4-Nisa'
Kur'an-ı Kerim Meali · s.76
ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ٤ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟﻨِّﺴَﺎﺀِ {Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 âyettir. "Nisâ" kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına "Nisâ" denmiştir.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺭَﺑَّﻜُﻤُﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧَﻔْﺲٍ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٍ ﻭَﺧَﻠَﻖَ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺯَﻭْﺟَﻬَﺎ ﻭَﺑَﺚَّ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﺭِﺟَﺎﻻﺎ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀًۚ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﺗَﺴَٓﺎﺀَ ﻟُﻮﻥَ ﺑِﻪ۪ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺣَﺎﻡَۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺭَﻗ۪ﻴﺒًﺎ﴾١﴿ 1- Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir. ﻭَﺍٰﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰٓﻰ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَﺒَﺪَّﻟُﻮﺍ ﺍﻟْﺨَﺒ۪ﻴﺚَ ﺑِﺎﻟﻄَّﻴِّﺐِۖ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟِﻜُﻢْۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻛَﺎﻥَ ﺣُﻮﺑًﺎ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾٢﴿ 2- Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır. ﻭَﺍِﻥْ ﺧِﻔْﺘُﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﺗُﻘْﺴِﻄُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰ ﻓَﺎﻧْﻜِﺤُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻃَﺎﺏَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀِ ﻣَﺜْﻨٰﻰ ﻭَﺛُﻠٰﺚَ ﻭَﺭُﺑَﺎﻉَۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺧِﻔْﺘُﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻌْﺪِﻟُﻮﺍ ﻓَﻮَﺍﺣِﺪَﺓً ﺍَﻭْ ﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜَﺖْ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧُﻜُﻢْۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍَﺩْﻧٰٓﻰ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻌُﻮﻟُﻮﺍۜ﴾٣﴿ 3- Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. {Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna rağmen âyetin, erkeklere birden fazla kadınla evlenme izni vermesi öteden beri -daha ziyade gayr-i müslimlerce- tenkit ve itiraza konu edilmiştir. Ancak İslâm'ın bu iznini diğer talimatı ve hayatın değişen şartları içinde ele almak gereklidir. İslâm'a göre zina kesin olarak haramdır; şu halde zinaya giden yolları tıkamak gerekir. Erkeğin güçlü ve yeterli, kadının ise zayıf ve isteksiz olması veya doğurgan olmaması halinde, savaş vb. sebeplerle erkeklerin azalması ve kadınların çoğalması gibi durumlarda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi zaruri olabilir. Böyle durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir emir değil, bir izindir; ikinci ve üçüncü... eş olacak hanım da buna mecbur değildir. Ayrıca bu izin kayıtsız şartsız olmayıp adalet şartına bağlanmış, buna riayet edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. Bütün bu kayıtlar ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman İslâm'ın bu izninin, zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından en müsait yol olduğu açıkça anlaşılacaktır.} ﻭَﺍٰﺗُﻮﺍ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀَ ﺻَﺪُﻗَﺎﺗِﻬِﻦَّ ﻧِﺤْﻠَﺔًۜ ﻓَﺎِﻥْ ﻃِﺒْﻦَ ﻟَﻜُﻢْ ﻋَﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﻣِﻨْﻪُ ﻧَﻔْﺴًﺎ ﻓَﻜُﻠُﻮﻩُ ﻫَﻨ۪ٓﻴﺌًﺎ ﻣَﺮ۪ٓﻳﺌًﺎ﴾٤﴿ 4- Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin. ﻭَﻻﺎ ﺗُﻮْۭﺗُﻮﺍ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَٓﺎﺀَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﺟَﻌَﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢْ ﻗِﻴَﺎﻣًﺎ ﻭَﺍﺭْﺯُﻗُﻮﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَﺍﻛْﺴُﻮﻫُﻢْ ﻭَﻗُﻮﻟُﻮﺍ ﻟَﻬُﻢْ ﻗَﻮْﻻﺎ ﻣَﻌْﺮُﻭﻓًﺎ﴾٥﴿ 5- Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin. ﻭَﺍﺑْﺘَﻠُﻮﺍ ﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰ ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺑَﻠَﻐُﻮﺍ ﺍﻟﻨِّﻜَﺎﺡَۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺍٰﻧَﺴْﺘُﻢْ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺭُﺷْﺪًﺍ ﻓَﺎﺩْﻓَﻌُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْۚ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﻫَٓﺎ ﺍِﺳْﺮَﺍﻓًﺎ ﻭَﺑِﺪَﺍﺭًﺍ ﺍَﻥْ ﻳَﻜْﺒَﺮُﻭﺍۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻏَﻨِﻴًّﺎ ﻓَﻠْﻴَﺴْﺘَﻌْﻔِﻒْۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻓَﻘ۪ﻴﺮًﺍ ﻓَﻠْﻴَﺎْﻛُﻞْ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۜ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺩَﻓَﻌْﺘُﻢْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﻓَﺎَﺷْﻬِﺪُﻭﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﻭَﻛَﻔٰﻰﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﺤَﺴ۪ﻴﺒًﺎ﴾٦﴿ 6- Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter. ﻟِﻠﺮِّﺟَﺎﻝِ ﻧَﺼ۪ﻴﺐٌ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺮَﻙَ ﺍﻟْﻮَﺍﻟِﺪَﺍﻥِ ﻭَﺍﻻﺎَﻗْﺮَﺑُﻮﻥَۖ ﻭَﻟِﻠﻨِّﺴَٓﺎﺀِ ﻧَﺼ۪ﻴﺐٌ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺮَﻙَ ﺍﻟْﻮَﺍﻟِﺪَﺍﻥِ ﻭَﺍﻻﺎَﻗْﺮَﺑُﻮﻥَ ﻣِﻤَّﺎ ﻗَﻞَّ ﻣِﻨْﻪُ ﺍَﻭْ ﻛَﺜُﺮَۜ ﻧَﺼ۪ﻴﺒًﺎ ﻣَﻔْﺮُﻭﺿًﺎ﴾٧﴿ 7- Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺣَﻀَﺮَ ﺍﻟْﻘِﺴْﻤَﺔَ ﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺑٰﻰ ﻭَﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦُ ﻓَﺎﺭْﺯُﻗُﻮﻫُﻢْ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﻗُﻮﻟُﻮﺍ ﻟَﻬُﻢْ ﻗَﻮْﻻﺎ ﻣَﻌْﺮُﻭﻓًﺎ﴾٨﴿ 8- (Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin. {7. ve 8. âyetten birincisi cahiliye devri geleneklerini yıkarak mirastan kadının da payı olduğunu, Allah'ın onlar için ayırdığı bu payın mutlaka kendilerine verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. İkinci âyet ise İslâm'ın getirdiği en geniş kardeşlik ve en insanî dayanışma anlayışı ve sosyal adalet prensibi içinde, mirasta payı olmayan -nisbeten- uzak akrabaya, o civarda bulunan fakir fukaraya da mirastan bir şeyler verilmesini, gönüllerinin alınmasını, emeksiz elde edilen servete karşı muhtemel menfi duyguların önlenmesini emretmektedir.} ﻭَﻟْﻴَﺨْﺶَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻟَﻮْ ﺗَﺮَﻛُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺧَﻠْﻔِﻬِﻢْ ﺫُﺭِّﻳَّﺔً ﺿِﻌَﺎﻓًﺎ ﺧَﺎﻓُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۖ ﻓَﻠْﻴَﺘَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﻟْﻴَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻗَﻮْﻻﺎ ﺳَﺪ۪ﻳﺪًﺍ﴾٩﴿ 9- Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler; Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler. {Yetimlerin veli ve vasileri, onlara kendi çocuklarına davranılmasını istedikleri gibi davranmalıdırlar; çünkü kendi çocukları da bir gün yetim ve çaresiz kalabilir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﺍَﻣْﻮَﺍﻝَ ﺍﻟْﻴَﺘَﺎﻣٰﻰ ﻇُﻠْﻤًﺎ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻄُﻮﻧِﻬِﻢْ ﻧَﺎﺭًﺍۜ ﻭَﺳَﻴَﺼْﻠَﻮْﻥَ ﺳَﻌ۪ﻴﺮًﺍ۟﴾١٠﴿ 10- Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir. ﻳُﻮﺻ۪ﻴﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ٓﻰ ﺍَﻭْﻻﺎﺩِﻛُﻢْ ﻟِﻠﺬَّﻛَﺮِ ﻣِﺜْﻞُ ﺣَﻆِّ ﺍﻻﺎُﻧْﺜَﻴَﻴْﻦِۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻛُﻦَّ ﻧِﺴَٓﺎﺀً ﻓَﻮْﻕَ ﺍﺛْﻨَﺘَﻴْﻦِ ﻓَﻠَﻬُﻦَّ ﺛُﻠُﺜَﺎ ﻣَﺎ ﺗَﺮَﻙَۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓً ﻓَﻠَﻬَﺎ ﺍﻟﻨِّﺼْﻒُۜ ﻭَ ﻻﺎَﺑَﻮَﻳْﻪِ ﻟِﻜُﻞِّ ﻭَﺍﺣِﺪٍ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﺍﻟﺴُّﺪُﺱُ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺮَﻙَ ﺍِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻪُ ﻭَﻟَﺪٌۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﻟَﻪُ ﻭَﻟَﺪٌ ﻭَﻭَﺭِﺛَﻪُٓ ﺍَﺑَﻮَﺍﻩُ ﻓَـﻻﺎُﻣِّﻪِ ﺍﻟﺜُّﻠُﺚُۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻪُٓ ﺍِﺧْﻮَﺓٌ ﻓَـﻻﺎُﻣِّﻪِ ﺍﻟﺴُّﺪُﺱُ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻭَﺻِﻴَّﺔٍ ﻳُﻮﺻ۪ﻰ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺩَﻳْﻦٍۜ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﻭَﺍَﺑْﻨَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْۚ ﻻﺎﺗَﺪْﺭُﻭﻥَ ﺍَﻳُّﻬُﻢْ ﺍَﻗْﺮَﺏُ ﻟَﻜُﻢْ ﻧَﻔْﻌًﺎۚ ﻓَﺮ۪ﻳﻀَﺔً ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻋَﻠ۪ﻴﻤًﺎ ﺣَﻜ۪ﻴﻤًﺎ﴾١١﴿ 11- Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir. {İslâm'ın miras hukukunda, paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yolu tutulmuş, daha çok harcama yapmak mecburiyetinde olanlara çok, daha az harcama durumunda olanlara az hisse verilmiştir. İslâm aile hukukuna göre evlenirken mehir verecek, düğün masrafı yapacak olan erkektir. Evlendikten sonra da gerek muhtaç olan yakın akrabasına ve gerekse eş ve çocuklarına bakacak, onlara yiyecek, giyecek, mesken gibi asgari ihtiyaçları temin edecek yine erkektir. İşte bu sebepledir ki, genellikle mirasta erkeklerin payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.} ﻭَﻟَﻜُﻢْ ﻧِﺼْﻒُ ﻣَﺎ ﺗَﺮَﻙَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟُﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﻟَﻬُﻦَّ ﻭَﻟَﺪٌۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻬُﻦَّ ﻭَﻟَﺪٌ ﻓَﻠَﻜُﻢُ ﺍﻟﺮُّﺑُﻊُ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺮَﻛْﻦَ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻭَﺻِﻴَّﺔٍ ﻳُﻮﺻ۪ﻴﻦَ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺩَﻳْﻦٍۜ ﻭَﻟَﻬُﻦَّ ﺍﻟﺮُّﺑُﻊُ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺮَﻛْﺘُﻢْ ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﻟَﺪٌۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﻟَﺪٌ ﻓَﻠَﻬُﻦَّ ﺍﻟﺜُّﻤُﻦُ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺮَﻛْﺘُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻭَﺻِﻴَّﺔٍ ﺗُﻮﺻُﻮﻥَ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺩَﻳْﻦٍۜ ﻭَﺍِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﺭَﺟُﻞٌ ﻳُﻮﺭَﺙُ ﻛَﻼﺎﻟَﺔً ﺍَﻭِ ﺍﻣْﺮَﺍَﺓٌ ﻭَﻟَﻪُٓ ﺍَﺥٌ ﺍَﻭْ ﺍُﺧْﺖٌ ﻓَﻠِﻜُﻞِّ ﻭَﺍﺣِﺪٍ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﺍﻟﺴُّﺪُﺱُۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﻣِﻦْ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓَﻬُﻢْ ﺷُﺮَﻛَٓﺎﺀُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺜُّﻠُﺚِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻭَﺻِﻴَّﺔٍ ﻳُﻮﺻٰﻰ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺩَﻳْﻦٍۙ ﻏَﻴْﺮَ ﻣُﻀَٓﺎﺭٍّۚ ﻭَﺻِﻴَّﺔً ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻠ۪ﻴﻢٌۜ﴾١٢﴿ 12- Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir. {Kelâle şeklinde, malı yan hısımlarına kalan kimselerin paylarını açıklayan kısımda geçen erkek kardeş ve kız kardeşten maksat, ana bir kardeşlerdir. Öz kardeşlerin durumu sûrenin sonunda açıklanacaktır.} ﺗِﻠْﻚَ ﺣُﺪُﻭﺩُﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﻣَﻦْ ﻳُﻄِﻌِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻳُﺪْﺧِﻠْﻪُ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﻭَﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻔَﻮْﺯُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ﴾١٣﴿ 13- Bunlar, Allah'ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻌْﺼِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻭَﻳَﺘَﻌَﺪَّ ﺣُﺪُﻭﺩَﻩُ ﻳُﺪْﺧِﻠْﻪُ ﻧَﺎﺭًﺍ ﺧَﺎﻟِﺪًﺍ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۖ ﻭَﻟَﻪُ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻣُﻬ۪ﻴﻦٌ۟﴾١٤﴿ 14- Kim Allah'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır. {Hukuk sistemleri, vârislerin alacağı paylarda olduğu gibi, yakınlık ve uzaklık derecelerine göre akrabanın vâris olup olmayanını tayin konusunda da farklı telakki ve uygulamaları benimsemişlerdir. Mesela İslâm dışı bazı sistemlerde ölenin çocukları varsa ana-babası vâris olamamaktadır. İslâm miras hukuku payları dağıtırken âdil denge esasına riayet ettiği gibi, vârisleri tayin ederken de yakınlık derecesi ile beraber faydayı gözönüne almış, dünya ve ahiret hayatında ölüye faydası dokunan ve dokunacak olan akrabayı mirastan mahrum etmemiştir.} ﻅQَﺍﻟّٰﺘ۪ﻰ ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻦَ ﺍﻟْﻔَﺎﺣِﺸَﺔَ ﻣِﻦْ ﻧِﺴَﺎٓﺋِﻜُﻢْ ﻓَﺎﺳْﺘَﺸْﻬِﺪُﻭﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّ ﺍَﺭْﺑَﻌَﺔً ﻣِﻨْﻜُﻢْۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺷَﻬِﺪُﻭﺍ ﻓَﺎَﻣْﺴِﻜُﻮﻫُﻦَّ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒُﻴُﻮﺕِ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺘَﻮَﻓّٰﻴﻬُﻦَّ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕُ ﺍَﻭْ ﻳَﺠْﻌَﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻬُﻦَّ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾١٥﴿ 15- Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin. ﻭَﺍﻟَّﺬَﺍﻥِ ﻳَﺎْﺗِﻴَﺎﻧِﻬَﺎ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻓَﺎٰﺫُﻭﻫُﻤَﺎۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﺎﺑَﺎ ﻭَﺍَﺻْﻠَﺤَﺎ ﻓَﺎَﻋْﺮِﺿُﻮﺍ ﻋَﻨْﻬُﻤَﺎۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﺗَﻮَّﺍﺑًﺎ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾١٦﴿ 16- İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟﺘَّﻮْﺑَﺔُ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻠِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺍﻟﺴُّٓﻮﺀَ ﺑِﺠَﻬَﺎﻟَﺔٍ ﺛُﻢَّ ﻳَﺘُﻮﺑُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﻗَﺮ۪ﻳﺐٍ ﻓَﺎُ۬ﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻳَﺘُﻮﺑُﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻤًﺎ ﺣَﻜ۪ﻴﻤًﺎ﴾١٧﴿ 17- Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. ﻭَﻟَﻴْﺴَﺖِ ﺍﻟﺘَّﻮْﺑَﺔُ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺍﻟﺴَّﻴِّﺌَﺎﺕِۚ ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺣَﻀَﺮَ ﺍَﺣَﺪَﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕُ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺗُﺒْﺖُ ﺍﻟْﺌٰﻦَ ﻭَﻻﺎﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻤُﻮﺗُﻮﻥَ ﻭَﻫُﻢْ ﻛُﻔَّﺎﺭٌۜ ﺍُ۬ﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﻋْﺘَﺪْﻧَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺍَﻟ۪ﻴﻤًﺎ﴾١٨﴿ 18- Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca "Ben şimdi tevbe ettim" diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﻳَﺤِﻞُّ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﺮِﺛُﻮﺍ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀَ ﻛَﺮْﻫًﺎۜ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻌْﻀُﻠُﻮﻫُﻦَّ ﻟِﺘَﺬْﻫَﺒُﻮﺍ ﺑِﺒَﻌْﺾِ ﻣَٓﺎ ﺍٰﺗَﻴْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻦَ ﺑِﻔَﺎﺣِﺸَﺔٍ ﻣُﺒَﻴِّﻨَﺔٍۚ ﻭَﻋَﺎﺷِﺮُﻭﻫُﻦَّ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِۚ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺮِﻫْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﻓَﻌَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗَﻜْﺮَﻫُﻮﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻳَﺠْﻌَﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻔ۪ﻴﻪِ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٩﴿ 19- Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz. {İslâm'dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden olarak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi telakki ediyorlar, kadın istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yoluna gidiyorlardı. Âyet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık olduğu hakları getirmiştir.} ﻭَﺍِﻥْ ﺍَﺭَﺩْﺗُﻢُ ﺍﺳْﺘِﺒْﺪَﺍﻝَ ﺯَﻭْﺝٍ ﻣَﻜَﺎﻥَ ﺯَﻭْﺝٍۙ ﻭَﺍٰﺗَﻴْﺘُﻢْ ﺍِﺣْﺪٰﻳﻬُﻦَّ ﻗِﻨْﻄَﺎﺭًﺍ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺎْﺧُﺬُﻭﺍ ﻣِﻨْﻪُ ﺷَﻴْﺌًﺎۜ ﺍَﺗَﺎْﺧُﺬُﻭﻧَﻪُ ﺑُﻬْﺘَﺎﻧًﺎ ﻭَﺍِﺛْﻤًﺎ ﻣُﺒ۪ﻴﻨًﺎ﴾٢٠﴿ 20- Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız? {İslâm'da erkek, evleneceği kadına, mehir adıyle bir mal verir. Bunun miktarı örf, âdet ve emsale göre tayin edilir. Mehir kadının hakkı, onun özel malıdır, peşin verilmemiş ise kocasının boşaması veya ölmesi halinde kadına derhal ödenmesi gerekir. Erkeklerin, çeşitli yollar ve desiselerle bu hakkı kısmen veya tamamen yemeleri, verdiklerini zorla geri almaları meşru değildir.} ﻭَﻛَﻴْﻒَ ﺗَﺎْﺧُﺬُﻭﻧَﻪُ ﻭَﻗَﺪْ ﺍَﻓْﻀٰﻰ ﺑَﻌْﻀُﻜُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍ ﻭَﺍَﺧَﺬْﻥَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗًﺎ ﻏَﻠ۪ﻴﻈًﺎ﴾٢١﴿ 21- Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız! {Bir kadınla evlenip birleşen veya birleşecek bir ortamda başbaşa kalan (halvet olan) koca, onu boşadığı takdirde mehrin tamamını öder. Âyette "birbirinizle haşir-neşir olduğunuz" denilerek bunlara işaret edilmiştir. Birleşme ve halvet olmadan boşanma halinde ise, kadın mehrin yarısına hak kazanmış olur.} ﻭَﻻﺎ ﺗَﻨْﻜِﺤُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻧَﻜَﺢَ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻗَﺪْ ﺳَﻠَﻒَۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻛَﺎﻥَ ﻓَﺎﺣِﺸَﺔً ﻭَﻣَﻘْﺘًﺎۜ ﻭَﺳَٓﺎﺀَ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎ۟﴾٢٢﴿ 22- Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur. {İslâm öncesi Arapların üvey anneleri ile evlenme şeklindeki çirkin bir âdetini daha ortadan kaldıran bu âyetten sonra müslümanların, başka kimlerle evlenmelerinin caiz olmadığı 23. ayette bildirilmektedir.} ﺣُﺮِّﻣَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍُﻣَّﻬَﺎﺗُﻜُﻢْ ﻭَﺑَﻨَﺎﺗُﻜُﻢْ ﻭَﺍَﺧَﻮَﺍﺗُﻜُﻢْ ﻭَﻋَﻤَّﺎﺗُﻜُﻢْ ﻭَﺧَﺎﻻﺎﺗُﻜُﻢْ ﻭَﺑَﻨَﺎﺕُ ﺍﻻﺎَﺥِ ﻭَﺑَﻨَﺎﺕُ ﺍﻻﺎُﺧْﺖِ ﻭَﺍُﻣَّﻬَﺎﺗُﻜُﻢُ ﺍﻟّٰﺘ۪ٓﻰ ﺍَﺭْﺿَﻌْﻨَﻜُﻢْ ﻭَﺍَﺧَﻮَﺍﺗُﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮَّﺿَﺎﻋَﺔِ ﻭَﺍُﻣَّﻬَﺎﺕُ ﻧِﺴَٓﺎﺋِﻜُﻢْ ﻭَﺭَﺑَٓﺎﺋِﺒُﻜُﻢُ ﺍﻟّٰﺘ۪ﻰ ﻓ۪ﻰ ﺣُﺠُﻮﺭِﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧِﺴَٓﺎﺋِﻜُﻢُ ﺍﻟّٰﺘ۪ﻰ ﺩَﺧَﻠْﺘُﻢْ ﺑِﻬِﻦَّۘ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﺩَﺧَﻠْﺘُﻢْ ﺑِﻬِﻦَّ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْۘ ﻭَﺣَﻼٓﺎﺋِﻞُ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺋِﻜُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﺻْﻼﺎﺑِﻜُﻢْۙ ﻭَﺍَﻥْ ﺗَﺠْﻤَﻌُﻮﺍ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻻﺎُﺧْﺘَﻴْﻦِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻗَﺪْ ﺳَﻠَﻒَۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻏَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎۙ﴾٢٣﴿ 23- Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. {Âyetin "nikâhlanıp da birleşmediğiniz kadınların kızları ile evlenmenizde mahzur yoktur" meâlindeki kısmından maksat, anası nikâh altında iken onun kızını da almak değildir. Caiz olan, bir erkeğin nikâhlayıp da kendisi ile birleşmeden boşadığı kadının başkasından olma kızı ile evlenmedir. Âyette evlenilmesi kesin olarak yasaklananlar dışında kalan akraba ile evlenmek, bazı şart ve zaruretler icabı câiz kılınmış olmakla beraber, hadisler akraba olmayanlarla evlenmeyi tavsiye etmiştir.}