve ilim adamlarının iman, bilgi ve teknik bakımdan savaşan zümreyi beslemeleri ve desteklemeleri gerekir. Bir millet, ilim ve teknik alanında geri kalmışsa, askerî alanda kuvvetli dahi olsa çabuk çöker. Ama ilim ve teknikte ileri gitmiş milletler, askerî alanda zayıf bile olsalar, noksanlarını çabuk telâfi edebilirler. Bu sebeple cephedeki cihadı bilim ve teknoloji ile destekleyen ve tamamlayan bilim adamlarının cihadı daha önemli görülmüştür. İslâm dini, prensip olarak sulhtan yanadır. Nitekim Nisâ sûresinin 128. âyetinde, "Sulh daha hayırlıdır" buyurulmuştur. Fakat 123. âyet, dinin ve devletin güvenliğini garanti altına almak için gayri müslim komşulardan gelen zararları bertaraf etmeyi ve onların karşısında tecâvüze cesâret edemeyecekleri şekilde güçlü ve metîn olmayı emretmektedir.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻗَﺎﺗِﻠُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻠُﻮﻧَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭِ ﻭَﻟْﻴَﺠِﺪُﻭﺍ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﻏِﻠْﻈَﺔًۜ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻊَ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾١٢٣﴿ 123- Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَٓﺎﺍُﻧْﺰِﻟَﺖْ ﺳُﻮﺭَﺓٌ ﻓَﻤِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍَﻳُّﻜُﻢْ ﺯَﺍﺩَﺗْﻪُ ﻫٰﺬِﻩ۪ٓ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧًﺎۚ ﻓَﺎَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻓَﺰَﺍﺩَﺗْﻬُﻢْ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧًﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﺴْﺘَﺒْﺸِﺮُﻭﻥَ﴾١٢٤﴿ 124- Herhangi bir sûre indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: "Bu sizin hanginizin imanını artırdı?" İman edenlere gelince (bu sûre) onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler. ﻭَﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ ﻓَﺰَﺍﺩَﺗْﻬُﻢْ ﺭِﺟْﺴًﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺭِﺟْﺴِﻬِﻢْ ﻭَﻣَﺎﺗُﻮﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻛَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾١٢٥﴿ 125- Kalplerinde hastalık (kâfirlik ve münafıklık) olanlara gelince, onların da inkârlarını büsbütün artırır ve onlar artık kâfir olarak ölürler. ﺍَﻭَﻻﺎ ﻳَﺮَﻭْﻥَ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻳُﻔْﺘَﻨُﻮﻥَ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﻋَﺎﻡٍ ﻣَﺮَّﺓً ﺍَﻭْ ﻣَﺮَّﺗَﻴْﻦِ ﺛُﻢَّ ﻻﺎﻳَﺘُﻮﺑُﻮﻥَ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳَﺬَّﻛَّﺮُﻭﻥَ﴾١٢٦﴿ 126- Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻟَﺖْ ﺳُﻮﺭَﺓٌ ﻧَﻈَﺮَ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍۜ ﻫَﻞْ ﻳَﺮٰﻳﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﺣَﺪٍ ﺛُﻢَّ ﺍﻧْﺼَﺮَﻓُﻮﺍۜ ﺻَﺮَﻓَﺎﻟﻠّٰﻬُﻘُﻠُﻮﺑَﻬُﻢْ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﻻﺎﻳَﻔْﻘَﻬُﻮﻥَ﴾١٢٧﴿ 127- Bir sûre indirildiği zaman, (göz kırpıp alay ederek) birbirlerine bakar (ve): (Çevreden) sizi birisi görüyor mu? diye sorarlar, sonra da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir kavim oldukları için Allah onların kalplerini (imandan) çevirmiştir. ﻟَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺭَﺳُﻮﻝٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﻋَﺰ۪ﻳﺰٌۘ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣَﺎ ﻋَﻨِﺘُّﻢْ ﺣَﺮ۪ﻳﺺٌ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺭَﻭُۭ۫ﻑٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٢٨﴿ 128- Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. {Allah Teâlâ bu âyette kendi isimlerinden olan, "raûfçok şefkatli ve rahîmpek merhametli sıfatlarını Peygamberimize de vermiştir ki, önceki peygamberlerden hiçbiri bu sıfatların ikisine birden mazhar olamamıştır.} ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﻘُﻞْ ﺣَﺴْﺒِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُۘﻼٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَۜ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﺖُ ﻭَﻫُﻮَﺭَﺑُّﺎﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢِ﴾١٢٩﴿ 129- (Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir.