Cüz-7
Kur'an-ı Kerim Meali · s.121
ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺳَﻤِﻌُﻮﺍ ﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِ ﺗَﺮٰٓﻯ ﺍَﻋْﻴُﻨَﻬُﻢْ ﺗَﻔ۪ﻴﺾُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺪَّﻣْﻊِ ﻣِﻤَّﺎ ﻋَﺮَﻓُﻮﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّۚ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻧَﺮَﺑَّﻨَٓﺎﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﻓَﺎﻛْﺘُﺒْﻨَﺎ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺸَّﺎﻫِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٨٣﴿ 83- Resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz." ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻨَﺎ ﻻﺎ ﻧُﻮْۭﻣِﻨُﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّۙ ﻭَﻧَﻄْﻤَﻊُ ﺍَﻥْ ﻳُﺪْﺧِﻠَﻨَﺎﺭَﺑُّﻨَﺎﻣَﻊَ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾٨٤﴿ 84- "Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?" ﻓَﺎَﺛَﺎﺑَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﻭَﺫٰﻟِﻚَ ﺟَﺰَٓﺍﺀُ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٨٥﴿ 85- Söyledikleri (bu) sözden dolayı Allah onlara, içinde devamlı kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İyi hareket edenlerin mükâfatı işte budur. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟْﺠَﺤ۪ﻴﻢِ۟﴾٨٦﴿ 86- İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar cehennemliklerdir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗُﺤَﺮِّﻣُﻮﺍ ﻃَﻴِّﺒَﺎﺕِ ﻣَٓﺎ ﺍَﺣَﻼَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻌْﺘَﺪُﻭﺍۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﻌْﺘَﺪ۪ﻳﻦَ﴾٨٧﴿ 87- Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez. ﻭَﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗَﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺤَﻼﺎﻻﺎ ﻃَﻴِّﺒًﺎۖ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﺎﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻣُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٨٨﴿ 88- Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun. {Resûlullah (s.a.) bir sohbetlerinde kıyamet ve ahiretten bahsetmiş, sohbetin tesirine kapılan Ali, İbn Mes'ûd, Mıkdâd (r.a.) gibi bazı sahâbîler, Osman b. Maz'ûn'un evinde toplanarak gündüzleri devamlı oruç tutmak, geceleri uyumadan namaz kılmak, kadınlarının yanına gitmemek, et yememek ve eski püskü elbiseler giymek suretiyle yaşamaya, kalan ömürlerini böyle geçirmeye, hatta kendilerini kısırlaştırmaya azmetmişlerdi. Resûl-i Ekrem durumu haber alınca hemen yanlarına geldi ve şöyle buyurdu: "Ben böyle bir kulluk şekli ile emrolunmadım. Vücut ve nefislerinizin sizde hakkı vardır; oruç tutup namaz kılın, fakat aynı zamanda orucunuzu açıp yeyin ve uyuyun. Ben namaz kılar ve uyurum, oruç tutar ve iftar ederim, et yerim ve kadınlarıma yaklaşırım; benim yolumdan çıkan benden değildir." İşte bu hâdise üzerine 87-88. âyetler gelmiştir.} ﻻﺎﻳُﻮَۭﺍﺧِﺬُﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﺎﻟﻠَّﻐْﻮِ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧِﻜُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻳُﻮَۭﺍﺧِﺬُﻛُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻋَﻘَّﺪْﺗُﻢُ ﺍﻻﺎَﻳْﻤَﺎﻥَۚ ﻓَﻜَﻔَّﺎﺭَﺗُﻪُٓ ﺍِﻃْﻌَﺎﻡُ ﻋَﺸَﺮَﺓِ ﻣَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﻭْﺳَﻂِ ﻣَﺎ ﺗُﻄْﻌِﻤُﻮﻥَ ﺍَﻫْﻠ۪ﻴﻜُﻢْ ﺍَﻭْ ﻛِﺴْﻮَﺗُﻬُﻢْ ﺍَﻭْ ﺗَﺤْﺮ۪ﻳﺮُ ﺭَﻗَﺒَﺔٍۜ ﻓَﻤَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺠِﺪْ ﻓَﺼِﻴَﺎﻡُ ﺛَﻠٰﺜَﺔِ ﺍَﻳَّﺎﻡٍۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻛَﻔَّﺎﺭَﺓُ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧِﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﺣَﻠَﻔْﺘُﻢْۜ ﻭَﺍﺣْﻔَﻈُٓﻮﺍ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧَﻜُﻢْۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺒَﻴِّﻨُﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٨٩﴿ 89- Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz! {Allah üzerine bilerek yemin eden bir kimse yeminini yerine getirmelidir. Eğer yeminle yapacağı iş haram ve kötü bir iş ise bu takdirde kötü işi yapmayacak, yemini bozacak ve keffâreti yerine getirecektir. Keffâret yeminden caymanın bedeli ve bağışlanma vasıtası olup âyette zikredilen ilk üç şeyden birini yapmakla yerine gelir. Bunlara gücü yetmeyen de üç gün oruç tutar.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﺨَﻤْﺮُ ﻭَﺍﻟْﻤَﻴْﺴِﺮُ ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﺼَﺎﺏُ ﻭَﺍﻻﺎَﺯْﻻﺎﻡُ ﺭِﺟْﺲٌ ﻣِﻦْ ﻋَﻤَﻞِ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﻓَﺎﺟْﺘَﻨِﺒُﻮﻩُ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ﴾٩٠﴿ 90- Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﺍَﻥْ ﻳُﻮﻗِﻊَ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺪَﺍﻭَﺓَ ﻭَﺍﻟْﺒَﻐْﻀَٓﺎﺀَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺨَﻤْﺮِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻴْﺴِﺮِ ﻭَﻳَﺼُﺪَّﻛُﻢْ ﻋَﻦْ ﺫِﻛْﺮِﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻋَﻦِ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِۚ ﻓَﻬَﻞْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻣُﻨْﺘَﻬُﻮﻥَ﴾٩١﴿ 91- Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? {İslâm'dan önce Araplarda çok yaygın bir şarap içme alışkanlığı bulunduğu için Allah Teâlâ ilk müslümanları yavaş yavaş içki yasağına alıştırmış, önce onun zararının faydasından çok olduğunu bildirmiş, sonra içkili namaz kılmayı yasaklamış ve en sonunda bu âyetle kesin olarak sarhoşluk veren içkileri içmeyi haram kılmıştır. Yine cahiliye devrinde Araplar on adet ok sapı ile bir nevi kumar ve şans oyunu oynarlardı. Bunların yedisinde bazı paylar yazılı idi, üçü de boştu. Güvenilir bir kimse, bir torbanın içinden bunları, katılanlar adına teker teker çekerdi. Dolu çıkanlar maldan hisselerini alır fakirlere verirlerdi. Boş çıkanlar ise bu malın parasını öderlerdi. Kumarların belki de en nezihi olmasına rağmen İslâm bunu da yasaklamış, ortaya mal ve para konarak oynanacak hiçbir şans oyununa izin vermemiş, fukaraya yardım edilecekse bunu herkesin, helâl kazancından ayırarak etmesini istemiştir. Âyet içki ve kumar yasağının en önemli ictimaî, ahlâkî ve dinî hikmetlerini açıklamıştır. İlgili hadisler ile ilim, bunlara ekonomik ve sıhhî sebepleri de eklemiştir.} ﻭَﺍَﻃ۪ﻴﻌُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍَﻃ۪ﻴﻌُﻮﺍ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝَ ﻭَﺍﺣْﺬَﺭُﻭﺍۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻴْﺘُﻢْ ﻓَﺎﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﺭَﺳُﻮﻟِﻨَﺎ ﺍﻟْﺒَﻼﺎﻍُ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦُ﴾٩٢﴿ 92- Allah'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir. ﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ ﺟُﻨَﺎﺡٌ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻃَﻌِﻤُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺎ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻭَﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ ﺛُﻢَّ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻭَﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺛُﻢَّ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻭَﺍَﺣْﺴَﻨُﻮﺍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ۟﴾٩٣﴿ 93- İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyle sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel yapanları sever. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻟَﻴَﺒْﻠُﻮَﻧَّﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﺸَﻰْﺀٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﻴْﺪِ ﺗَﻨَﺎﻟُﻪُٓ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﻭَﺭِﻣَﺎﺣُﻜُﻢْ ﻟِﻴَﻌْﻠَﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَﻦْ ﻳَﺨَﺎﻓُﻪُ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِۚ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﻋْﺘَﺪٰﻯ ﺑَﻌْﺪَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓَﻠَﻪُ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٩٤﴿ 94- Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki gizlide (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﻴْﺪَ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺣُﺮُﻡٌۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻗَﺘَﻠَﻪُ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣُﺘَﻌَﻤِّﺪًﺍ ﻓَﺠَﺰَٓﺍﺀٌ ﻣِﺜْﻞُ ﻣَﺎ ﻗَﺘَﻞَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﻌَﻢِ ﻳَﺤْﻜُﻢُ ﺑِﻪ۪ ﺫَﻭَﺍ ﻋَﺪْﻝٍ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻫَﺪْﻳًﺎ ﺑَﺎﻟِﻎَ ﺍﻟْﻜَﻌْﺒَﺔِ ﺍَﻭْ ﻛَﻔَّﺎﺭَﺓٌ ﻃَﻌَﺎﻡُ ﻣَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦَ ﺍَﻭْ ﻋَﺪْﻝُ ﺫٰﻟِﻚَ ﺻِﻴَﺎﻣًﺎ ﻟِﻴَﺬُﻭﻕَ ﻭَﺑَﺎﻝَ ﺍَﻣْﺮِﻩ۪ۜ ﻋَﻔَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻤَّﺎ ﺳَﻠَﻒَۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻋَﺎﺩَ ﻓَﻴَﻨْﺘَﻘِﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻨْﻬُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﺰ۪ﻳﺰٌ ﺫُﻭ ﺍﻧْﺘِﻘَﺎﻡٍ﴾٩٥﴿ 95- Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır. {Burada "öç alan"dan maksat, kimsenin ettiğini yanına bırakmayan, mazlumların intikamını alan demektir.} ﺍُﺣِﻞَّ ﻟَﻜُﻢْ ﺻَﻴْﺪُ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﻭَﻃَﻌَﺎﻣُﻪُ ﻣَﺘَﺎﻋًﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﻟِﻠﺴَّﻴَّﺎﺭَﺓِۚ ﻭَﺣُﺮِّﻡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺻَﻴْﺪُ ﺍﻟْﺒَﺮِّ ﻣَﺎ ﺩُﻣْﺘُﻢْ ﺣُﺮُﻣًﺎۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﺎﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ﴾٩٦﴿ 96- Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun. ﺟَﻌَﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻜَﻌْﺒَﺔَ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖَ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡَ ﻗِﻴَﺎﻣًﺎ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺍﻟﺸَّﻬْﺮَ ﺍﻟْﺤَﺮَﺍﻡَ ﻭَﺍﻟْﻬَﺪْﻯَ ﻭَﺍﻟْﻘَﻼٓﺎﺋِﺪَۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻟِﺘَﻌْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺒِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٩٧﴿ 97- Allah, Kâbe'yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. Bu da Allah'ın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anlayıp) bilmeniz içindir. ﺍِﻋْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺸَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌۜ﴾٩٨﴿ 98- Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve esirgemesi sınırsızdır. ﻣَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﺒَﻼﺎﻏُۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﺗُﺒْﺪُﻭﻥَ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﻜْﺘُﻤُﻮﻥَ﴾٩٩﴿ 99- Resûle düşen (vazife), ancak duyurmadır. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir. ﻗُﻞْ ﻻﺎﻳَﺴْﺘَﻮِﻯ ﺍﻟْﺨَﺒ۪ﻴﺚُ ﻭَﺍﻟﻄَّﻴِّﺐُ ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻋْﺠَﺒَﻚَ ﻛَﺜْﺮَﺓُ ﺍﻟْﺨَﺒ۪ﻴﺚِۚ ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻴَٓﺎ ﺍُﻭ۬ﻟِﻰ ﺍﻻﺎَﻟْﺒَﺎﺏِ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ۟﴾١٠٠﴿ 100- De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! Allah'tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz. {Bu âyet İslâm'ın, kemiyetçi değil, keyfiyetçi olduğuna delâlet etmektedir. Aranacak olan çok değil, iyi, temiz ve helâl olandır.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﺴْﺌَﻠُﻮﺍ ﻋَﻦْ ﺍَﺷْﻴَٓﺎﺀَ ﺍِﻥْ ﺗُﺒْﺪَ ﻟَﻜُﻢْ ﺗَﺴُﻮْۭﻛُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﺴْﺌَﻠُﻮﺍ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﺣ۪ﻴﻦَ ﻳُﻨَﺰَّﻝُ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﺗُﺒْﺪَ ﻟَﻜُﻢْۜ ﻋَﻔَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻨْﻬَﺎۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺣَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١٠١﴿ 101- Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir. {Resûl-i Ekrem (s.a.) "Allah size haccı farz kıldı, hac vazifenizi yapınız" dediği zaman birisi kalkarak "Her sene mi yâ Resûlallah?" demiş ve sorusunu üç kere tekrarlamıştı. Peygamberimiz bir müddet sükût ettikten sonra "Eğer evet deseydim her sene farz olurdu; eğer her sene farz olsaydı buna da gücünüz yetmezdi" buyurdu. Bu âyetin geliş sebebi budur. Allah unuttuğu için değil, affettiği, kolaylık dilediği için bazı şeyleri açıklamaz; sorular sorarak işi güçleştirmek, teşrî hikmetine aykırıdır.} ﻗَﺪْ ﺳَﺎَﻟَﻬَﺎ ﻗَﻮْﻡٌ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﺛُﻢَّ ﺍَﺻْﺒَﺤُﻮﺍ ﺑِﻬَﺎ ﻛَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٠٢﴿ 102- Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkâr eder olmuştu. ﻣَﺎ ﺟَﻌَﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦْ ﺑَﺤ۪ﻴﺮَﺓٍ ﻭَﻻﺎ ﺳَٓﺎﺋِﺒَﺔٍ ﻭَﻻﺎ ﻭَﺻ۪ﻴﻠَﺔٍ ﻭَﻻﺎ ﺣَﺎﻡٍۙ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻳَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻜَﺬِﺏَۜ ﻭَﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾١٠٣﴿ 103- Allah bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler, yalan yere Allah'a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz. {İslâm öncesi Arapların bâtıl inanç ve âdetlerinden biri de bazı sebep ve bahanelerle birtakım hayvanları putlara kurban etmeleri, onları putlar adına serbest bırakmaları idi. Bu cümleden olarak beş kere doğuran ve beşinci yavrusu dişi olan deveye "bahîra" denir, kulağı çentilir, sağılmaz, sütü putlara bırakılırdı. Put namına serbest bırakılan ve sütünden yalnızca müsafirlerin faydalandığı develere "sâibe" denirdi. Biri erkek, diğeri dişi olmak üzere ikiz doğuran koyun veya deveye "vasîle" derler, erkek yavruyu puta kurban ederlerdi. On nesli dölleyen erkek deveye "hâm" denir, o da serbest bırakılırdı.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﺗَﻌَﺎﻟَﻮْﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺣَﺴْﺒُﻨَﺎ ﻣَﺎ ﻭَﺟَﺪْﻧَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍٰﺑَٓﺎﺀَﻧَﺎۜ ﺍَﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻬْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾١٠٤﴿ 104- Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiği vakit, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi? ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻜُﻢْۚ ﻻﺎ ﻳَﻀُﺮُّﻛُﻢْ ﻣَﻦْ ﺿَﻞَّ ﺍِﺫَﺍﺍﻫْﺘَﺪَﻳْﺘُﻢْۜ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﺮْﺟِﻌُﻜُﻢْ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻓَﻴُﻨَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٠٥﴿ 105- Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir. {Âyetten, nemelâzımcılığın tasvip edildiği anlamı çıkarılmamalıdır. İlgili âyet ve hadislerin bütününü bir arada değerlendirdiğimiz zaman çıkan mana şudur: Herkes kendine, ailesine ve çevresine karşı vazifelerini yapmakla mükelleftir; iyiliği emretme ve yayma, kötülüğü yasaklama ve önleme de bu vazife içindedir. Kişi bütün bunları yaptıktan sonra başkalarının yoldan sapması ondan sorulmaz ve ona zarar da vermez. Hz. Ebubekir'in açıklamaları da bunu teyit eder: Kays, O'nun bir hutbesinde kendilerine şunu söylediğini nakletmiştir: "Siz bu âyeti okuyorsunuz ve yanlış tevil ediyorsunuz. Ben Allah Resûlünün şöyle dediğini duydum: İnsanlar zalimi görüp de elinden tutarak mâni olmazlarsa Allah'ın onlara kendi katından umumî bir azap göndermesi yakındır."} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺷَﻬَﺎﺩَﺓُ ﺑَﻴْﻨِﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﺣَﻀَﺮَ ﺍَﺣَﺪَﻛُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕُ ﺣ۪ﻴﻦَ ﺍﻟْﻮَﺻِﻴَّﺔِ ﺍﺛْﻨَﺎﻥِ ﺫَﻭَﺍ ﻋَﺪْﻝٍ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﺍَﻭْ ﺍٰﺧَﺮَﺍﻥِ ﻣِﻦْ ﻏَﻴْﺮِﻛُﻢْ ﺍِﻥْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺿَﺮَﺑْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﺎَﺻَﺎﺑَﺘْﻜُﻢْ ﻣُﺼ۪ﻴﺒَﺔُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِۜ ﺗَﺤْﺒِﺴُﻮﻧَﻬُﻤَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِ ﻓَﻴُﻘْﺴِﻤَﺎﻧِﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻥِ ﺍﺭْﺗَﺒْﺘُﻢْ ﻻﺎ ﻧَﺸْﺘَﺮ۪ﻯ ﺑِﻪ۪ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﺫَﺍ ﻗُﺮْﺑٰﻰۙ ﻭَﻻﺎ ﻧَﻜْﺘُﻢُ ﺷَﻬَﺎﺩَﺓَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎِﻧَّٓﺎ ﺍِﺫًﺍ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻻﺎٰﺛِﻤ۪ﻴﻦَ﴾١٠٦﴿ 106- Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkorsunuz; "Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye Allah üzerine yemin ederler. ﻓَﺎِﻥْ ﻋُﺜِﺮَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻧَّﻬُﻤَﺎ ﺍﺳْﺘَﺤَﻘَّٓﺎ ﺍِﺛْﻤًﺎ ﻓَﺎٰﺧَﺮَﺍﻥِ ﻳَﻘُﻮﻣَﺎﻥِ ﻣَﻘَﺎﻣَﻬُﻤَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺳْﺘَﺤَﻖَّ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻻﺎَﻭْﻟَﻴَﺎﻥِ ﻓَﻴُﻘْﺴِﻤَﺎﻧِﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﺸَﻬَﺎﺩَﺗُﻨَٓﺎ ﺍَﺣَﻖُّ ﻣِﻦْ ﺷَﻬَﺎﺩَﺗِﻬِﻤَﺎ ﻭَﻣَﺎ ﺍﻋْﺘَﺪَﻳْﻨَﺎۘ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﺫًﺍ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾١٠٧﴿ 107- Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve "Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler. ﺫٰﻟِﻚَ ﺍَﺩْﻧٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺎﻟﺸَّﻬَﺎﺩَﺓِ ﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺟْﻬِﻬَٓﺎ ﺍَﻭْ ﻳَﺨَﺎﻓُٓﻮﺍ ﺍَﻥْ ﺗُﺮَﺩَّ ﺍَﻳْﻤَﺎﻥٌ ﺑَﻌْﺪَ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧِﻬِﻢْۜ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﺳْﻤَﻌُﻮﺍۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ۟﴾١٠٨﴿ 108- Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. Allah'tan korkun ve (O'nu) dinleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez. {Vasiyet mübah şeyler, iyilik, ibadet ve hayırlarla ilgili olabileceği gibi, bir gün hayattan ayrılması mukadder olan kişinin üzerindeki borçlarla ilgili de olabilir. Bu sonuncusu ile ilgili vasiyet farzdır. Vasiyetin zayi olmaması ve herhalde yerine getirilmesi için alınacak tedbirler Allah tarafından 106-108. âyetlerde tâlim edilmiştir.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﻳَﻮْﻡَ ﻳَﺠْﻤَﻌُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟﺮُّﺳُﻞَ ﻓَﻴَﻘُﻮﻝُ ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍُﺟِﺒْﺘُﻢْۜ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻻﺎ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَﺎۜ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﻋَﻼَﺎﻡُ ﺍﻟْﻐُﻴُﻮﺏِ﴾١٠٩﴿ 109- Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir. ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻴَﺎ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦَ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﺍﺫْﻛُﺮْ ﻧِﻌْﻤَﺘ۪ﻰ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻭَﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺍﻟِﺪَﺗِﻚَۢ ﺍِﺫْ ﺍَﻳَّﺪْﺗُﻚَ ﺑِﺮُﻭﺡِ ﺍﻟْﻘُﺪُﺱِ ﺗُﻜَﻠِّﻢُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﻬْﺪِ ﻭَﻛَﻬْﻼﺎۚ ﻭَﺍِﺫْ ﻋَﻠَّﻤْﺘُﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻭَﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ﻭَﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔَ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞَۚ ﻭَﺍِﺫْ ﺗَﺨْﻠُﻖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻄّ۪ﻴﻦِ ﻛَﻬَﻴْﺌَﺔِ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﺑِﺎِﺫْﻧ۪ﻰ ﻓَﺘَﻨْﻔُﺦُ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻓَﺘَﻜُﻮﻥُ ﻃَﻴْﺮًﺍ ﺑِﺎِﺫْﻧ۪ﻰ ﻭَﺗُﺒْﺮِﻯُۭ ﺍﻻﺎَﻛْﻤَﻪَ ﻭَﺍﻻﺎَﺑْﺮَﺹَ ﺑِﺎِﺫْﻧ۪ﻰۚ ﻭَﺍِﺫْ ﺗُﺨْﺮِﺝُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰ ﺑِﺎِﺫْﻧ۪ﻰۚ ﻭَﺍِﺫْ ﻛَﻔَﻔْﺖُ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﻋَﻨْﻚَ ﺍِﺫْ ﺟِﺌْﺘَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕِ ﻓَﻘَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺍِﻥْ ﻫٰﺬَٓﺍ ﺍِﻻَﺎ ﺳِﺤْﺮٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ﴾١١٠﴿ 110- Allah o zaman şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi. {Bu âyette ve bundan sonraki âyetlerde zikredilen olağanüstü hadiseler mucizedir. Mucizeler, insanların gücünü aşan, onların yapmaları -tabiat kanunlarına göre- mümkün olmayan şeylerdir. Ancak tabiat kanunlarının da yaratıcısı ve düzenleyicisi olan Allah, kullarının kolayca iman etmelerini, hidayete kavuşmalarını temin maksadıyle peygamberine mucizeler lütfeylemiştir; bunlar yalnızca Allah'ın izin ve kudretiyle, bildiğimiz sebepler zinciri dışında vücuda gelmektedir.} ﻭَﺍِﺫْ ﺍَﻭْﺣَﻴْﺖُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﻮَﺍﺭِﻳّ۪ﻦَ ﺍَﻥْ ﺍٰﻣِﻨُﻮﺍ ﺑ۪ﻰ ﻭَﺑِﺮَﺳُﻮﻟ۪ﻰۚ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﻭَﺍﺷْﻬَﺪْ ﺑِﺎَﻧَّﻨَﺎ ﻣُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾١١١﴿ 111- Hani havârîlere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi. ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﺤَﻮَﺍﺭِﻳُّﻮﻥَ ﻳَﺎ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦَ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻫَﻞْ ﻳَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻌُﺮَﺑُّﻜَﺎَﻥْ ﻳُﻨَﺰِّﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻣَٓﺎﺋِﺪَﺓً ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﺎِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١١٢﴿ 112- Hani havârîler "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O, "Îman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun" cevabını vermişti. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻧُﺮ۪ﻳﺪُ ﺍَﻥْ ﻧَﺎْﻛُﻞَ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻭَﺗَﻄْﻤَﺌِﻦَّ ﻗُﻠُﻮﺑُﻨَﺎ ﻭَﻧَﻌْﻠَﻢَ ﺍَﻥْ ﻗَﺪْ ﺻَﺪَﻗْﺘَﻨَﺎ ﻭَﻧَﻜُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺎﻫِﺪ۪ﻳﻦَ﴾١١٣﴿ 113- Onlar "Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz" demişlerdi. ﻗَﺎﻝَ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺭَﺑَّﻨَٓﺎﺍَﻧْﺰِﻝْ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻣَٓﺎﺋِﺪَﺓً ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻨَﺎ ﻋ۪ﻴﺪًﺍ ﻻﺎَﻭَّﻟِﻨَﺎ ﻭَﺍٰﺧِﺮِﻧَﺎ ﻭَﺍٰﻳَﺔً ﻣِﻨْﻚَۚ ﻭَﺍﺭْﺯُﻗْﻨَﺎ ﻭَﺍَﻧْﺖَ ﺧَﻴْﺮُ ﺍﻟﺮَّﺍﺯِﻗ۪ﻴﻦَ﴾١١٤﴿ 114- Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın. ﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﻧّ۪ﻰ ﻣُﻨَﺰِّﻟُﻬَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْۚ ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﻜْﻔُﺮْ ﺑَﻌْﺪُ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻓَﺎِﻧّ۪ٓﻰ ﺍُﻋَﺬِّﺑُﻪُ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﻻٓﺎ ﺍُﻋَﺬِّﺑُﻪُٓ ﺍَﺣَﺪًﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ۟﴾١١٥﴿ 115- Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim! ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻴَﺎ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦَ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﺀَﺍَﻧْﺖَ ﻗُﻠْﺖَ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﺍﺗَّﺨِﺬُﻭﻧ۪ﻰ ﻭَﺍُﻣِّﻰَ ﺍِﻟٰﻬَﻴْﻦِ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻘَﺎﻝَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻣَﺎ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻟ۪ٓﻰ ﺍَﻥْ ﺍَﻗُﻮﻝَ ﻣَﺎ ﻟَﻴْﺲَ ﻟ۪ﻰ ﺑِﺤَﻖٍّۜ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺖُ ﻗُﻠْﺘُﻪُ ﻓَﻘَﺪْ ﻋَﻠِﻤْﺘَﻪُۜ ﺗَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻧَﻔْﺴ۪ﻰ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻧَﻔْﺴِﻚَۜ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﻋَﻼَﺎﻡُ ﺍﻟْﻐُﻴُﻮﺏِ﴾١١٦﴿ 116- Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Allah'tan başka iki ilâh bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. ﻣَﺎ ﻗُﻠْﺖُ ﻟَﻬُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﻣَٓﺎ ﺍَﻣَﺮْﺗَﻨ۪ﻰ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﻥِ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﺑّ۪ﻰ ﻭَﺭَﺑَّﻜُﻤْۚﻮَﻛُﻨْﺖُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺷَﻬ۪ﻴﺪًﺍ ﻣَﺎ ﺩُﻣْﺖُ ﻓ۪ﻴﻬِﻢْۚ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺗَﻮَﻓَّﻴْﺘَﻨ۪ﻰ ﻛُﻨْﺖَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﺮَّﻗ۪ﻴﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﻭَﺍَﻧْﺖَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﺷَﻬ۪ﻴﺪٌ﴾١١٧﴿ 117- Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. ﺍِﻥْ ﺗُﻌَﺬِّﺑْﻬُﻢْ ﻓَﺎِﻧَّﻬُﻢْ ﻋِﺒَﺎﺩُﻙَۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻬُﻢْ ﻓَﺎِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ﴾١١٨﴿ 118- Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi. ﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻬٰﺬَﺍ ﻳَﻮْﻡُ ﻳَﻨْﻔَﻊُ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ﺻِﺪْﻗُﻬُﻢْۜ ﻟَﻬُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٌ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺑَﺪًﺍۜ ﺭَﺿِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻨْﻬُﻢْ ﻭَﺭَﺿُﻮﺍ ﻋَﻨْﻪُۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻔَﻮْﺯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ﴾١١٩﴿ 119- (Bu konuşmadan sonra) Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur. ﻟِﻠّٰﻬِﻤُﻠْﻚُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻣَﺎ ﻓ۪ﻴﻬِﻦَّۜ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾١٢٠﴿ 120- Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti Allah'ındır, O, her şeye hakkıyle kadirdir. {Havârîler, Peygamberimizin ashâbı gibi Hz. İsa'ya, O hayatta iken iman eden ve O'na sadâkat gösteren müminlerdir. İnsanoğlu bütün dünyaya sahip olsa bile bu büyük bir kazanç değildir; çünkü bu sahiplik geçicidir ve mecâzîdir, asıl sahip Allah'tır. Ayrıca bugüne kadar keşfedilebilen, çapı on milyar ışık yıllık maddi kâinat yanında dünya bir zerre değildir. "Öyleyse dünya hayatında insan için en büyük kazanç nedir?" denecek olursa, şüphesiz bu Allah rızasıdır. O'nun rızasını kazanan, iyi ve güzel olan her şeyi kazanmıştır; öyle iyi ve güzel ki, dünyada ona insanların eli değil, hayali bile ulaşamaz. Onun için müminlerin birbirine en hayırlı duası ve teşekkürü "Allah razı olsun!" cümlesidir.}