Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

27-Neml

Kur'an-ı Kerim Meali · s.376

ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ٢٧ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟﻨَّﻤْﻞِ {Bu sûre, Mekke'de nâzil olmuştur. 93 âyettir. "Neml" karınca demektir. 18. âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu ismi almıştır.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻃٰﺲٓ۠ ﺗِﻠْﻚَ ﺍٰﻳَﺎﺕُ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻭَﻛِﺘَﺎﺏٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍۙ﴾١﴿ 1- Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, apaçık bir Kitab'ın âyetleridir. ﻫُﺪًﻯ ﻭَﺑُﺸْﺮٰﻯ ﻟِﻠْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَۙ﴾٢﴿ ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﻳُﻮْۭﺗُﻮﻥَ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻭَﻫُﻢْ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ﴾٣﴿ 2-3- Namazı kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺯَﻳَّﻨَّﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟَﻬُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻳَﻌْﻤَﻬُﻮﻥَۜ﴾٤﴿ 4- Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻟَﻬُﻢْ ﺳُٓﻮﺀُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﻭَﻫُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢُ ﺍﻻﺎَﺧْﺴَﺮُﻭﻥَ﴾٥﴿ 5- İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır. ﻭَﺍِﻧَّﻚَ ﻟَﺘُﻠَﻘَّﻰ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻥْ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٍ﴾٦﴿ 6- (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir. ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻻﺎَﻫْﻠِﻪ۪ٓ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍٰﻧَﺴْﺖُ ﻧَﺎﺭًﺍۜ ﺳَﺎٰﺗ۪ﻴﻜُﻢْ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺑِﺨَﺒَﺮٍ ﺍَﻭْ ﺍٰﺗ۪ﻴﻜُﻢْ ﺑِﺸِﻬَﺎﺏٍ ﻗَﺒَﺲٍ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺼْﻄَﻠُﻮﻥَ﴾٧﴿ 7- Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız! ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻫَﺎ ﻧُﻮﺩِﻯَ ﺍَﻥْ ﺑُﻮﺭِﻙَ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻭَﻣَﻦْ ﺣَﻮْﻟَﻬَﺎۜ ﻭَﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺭَﺑِّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٨﴿ 8- Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! ﻳَﺎ ﻣُﻮﺳٰٓﻰ ﺍِﻧَّﻪُٓ ﺍَﻧَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُۙ﴾٩﴿ 9- Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım! ﻭَﺍَﻟْﻖِ ﻋَﺼَﺎﻙَۜ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍٰﻫَﺎ ﺗَﻬْﺘَﺰُّ ﻛَﺎَﻧَّﻬَﺎ ﺟَٓﺎﻥٌّ ﻭَﻟّٰﻰ ﻣُﺪْﺑِﺮًﺍ ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﻌَﻘِّﺐْۜ ﻳَﺎ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻻﺎﺗَﺨَﻒْ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻻﺎﻳَﺨَﺎﻑُ ﻟَﺪَﻯَّ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠُﻮﻥَۗ﴾١٠﴿ 10- Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﻇَﻠَﻢَ ﺛُﻢَّ ﺑَﺪَّﻝَ ﺣُﺴْﻨًﺎ ﺑَﻌْﺪَ ﺳُٓﻮﺀٍ ﻓَﺎِﻧّ۪ﻰ ﻏَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١١﴿ 11- Ancak, kim haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim. ﻭَﺍَﺩْﺧِﻞْ ﻳَﺪَﻙَ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻴْﺒِﻚَ ﺗَﺨْﺮُﺝْ ﺑَﻴْﻀَٓﺎﺀَ ﻣِﻦْ ﻏَﻴْﺮِ ﺳُٓﻮﺀٍ ﻓ۪ﻰ ﺗِﺴْﻊِ ﺍٰﻳَﺎﺕٍ ﺍِﻟٰﻰ ﻓِﺮْﻋَﻮْﻥَ ﻭَﻗَﻮْﻣِﻪ۪ۜ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﻓَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ﴾١٢﴿ 12- Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻬُﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗُﻨَﺎ ﻣُﺒْﺼِﺮَﺓً ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻫٰﺬَﺍ ﺳِﺤْﺮٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌۚ﴾١٣﴿ 13- Mucizelerimiz onların gözleri önüne serilince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler. ﻭَﺟَﺤَﺪُﻭﺍ ﺑِﻬَﺎ ﻭَﺍﺳْﺘَﻴْﻘَﻨَﺘْﻬَٓﺎ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻬُﻢْ ﻇُﻠْﻤًﺎ ﻭَﻋُﻠُﻮًّﺍۜ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﻛَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﺎﻗِﺒَﺔُ ﺍﻟْﻤُﻔْﺴِﺪ۪ﻳﻦَ۟﴾١٤﴿ 14- Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak! ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎ ﺩَﺍﻭُ۫ﺩَ ﻭَﺳُﻠَﻴْﻤٰﻦَ ﻋِﻠْﻤًﺎۚ ﻭَﻗَﺎﻻﺎ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُﻟِﻠّٰﻬِﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﻓَﻀَّﻠَﻨَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻛَﺜ۪ﻴﺮٍ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻩِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٥﴿ 15- Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun, dediler. ﻭَﻭَﺭِﺙَ ﺳُﻠَﻴْﻤٰﻦُ ﺩَﺍﻭُ۫ﺩَ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻋُﻠِّﻤْﻨَﺎ ﻣَﻨْﻄِﻖَ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﻭَﺍُ۫ﻭﺗ۪ﻴﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻟَﻬُﻮَ ﺍﻟْﻔَﻀْﻞُ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦُ﴾١٦﴿ 16- Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur. {Allah Teâlâ, peygamberi Süleyman (a.s.)'a büyük nimetler vermiş, bu arada kuşların dilini anlama kabiliyetini de -mucize olarak- lütfetmiştir.} ﻭَﺣُﺸِﺮَ ﻟِﺴُﻠَﻴْﻤٰﻦَ ﺟُﻨُﻮﺩُﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺲِ ﻭَﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﻓَﻬُﻢْ ﻳُﻮﺯَﻋُﻮﻥَ﴾١٧﴿ 17- Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu. ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍَﺗَﻮْﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺍﺩِ ﺍﻟﻨَّﻤْﻞِۙ ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻧَﻤْﻠَﺔٌ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﻤْﻞُ ﺍﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﻣَﺴَﺎﻛِﻨَﻜُﻢْۚ ﻻﺎﻳَﺤْﻄِﻤَﻨَّﻜُﻢْ ﺳُﻠَﻴْﻤٰﻦُ ﻭَﺟُﻨُﻮﺩُﻩُۙ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾١٨﴿ 18- Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi. ﻓَﺘَﺒَﺴَّﻢَ ﺿَﺎﺣِﻜًﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﻮْﻟِﻬَﺎ ﻭَﻗَﺎﻟَﺮَﺑِّﺎَﻭْﺯِﻋْﻨ۪ٓﻰ ﺍَﻥْ ﺍَﺷْﻜُﺮَ ﻧِﻌْﻤَﺘَﻚَ ﺍﻟَّﺘ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ ﻋَﻠَﻰَّ ﻭَﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺍﻟِﺪَﻯَّ ﻭَﺍَﻥْ ﺍَﻋْﻤَﻞَ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﺗَﺮْﺿٰﻴﻪُ ﻭَﺍَﺩْﺧِﻠْﻨ۪ﻰ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻓ۪ﻰ ﻋِﺒَﺎﺩِﻙَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾١٩﴿ 19- (Süleyman) onun sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat. ﻭَﺗَﻔَﻘَّﺪَ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮَ ﻓَﻘَﺎﻝَ ﻣَﺎﻟِﻰَ ﻻٓﺎﺍَﺭَﻯ ﺍﻟْﻬُﺪْﻫُﺪَۘ ﺍَﻡْ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَٓﺎﺋِﺒ۪ﻴﻦَ﴾٢٠﴿ 20- (Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı? ﻻﺎُﻋَﺬِّﺑَﻨَّﻪُ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺷَﺪ۪ﻳﺪًﺍ ﺍَﻭْ ﻻﺎ۬ﺍَﺫْﺑَﺤَﻨَّﻪُٓ ﺍَﻭْ ﻟَﻴَﺎْﺗِﻴَﻨّ۪ﻰ ﺑِﺴُﻠْﻄَﺎﻥٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍ﴾٢١﴿ 21- Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek ya da onun canını iyice yakacağım yahut onu boğazlayacağım! ﻓَﻤَﻜَﺚَ ﻏَﻴْﺮَ ﺑَﻌ۪ﻴﺪٍ ﻓَﻘَﺎﻝَ ﺍَﺣَﻄْﺖُ ﺑِﻤَﺎ ﻟَﻢْ ﺗُﺤِﻂْ ﺑِﻪ۪ ﻭَﺟِﺌْﺘُﻚَ ﻣِﻦْ ﺳَﺒَﺎٍ ﺑِﻨَﺒَﺎٍ ﻳَﻘ۪ﻴﻦٍ﴾٢٢﴿ 22- Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim. {Sebe', Yemen'de dedelerinin ismiyle anılan bir kabilenin adıdır.} ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻭَﺟَﺪْﺕُ ﺍﻣْﺮَﺍَﺓً ﺗَﻤْﻠِﻜُﻬُﻢْ ﻭَﺍُ۫ﻭﺗِﻴَﺖْ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻟَﻬَﺎ ﻋَﺮْﺵٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٢٣﴿ 23- Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım. ﻭَﺟَﺪْﺗُﻬَﺎ ﻭَﻗَﻮْﻣَﻬَﺎ ﻳَﺴْﺠُﺪُﻭﻥَ ﻟِﻠﺸَّﻤْﺲِ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺯَﻳَّﻦَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟَﻬُﻢْ ﻓَﺼَﺪَّﻫُﻢْ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳَﻬْﺘَﺪُﻭﻥَۙ﴾٢٤﴿ 24- Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar. Secde ﺍَﻻَﺎ ﻳَﺴْﺠُﺪُﻭﺍﻟِﻠّٰﻬِﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﺨْﺮِﺝُ ﺍﻟْﺨَﺐْﺀَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﺗُﺨْﻔُﻮﻥَ ﻭَﻣَﺎ ﺗُﻌْﻠِﻨُﻮﻥَ﴾٢٥﴿ 25- (Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmesinler. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻼٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَﺭَﺑُّﺎﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢِ﴾٢٦﴿ 26- (Halbuki) büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka ilâh yoktur. ﻗَﺎﻝَ ﺳَﻨَﻨْﻈُﺮُ ﺍَﺻَﺪَﻗْﺖَ ﺍَﻡْ ﻛُﻨْﺖَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜَﺎﺫِﺑ۪ﻴﻦَ﴾٢٧﴿ 27- (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız. ﺍِﺫْﻫَﺐْ ﺑِﻜِﺘَﺎﺑ۪ﻰ ﻫٰﺬَﺍ ﻓَﺎَﻟْﻘِﻪْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﺛُﻢَّ ﺗَﻮَﻝَّ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﻣَﺎﺫَﺍ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ﴾٢٨﴿ 28- Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak. ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻤَﻠَﻮُۭ۬ﺍ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍُﻟْﻘِﻰَ ﺍِﻟَﻰَّ ﻛِﺘَﺎﺏٌ ﻛَﺮ۪ﻳﻢٌ﴾٢٩﴿ 29- (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe' melikesi,) "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi. ﺍِﻧَّﻪُ ﻣِﻦْ ﺳُﻠَﻴْﻤٰﻦَ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِۙ﴾٣٠﴿ 30- "Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla (başlamakta) dır. ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻌْﻠُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰَّ ﻭَﺍْﺗُﻮﻧ۪ﻰ ﻣُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ۟﴾٣١﴿ 31- "Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadır)". ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻤَﻠَﻮُۭ۬ﺍ ﺍَﻓْﺘُﻮﻧ۪ﻰ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻣْﺮ۪ﻯۚ ﻣَﺎﻛُﻨْﺖُ ﻗَﺎﻃِﻌَﺔً ﺍَﻣْﺮًﺍ ﺣَﺘّٰﻰ ﺗَﺸْﻬَﺪُﻭﻥِ﴾٣٢﴿ 32- (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻧَﺤْﻦُ ﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﻗُﻮَّﺓٍ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺑَﺎْﺱٍ ﺷَﺪ۪ﻳﺪٍ ﻭَﺍﻻﺎَﻣْﺮُ ﺍِﻟَﻴْﻚِ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮ۪ﻯ ﻣَﺎﺫَﺍ ﺗَﺎْﻣُﺮ۪ﻳﻦَ﴾٣٣﴿ 33- Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün. ﻗَﺎﻟَﺖْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻤُﻠُﻮﻙَ ﺍِﺫَﺍ ﺩَﺧَﻠُﻮﺍ ﻗَﺮْﻳَﺔً ﺍَﻓْﺴَﺪُﻭﻫَﺎ ﻭَﺟَﻌَﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻋِﺰَّﺓَ ﺍَﻫْﻠِﻬَٓﺎ ﺍَﺫِﻟَّﺔًۚ ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳَﻔْﻌَﻠﻮُﻥَ﴾٣٤﴿ 34- Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır, dedi. ﻭَﺍِﻧّ۪ﻰ ﻣُﺮْﺳِﻠَﺔٌ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﺑِﻬَﺪِﻳَّﺔٍ ﻓَﻨَﺎﻇِﺮَﺓٌ ﺑِﻢَ ﻳَﺮْﺟِﻊُ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠُﻮﻥَ﴾٣٥﴿ 35- Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎﺀَ ﺳُﻠَﻴْﻤٰﻦَ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﺗُﻤِﺪُّﻭﻧَﻦِ ﺑِﻤَﺎﻝٍۘ ﻓَﻤَٓﺎ ﺍٰﺗٰﻴﻨِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُﺨَﻴْﺮٌ ﻣِﻤَّٓﺎ ﺍٰﺗٰﻴﻜُﻢْۚ ﺑَﻞْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺑِﻬَﺪِﻳَّﺘِﻜُﻢْ ﺗَﻔْﺮَﺣُﻮﻥَ﴾٣٦﴿ 36- (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz. ﺍِﺭْﺟِﻊْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻓَﻠَﻨَﺎْﺗِﻴَﻨَّﻬُﻢْ ﺑِﺠُﻨُﻮﺩٍ ﻻﺎ ﻗِﺒَﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﺑِﻬَﺎ ﻭَﻟَﻨُﺨْﺮِﺟَﻨَّﻬُﻢْ ﻣِﻨْﻬَٓﺎ ﺍَﺫِﻟَّﺔً ﻭَﻫُﻢْ ﺻَﺎﻏِﺮُﻭﻥَ﴾٣٧﴿ 37- (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız! ﻗَﺎﻝَ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻤَﻠَﻮُۭ۬ﺍ ﺍَﻳُّﻜُﻢْ ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻨ۪ﻰ ﺑِﻌَﺮْﺷِﻬَﺎ ﻗَﺒْﻞَ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗُﻮﻧ۪ﻰ ﻣُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٣٨﴿ 38- (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? ﻗَﺎﻝَ ﻋِﻔْﺮ۪ﻳﺖٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﺍَﻧَﺎ۬ ﺍٰﺗ۪ﻴﻚَ ﺑِﻪ۪ ﻗَﺒْﻞَ ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻡَ ﻣِﻦْ ﻣَﻘَﺎﻣِﻚَۚ ﻭَﺍِﻧّ۪ﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻟَﻘَﻮِﻯٌّ ﺍَﻣ۪ﻴﻦٌ﴾٣٩﴿ 39- Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋِﻨْﺪَﻩُ ﻋِﻠْﻢٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﺍَﻧَﺎ۬ ﺍٰﺗ۪ﻴﻚَ ﺑِﻪ۪ ﻗَﺒْﻞَ ﺍَﻥْ ﻳَﺮْﺗَﺪَّ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻃَﺮْﻓُﻚَۜ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍٰﻩُ ﻣُﺴْﺘَﻘِﺮًّﺍ ﻋِﻨْﺪَﻩُ ﻗَﺎﻝَ ﻫٰﺬَﺍ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﺮَﺑّ۪ﻰ۠ﻟِﻴَﺒْﻠُﻮَﻧ۪ٓﻰ ﺀَﺍَﺷْﻜُﺮُ ﺍَﻡْ ﺍَﻛْﻔُﺮُۜ ﻭَﻣَﻦْ ﺷَﻜَﺮَ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﺸْﻜُﺮُ ﻟِﻨَﻔْﺴِﻪ۪ۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﻔَﺮَ ﻓَﺎِﻧَّﺮَﺑّ۪ﻰﻏَﻨِﻰٌّ ﻛَﺮ۪ﻳﻢٌ﴾٤٠﴿ 40- Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir. {İlim sahibi zâtın, Süleyman (a.s.)ın veziri Âsâf bin Berhiyâ, yahut da Hızır olduğu rivayet edilmektedir.} ﻗَﺎﻝَ ﻧَﻜِّﺮُﻭﺍ ﻟَﻬَﺎ ﻋَﺮْﺷَﻬَﺎ ﻧَﻨْﻈُﺮْ ﺍَﺗَﻬْﺘَﺪ۪ٓﻯ ﺍَﻡْ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳَﻬْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾٤١﴿ 41- (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎﺀَﺕْ ﻗ۪ﻴﻞَ ﺍَﻫٰﻜَﺬَﺍ ﻋَﺮْﺷُﻚِۜ ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻛَﺎَﻧَّﻪُ ﻫُﻮَۚ ﻭَﺍُ۫ﻭﺗ۪ﻴﻨَﺎ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬَﺎ ﻭَﻛُﻨَّﺎ ﻣُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٤٢﴿ 42- Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk. ﻭَﺻَﺪَّﻫَﺎ ﻣَﺎﻛَﺎﻧَﺖْ ﺗَﻌْﺒُﺪُ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﻬَﺎ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻣِﻦْ ﻗَﻮْﻡٍ ﻛَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٤٣﴿ 43- Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler (o zamana kadar tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi. ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬَﺎ ﺍﺩْﺧُﻠِﻰ ﺍﻟﺼَّﺮْﺡَۚ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍَﺗْﻪُ ﺣَﺴِﺒَﺘْﻪُ ﻟُﺠَّﺔً ﻭَﻛَﺸَﻔَﺖْ ﻋَﻦْ ﺳَﺎﻗَﻴْﻬَﺎۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﻪُ ﺻَﺮْﺡٌ ﻣُﻤَﺮَّﺩٌ ﻣِﻦْ ﻗَﻮَﺍﺭ۪ﻳﺮَۜ ﻗَﺎﻟَﺘْﺮَﺑِّﺎِﻧّ۪ﻰ ﻇَﻠَﻤْﺖُ ﻧَﻔْﺴ۪ﻰ ﻭَﺍَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻣَﻊَ ﺳُﻠَﻴْﻤٰﻨَﻠِﻠّٰﻪِ ﺭَﺑِّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ۟﴾٤٤﴿ 44- Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. {Rivayete göre, Hz. Süleyman Sebe' Melikesi Belkıs gelmeden önce, bir köşk inşa ettirmişti. Bu köşkün avlusu billûrdan yapılmış, altından su akıtılmış ve suya balıklar konmuştu. Belkıs, zeminin şeffaf bir madde olduğunu farkedemediği ve sudan geçeceğini sandığı için eteğini çekmişti. Bütün bu tedbir ve tertipler onun akıl ve bilgisine güvenini sarsmış, kendini ilâhî irşadı kabule hazırlamıştır.} Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum. ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَٓﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺛَﻤُﻮﺩَ ﺍَﺧَﺎﻫُﻢْ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﺍَﻥِ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻔَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻓَﺮ۪ﻳﻘَﺎﻥِ ﻳَﺨْﺘَﺼِﻤُﻮﻥَ﴾٤٥﴿ 45- Andolsun ki, "Allah'a kulluk edin!" (demesi için) Semûd kavmine kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümre oluverdiler. ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﻗَﻮْﻡِ ﻟِﻢَ ﺗَﺴْﺘَﻌْﺠِﻠُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔِ ﻗَﺒْﻞَ ﺍﻟْﺤَﺴَﻨَﺔِۚ ﻟَﻮْﻻﺎ ﺗَﺴْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﻧَﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﺮْﺣَﻤُﻮﻥَ﴾٤٦﴿ 46- Sâlih dedi ki: Ey kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Belki size merhamet edilir. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍﻃَّﻴَّﺮْﻧَﺎ ﺑِﻚَ ﻭَﺑِﻤَﻦْ ﻣَﻌَﻚَۜ ﻗَﺎﻝَ ﻃَٓﺎﺋِﺮُﻛُﻢْ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﺒَﻞْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﺗُﻔْﺘَﻨُﻮﻥَ﴾٤٧﴿ 47- Şöyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık. Sâlih: Size çöken uğursuzluk (sebebi) , Allah katında (yazılı) dır. Hayır, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi. {Hz. Sâlih, peygamber olunca, kendisini yalancılıkla itham ettiklerinden, Cenab-ı Allah onlara kıtlık vermişti. "Uğursuzluk" dedikleri buydu.} ﻭَﻛَﺎﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺪ۪ﻳﻨَﺔِ ﺗِﺴْﻌَﺔُ ﺭَﻫْﻂٍ ﻳُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺼْﻠِﺤُﻮﻥَ﴾٤٨﴿ 48- O şehirde dokuz kişi (elebaşı) vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı. {Buranın, Semûdluların "Hıcr" adlı şehri olduğu belirtilmektedir. Dokuz kişiden maksat dokuz insan olabileceği gibi dokuz gurup da olabilir.} ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺗَﻘَﺎﺳَﻤُﻮﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻨُﺒَﻴِّﺘَﻨَّﻪُ ﻭَﺍَﻫْﻠَﻪُ ﺛُﻢَّ ﻟَﻨَﻘُﻮﻟَﻦَّ ﻟِﻮَﻟِﻴِّﻪ۪ ﻣَﺎ ﺷَﻬِﺪْﻧَﺎ ﻣَﻬْﻠِﻚَ ﺍَﻫْﻠِﻪ۪ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﺼَﺎﺩِﻗُﻮﻥَ﴾٤٩﴿ 49- Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece ona ve ailesine baskın yapalım (hepsini öldürelim); sonra da velisine: "Biz (Sâlih) ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz" diyelim. ﻭَﻣَﻜَﺮُﻭﺍ ﻣَﻜْﺮًﺍ ﻭَﻣَﻜَﺮْﻧَﺎ ﻣَﻜْﺮًﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾٥٠﴿ 50- Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların planlarını altüst ettik. ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﻛَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﺎﻗِﺒَﺔُ ﻣَﻜْﺮِﻫِﻢْۙ ﺍَﻧَّﺎ ﺩَﻣَّﺮْﻧَﺎﻫُﻢْ ﻭَﻗَﻮْﻣَﻬُﻢْ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَ﴾٥١﴿ 51- Bak işte, tuzaklarının âkıbeti nice oldu: Onları da, (kendilerine uyan) kavimlerini de (nasıl) toptan helâk ettik! ﻓَﺘِﻠْﻚَ ﺑُﻴُﻮﺗُﻬُﻢْ ﺧَﺎﻭِﻳَﺔً ﺑِﻤَﺎ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٥٢﴿ 52- İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır. ﻭَﺍَﻧْﺠَﻴْﻨَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾٥٣﴿ 53- İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık. ﻭَﻟُﻮﻃًﺎ ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻟِﻘَﻮْﻣِﻪ۪ٓ ﺍَﺗَﺎْﺗُﻮﻥَ ﺍﻟْﻔَﺎﺣِﺸَﺔَ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ﴾٥٤﴿ 54- Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız? ﺍَﺋِﻨَّﻜُﻢْ ﻟَﺘَﺎْﺗُﻮﻥَ ﺍﻟﺮِّﺟَﺎﻝَ ﺷَﻬْﻮَﺓً ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀِۜ ﺑَﻞْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﺗَﺠْﻬَﻠُﻮﻥَ﴾٥٥﴿ 55- (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!