Cüz-20
Kur'an-ı Kerim Meali · s.381
ﻓَﻤَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﺟَﻮَﺍﺏَ ﻗَﻮْﻣِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺧْﺮِﺟُٓﻮﺍ ﺍٰﻝَ ﻟُﻮﻁٍ ﻣِﻦْ ﻗَﺮْﻳَﺘِﻜُﻢْۚ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﺍُﻧَﺎﺱٌ ﻳَﺘَﻄَﻬَّﺮُﻭﻥَ﴾٥٦﴿ 56- Kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu. ﻓَﺎَﻧْﺠَﻴْﻨَﺎﻩُ ﻭَﺍَﻫْﻠَﻪُٓ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻣْﺮَﺍَﺗَﻪُۘ ﻗَﺪَّﺭْﻧَﺎﻫَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٥٧﴿ 57- Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik. ﻭَﺍَﻣْﻄَﺮْﻧَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻣَﻄَﺮًﺍۚ ﻓَﺴَٓﺎﺀَ ﻣَﻄَﺮُﺍﻟْﻤُﻨْﺬَﺭ۪ﻳﻦَ۟﴾٥٨﴿ 58- Onların üzerlerine müthiş bir yağmur indirdik. Bu sebeple, uyarılan (fakat aldırmayan) ların yağmuru ne kötü olmuştur! {Tefsirlerde bu yağmur hakkında açıklama yapılırken, üzerlerinde, kimin başına düşecekse onun adı yazılı taşlar yağdırıldığı belirtilmektedir.} ﻗُﻞِ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُﻟِﻠّٰﻬِﻮَﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠٰﻰ ﻋِﺒَﺎﺩِﻩِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺻْﻄَﻔٰﻰۜﺍٰٓﻟﻠّٰﻬُﺨَﻴْﺮٌ ﺍَﻣَّﺎ ﻳُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَۜ﴾٥٩﴿ 59- (Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı? {Allah'ın seçkin kullarından maksadın, peygamberler veya Hz. Peygamber'in ashâbı ya da ilâhî rızaya mazhar olan gelmiş-gelecek bütün müminler olabileceği ifade edilmektedir.} ﺍَﻣَّﻦْ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀًۚ ﻓَﺎَﻧْﺒَﺘْﻨَﺎ ﺑِﻪ۪ ﺣَﺪَٓﺍﺋِﻖَ ﺫَﺍﺕَ ﺑَﻬْﺠَﺔٍۚ ﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗُﻨْﺒِﺘُﻮﺍ ﺷَﺠَﺮَﻫَﺎۜ ﺀَﺍِﻟٰﻪٌ ﻣَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺒَﻞْ ﻫُﻢْ ﻗَﻮْﻡٌ ﻳَﻌْﺪِﻟُﻮﻥَۜ﴾٦٠﴿ 60- (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O suyla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah'tan başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur. ﺍَﻣَّﻦْ ﺟَﻌَﻞَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻗَﺮَﺍﺭًﺍ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﺧِﻼﺎﻟَﻬَٓﺎ ﺍَﻧْﻬَﺎﺭًﺍ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻬَﺎ ﺭَﻭَﺍﺳِﻰَ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮَﻳْﻦِ ﺣَﺎﺟِﺰًﺍۜ ﺀَﺍِﻟٰﻪٌ ﻣَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺒَﻞْ ﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۜ﴾٦١﴿ 61- (Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından (yer altından ve üstünden) nehirler akıtan, arz için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'tan başka bir ilâh mı var! Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar. ﺍَﻣَّﻦْ ﻳُﺠ۪ﻴﺐُ ﺍﻟْﻤُﻀْﻄَﺮَّ ﺍِﺫَﺍ ﺩَﻋَﺎﻩُ ﻭَﻳَﻜْﺸِﻒُ ﺍﻟﺴُّٓﻮﺀَ ﻭَﻳَﺠْﻌَﻠُﻜُﻢْ ﺧُﻠَﻔَٓﺎﺀَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﺀَﺍِﻟٰﻪٌ ﻣَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻘَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻣَﺎ ﺗَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَۜ﴾٦٢﴿ 62- (Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir ilâh mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz! ﺍَﻣَّﻦْ ﻳَﻬْﺪ۪ﻳﻜُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕِ ﺍﻟْﺒَﺮِّ ﻭَﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﺮْﺳِﻞُ ﺍﻟﺮِّﻳَﺎﺡَ ﺑُﺸْﺮًﺍ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻯْ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻪ۪ۜ ﺀَﺍِﻟٰﻪٌ ﻣَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺘَﻌَﺎﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻤَّﺎ ﻳُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَۜ﴾٦٣﴿ 63- (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'tan başka bir ilâh mı var! Allah, onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir. ﺍَﻣَّﻦْ ﻳَﺒْﺪَﻭُۭﺍ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖَ ﺛُﻢَّ ﻳُﻌ۪ﻴﺪُﻩُ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺮْﺯُﻗُﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﺀَﺍِﻟٰﻪٌ ﻣَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِۜﻘُﻞْ ﻫَﺎﺗُﻮﺍ ﺑُﺮْﻫَﺎﻧَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾٦٤﴿ 64- (Onlar mı hayırlı) yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden rızıklandıran mı? Allah'tan başka bir ilâh mı var! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız siz kesin delilinizi getirin! ﻗُﻞْ ﻻﺎﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُۜﻮَﻣَﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ ﺍَﻳَّﺎﻥَ ﻳُﺒْﻌَﺜُﻮﻥَ﴾٦٥﴿ 65- De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. ﺑَﻞِ ﺍﺩَّﺍﺭَﻙَ ﻋِﻠْﻤُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ۠ ﺑَﻞْ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺷَﻚٍّ ﻣِﻨْﻬَﺎ۠ ﺑَﻞْ ﻫُﻢْ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻋَﻤُﻮﻥَ۟﴾٦٦﴿ 66- Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺀَﺍِﺫَﺍ ﻛُﻨَّﺎ ﺗُﺮَﺍﺑًﺎ ﻭَﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻧَٓﺎ ﺍَﺋِﻨَّﺎ ﻟَﻤُﺨْﺮَﺟُﻮﻥَ﴾٦٧﴿ 67- İnkârcılar dediler ki: Sahi, biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra, gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız? ﻟَﻘَﺪْ ﻭُﻋِﺪْﻧَﺎ ﻫٰﺬَﺍ ﻧَﺤْﻦُ ﻭَﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻧَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۙ ﺍِﻥْ ﻫٰﺬَٓﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﺳَﺎﻃ۪ﻴﺮُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَ﴾٦٨﴿ 68- Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir. ﻗُﻞْ ﺳ۪ﻴﺮُﻭﺍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮُﻭﺍ ﻛَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﺎﻗِﺒَﺔُ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ﴾٦٩﴿ 69- De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkıbeti nice oldu, görün! ﻭَﻻﺎ ﺗَﺤْﺰَﻥْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻜُﻦْ ﻓ۪ﻰ ﺿَﻴْﻖٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻳَﻤْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٧٠﴿ 70- (Resûlüm!) Onların yüzünden tasalanma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü sıkıntı duyma. ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻣَﺘٰﻰ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻮَﻋْﺪُ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾٧١﴿ 71- Onlar: Eğer doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım) bu tehdit ne zaman gerçekleşecek? derler. ﻗُﻞْ ﻋَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﺭَﺩِﻑَ ﻟَﻜُﻢْ ﺑَﻌْﺾُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺗَﺴْﺘَﻌْﺠِﻠُﻮﻥَ﴾٧٢﴿ 72- De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir. {Kâfirlerin, daha dünyada iken, çektikleri bir kısım cezalara işaret olunmakta ve asıl cezanın ahirette olduğu, dolaylı bir şekilde ifade edilmektedir.} ﻭَﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻠَﺬُﻭ ﻓَﻀْﻞٍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٧٣﴿ 73- Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler. ﻭَﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻠَﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎﺗُﻜِﻦُّ ﺻُﺪُﻭﺭُﻫُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻌْﻠِﻨُﻮﻥَ﴾٧٤﴿ 74- Rabbin elbette onların kalplerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. ﻭَﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﻏَٓﺎﺋِﺒَﺔٍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍِﻻَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻛِﺘَﺎﺏٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍ﴾٧٥﴿ 75- Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın. ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﻳَﻘُﺺُّ ﻋَﻠٰﻰ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻳَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَ﴾٧٦﴿ 76- Doğrusu bu Kur'an, İsrailoğullarına, hakkında ihtilâf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır. ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻬُﺪًﻯ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔٌ ﻟِﻠْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٧٧﴿ 77- Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir. ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻴَﻘْﻀ۪ﻰ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺑِﺤُﻜْﻤِﻪ۪ۚ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُۚ﴾٧٨﴿ 78- Rabbin şüphesiz, onlar arasında hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, her şeyi bilendir. ﻓَﺘَﻮَﻛَّﻞْ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﻚَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦِ﴾٧٩﴿ 79- O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin. ﺍِﻧَّﻚَ ﻻﺎﺗُﺴْﻤِﻊُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰ ﻭَﻻﺎ ﺗُﺴْﻤِﻊُ ﺍﻟﺼُّﻢَّ ﺍﻟﺪُّﻋَٓﺎﺀَ ﺍِﺫَﺍ ﻭَﻟَّﻮْﺍ ﻣُﺪْﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٨٠﴿ 80- Bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da dâveti duyuramazsın. ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﺑِﻬَﺎﺩِﻯ ﺍﻟْﻌُﻤْﻰِ ﻋَﻦْ ﺿَﻼﺎﻟَﺘِﻬِﻢْۜ ﺍِﻥْ ﺗُﺴْﻤِﻊُ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﻳُﻮْۭﻣِﻦُ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻓَﻬُﻢْ ﻣُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٨١﴿ 81- Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da teslim olanlara duyurabilirsin. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻭَﻗَﻊَ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺍَﺧْﺮَﺟْﻨَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﺩَٓﺍﺑَّﺔً ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺗُﻜَﻠِّﻤُﻬُﻢْۙ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻻﺎﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ۟﴾٨٢﴿ 82- O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir dâbbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler. {Kıyamet alâmetleri arasında sayılan ve "dâbbetü'l-arz" denen yaratık hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'an Dili" isimli tefsirinin 5. cilt 3701-3704. sahifelerine bakınız.} ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻧَﺤْﺸُﺮُ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺍُﻣَّﺔٍ ﻓَﻮْﺟًﺎ ﻣِﻤَّﻦْ ﻳُﻜَﺬِّﺏُ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻓَﻬُﻢْ ﻳُﻮﺯَﻋُﻮﻥَ﴾٨٣﴿ 83- O gün, her ümmet içinden âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplarız da onlar toplu olarak (hesap yerine) sevkedilirler. {Tefsirlerde, burada anılan cemaattan maksadın, kendilerine uyulan öncüler olduğu belirtilmektedir.} ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺟَٓﺎﻭُۭ۫ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻛَﺬَّﺑْﺘُﻢْ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗ۪ﻰ ﻭَﻟَﻢْ ﺗُﺤ۪ﻴﻄُﻮﺍ ﺑِﻬَﺎ ﻋِﻠْﻤًﺎ ﺍَﻣَّﺎﺫَﺍ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٨٤﴿ 84- Nihayet, (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Değilse yaptığınız neydi? ﻭَﻭَﻗَﻊَ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳَﻨْﻄِﻘُﻮﻥَ﴾٨٥﴿ 85- Yaptıkları haksızlıktan ötürü, (azaba uğrayacaklarını bildiren) o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar. ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﺍَﻧَّﺎ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻟِﻴَﺴْﻜُﻨُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ﻣُﺒْﺼِﺮًﺍۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٨٦﴿ 86- Dinlensinler diye geceyi (karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü aydınlık kıldığımızı görmediler mi? İman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardır. ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻳُﻨْﻔَﺦُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺼُّﻮﺭِ ﻓَﻔَﺰِﻉَ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُۜﻮَﻛُﻞٌّ ﺍَﺗَﻮْﻩُ ﺩَﺍﺧِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٨٧﴿ 87- Sûr'a üfürüldüğü gün, -Allah'ın diledikleri müstesna-, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler. ﻭَﺗَﺮَﻯ ﺍﻟْﺠِﺒَﺎﻝَ ﺗَﺤْﺴَﺒُﻬَﺎ ﺟَﺎﻣِﺪَﺓً ﻭَﻫِﻰَ ﺗَﻤُﺮُّ ﻣَﺮَّﺍﻟﺴَّﺤَﺎﺏِۜ ﺻُﻨْﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺗْﻘَﻦَ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﺧَﺒ۪ﻴﺮٌ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﻥَ﴾٨٨﴿ 88- Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır. {Bu âyet, dünyanın sabit olmayıp, hareket halinde olduğuna işaret etmektedir. Dağların hareket etmesi demek, onların da üzerinde bulunduğu arzın hareket etmesi demektir.} ﻣَﻦْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟْﺤَﺴَﻨَﺔِ ﻓَﻠَﻪُ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻨْﻬَﺎۚ ﻭَﻫُﻢْ ﻣِﻦْ ﻓَﺰَﻉٍ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﺍٰﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٨٩﴿ 89- Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin kalırlar. ﻭَﻣَﻦْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔِ ﻓَﻜُﺒَّﺖْ ﻭُﺟُﻮﻫُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِۜ ﻫَﻞْ ﺗُﺠْﺰَﻭْﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩٠﴿ 90- (Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzükoyun cehenneme atılırlar. (Onlara) "Ancak yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz!" (denir). ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍُﻣِﺮْﺕُ ﺍَﻥْ ﺍَﻋْﺒُﺪَﺭَﺑَّﻬٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﺒَﻠْﺪَﺓِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺣَﺮَّﻣَﻬَﺎ ﻭَﻟَﻪُ ﻛُﻞُّ ﺷَﻰْﺀٍۘ ﻭَﺍُﻣِﺮْﺕُ ﺍَﻥْ ﺍَﻛُﻮﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَۙ﴾٩١﴿ ﻭَﺍَﻥْ ﺍَﺗْﻠُﻮَ۬ﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَۚ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﻫْﺘَﺪٰﻯ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﻬْﺘَﺪ۪ﻯ ﻟِﻨَﻔْﺴِﻪ۪ۚ ﻭَﻣَﻦْ ﺿَﻞَّ ﻓَﻘُﻞْ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻧَﺎ۬ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻨْﺬِﺭ۪ﻳﻦَ﴾٩٢﴿ 91-92- (De ki:) Ben ancak, bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine -ki O burayı dokunulmaz kılmıştır- kulluk etmekle emrolundum. Her şey de zaten O'na aittir. Bana müslümanlardan olmam ve Kur'an okumam emredildi. Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyarıcılardanım. ﻭَﻗُﻞِ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُﻟِﻠّٰﻬِﺴَﻴُﺮ۪ﻳﻜُﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ ﻓَﺘَﻌْﺮِﻓُﻮﻧَﻬَﺎۜ ﻭَﻣَﺎﺭَﺑُّﻜَﺒِﻐَﺎﻓِﻞٍ ﻋَﻤَّﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩٣﴿ 93- Ve şöyle de: Hamd Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız (ama artık faydası olmayacaktır). Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.