Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

8-Enfal

Kur'an-ı Kerim Meali · s.176

ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ٨ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻻﺎَﻧْﻔَﺎﻝِ {Enfâl sûresi, 75 âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen "nefl" kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da "nefl" denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻻﺎَﻧْﻔَﺎﻝِۜ ﻗُﻞِ ﺍﻻﺎَﻧْﻔَﺎﻟُﻠِﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِۚ ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍَﺻْﻠِﺤُﻮﺍ ﺫَﺍﺕَ ﺑَﻴْﻨِﻜُﻢْۖ ﻭَﺍَﻃ۪ﻴﻌُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُٓ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١﴿ 1- Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin. {Ganimetlerin Allah'a ait olması demek, savaşta alınan mal ve mülkün İslâm devletine ait olması demektir.} ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍِﺫَﺍ ﺫُﻛِﺮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺟِﻠَﺖْ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺗُﻠِﻴَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗُﻪُ ﺯَﺍﺩَﺗْﻬُﻢْ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧًﺎ ﻭَﻋَﻠٰﻰﺭَﺑِّﻬِﻤْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻠُﻮﻥَۚ﴾٢﴿ 2- Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَۜ﴾٣﴿ 3- Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺣَﻘًّﺎۜ ﻟَﻬُﻢْ ﺩَﺭَﺟَﺎﺕٌ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻬِﻤْﻮَﻣَﻐْﻔِﺮَﺓٌ ﻭَﺭِﺯْﻕٌ ﻛَﺮ۪ﻳﻢٌۚ﴾٤﴿ 4- İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır. {Bedir savaşına çıkarken müslümanların bir kısmı huzursuz idiler. Bazıları da ganimetlerin bölüştürülmesinde hoşnutsuzluk gösterdiler. Allah Teâlâ onların bu durumunu öncekilerin hoşnutsuzluk durumlarına teşbih ederek şöyle buyurdu:} ﻛَﻤَٓﺎ ﺍَﺧْﺮَﺟَﻜَﺮَﺑُّﻜَﻤِﻦْ ﺑَﻴْﺘِﻚَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّۖ ﻭَﺍِﻥَّ ﻓَﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻟَﻜَﺎﺭِﻫُﻮﻥَۙ﴾٥﴿ 5- (Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir. ﻳُﺠَﺎﺩِﻟُﻮﻧَﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﺎ ﺗَﺒَﻴَّﻦَ ﻛَﺎَﻧَّﻤَﺎ ﻳُﺴَﺎﻗُﻮﻥَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَۜ﴾٦﴿ 6- Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı. {Hicretin ikinci yılında Mekke müşrikleri, Ebu Süfyân'ın başkanlığında bir ticaret kervanını Şam'a gönderdi. Resûlullah (s.a.) kervanın dönüşünü haber alınca, daha önce kendilerini yurtlarından çıkarmış olan Kureyş'in bu kervanını vurmak istedi ve üçyüzden fazla arkadaşıyla yola çıktı. Fakat durumdan haberdar olan Ebu Süfyân, bir taraftan kervanı kurtarmaları için Kureyş'e haber göndermiş, diğer taraftan da yolunu değiştirerek kervanı kurtarmıştı. Müşrikler bin kişilik bir ordu ile yola çıktılar. Müslümanlar artık kervanla değil Kureyş cengâverleri ile karşılaşacaklardı. Ashaptan bir kısmı, "Biz kervanı yakalamak için çıktık, böyle bir savaşa hazırlıklı değiliz" diyerek çekingenlik gösteriyorlardı. Neticede savaşma hususunda ittifak ettiler ve gerçekten de zafer müslümanların oldu.} ﻭَﺍِﺫْ ﻳَﻌِﺪُﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﺣْﺪَﻯ ﺍﻟﻄَّٓﺎﺋِﻔَﺘَﻴْﻦِ ﺍَﻧَّﻬَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﺗَﻮَﺩُّﻭﻥَ ﺍَﻥَّ ﻏَﻴْﺮَ ﺫَﺍﺕِ ﺍﻟﺸَّﻮْﻛَﺔِ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﻳُﺮ۪ﻳﺪُﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳُﺤِﻖَّ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﺑِﻜَﻠِﻤَﺎﺗِﻪ۪ ﻭَﻳَﻘْﻄَﻊَ ﺩَﺍﺑِﺮَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَۙ﴾٧﴿ 7- Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu. ﻟِﻴُﺤِﻖَّ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﻭَﻳُﺒْﻄِﻞَ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞَ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺮِﻩَ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣُﻮﻥَۚ﴾٨﴿ 8- (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi. ﺍِﺫْ ﺗَﺴْﺘَﻐ۪ﻴﺜُﻮﻧَﺮَﺑَّﻜُﻤْﻔَﺎﺳْﺘَﺠَﺎﺏَ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻧّ۪ﻰ ﻣُﻤِﺪُّﻛُﻢْ ﺑِﺎَﻟْﻒٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﻣُﺮْﺩِﻓ۪ﻴﻦَ﴾٩﴿ 9- Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu. {Resûlullah (s.a.) kendi arkadaşlarının azlığını, müşriklerin de çokluğunu görünce, kıbleye yönelerek iki elini uzattı ve şöyle dua etti: "Allah'ım! Bana verdiğin sözü yerine getir. Allah'ım! Bu cemaatı helâk edersen artık yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacak!" Resûlullah (s.a.) bu duayı devamlı olarak okudu. Allah Teâlâ da onun duasını kabul ederek bin melek ile yardım etti. İşte bu âyette buna işaret edilmektedir.} ﻭَﻣَﺎ ﺟَﻌَﻠَﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﻻَﺎ ﺑُﺸْﺮٰﻯ ﻭَﻟِﺘَﻄْﻤَﺌِﻦَّ ﺑِﻪ۪ ﻗُﻠُﻮﺑُﻜُﻢْۚ ﻭَﻣَﺎ ﺍﻟﻨَّﺼْﺮُ ﺍِﻻَﺎ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ۟﴾١٠﴿ 10- Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir. ﺍِﺫْ ﻳُﻐَﺸّ۪ﻴﻜُﻢُ ﺍﻟﻨُّﻌَﺎﺱَ ﺍَﻣَﻨَﺔً ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻟِﻴُﻄَﻬِّﺮَﻛُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻭَﻳُﺬْﻫِﺐَ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺭِﺟْﺰَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﻭَﻟِﻴَﺮْﺑِﻂَ ﻋَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻜُﻢْ ﻭَﻳُﺜَﺒِّﺖَ ﺑِﻪِ ﺍﻻﺎَﻗْﺪَﺍﻡَۜ﴾١١﴿ 11- O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu. {Kureyş ordusu daha önce gelip Bedir kuyusu çevresinde yerleşmişti. İslâm mücâhitleri ise susuzdu. Aynı zamanda tuttukları mevki de çok kumluk olduğundan serbestçe harekete imkân vermiyordu. Yağan yağmur hem onların kalbindeki bazı vesveseleri giderdi, morallerini yükseltti hem de su ihtiyaçlarını karşıladı. Ayrıca kumluk bir yer olan savaş alanını pekiştirerek harekete elverişli bir duruma getirdi.} ﺍِﺫْ ﻳُﻮﺣ۪ﻰﺭَﺑُّﻜَﺎِﻟَﻰ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﺍَﻧّ۪ﻰ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﻓَﺜَﺒِّﺘُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍۜ ﺳَﺎُﻟْﻘ۪ﻰ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺏِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺍﻟﺮُّﻋْﺐَ ﻓَﺎﺿْﺮِﺑُﻮﺍ ﻓَﻮْﻕَ ﺍﻻﺎَﻋْﻨَﺎﻕِ ﻭَﺍﺿْﺮِﺑُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻛُﻞَّ ﺑَﻨَﺎﻥٍۜ﴾١٢﴿ 12- Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu. ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﺷَٓﺎﻗُّﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﺸَﺎﻗِﻘِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ﴾١٣﴿ 13- Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır. ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻓَﺬُﻭﻗُﻮﻩُ ﻭَﺍَﻥَّ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ﴾١٤﴿ 14- İşte bu yenilgi size Allah'ın azabı! Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻟَﻘ۪ﻴﺘُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺯَﺣْﻔًﺎ ﻓَﻼﺎ ﺗُﻮَﻟُّﻮﻫُﻢُ ﺍﻻﺎَﺩْﺑَﺎﺭَۚ﴾١٥﴿ 15- Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın). ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﻮَﻟِّﻬِﻢْ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﺩُﺑُﺮَﻩُٓ ﺍِﻻَﺎ ﻣُﺘَﺤَﺮِّﻓًﺎ ﻟِﻘِﺘَﺎﻝٍ ﺍَﻭْ ﻣُﺘَﺤَﻴِّﺰًﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻓِﺌَﺔٍ ﻓَﻘَﺪْ ﺑَٓﺎﺀَ ﺑِﻐَﻀَﺐٍ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَﺎْﻭٰﻳﻪُ ﺟَﻬَﻨَّﻢُۜ ﻭَﺑِﺌْﺲَ ﺍﻟْﻤَﺼ۪ﻴﺮُ﴾١٦﴿ 16- Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir! ﻓَﻠَﻢْ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻮﻫُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻘَﺘَﻠَﻬُﻢْۖ ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﻭَﻟٰﻜِﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺮَﻣٰﻰۚ ﻭَﻟِﻴُﺒْﻠِﻰَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻣِﻨْﻪُ ﺑَﻼٓﺎﺀً ﺣَﺴَﻨًﺎۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١٧﴿ 17- (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. {Kureyş ordusu, müslümanlarla savaşmak için ilerleyince Resûlullah (s.a.) ellerini kaldırarak: "Allah'ım! Kureyş, senin Resûlünü yalanlayan kibirli liderleriyle geldi. Allah'ım! Bana verdiğin sözü yerine getirmeni diliyorum!" diye dua etti. Ve iki topluluk karşılaşınca yerden bir avuç toprak alıp düşmanın yüzlerine doğru serpti. Kureyş ordusunun gözleri görmez oldu ve sonunda bozguna uğradılar. İşte bu âyette bu atışa işaret edilmekte, onu atanın gerçekte Allah olduğu bildirilmektedir. Çünkü bu bir mucize idi ve Peygamber, onu atarken kendi adına değil, Allah adına atmıştı.} ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤُﻮﻫِﻦُ ﻛَﻴْﺪِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٨﴿ 18- Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını bozar. ﺍِﻥْ ﺗَﺴْﺘَﻔْﺘِﺤُﻮﺍ ﻓَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢُ ﺍﻟْﻔَﺘْﺢُۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻨْﺘَﻬُﻮﺍ ﻓَﻬُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻌُﻮﺩُﻭﺍ ﻧَﻌُﺪْۚ ﻭَﻟَﻦْ ﺗُﻐْﻨِﻰَ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﻓِﺌَﺘُﻜُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺜُﺮَﺕْۙ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻊَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ۟﴾١٩﴿ 19- (Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻃ۪ﻴﻌُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻋَﻨْﻪُ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﺴْﻤَﻌُﻮﻥَۚ﴾٢٠﴿ 20- Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin. ﻭَﻻﺎ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺴْﻤَﻌُﻮﻥَ﴾٢١﴿ 21- İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın. ﺍِﻥَّ ﺷَﺮَّ ﺍﻟﺪَّﻭَٓﺍﺏِّ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺼُّﻢُّ ﺍﻟْﺒُﻜْﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٢٢﴿ 22- Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. ﻭَﻟَﻮْ ﻋَﻠِﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻴﻬِﻢْ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻻﺎَﺳْﻤَﻌَﻬُﻢْۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﺳْﻤَﻌَﻬُﻢْ ﻟَﺘَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻣُﻌْﺮِﺿُﻮﻥَ﴾٢٣﴿ 23- Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi. {Bu âyetler, Allah Resûlünün sözlerini işitip de ehemmiyet vermeyen kimselere ihtardır. Bunlar zahirde işittiklerini gerçek manada işitmedikleri için söz anlamayan sağır ve dilsiz hayvanlara benzetilmişlerdir. Bunlarda hayır istidadı yoktur. Eğer hayra kabiliyetleri olsaydı, Allah onlara sözlerinin gerçek manasını işittirirdi.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺳْﺘَﺠ۪ﻴﺒُﻮﺍﻟِﻠّٰﻬِﻮَﻟِﻠﺮَّﺳُﻮﻝِ ﺍِﺫَﺍ ﺩَﻋَﺎﻛُﻢْ ﻟِﻤَﺎ ﻳُﺤْﻴ۪ﻴﻜُﻢْۚ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺤُﻮﻝُ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﻤَﺮْﺀِ ﻭَﻗَﻠْﺒِﻪ۪ ﻭَﺍَﻧَّﻪُٓ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ﴾٢٤﴿ 24- Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız. {İnsanlara hayat verecek şey Allah ve Resûlünün emir ve yasaklarıdır. Şüphesiz ki O'nun her emrinde bir hikmet ve hayat vardır. Onun için O'ndan gelen her emri kabullenmek ve yerine getirmek gerekir. Âyette "Allah kişi ile kalbi arasına girer" buyuruluyor. Bu durumu tasvirden âciziz. Ancak başka bir âyette "Biz insana şah damarından daha yakınız" buyurulmuştur. Allah insanın kabiliyetine göre kalbini dilediği tarafa çevirir. Peygamberimiz şöyle dua ederdi: "Ey kalbleri çeviren Allah! Benim kalbimi senin dinin üzerinde sabit kıl!"} ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍ ﻓِﺘْﻨَﺔً ﻻﺎﺗُﺼ۪ﻴﺒَﻦَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﺧَٓﺎﺻَّﺔًۚ ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ﴾٢٥﴿ 25- Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir. ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُٓﻭﺍ ﺍِﺫْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻗَﻠ۪ﻴﻞٌ ﻣُﺴْﺘَﻀْﻌَﻔُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺗَﺨَﺎﻓُﻮﻥَ ﺍَﻥْ ﻳَﺘَﺨَﻄَّﻔَﻜُﻢُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻓَﺎٰﻭٰﻳﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻳَّﺪَﻛُﻢْ ﺑِﻨَﺼْﺮِﻩ۪ ﻭَﺭَﺯَﻗَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺒَﺎﺕِ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٢٦﴿ 26- Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde âciz tanınan az (bir toplum) idiniz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz da şükredesiniz diye Allah size yer yurt verdi; yardımıyla sizi destekledi ve size temizinden rızıklar verdi. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﺨُﻮﻧُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝَ ﻭَﺗَﺨُﻮﻧُٓﻮﺍ ﺍَﻣَﺎﻧَﺎﺗِﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢٧﴿ 27- Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz. {Medine'de bir yahudi kabilesi olan Kurayza oğulları bir savaşta, Peygamber'le daha önce yapmış oldukları antlaşmayı bozarak müttefik müşrik ordularına yardım ettiler. Müşrik Arap orduları çekilip gittikten sonra Resûlullah onların kalelerini kuşattı. Barış isteklerini de reddetti. Yalnız seçecekleri bir hakemin vereceği hükme razı olacağını bildirdi. Yahudiler de hakem olarak Sa'd'ı seçtiler. Sonra da Sa'd'ın vereceği hüküm hakkında bir fikir edinmek üzere Ebu Lübâbe ile konuşmak istediler. Ebu Lübâbe gitti. Sa'd'ın hükmünün ne olacağını ona sordular. O da yahudilerin kesileceklerine işaret olarak boğazını gösterdi. İşte bu âyet Ebu Lübâbe'nin bu davranışına işaret ederek onu kınamaktadır. Bunun üzerine Ebu Lübâbe, kendisini mescidin direğine bağlayıp, ölünceye, ya da Allah tarafından affedilinceye kadar yeyip içmeyeceğine dair yemin etti. Yedi gün sonra bayılıp düştü. Bunun üzerine affedildiğine dair bir âyet indi.} ﻭَﺍﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟُﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻭْﻻﺎﺩُﻛُﻢْ ﻓِﺘْﻨَﺔٌۙ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌِﻨْﺪَﻩُٓ ﺍَﺟْﺮٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ۟﴾٢٨﴿ 28- Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻥْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻴَﺠْﻌَﻞْ ﻟَﻜُﻢْ ﻓُﺮْﻗَﺎﻧًﺎ ﻭَﻳُﻜَﻔِّﺮْ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺗِﻜُﻢْ ﻭَﻳَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺬُﻭ ﺍﻟْﻔَﻀْﻞِ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢِ﴾٢٩﴿ 29- Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir. ﻭَﺍِﺫْ ﻳَﻤْﻜُﺮُ ﺑِﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻟِﻴُﺜْﺒِﺘُﻮﻙَ ﺍَﻭْ ﻳَﻘْﺘُﻠُﻮﻙَ ﺍَﻭْ ﻳُﺨْﺮِﺟُﻮﻙَۜ ﻭَﻳَﻤْﻜُﺮُﻭﻥَ ﻭَﻳَﻤْﻜُﺮُﺍﻟﻠّٰﻪُۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺨَﻴْﺮُ ﺍﻟْﻤَﺎﻛِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٣٠﴿ 30- Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺗُﺘْﻠٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗُﻨَﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻗَﺪْ ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻟَﻮْ ﻧَﺸَٓﺎﺀُ ﻟَﻘُﻠْﻨَﺎ ﻣِﺜْﻞَ ﻫٰﺬَٓﺍۙ ﺍِﻥْ ﻫٰﺬَٓﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﺳَﺎﻃ۪ﻴﺮُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَ﴾٣١﴿ 31- Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir." ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَّﺎِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻫٰﺬَﺍ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﻙَ ﻓَﺎَﻣْﻄِﺮْ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﺣِﺠَﺎﺭَﺓً ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺍَﻭِ ﺍﺋْﺘِﻨَﺎ ﺑِﻌَﺬَﺍﺏٍ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٍ﴾٣٢﴿ 32- Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi. ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠِﻴُﻌَﺬِّﺑَﻬُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﺖَ ﻓ۪ﻴﻬِﻢْۜ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻤُﻌَﺬِّﺑَﻬُﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﺴْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﻥَ﴾٣٣﴿ 33- Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir. ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﻳُﻌَﺬِّﺑَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻫُﻢْ ﻳَﺼُﺪُّﻭﻥَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَﻩُۜ ﺍِﻥْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﻭُۭ۬ﻩُٓ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘُﻮﻥَ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٣٤﴿ 34- Onlar Mescid-i Haram'ın mütevellîleri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez. ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﺻَﻼﺎﺗُﻬُﻢْ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖِ ﺍِﻻَﺎ ﻣُﻜَٓﺎﺀً ﻭَﺗَﺼْﺪِﻳَﺔًۜ ﻓَﺬُﻭﻗُﻮﺍ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏَ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ﴾٣٥﴿ 35- Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. (Ey kâfirler!) İnkâr etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın! {Rivayet edildiğine göre, müşriklerin bazı erkek ve kadınları Beytullah'ı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Tavaf esnasında parmaklarını birbirine kenetleyip ağızlarına götürerek ıslık çalıyorlar, bir taraftan da ellerini çırpıyorlardı. Bu da iddialarına göre onların duası idi. İşte bu âyette müşriklerin bu durumlarına işaret edilmektedir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﻟِﻴَﺼُﺪُّﻭﺍ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻔَﺴَﻴُﻨْﻔِﻘُﻮﻧَﻬَﺎ ﺛُﻢَّ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺣَﺴْﺮَﺓً ﺛُﻢَّ ﻳُﻐْﻠَﺒُﻮﻥَۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻳُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَۙ﴾٣٦﴿ 36- Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır. {Bedir ve daha sonraki savaşlarda müşrikler bütün servetlerini ortaya koyarak İslâm'ı mağlûp etmeye yeltenmişler, fakat sonunda hepsi perişan olmuşlardır.} ﻟِﻴَﻤ۪ﻴﺰَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﺨَﺒ۪ﻴﺚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺐِ ﻭَﻳَﺠْﻌَﻞَ ﺍﻟْﺨَﺒ۪ﻴﺚَ ﺑَﻌْﻀَﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍ ﻓَﻴَﺮْﻛُﻤَﻪُ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻓَﻴَﺠْﻌَﻠَﻪُ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻬَﻨَّﻢَۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ۟﴾٣٧﴿ 37- (Bu toplama) Allah'ın murdarı temizden ayıklaması (mümini kâfirden ayırması) ve bütün murdarların bir kısmını diğer bir kısmının üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir. İşte onlar ziyana uğrayanların kendileridir. ﻗُﻞْ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍِﻥْ ﻳَﻨْﺘَﻬُﻮﺍ ﻳُﻐْﻔَﺮْ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﻗَﺪْ ﺳَﻠَﻒَۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﻌُﻮﺩُﻭﺍ ﻓَﻘَﺪْ ﻣَﻀَﺖْ ﺳُﻨَّﺖُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَ﴾٣٨﴿ 38- İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir! ﻭَﻗَﺎﺗِﻠُﻮﻫُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻻﺎﺗَﻜُﻮﻥَ ﻓِﺘْﻨَﺔٌ ﻭَﻳَﻜُﻮﻥَ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦُ ﻛُﻠُّﻬُﻠِﻠّٰﻬِۚﻔَﺎِﻥِ ﺍﻧْﺘَﻬَﻮْﺍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻤَﺎ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮٌ﴾٣٩﴿ 39- Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﺎﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻮْﻟٰﻴﻜُﻢْۜ ﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻤَﻮْﻟٰﻰ ﻭَﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟﻨَّﺼ۪ﻴﺮُ﴾٤٠﴿ 40- Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, bilin ki Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!