5-Maide
Kur'an-ı Kerim Meali · s.105
٥ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟْﻤَﺎٓﺋِﺪَﺓِ {Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine'de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. 120 âyettir. Buhârî ve Müslim'de, Hz. Ömer'-den rivayet edildiğine göre "Bugün size dininizi ikmal ettim..." ifadesinin yer aldığı âyet Mekke'de, vedâ haccında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur. "Mâide" sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, ictimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiştir.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻭْﻓُﻮﺍ ﺑِﺎﻟْﻌُﻘُﻮﺩِۜ ﺍُﺣِﻠَّﺖْ ﻟَﻜُﻢْ ﺑَﻬ۪ﻴﻤَﺔُ ﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻳُﺘْﻠٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻏَﻴْﺮَ ﻣُﺤِﻠِّﻰ ﺍﻟﺼَّﻴْﺪِ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺣُﺮُﻡٌۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺤْﻜُﻢُ ﻣَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُ﴾١﴿ 1- Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder. {Akitlere riayet, hukuk devletinin en önemli hususiyetini teşkil eder. Muasır devletlerde iki önemli vasıf vardır: "Sosyallik, hukukîlik". Bunlardan birincisi devletin, yalnız fertlerin hukûkunu değil, toplumun da hak ve menfaatlerini gözetmesi, gerektiğinde toplum menfaatini, fert menfaatine tercih etmesidir. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet kaynağı devletin sosyal vasfı üzerinde önemle durmuş, bağlayıcı prensipler koymuştur. İkincisi ise keyfiliğin, zorbalığın, fırsatçılığın yerine, hak, hukuk ve kanunların hakim olması demektir. Kur'an-ı Kerim 14 asır öncesinden beri bu iki mefhumu insanlık dünyasına tebliğ etmektedir; hem de akitlere riayeti imanın gereği sayarak!} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗُﺤِﻠُّﻮﺍ ﺷَﻌَٓﺎﺋِﺮَﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎﺍﻟﺸَّﻬْﺮَ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡَ ﻭَﻻﺎ ﺍﻟْﻬَﺪْﻯَ ﻭَﻻﺎ ﺍﻟْﻘَﻼٓﺎﺋِﺪَ ﻭَﻻٓﺎ ﺍٰٓﻣّ۪ﻴﻦَ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖَ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡَ ﻳَﺒْﺘَﻐُﻮﻥَ ﻓَﻀْﻼﺎ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬِﻤْﻮَﺭِﺿْﻮَﺍﻧًﺎۜ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺣَﻠَﻠْﺘُﻢْ ﻓَﺎﺻْﻄَﺎﺩُﻭﺍۜ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺠْﺮِﻣَﻨَّﻜُﻢْ ﺷَﻨَﺎٰﻥُ ﻗَﻮْﻡٍ ﺍَﻥْ ﺻَﺪُّﻭﻛُﻢْ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﺴْﺠِﺪِ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡِ ﺍَﻥْ ﺗَﻌْﺘَﺪُﻭﺍۢ ﻭَﺗَﻌَﺎﻭَﻧُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺒِﺮِّ ﻭَﺍﻟﺘَّﻘْﻮٰﻯۖ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻌَﺎﻭَﻧُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎِﺛْﻢِ ﻭَﺍﻟْﻌُﺪْﻭَﺍﻥِۖ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ﴾٢﴿ 2- Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﺣُﺮِّﻣَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻴْﺘَﺔُ ﻭَﺍﻟﺪَّﻡُ ﻭَﻟَﺤْﻢُ ﺍﻟْﺨِﻨْﺰ۪ﻳﺮِ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻫِﻞَّ ﻟِﻐَﻴْﺮِﺍﻟﻠّٰﻬِﺒِﻪ۪ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﺨَﻨِﻘَﺔُ ﻭَﺍﻟْﻤَﻮْﻗُﻮﺫَﺓُ ﻭَﺍﻟْﻤُﺘَﺮَﺩِّﻳَﺔُ ﻭَﺍﻟﻨَّﻄ۪ﻴﺤَﺔُ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻛَﻞَ ﺍﻟﺴَّﺒُﻊُ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎﺫَﻛَّﻴْﺘُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﺫُﺑِﺢَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨُّﺼُﺐِ ﻭَﺍَﻥْ ﺗَﺴْﺘَﻘْﺴِﻤُﻮﺍ ﺑِﺎﻻﺎَﺯْﻻﺎﻡِۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻓِﺴْﻖٌۜ ﺍَﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻳَﺌِﺲَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺩ۪ﻳﻨِﻜُﻢْ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺨْﺸَﻮْﻫُﻢْ ﻭَﺍﺧْﺸَﻮْﻥِۜ ﺍَﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺍَﻛْﻤَﻠْﺖُ ﻟَﻜُﻢْ ﺩ۪ﻳﻨَﻜُﻢْ ﻭَﺍَﺗْﻤَﻤْﺖُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻧِﻌْﻤَﺘ۪ﻰ ﻭَﺭَﺿ۪ﻴﺖُ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡَ ﺩ۪ﻳﻨًﺎۜ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﺿْﻄُﺮَّ ﻓ۪ﻰ ﻣَﺨْﻤَﺼَﺔٍ ﻏَﻴْﺮَ ﻣُﺘَﺠَﺎﻧِﻒٍ ﻻﺎِﺛْﻢٍۙ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٣﴿ 3- Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. {Her dinde ve sistemde haramlar, yasaklar vardır. Önemli olan bunların, fert ve toplumun menfaatine, ebedî mutluluğuna yönelik bulunması, bir hikmet ve mana taşımasıdır. İslâm'da yasaklanan yiyecek ve içecekler genellikle sıhhate zararlı olduğu, bazı şekillerde hayvanlara eziyet olduğu, İslâm'ın getirdiği iman ve ahlâk nizamına ters düştüğü için yasaklanmıştır. Bunlardan bir kısmının zararlı olduğu öteden beri bilinmektedir. Diğerlerinin zararı ise insanlığın ilmî seviyesi yükseldikçe anlaşılmaktadır ve anlaşılacaktır.} ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍُﺣِﻞَّ ﻟَﻬُﻢْۜ ﻗُﻞْ ﺍُﺣِﻞَّ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺒَﺎﺕُۙ ﻭَﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠَﻮَﺍﺭِﺡِ ﻣُﻜَﻠِّﺒ۪ﻴﻦَ ﺗُﻌَﻠِّﻤُﻮﻧَﻬُﻦَّ ﻣِﻤَّﺎ ﻋَﻠَّﻤَﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُۘﻔَﻜُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّٓﺎ ﺍَﻣْﺴَﻜْﻦَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍﺍﺳْﻤَﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻪِۖ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺴَﺮ۪ﻳﻊُ ﺍﻟْﺤِﺴَﺎﺏِ﴾٤﴿ 4- Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur. ﺍَﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺍُﺣِﻞَّ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺒَﺎﺕُۜ ﻭَﻃَﻌَﺎﻡُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺣِﻞٌّ ﻟَﻜُﻢْۖ ﻭَﻃَﻌَﺎﻣُﻜُﻢْ ﺣِﻞٌّ ﻟَﻬُﻢْۘ ﻭَﺍﻟْﻤُﺤْﺼَﻨَﺎﺕُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﻤُﺤْﺼَﻨَﺎﺕُ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍٰﺗَﻴْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﺍُﺟُﻮﺭَﻫُﻦَّ ﻣُﺤْﺼِﻨ۪ﻴﻦَ ﻏَﻴْﺮَ ﻣُﺴَﺎﻓِﺤ۪ﻴﻦَ ﻭَﻻﺎﻣُﺘَّﺨِﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺧْﺪَﺍﻥٍۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻜْﻔُﺮْ ﺑِﺎﻻﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥِ ﻓَﻘَﺪْ ﺣَﺒِﻂَ ﻋَﻤَﻠُﻪُۘ ﻭَﻫُﻮَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ۟﴾٥﴿ 5- Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır. {Temiz ve iyi şeyler, âyet ve hadislerin yasaklamadığı, umumiyetle insanların iğrenç telâkki etmedikleri yiyecek ve içeceklerdir. Bâtıl da olsa, aslı semâvî olan bir dinleri bulunduğu için, ehl-i kitabın, kendi dinî inançlarına göre yenmesi helâl olacak şekilde öldürdükleri hayvanlardan ve diğer yiyeceklerinden -domuz gibi İslâm'ın yasakladıkları hariç olmak üzere- müslümanların da yemeleri caizdir. Kezâ dinini değiştirmemiş de olsa ehl-i kitap kadınlar ile müslüman erkeklerin evlenmeleri caizdir.} ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻗُﻤْﺘُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِ ﻓَﺎﻏْﺴِﻠُﻮﺍ ﻭُﺟُﻮﻫَﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻳْﺪِﻳَﻜُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻤَﺮَﺍﻓِﻖِ ﻭَﺍﻣْﺴَﺤُﻮﺍ ﺑِﺮُﻭُۭ۫ﺳِﻜُﻢْ ﻭَﺍَﺭْﺟُﻠَﻜُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻜَﻌْﺒَﻴْﻦِۜ ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺟُﻨُﺒًﺎ ﻓَﺎﻃَّﻬَّﺮُﻭﺍۜ ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣَﺮْﺿٰٓﻰ ﺍَﻭْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻔَﺮٍ ﺍَﻭْﺟَٓﺎﺀَ ﺍَﺣَﺪٌ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَٓﺎﺋِﻂِ ﺍَﻭْ ﻟٰﻤَﺴْﺘُﻢُ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀَ ﻓَﻠَﻢْ ﺗَﺠِﺪُﻭﺍ ﻣَٓﺎﺀً ﻓَﺘَﻴَﻤَّﻤُﻮﺍ ﺻَﻌ۪ﻴﺪًﺍ ﻃَﻴِّﺒًﺎ ﻓَﺎﻣْﺴَﺤُﻮﺍ ﺑِﻮُﺟُﻮﻫِﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﻣِﻨْﻪُۜ ﻣَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﺍﻟﻠّٰﻬُﻠِﻴَﺠْﻌَﻞَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺣَﺮَﺝٍ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُ ﻟِﻴُﻄَﻬِّﺮَﻛُﻢْ ﻭَﻟِﻴُﺘِﻢَّ ﻧِﻌْﻤَﺘَﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٦﴿ 6- Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz. {Namaz, ibadet duygusu ile Allah huzuruna çıkmak, belli şekillerle O'na tapınmak ve O'nunla konuşmaktır. Namaz Allah'ın, kulunu, huzuruna kabul etmesidir. İşte bu kabul ve bu ubûdiyet arzı, bir hazırlığı gerekli kılmaktadır. Huzur-ı ilâhîde duran kulun uyanık, şuurlu, içi ve dışı ile tertemiz olması gerekir; abdest ve gusül bunları temin için en güzel vasıtadır. Suyun bulunmaması veya bulunduğu halde kullanmayı engelleyen bir mâni yahut mazeretin bulunması halinde teyemmüm edilir. Teyemmüm her ne kadar maddî temizliği sağlamazsa da temizlik şuuru vermekte ve ibadete hazırlamaktadır.} ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗَﻪُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻭَﺍﺛَﻘَﻜُﻢْ ﺑِﻪ۪ٓۙ ﺍِﺫْ ﻗُﻠْﺘُﻢْ ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَﺍَﻃَﻌْﻨَﺎۘ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﺬَﺍﺕِ ﺍﻟﺼُّﺪُﻭﺭِ﴾٧﴿ 7- Allah'ın size olan nimetini, "Duyduk ve kabul ettik" dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kalblerin içindekini bilmektedir. {Buradaki sözden maksat, insanların yaratılmasından önce, elest bezmi denilen mukaddes mecliste bütün ruhların Allah'a verdikleri söz olabileceği gibi, Akabe ve Hudeybiye'de müminlerin, Allah ve Resûlüne verdikleri söz de olabilir. Elest bezmi için ayrıca bak. A'râf 7/172.} ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﻮﻧُﻮﺍ ﻗَﻮَّﺍﻣ۪ﻴﻨَﻠِﻠّٰﻬِﺸُﻬَﺪَٓﺍﺀَ ﺑِﺎﻟْﻘِﺴْﻂِۘ ﻭَﻻﺎﻳَﺠْﺮِﻣَﻨَّﻜُﻢْ ﺷَﻨَﺎٰﻥُ ﻗَﻮْﻡٍ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻌْﺪِﻟُﻮﺍۜ ﺍِﻋْﺪِﻟُﻮﺍ۠ ﻫُﻮَ ﺍَﻗْﺮَﺏُ ﻟِﻠﺘَّﻘْﻮٰﻯۘ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺨَﺒ۪ﻴﺮٌ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٨﴿ 8- Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir. {Abdest ve namaz, dinin direği, ferdin dinî hayatının temelidir. Adalet ise, sosyal hayatın en önemli denge unsuru ve teminatıdır. Kur'an nizamı insanı daima bir bütün olarak ele almış, irşad ışığını ferdî yön kadar ictimaî yöne tutmuştur.} ﻭَﻋَﺪَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِۙ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓٌ ﻭَﺍَﺟْﺮٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٩﴿ 9- Allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat vardır. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِ﴾١٠﴿ 10- İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir. ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺘَﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﺫْ ﻫَﻢَّ ﻗَﻮْﻡٌ ﺍَﻥْ ﻳَﺒْﺴُﻄُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻬُﻢْ ﻓَﻜَﻒَّ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻬُﻢْ ﻋَﻨْﻜُﻢْۚ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَۜﻮَﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﻠْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻞِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ۟﴾١١﴿ 11- Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler. {Bu âyetin nüzûl sebebi olarak, müşriklerin ve münafıkların tahriki ile Peygamberimizi öldürmeye teşebbüs eden bir silahlı adamın, Allah'ın inayet ve koruması ile bu emeline muvaffak olamaması zikredilmiştir. Suikast teşebbüsü Resûlullah'a yönelik bulunduğu halde "size el uzatmaya yeltenmişti" denilmesi, Allah Resûlü'nün, müminlerin canı ve hayatı mesâbesinde olmasındandır.} ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍَﺧَﺬَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤ۪ﻴﺜَﺎﻕَ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَۚ ﻭَﺑَﻌَﺜْﻨَﺎ ﻣِﻨْﻬُﻢُ ﺍﺛْﻨَﻰْ ﻋَﺸَﺮَ ﻧَﻘ۪ﻴﺒًﺎۜ ﻭَﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﻧّ۪ﻰ ﻣَﻌَﻜُﻢْۜ ﻟَﺌِﻦْ ﺍَﻗَﻤْﺘُﻢُ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﺗَﻴْﺘُﻢُ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﻣَﻨْﺘُﻢْ ﺑِﺮُﺳُﻠ۪ﻰ ﻭَﻋَﺰَّﺭْﺗُﻤُﻮﻫُﻢْ ﻭَﺍَﻗْﺮَﺿْﺘُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬَﻘَﺮْﺿًﺎ ﺣَﺴَﻨًﺎ ﻻﺎُﻛَﻔِّﺮَﻥَّ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺗِﻜُﻢْ ﻭَ ﻻﺎُﺩْﺧِﻠَﻨَّﻜُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُۚ ﻓَﻤَﻦْ ﻛَﻔَﺮَ ﺑَﻌْﺪَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻓَﻘَﺪْ ﺿَﻞَّ ﺳَﻮَٓﺍﺀَ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِ﴾١٢﴿ 12- Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur. {Allah Teâlâ İsrailoğullarını Firavun'dan kurtarınca, Hz. Musa vasıtasıyle onları Kudüs'e yöneltmiş, orasını kendilerine vatan kıldığını bildirmiş, orada hüküm süren Ken'ânîlerle mücadele etmelerini emretmiş, kendilerinden söz almış ve her kabileden bir kişi olmak üzere on iki önemli kişiyi de bu sözleşmeye kefil kılmıştı. Topluluk Kudüs'e yaklaşınca Hz. Musa bu on iki kişiyi keşif için göndermiş, gördüklerini halka açıklamamalarını da tenbih etmişti. Keşifçiler döndükleri zaman ikisi müstesna, diğerleri Kudüs'tekilerin güçlü ve hazırlıklı olduklarından bahsetti, halkı korkuttu ve verdikleri sözü bozdular.} ﻓَﺒِﻤَﺎ ﻧَﻘْﻀِﻬِﻢْ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗَﻬُﻢْ ﻟَﻌَﻨَّﺎﻫُﻢْ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻗُﻠُﻮﺑَﻬُﻢْ ﻗَﺎﺳِﻴَﺔًۚ ﻳُﺤَﺮِّﻓُﻮﻥَ ﺍﻟْﻜَﻠِﻢَ ﻋَﻦْ ﻣَﻮَﺍﺿِﻌِﻪ۪ۙ ﻭَﻧَﺴُﻮﺍ ﺣَﻈًّﺎ ﻣِﻤَّﺎ ﺫُﻛِّﺮُﻭﺍ ﺑِﻪ۪ۚ ﻭَﻻﺎﺗَﺰَﺍﻝُ ﺗَﻄَّﻠِﻊُ ﻋَﻠٰﻰ ﺧَٓﺎﺋِﻨَﺔٍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻓَﺎﻋْﻒُ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻭَﺍﺻْﻔَﺢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٣﴿ 13- Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever. {Tevrat yalnızca bir nüsha idi. Kimsenin ezberinde de tamamı mevcut değildi. İsrailoğulları Babilliler'e esir düşünce Tevrat nüshası kayboldu. Yıllarca sonra İsrailoğulları esaretten kurtulunca hatırda kalan bazı bölümler yeniden yazıldı. Bugün elde bulunan Tevrat'ta da bu eksik bölümler ile kısmen Hz. Musa'nın hayatı yazılıdır.} ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﺼَﺎﺭٰٓﻯ ﺍَﺧَﺬْﻧَﺎ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗَﻬُﻢْ ﻓَﻨَﺴُﻮﺍ ﺣَﻈًّﺎ ﻣِﻤَّﺎ ﺫُﻛِّﺮُﻭﺍ ﺑِﻪ۪ۖ ﻓَﺎَﻏْﺮَﻳْﻨَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺪَﺍﻭَﺓَ ﻭَﺍﻟْﺒَﻐْﻀَٓﺎﺀَ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِۜ ﻭَﺳَﻮْﻑَ ﻳُﻨَﺒِّﺌُﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﺼْﻨَﻌُﻮﻥَ﴾١٤﴿ 14- "Biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir. {İlk hıristiyanlar da yahudilerin amansız takipleri ve işkenceleri karşısında darmadağınık yaşamışlar, Allah tarafından Hz. İsa'ya vahyedilen İncil'i muhafaza edemeyip kaybetmişlerdi. Milâdî üçüncü asrın başlarında Roma imparatoru Kostantin'in hıristiyanlığa meyletmesinden sonra rahatlayan hıristiyanlar, mukaddes kitaplarını yazmaya teşebbüs etmişler, bunun neticesinde ortaya, birbirini tutmaz yüzlerce İncil çıkmıştır. Hz. İsa'nın yolundan çıkan, Allah'a verdikleri sözde durmayan hıristiyanlar böylece ihtilafa düşmüş, ayrı dinlermiş gibi mezheblere bölünmüş, asırlarca birbiriyle didişmişlerdir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺭَﺳُﻮﻟُﻨَﺎ ﻳُﺒَﻴِّﻦُ ﻟَﻜُﻢْ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗُﺨْﻔُﻮﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﻳَﻌْﻔُﻮﺍ ﻋَﻦْ ﻛَﺜ۪ﻴﺮٍۜ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻨُﻮﺭٌ ﻭَﻛِﺘَﺎﺏٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌۙ﴾١٥﴿ 15- Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﺑِﻬِﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺭِﺿْﻮَﺍﻧَﻪُ ﺳُﺒُﻞَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡِ ﻭَﻳُﺨْﺮِﺟُﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺑِﺎِﺫْﻧِﻪ۪ ﻭَﻳَﻬْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍ﴾١٦﴿ 16- Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir. ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﻔَﺮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻬُﻮَ ﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢُ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻢَۜ ﻗُﻞْ ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﻤْﻠِﻚُ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺸَﻴْﺌًﺎ ﺍِﻥْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍَﻥْ ﻳُﻬْﻠِﻚَ ﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢَ ﺍﺑْﻦَ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻭَﺍُﻣَّﻪُ ﻭَﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎۜﻭَﻟِﻠّٰﻬِﻤُﻠْﻚُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻣَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻤَﺎۜ ﻳَﺨْﻠُﻖُ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾١٧﴿ 17- "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle kadirdir. ﻭَﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻟْﻴَﻬُﻮﺩُ ﻭَﺍﻟﻨَّﺼَﺎﺭٰﻯ ﻧَﺤْﻦُ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀُﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍَﺣِﺒَّٓﺎﻭُۭ۬ﻩُۜ ﻗُﻞْ ﻓَﻠِﻢَ ﻳُﻌَﺬِّﺑُﻜُﻢْ ﺑِﺬُﻧُﻮﺑِﻜُﻢْۜ ﺑَﻞْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺑَﺸَﺮٌ ﻣِﻤَّﻦْ ﺧَﻠَﻖَۜ ﻳَﻐْﻔِﺮُ ﻟِﻤَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﻳُﻌَﺬِّﺏُ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﻟِﻠّٰﻬِﻤُﻠْﻚُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻣَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻤَﺎۘ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻤَﺼ۪ﻴﺮُ﴾١٨﴿ 18- Yahudiler ve hıristiyanlar "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺭَﺳُﻮﻟُﻨَﺎ ﻳُﺒَﻴِّﻦُ ﻟَﻜُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﻓَﺘْﺮَﺓٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞِ ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻣَﺎﺟَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺸ۪ﻴﺮٍ ﻭَﻻﺎ ﻧَﺬ۪ﻳﺮٍۘ ﻓَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺑَﺸ۪ﻴﺮٌ ﻭَﻧَﺬ۪ﻳﺮٌۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ۟﴾١٩﴿ 19- Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle kadirdir. ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻟِﻘَﻮْﻣِﻪ۪ ﻳَﺎﻗَﻮْﻡِ ﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﺫْﺟَﻌَﻞَ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﺍَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀَ ﻭَﺟَﻌَﻠَﻜُﻢْ ﻣُﻠُﻮﻛًﺎۗ ﻭَﺍٰﺗٰﻴﻜُﻢْ ﻣَﺎﻟَﻢْ ﻳُﻮْۭﺕِ ﺍَﺣَﺪًﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٢٠﴿ 20- Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi. ﻳَﺎ ﻗَﻮْﻡِ ﺍﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺍﻟْﻤُﻘَﺪَّﺳَﺔَ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻛَﺘَﺒَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺮْﺗَﺪُّﻭﺍ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺩْﺑَﺎﺭِﻛُﻢْ ﻓَﺘَﻨْﻘَﻠِﺒُﻮﺍ ﺧَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢١﴿ 21- Ey kavmim! Allah'ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَﺎﻣُﻮﺳٰٓﻰ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﺟَﺒَّﺎﺭ۪ﻳﻦَۗ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻦْ ﻧَﺪْﺧُﻠَﻬَﺎ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺨْﺮُﺟُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬَﺎۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻳَﺨْﺮُﺟُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻓَﺎِﻧَّﺎ ﺩَﺍﺧِﻠُﻮﻥَ﴾٢٢﴿ 22- Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz. ﻗَﺎﻝَ ﺭَﺟُﻼﺎﻥِ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺨَﺎﻓُﻮﻥَ ﺍَﻧْﻌَﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻬِﻤَﺎ ﺍﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟْﺒَﺎﺏَۚ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺩَﺧَﻠْﺘُﻤُﻮﻩُ ﻓَﺎِﻧَّﻜُﻢْ ﻏَﺎﻟِﺒُﻮﻥَ ﻭَﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﺘَﻮَﻛَّﻠُٓﻮﺍ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٢٣﴿ 23- Korkanların içinden Allah'ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah'a güvenin. {20-26. âyetler Hz. Musa zamanındaki İsrailoğulları ile ilgili bulunduğuna göre gerek onların "âlemlerde hiçbir kimseye verilmemiş nimetlere mazhar olmaları" ve gerekse "arz-ı mukaddes'in onlara vatan olarak yazılmış bulunması" da o zamana aittir. Yüzlerce âyet ve hadis Hâtemü'l-enbiyâ (s.a.) Efendimiz'in gelmiş geçmiş ve gelecek bütün insanlık için Allah'ın eşsiz bir nimeti ve lütfu olduğuna delâlet etmektedir. Arzın, belli bir toprak parçasının bir topluma vatan olarak yazılması da şartlıdır; o toplumun salâhına, Allah yolunda doğru dürüst yürümelerine bağlıdır. Yukarıda meâli geçen 13. âyet ve benzeri âyetlerin delâletinden anlaşılıyor ki, İsrailoğulları bu vasıflarını kaybetmişlerdir. Mukaddes topraklara kimin vâris olacağını ise Enbiyâ sûresinin 105. âyeti tayin etmektedir: Andolsun ki Tevrat'tan sonra Zebûr'da da: "Arza iyi, salih, (lâyık) kullarım elbette vâris olacaktır" diye yazdık.} ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَﺎ ﻣُﻮﺳٰٓﻰ ﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻦْ ﻧَﺪْﺧُﻠَﻬَﺎٓ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻣَﺎﺩَﺍﻣُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻓَﺎﺫْﻫَﺐْ ﺍَﻧْﺘَﻮَﺭَﺑُّﻜَﻔَﻘَﺎﺗِﻼٓﺎ ﺍِﻧَّﺎ ﻫٰﻬُﻨَﺎ ﻗَﺎﻋِﺪُﻭﻥَ﴾٢٤﴿ 24- "Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız" dediler. ﻗَﺎﻟَﺮَﺑِّﺎِﻧّ۪ﻰ ﻻٓﺎﺍَﻣْﻠِﻚُ ﺍِﻻَﺎ ﻧَﻔْﺴ۪ﻰ ﻭَﺍَﺧ۪ﻰ ﻓَﺎﻓْﺮُﻕْ ﺑَﻴْﻨَﻨَﺎ ﻭَﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ﴾٢٥﴿ 25- Musa: "Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır" dedi. ﻗَﺎﻝَ ﻓَﺎِﻧَّﻬَﺎ ﻣُﺤَﺮَّﻣَﺔٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺍَﺭْﺑَﻌ۪ﻴﻦَ ﺳَﻨَﺔًۚ ﻳَﺘ۪ﻴﻬُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺎْﺱَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ۟﴾٢٦﴿ 26- Allah, "Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme" dedi. {Tarihî rivayetlere göre mukaddes arza girmek istemeyen ve peygamberlerine karşı duran İsrailoğulları, daracık bir arazi üzerinde kısılıp kalmış; kendileri ölüp yeni bir nesil yetişinceye kadar buradan kurtulamamışlardır. Bu arada kendileri, mucizevî olarak bıldırcın ve kudret helvası ile beslenmişlerdir.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺖ ﻭَﺍﺗْﻞُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻧَﺒَﺎَ ﺍﺑْﻨَﻰْ ﺍٰﺩَﻡَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّۢ ﺍِﺫْ ﻗَﺮَّﺑَﺎ ﻗُﺮْﺑَﺎﻧًﺎ ﻓَﺘُﻘُﺒِّﻞَ ﻣِﻦْ ﺍَﺣَﺪِﻫِﻤَﺎ ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﺘَﻘَﺒَّﻞْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎٰﺧَﺮِۜ ﻗَﺎﻝَ ﻻﺎَﻗْﺘُﻠَﻨَّﻚَۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﺘَﻘَﺒَّﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٢٧﴿ 27- Onlara, Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:) ﻟَﺌِﻦْ ﺑَﺴَﻄْﺖَ ﺍِﻟَﻰَّ ﻳَﺪَﻙَ ﻟِﺘَﻘْﺘُﻠَﻨ۪ﻰ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﺑِﺒَﺎﺳِﻂٍ ﻳَﺪِﻯَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻻﺎَﻗْﺘُﻠَﻚَۚ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺧَﺎﻓُﺎﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﺑَّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٢٨﴿ 28- "Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍُﺭ۪ﻳﺪُ ﺍَﻥْ ﺗَﺒُٓﻮﺍَ ﺑِﺎِﺛْﻤ۪ﻰ ﻭَﺍِﺛْﻤِﻚَ ﻓَﺘَﻜُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏِ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۚ ﻭَﺫٰﻟِﻚَ ﺟَﺰٰٓﻭُۭﺍ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَۚ﴾٢٩﴿ 29- "Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur." ﻓَﻄَﻮَّﻋَﺖْ ﻟَﻪُ ﻧَﻔْﺴُﻪُ ﻗَﺘْﻞَ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﻓَﻘَﺘَﻠَﻪُ ﻓَﺎَﺻْﺒَﺢَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٣٠﴿ 30- Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu. ﻓَﺒَﻌَﺜَﺎﻟﻠّٰﻬُﻐُﺮَﺍﺑًﺎ ﻳَﺒْﺤَﺚُ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻟِﻴُﺮِﻳَﻪُ ﻛَﻴْﻒَ ﻳُﻮَﺍﺭ۪ﻯ ﺳَﻮْﺍَﺓَ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِۜ ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﻭَﻳْﻠَﺘٰٓﻰ ﺍَﻋَﺠَﺰْﺕُ ﺍَﻥْ ﺍَﻛُﻮﻥَ ﻣِﺜْﻞَ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻐُﺮَﺍﺏِ ﻓَﺎُﻭَﺍﺭِﻯَ ﺳَﻮْﺍَﺓَ ﺍَﺧ۪ﻰۚ ﻓَﺎَﺻْﺒَﺢَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺩِﻣ۪ﻴﻦَۚۛ﴾٣١﴿ 31- Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim" dedi ve ettiğine yananlardan oldu. {İnsan nefsanî duygularına ve bu cümleden olarak kıskançlık duygusuna boyun eğerse kardeşini bile öldürebilir; ancak bunun sonu dünyada insanı içten içe yakan vicdan azabı ve pişmanlık, ahirette ise ruh ve vücudunu yakan ateştir. Kıskançların kendilerini gören gözleri kördür, mazhar oldukları nimetleri ve güzellikleri görmez; hep başkasındakini görür ve kinlenirler. Bu hastalığın çaresi İslâm'ı bütünü ile yaşayarak nefsi terbiye etmek, hep kötülüğü emreden nefsi (nefs-i emmâreyi), sükun ve huzura kavuşturmak (mutmainne kılmak) ve Allah'ın verdiğine razı (râziye) hale getirmektir.} ﻣِﻦْ ﺍَﺟْﻞِ ﺫٰﻟِﻚَۚۛ ﻛَﺘَﺒْﻨَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﺍَﻧَّﻪُ ﻣَﻦْ ﻗَﺘَﻞَ ﻧَﻔْﺴًﺎ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﻧَﻔْﺲٍ ﺍَﻭْ ﻓَﺴَﺎﺩٍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﻜَﺎَﻧَّﻤَﺎ ﻗَﺘَﻞَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎۜ ﻭَﻣَﻦْ ﺍَﺣْﻴَﺎﻫَﺎ ﻓَﻜَﺎَﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﺣْﻴَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎۜ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻬُﻢْ ﺭُﺳُﻠُﻨَﺎ ﺑِﺎﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕِۘ ﺛُﻢَّ ﺍِﻥَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺑَﻌْﺪَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻟَﻤُﺴْﺮِﻓُﻮﻥَ﴾٣٢﴿ 32- İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler. {Tarih boyunca dünyada İsrailoğulları savaşlar, ihtilâller, çeşitli para oyunları ve entrikalar çıkarmış, bu gibi olaylarda büyük rol oynamış, milyonlarca canın ve hesapsız servetin zayi olmasına sebep olmuşlardır.} ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺟَﺰٰٓﻭُۭﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﺤَﺎﺭِﺑُﻮﻧَﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻭَﻳَﺴْﻌَﻮْﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﺴَﺎﺩًﺍ ﺍَﻥْ ﻳُﻘَﺘَّﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻭْ ﻳُﺼَﻠَّﺒُٓﻮﺍ ﺍَﻭْ ﺗُﻘَﻄَّﻊَ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺭْﺟُﻠُﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﺧِﻼﺎﻑٍ ﺍَﻭْ ﻳُﻨْﻔَﻮْﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻟَﻬُﻢْ ﺧِﺰْﻯٌ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌۙ﴾٣٣﴿ 33- Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır. ﺍِﻻَﺎﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺗَﺎﺑُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞِ ﺍَﻥْ ﺗَﻘْﺪِﺭُﻭﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۚ ﻓَﺎﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ۟﴾٣٤﴿ 34- Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. {İslâm, bir insanın haksız yere öldürülmesini bütün insanların öldürülmesi gibi telâkki ederek öldürme olayını "insanlık suçu" saymış, silahlı eşkıyalığı da, halkın huzur ve sükûnunu kaçırdığı ve düzeni bozduğu için devlete karşı (Allah ve Resûlüne karşı) işlenmiş büyük bir suç olarak görmüş ve karşılığında ağır cezalar koymuştur. Uygulamada bazı görüş ayrılıkları bulunmakla beraber cumhura göre silâhlanıp açıktan devlete başkaldıran ve eşkıyalık yapan kimseler yalnızca adam öldürmüş iseler idam edilirler. Hem öldürmüş, hem de soygun yapmış iseler öldürülür ve asılıp teşhir edilirler. Soygun yapıp terör havası estirenlerin çapraz olarak bir elleri ile bir ayakları kesilir. Yalnızca soygun yapmış iseler sürgüne gönderilirler. Sürgünü hapis cezası olarak tefsir edenler de vardır. Eşkıya kendiliğinden teslim olur, yaptıklarından pişmanlık duyarsa tazminat yükümlülükleri mahfuz kalmak üzere cezaları (hadler) düşer.} ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﺑْﺘَﻐُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻮَﺳ۪ﻴﻠَﺔَ ﻭَﺟَﺎﻫِﺪُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻪ۪ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ﴾٣٥﴿ 35- Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz. {Kulu Allah'a yaklaştıran yolların (vesilelerin) en önemlilerinden birisi, âyette zikredilen cihaddır. Bunun dışında sırf Allah rızası için yapılan her ibadet ve kaçınılan her yasak insanı Allah'a yaklaştıran yollar, vesilelerdir. Şefaat de ancak bu yollardan geçilerek hak edilebilir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻟَﻮْ ﺍَﻥَّ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻭَﻣِﺜْﻠَﻪُ ﻣَﻌَﻪُ ﻟِﻴَﻔْﺘَﺪُﻭﺍ ﺑِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏِ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻣَﺎ ﺗُﻘُﺒِّﻞَ ﻣِﻨْﻬُﻢْۚ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٣٦﴿ 36- Şüphe yok ki kâfir olanlar, yer yüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır. ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﻭﻥَ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﺮُﺟُﻮﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻭَﻣَﺎ ﻫُﻢْ ﺑِﺨَﺎﺭِﺟ۪ﻴﻦَ ﻣِﻨْﻬَﺎۘ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻣُﻘ۪ﻴﻢٌ﴾٣٧﴿ 37- Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır. ﻭَﺍﻟﺴَّﺎﺭِﻕُ ﻭَﺍﻟﺴَّﺎﺭِﻗَﺔُ ﻓَﺎﻗْﻄَﻌُٓﻮﺍ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻬُﻤَﺎ ﺟَﺰَٓﺍﺀً ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺴَﺒَﺎ ﻧَﻜَﺎﻻﺎ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ﴾٣٨﴿ 38- Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir. ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﺎﺏَ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻇُﻠْﻤِﻪ۪ ﻭَﺍَﺻْﻠَﺢَ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺘُﻮﺏُ ﻋَﻠَﻴْﻪِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٣٩﴿ 39- Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. {İslâm'ın hırsızlık suçuna karşı koyduğu ceza üzerinde öteden beri söz edilmiş, bunun ağır ve ilkel olduğundan bahsedilmiştir. Ancak başka sistemlerin hırsızlığa karşı uyguladıkları cezaların hiçbir fayda vermediği, cezaevlerinde sanatın inceliklerini öğrenen hırsızların çıktıktan sonra aynı işe devam ettikleri görülmektedir. Eğer bu suç kesin olarak önlenmek isteniyorsa iki yoldan gidilecektir: Eğitim ve ceza. İslâm insanları ıslah için eğitim metodlarının en mükemmelini getirmiştir. Buna rağmen hırsızlık eden kimse ya açlık zarureti ile bunu yapmıştır, yahut da böyle bir zaruret yoktur. Birinci halde el kesme cezası bahis mevzuu değildir. İkinci halde de durum mahkemeye intikal etmeden hırsızın tevbe ederek malı iade etmesi, bazı ictihadlara göre mal sahibinin affetmesi, ceza hükmünden önce hırsızın, çaldığı mala, meşru bir yoldan mâlik olması gibi sebeplerle ceza (had) düşmektedir. Buna göre mezkûr cezasının uygulanması hayli nadir olacak, fakat hırsızların ensesinde bekleyen bir kılıç gibi suçu engelleyecektir.} ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻪُ ﻣُﻠْﻚُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻳُﻌَﺬِّﺏُ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﻳَﻐْﻔِﺮُ ﻟِﻤَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٤٠﴿ 40- Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyle kadirdir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﻻﺎ ﻳَﺤْﺰُﻧْﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﺴَﺎﺭِﻋُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮِ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﺑِﺎَﻓْﻮَﺍﻫِﻬِﻢْ ﻭَﻟَﻢْ ﺗُﻮْۭﻣِﻦْ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻢْۚ ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺩُﻭﺍ ﺳَﻤَّﺎﻋُﻮﻥَ ﻟِﻠْﻜَﺬِﺏِ ﺳَﻤَّﺎﻋُﻮﻥَ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﺍٰﺧَﺮ۪ﻳﻦَۙ ﻟَﻢْ ﻳَﺎْﺗُﻮﻙَۜ ﻳُﺤَﺮِّﻓُﻮﻥَ ﺍﻟْﻜَﻠِﻢَ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﻮَﺍﺿِﻌِﻪ۪ۚ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﺍِﻥْ ﺍُﻭ۫ﺗ۪ﻴﺘُﻢْ ﻫٰﺬَﺍ ﻓَﺨُﺬُﻭﻩُ ﻭَﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗُﻮْۭﺗَﻮْﻩُ ﻓَﺎﺣْﺬَﺭُﻭﺍۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﺮِﺩِﺍﻟﻠّٰﻬُﻔِﺘْﻨَﺘَﻪُ ﻓَﻠَﻦْ ﺗَﻤْﻠِﻚَ ﻟَﻪُ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺸَﻴْﺌًﺎۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻟَﻢْ ﻳُﺮِﺩِﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳُﻄَﻬِّﺮَ ﻗُﻠُﻮﺑَﻬُﻢْۜ ﻟَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺧِﺰْﻯٌ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٤١﴿ 41- Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır. {Hükmü ve irşadı umumî olmakla beraber âyetin hususî bir geliş sebebi vardır: Medine'de yahudi toplumu içinde meydana gelen bir zina üzerine içlerinden bazıları "Muhammed'e gidin, taşlama cezası (recm) dışında bir ceza verirse bunu kabul eder ve Allah'a karşı hüccet olarak kullanırız" dediler. Peygamber (s.a.)e gelince O hemen hüküm vermedi, manevi baskı ile onları sıkıştırdı ve Tevrat'ta bu suçun cezasının recm olduğunu onlara itiraf ettirerek oyunlarını bozdu.} ﺳَﻤَّﺎﻋُﻮﻥَ ﻟِﻠْﻜَﺬِﺏِ ﺍَﻛَّﺎﻟُﻮﻥَ ﻟِﻠﺴُّﺤْﺖِۜ ﻓَﺎِﻥْ ﺟَٓﺎﻭُۭ۫ﻙَ ﻓَﺎﺣْﻜُﻢْ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺍَﻭْ ﺍَﻋْﺮِﺽْ ﻋَﻨْﻬُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗُﻌْﺮِﺽْ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻓَﻠَﻦْ ﻳَﻀُﺮُّﻭﻙَ ﺷَﻴْﺌًﺎۜ ﻭَﺍِﻥْ ﺣَﻜَﻤْﺖَ ﻓَﺎﺣْﻜُﻢْ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻘِﺴْﻂِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﻘْﺴِﻄ۪ﻴﻦَ﴾٤٢﴿ 42- Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever. {Hz. Peygamber'in (s.a.) hakimlik ve hakemliğini kabul edip etmemekte ehl-i kitap muhayyer oldukları gibi (adlî muhtariyet) Resûlullah da bunu kabul etmekte muhayyerdir. Biraz ileride gelecek olan 49. âyet ile bu âyet iki şekilde uzlaştırılmıştır: a) 42 numaralı âyet 49. ile neshedilmiş olup Hz. Peygamber onlar hakkında hüküm vermekle yükümlüdür. b) Muhayyerlik neshedilmemiştir; Peygamber hüküm vermeyi tercih ederse ancak Allah'ın indirdiği vahiy ile hükmedecektir.} ﻭَﻛَﻴْﻒَ ﻳُﺤَﻜِّﻤُﻮﻧَﻚَ ﻭَﻋِﻨْﺪَﻫُﻢُ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔُ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺣُﻜْﻤُﺎﻟﻠّٰﻬِﺜُﻢَّ ﻳَﺘَﻮَﻟَّﻮْﻥَ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺫٰﻟِﻚَۜ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺑِﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ۟﴾٤٣﴿ 43- İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir. ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻫُﺪًﻯ ﻭَﻧُﻮﺭٌۚ ﻳَﺤْﻜُﻢُ ﺑِﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴُّﻮﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺳْﻠَﻤُﻮﺍ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺩُﻭﺍ ﻭَﺍﻟﺮَّﺑَّﺎﻧِﻴُّﻮﻥَ ﻭَﺍﻻﺎَﺣْﺒَﺎﺭُ ﺑِﻤَﺎ ﺍﺳْﺘُﺤْﻔِﻈُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻛِﺘَﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَۚ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺨْﺸَﻮُﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻭَﺍﺧْﺸَﻮْﻥِ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺸْﺘَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗ۪ﻰ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺤْﻜُﻢْ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻔَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾٤٤﴿ 44- Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. ﻭَﻛَﺘَﺒْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﻨَّﻔْﺲَ ﺑِﺎﻟﻨَّﻔْﺲِۙ ﻭَﺍﻟْﻌَﻴْﻦَ ﺑِﺎﻟْﻌَﻴْﻦِ ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﻒَ ﺑِﺎﻻﺎَﻧْﻒِ ﻭَﺍﻻﺎُﺫُﻥَ ﺑِﺎﻻﺎُﺫُﻥِ ﻭَﺍﻟﺴِّﻦَّ ﺑِﺎﻟﺴِّﻦِّۙ ﻭَﺍﻟْﺠُﺮُﻭﺡَ ﻗِﺼَﺎﺹٌۜ ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﺼَﺪَّﻕَ ﺑِﻪ۪ ﻓَﻬُﻮَ ﻛَﻔَّﺎﺭَﺓٌ ﻟَﻪُۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺤْﻜُﻢْ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻔَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ﴾٤٥﴿ 45- Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir. {Allah'ın indirdiği hükümler ile hükmetmeyenlere üç noktadan bakılmış; O'nu inkâr manası taşıdığı için "kâfir"; Allah'ın hükmü adalet, onun zıddı zulüm olduğundan "zalim" denilmiştir. 47. âyette ise Allah'ın emrinden çıkış manası gözönüne alınarak "fâsık" denilecektir.} ﻭَﻗَﻔَّﻴْﻨَﺎ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﺛَﺎﺭِﻫِﻢْ ﺑِﻌ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦِ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِۖ ﻭَﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻩُ ﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻭَﻧُﻮﺭٌۙ ﻭَﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﻭَﻫُﺪًﻯ ﻭَﻣَﻮْﻋِﻈَﺔً ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ﴾٤٦﴿ 46- Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik. ﻭَﻟْﻴَﺤْﻜُﻢْ ﺍَﻫْﻞُ ﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞِ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻴﻪِۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺤْﻜُﻢْ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻔَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘُﻮﻥَ﴾٤٧﴿ 47- İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır. ﻭَﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﻣُﻬَﻴْﻤِﻨًﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻓَﺎﺣْﻜُﻢْ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻊْ ﺍَﻫْﻮَٓﺍﺀَ ﻫُﻢْ ﻋَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻙَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّۜ ﻟِﻜُﻞٍّ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﺷِﺮْﻋَﺔً ﻭَﻣِﻨْﻬَﺎﺟًﺎۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻠَﺠَﻌَﻠَﻜُﻢْ ﺍُﻣَّﺔً ﻭَﺍﺣِﺪَﺓً ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻟِﻴَﺒْﻠُﻮَﻛُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻣَٓﺎﺍٰﺗٰﻴﻜُﻢْ ﻓَﺎﺳْﺘَﺒِﻘُﻮﺍ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮَﺍﺕِۜ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﺮْﺟِﻌُﻜُﻢْ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻓَﻴُﻨَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺗَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَۙ﴾٤٨﴿ 48- Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir. {Allah'a inanmış, peygamberlere ümmet olmuş dünya insanları, farklı görüşler, politika ve menfaatler yüzünden birbiriyle uğraşacak, birbirini yiyecek yerde peygamberlerinin çağırdığı hayırlı hedeflere varma yolunda yarış içinde olmalıdırlar.} ﻭَﺍَﻥِ ﺍﺣْﻜُﻢْ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻊْ ﺍَﻫْﻮَٓﺍﺀَ ﻫُﻢْ ﻭَﺍﺣْﺬَﺭْﻫُﻢْ ﺍَﻥْ ﻳَﻔْﺘِﻨُﻮﻙَ ﻋَﻦْ ﺑَﻌْﺾِ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﻟَﻴْﻚَۜ ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻤَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳُﺼ۪ﻴﺒَﻬُﻢْ ﺑِﺒَﻌْﺾِ ﺫُﻧُﻮﺑِﻬِﻢْۜ ﻭَﺍِﻥَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻟَﻔَﺎﺳِﻘُﻮﻥَ﴾٤٩﴿ 49- (Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. {Günahların dünyada başa belâ olması anarşi, katil, sürgün, esaret gibi musibet, felâket ve ibtilâlarda kendini göstermektedir. Allah Teâlâ günahları bu belâ ve musibetlere sebep kılmaktadır. Günahkârlıklarına rağmen refah içinde olanlara gelince bunların bütün cezaları ahirete kalmaktadır.} ﺍَﻓَﺤُﻜْﻢَ ﺍﻟْﺠَﺎﻫِﻠِﻴَّﺔِ ﻳَﺒْﻐُﻮﻥَۜ ﻭَﻣَﻦْ ﺍَﺣْﺴَﻦُ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺤُﻜْﻤًﺎ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ۟﴾٥٠﴿ 50- Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır? ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﺘَّﺨِﺬُﻭﺍ ﺍﻟْﻴَﻬُﻮﺩَ ﻭَﺍﻟﻨَّﺼَﺎﺭٰٓﻯ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَۢ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺑَﻌْﺾٍۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺘَﻮَﻟَّﻬُﻢْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻓَﺎِﻧَّﻪُ ﻣِﻨْﻬُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٥١﴿ 51- Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. ﻓَﺘَﺮَﻯ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ ﻳُﺴَﺎﺭِﻋُﻮﻥَ ﻓ۪ﻴﻬِﻢْ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻧَﺨْﺸٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗُﺼ۪ﻴﺒَﻨَﺎ ﺩَٓﺍﺋِﺮَﺓٌۜ ﻓَﻌَﺴَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻰَ ﺑِﺎﻟْﻔَﺘْﺢِ ﺍَﻭْ ﺍَﻣْﺮٍ ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﻩ۪ ﻓَﻴُﺼْﺒِﺤُﻮﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَٓﺎ ﺍَﺳَﺮُّﻭﺍ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻧَﺎﺩِﻣ۪ﻴﻦَۜ﴾٥٢﴿ 52- Kalblerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır. {Başka dinden olanlar, özellikle yahudiler ve hıristiyanlar müslümanların dostu olmazlar; onlar ancak birbirinin dostu olur, birbirini desteklerler. Zaman zaman müslümanlara yaklaşmaları, kendi menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Müslümanların bunu unutmamaları ve kendi aralarındaki dostluğu güçlendirmeleri zaruridir. Müslümanların arasına sızan iki yüzlüler, felâket tellâllığı yaparak onları, kâfirlere yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakınması gerekmektedir.} ﻭَﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﻗْﺴَﻤُﻮﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﺠَﻬْﺪَ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧِﻬِﻢْۙ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻤَﻌَﻜُﻢْۜ ﺣَﺒِﻄَﺖْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟُﻬُﻢْ ﻓَﺎَﺻْﺒَﺤُﻮﺍ ﺧَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٥٣﴿ 53- (O zaman) iman edenler: "Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?" diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻣَﻦْ ﻳَﺮْﺗَﺪَّ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻋَﻦْ ﺩ۪ﻳﻨِﻪ۪ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﻳَﺎْﺗِﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﺤِﺒُّﻬُﻢْ ﻭَﻳُﺤِﺒُّﻮﻧَﻪُٓ ﺍَﺫِﻟَّﺔٍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺍَﻋِﺰَّﺓٍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَۘ ﻳُﺠَﺎﻫِﺪُﻭﻥَ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎ ﻳَﺨَﺎﻓُﻮﻥَ ﻟَﻮْﻣَﺔَ ﻻٓﺎﺋِﻢٍۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓَﻀْﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻴُﻮْۭﺗ۪ﻴﻪِ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺍﺳِﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٥٤﴿ 54- Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir. {İslâm'a hiç girmemiş kâfirler ile müslümanların içinde bulunan münafıklardan başka bir de mürtedler vardır; bunlar, evvelce müslüman oldukları halde sonradan dinden dönen, İslâm'ı terkeden bedbaht kişilerdir. Hz. Peygamber (s.a.) zamanından beri İslâm dünyasında az da olsa irtidat olayları olmuş, bazı şahıs veya gruplar İslâm'ı terketmişlerdir. Ancak bunların, İslâm'ın yayılmasına ve yaşamasına hiçbir zararı olmamış, Allah'ın, cihanı aydınlatmak için yaktığı meş'ale her geçen gün biraz daha kuvvetlenerek yanmış ve ışıklarını beş kıtaya ulaştırmıştır. Tarih boyunca birçok toplum İslâm'ın bayraktarlığını yapmış, onun bayrağı hiç yere düşmemiştir. İnsanlar yeryüzünde yaşadıkları müddetçe de İslâm ümmetinden bir topluluk daima hakkı ayakta tutacak ve bayrağı taşıyacaktır.} ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻭَﻟِﻴُّﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﻳُﻮْۭﺗُﻮﻥَ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻭَﻫُﻢْ ﺭَﺍﻛِﻌُﻮﻥَ﴾٥٥﴿ 55- Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resûlüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler. ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺘَﻮَﻻَﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻓَﺎِﻥَّ ﺣِﺰْﺑَﺎﻟﻠّٰﻬِﻬُﻢُ ﺍﻟْﻐَﺎﻟِﺒُﻮﻥَ۟﴾٥٦﴿ 56- Kim Allah'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﺘَّﺨِﺬُﻭﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﺍ ﺩ۪ﻳﻨَﻜُﻢْ ﻫُﺰُﻭًﺍ ﻭَﻟَﻌِﺒًﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻭَﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭَ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَۚ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﺎِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٥٧﴿ 57- Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Allah'tan korkun; eğer müminler iseniz. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻧَﺎﺩَﻳْﺘُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِ ﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﻫَﺎ ﻫُﺰُﻭًﺍ ﻭَﻟَﻌِﺒًﺎۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٥٨﴿ 58- Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır. ﻗُﻞْ ﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻫَﻞْ ﺗَﻨْﻘِﻤُﻮﻥَ ﻣِﻨَّٓﺎ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺍٰﻣَﻨَّﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻨَﺎ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۙ ﻭَﺍَﻥَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَﻛُﻢْ ﻓَﺎﺳِﻘُﻮﻥَ﴾٥٩﴿ 59- (Onlara) şöyle de: Ey kitap ehli! Yalnızca Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğu٧ yoldan çıkmış kimselersiniz. {Yahudilerden bir gurup müslümanlara hitaben: "Sizden ve dininizden daha kötü bir toplum ve din bilmiyoruz" diye hakaret etmişlerdi. Allah, bunu diyenlerin, gerçekten çok kötü olan vasıflarını 60. âyette sayarak hakaretlerine mukabele ve müslümanları teselli etmiştir.} ﻗُﻞْ ﻫَﻞْ ﺍُﻧَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﺸَﺮٍّ ﻣِﻦْ ﺫٰﻟِﻚَ ﻣَﺜُﻮﺑَﺔً ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻤَﻦْ ﻟَﻌَﻨَﻬُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻏَﻀِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻣِﻨْﻬُﻢُ ﺍﻟْﻘِﺮَﺩَﺓَ ﻭَﺍﻟْﺨَﻨَﺎﺯ۪ﻳﺮَ ﻭَﻋَﺒَﺪَ ﺍﻟﻄَّﺎﻏُﻮﺕَۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺷَﺮٌّ ﻣَﻜَﺎﻧًﺎ ﻭَﺍَﺿَﻞُّ ﻋَﻦْ ﺳَﻮَٓﺍﺀِ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِ﴾٦٠﴿ 60- De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır. {"Tâğut" kelimesinin izahı için, Nisâ sûresi 60. âyetin açıklamasına bakınız.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺟَٓﺎﻭُۭ۫ﻛُﻢْ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﻭَﻗَﺪْ ﺩَﺧَﻠُﻮﺍ ﺑِﺎﻟْﻜُﻔْﺮِ ﻭَﻫُﻢْ ﻗَﺪْ ﺧَﺮَﺟُﻮﺍ ﺑِﻬ۪ۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺘُﻤُﻮﻥَ﴾٦١﴿ 61- Yanınıza inkârla girip yine inkârla çıktıkları halde size geldiklerinde "inandık" derler. Allah gizlediklerini daha iyi bilmektedir. ﻭَﺗَﺮٰﻯ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻳُﺴَﺎﺭِﻋُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﺛْﻢِ ﻭَﺍﻟْﻌُﺪْﻭَﺍﻥِ ﻭَﺍَﻛْﻠِﻬِﻢُ ﺍﻟﺴُّﺤْﺖَۜ ﻟَﺒِﺌْﺲَ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٦٢﴿ 62- Onlardan birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları ne kadar kötüdür! ﻟَﻮْﻻﺎ ﻳَﻨْﻬٰﻴﻬُﻢُ ﺍﻟﺮَّﺑَّﺎﻧِﻴُّﻮﻥَ ﻭَﺍﻻﺎَﺣْﺒَﺎﺭُ ﻋَﻦْ ﻗَﻮْﻟِﻬِﻢُ ﺍﻻﺎِﺛْﻢَ ﻭَﺍَﻛْﻠِﻬِﻢُ ﺍﻟﺴُّﺤْﺖَۜ ﻟَﺒِﺌْﺲَ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﺼْﻨَﻌُﻮﻥَ﴾٦٣﴿ 63- Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri (fiiller) ne kötüdür! ﻭَﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻟْﻴَﻬُﻮﺩُ ﻳَﺪُﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﻐْﻠُﻮﻟَﺔٌۜ ﻏُﻠَّﺖْ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﻟُﻌِﻨُﻮﺍ ﺑِﻤَﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍۢ ﺑَﻞْ ﻳَﺪَﺍﻩُ ﻣَﺒْﺴُﻮﻃَﺘَﺎﻥِۙ ﻳُﻨْﻔِﻖُ ﻛَﻴْﻒَ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻭَﻟَﻴَﺰ۪ﻳﺪَﻥَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَﻄُﻐْﻴَﺎﻧًﺎ ﻭَﻛُﻔْﺮًﺍۜ ﻭَﺍَﻟْﻘَﻴْﻨَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺪَﺍﻭَﺓَ ﻭَﺍﻟْﺒَﻐْﻀَٓﺎﺀَ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِۜ ﻛُﻠَّﻤَٓﺎ ﺍَﻭْﻗَﺪُﻭﺍ ﻧَﺎﺭًﺍ ﻟِﻠْﺤَﺮْﺏِ ﺍَﻃْﻔَﺎَﻫَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُۙﻮَﻳَﺴْﻌَﻮْﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﺴَﺎﺩًﺍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﻔْﺴِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٦٤﴿ 64- Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır (sıkdır) , dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! Bilâkis, Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez. {Kâfirlerin savaş ve fitne ateşini yakmaları hiç eksik olmamıştır. Asırlar boyu hem kendi aralarında savaşmışlar, hem de birleşerek müslümanlara saldırmışlardır. Ayrıca müslümanları birbirine düşürmek için yüzlerce, binlerce planlar yapmış, tertip ve düzenler hazırlamışlardır. Bütün bunlara rağmen Allah'ın nûrunu söndürmeye güçleri yetmemiştir. Dinleri aynı olanlar bile ayrılmış, birbirlerine karşı kin ve düşmanlık duyguları beslemiş, korku ve endişe içinde yaşamış veya savaşmışlardır.} ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻥَّ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻟَﻜَﻔَّﺮْﻧَﺎ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺗِﻬِﻢْ ﻭَ ﻻﺎَﺩْﺧَﻠْﻨَﺎﻫُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕِ ﺍﻟﻨَّﻌ۪ﻴﻢِ﴾٦٥﴿ 65- Eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere sokardık. ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﺍَﻗَﺎﻣُﻮﺍ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔَ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞَ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬِﻤْﻼﺎَﻛَﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻓَﻮْﻗِﻬِﻢْ ﻭَﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺖِ ﺍَﺭْﺟُﻠِﻬِﻢْۜ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺍُﻣَّﺔٌ ﻣُﻘْﺘَﺼِﺪَﺓٌۜ ﻭَﻛَﺜ۪ﻴﺮٌ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺳَٓﺎﺀَ ﻣَﺎ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ۟﴾٦٦﴿ 66- Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ederek refah içinde yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür! {Dindar olmak ve dini uygulamak, medenî ve iktisadî bakımdan toplumları geri bırakmak şöyle dursun refah ve mutluluğun zirvesine çıkarır. Dini bırakıp menfaat felsefesine göre hareket edenler, başka milletleri sömürme yoluna gittikleri için gerilik, sefalet, savaş ve kargaşalara sebep olmaktadırlar. Allah'ın hükümranlığına boyun eğildiği takdirde yeryüzünde hiçbir kimse zerrece zulme uğramayacak, herkes hakkını alacak, zenginlik, bolluk ve refahı meşru yollarda arayacak ve işte o zaman gökten nimetler yağacak, bolluk ve bereket olacak, yerden de zenginlikler fışkıracaktır.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﺑَﻠِّﻎْ ﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَۜﻮَﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻞْ ﻓَﻤَﺎ ﺑَﻠَّﻐْﺖَ ﺭِﺳَﺎﻟَﺘَﻬُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﺼِﻤُﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٦٧﴿ 67- Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez. ﻗُﻞْ ﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻟَﺴْﺘُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺷَﻰْﺀٍ ﺣَﺘّٰﻰ ﺗُﻘ۪ﻴﻤُﻮﺍ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔَ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞَ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْۜﻮَﻟَﻴَﺰ۪ﻳﺪَﻥَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَﻄُﻐْﻴَﺎﻧًﺎ ﻭَﻛُﻔْﺮًﺍۚ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺎْﺱَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٦٨﴿ 68- "Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir" de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺩُﻭﺍ ﻭَﺍﻟﺼَّﺎﺑِﻮُۭ۫ﻥَ ﻭَﺍﻟﻨَّﺼَﺎﺭٰﻯ ﻣَﻦْ ﺍٰﻣَﻨَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮِ ﻭَﻋَﻤِﻞَ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻓَﻼﺎ ﺧَﻮْﻑٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ﴾٦٩﴿ 69- İman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir. {Önceden bir kimsenin dini ne olursa olsun ve ne kadar günah işlemiş bulunursa bulunsun Son Peygambere uyup doğruca iman eder, bundan sonra da imanın gereğini yaşarsa onun dünya ve ahirette korkacağı hiçbir şey yoktur. Sabiîler hakkında bk. s. 10.} ﻟَﻘَﺪْ ﺍَﺧَﺬْﻧَﺎ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻕَ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﻭَﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﺭُﺳُﻼﺎۜ ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻫُﻢْ ﺭَﺳُﻮﻝٌ ﺑِﻤَﺎ ﻻﺎ ﺗَﻬْﻮٰٓﻯ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻬُﻢْۙ ﻓَﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﻭَﻓَﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﻳَﻘْﺘُﻠُﻮﻥَ﴾٧٠﴿ 70- Andolsun ki İsrailoğullarının sağlam sözünü aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler. ﻭَﺣَﺴِﺒُٓﻮﺍ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻜُﻮﻥَ ﻓِﺘْﻨَﺔٌ ﻓَﻌَﻤُﻮﺍ ﻭَﺻَﻤُّﻮﺍ ﺛُﻢَّ ﺗَﺎﺑَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺛُﻢَّ ﻋَﻤُﻮﺍ ﻭَﺻَﻤُّﻮﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮٌ ﻣِﻨْﻬُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒَﺼ۪ﻴﺮٌ ﺑِﻤَﺎ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٧١﴿ 71- Bir belâ olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. Allah onların yaptıklarını görmektedir. ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﻔَﺮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻬُﻮَ ﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢُ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻢَۜ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢُ ﻳَﺎ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﺑّ۪ﻰ ﻭَﺭَﺑَّﻜُﻤْۜﺎِﻧَّﻪُ ﻣَﻦْ ﻳُﺸْﺮِﻛْﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﻘَﺪْ ﺣَﺮَّﻣَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَ ﻭَﻣَﺎْﻭٰﻳﻪُ ﺍﻟﻨَّﺎﺭُۜ ﻭَﻣَﺎ ﻟِﻠﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﺼَﺎﺭٍ﴾٧٢﴿ 72- Andolsun ki "Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesîh "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti. ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﻔَﺮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺜَﺎﻟِﺚُ ﺛَﻠٰﺜَﺔٍۢ ﻭَﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﺍِﻟٰﻪٍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍِﻟٰﻪٌ ﻭَﺍﺣِﺪٌۜ ﻭَﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﻨْﺘَﻬُﻮﺍ ﻋَﻤَّﺎ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻟَﻴَﻤَﺴَّﻦَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٧٣﴿ 73- Andolsun "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir. ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﺘُﻮﺑُﻮﻥَ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻳَﺴْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﻧَﻬُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٧٤﴿ 74- Hâla Allah'a tevbe edip O'ndan bağışlanmayı dilemiyecekler mi? Halbuki Allah Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahim(çok merhamet eden)dir. ﻣَﺎﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢُ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﺍِﻻَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝٌۚ ﻗَﺪْ ﺧَﻠَﺖْ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻪِ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞُۜ ﻭَﺍُﻣُّﻪُ ﺻِﺪّ۪ﻳﻘَﺔٌۜ ﻛَﺎﻧَﺎ ﻳَﺎْﻛُﻼﺎﻥِ ﺍﻟﻄَّﻌَﺎﻡَۜ ﺍُﻧْﻈُﺮْ ﻛَﻴْﻒَ ﻧُﺒَﻴِّﻦُ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻻﺎٰﻳَﺎﺕِ ﺛُﻢَّ ﺍﻧْﻈُﺮْ ﺍَﻧّٰﻰ ﻳُﻮْۭﻓَﻜُﻮﻥَ﴾٧٥﴿ 75- Meryem oğlu Mesîh ancak bir resûldür. Ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar. {Yahudiler Hz. İsa'nın, namuslu ve bâkire bir hanımdan doğduğuna inanmayıp, onun anasına iftira eder, gayrimeşru bir birleşmeden doğduğunu ileri sürerler. Kur'an-ı Kerim daha önce Hz. İsa'nın mucizevî bir şekilde nasıl yaratıldığını anlatıp burada da anasının doğru dürüst ve namuslu olduğunu zikretmek suretiyle bu iftirayı reddetmektedir. Ayrıca hıristiyanların ona ve anasına ilâhlık vasfı vermelerini de elle tutulur, gözle görülür bir delil ile reddedip çürütmektedir: Zira her ikisi de yemek yerlerdi, ilâh olsalardı yemeye, içmeye ihtiyaç duyarlar mıydı!} ﻗُﻞْ ﺍَﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻻﺎ ﻳَﻤْﻠِﻚُ ﻟَﻜُﻢْ ﺿَﺮًّﺍ ﻭَﻻﺎ ﻧَﻔْﻌًﺎۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻬُﻮَ ﺍﻟﺴَّﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾٧٦﴿ 76- De ki: Allah'ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah'tır. ﻗُﻞْ ﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻻﺎ ﺗَﻐْﻠُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﺩ۪ﻳﻨِﻜُﻢْ ﻏَﻴْﺮَ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻌُٓﻮﺍ ﺍَﻫْﻮَٓﺍﺀَ ﻗَﻮْﻡٍ ﻗَﺪْ ﺿَﻠُّﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻭَﺍَﺿَﻠُّﻮﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَﺿَﻠُّﻮﺍ ﻋَﻦْ ﺳَﻮَٓﺍﺀِ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِ۟﴾٧٧﴿ 77- De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın. ﻟُﻌِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﻋَﻠٰﻰ ﻟِﺴَﺎﻥِ ﺩَﺍﻭُ۫ﺩَ ﻭَﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦِ ﻣَﺮْﻳَﻢَۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﻤَﺎ ﻋَﺼَﻮْﺍ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾٧٨﴿ 78- İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻻﺎ ﻳَﺘَﻨَﺎﻫَﻮْﻥَ ﻋَﻦْ ﻣُﻨْﻜَﺮٍ ﻓَﻌَﻠُﻮﻩُۜ ﻟَﺒِﺌْﺲَ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻔْﻌَﻠُﻮﻥَ﴾٧٩﴿ 79- Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür! ﺗَﺮٰﻯ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻳَﺘَﻮَﻟَّﻮْﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍۜ ﻟَﺒِﺌْﺲَ ﻣَﺎ ﻗَﺪَّﻣَﺖْ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻬُﻢْ ﺍَﻥْ ﺳَﺨِﻄَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻓِﻰ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﻫُﻢْ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ﴾٨٠﴿ 80- Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür: Allah onlara gazabetmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar! ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻣَﺎ ﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﻫُﻢْ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻓَﺎﺳِﻘُﻮﻥَ﴾٨١﴿ 81- Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır. ﻟَﺘَﺠِﺪَﻥَّ ﺍَﺷَﺪَّ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻋَﺪَﺍﻭَﺓً ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﻟْﻴَﻬُﻮﺩَ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺷْﺮَﻛُﻮﺍۚ ﻭَﻟَﺘَﺠِﺪَﻥَّ ﺍَﻗْﺮَﺑَﻬُﻢْ ﻣَﻮَﺩَّﺓً ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﺼَﺎﺭٰﻯۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻥَّ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻗِﺴّ۪ﻴﺴ۪ﻴﻦَ ﻭَﺭُﻫْﺒَﺎﻧًﺎ ﻭَﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻜْﺒِﺮُﻭﻥَ﴾٨٢﴿ 82- İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar. {Tefsirlerde, bu âyetlerin bahis mevzuu ettiği hıristiyanların, Habeşistan'a göç eden müslümanları iyi karşılayan ve onlara anlayış gösteren hıristiyanlar veya Hz. Peygamber (s.a.) ile antlaşma yapan Necran hıristiyanları olduğu zikredilmiştir. Ancak genel olarak da hıristiyanların, yahudilere ve müşriklere nisbetle müslümanlara karşı daha yakın oldukları bir gerçektir. Gerçi mutaassıp hıristiyanların birleşerek tertipledikleri haçlı seferleri tarihin acı sayfalarını teşkil etmiştir. Bununla beraber dünyadan el ve eteğini çekmiş râhipler ile hıristiyan bilginlerinin ve bunların tesirinde kalan hıristiyanların İslâm'a nisbî yakınlıkları bir vâkıadır. Hz. Peygamber'in zuhurunda birçok râhip ve keşiş O'nu sevgi ile karşılamış ve beklenen peygamber olduğunu itiraf etmişlerdir.}