Üçüncü Şua
Fihrist Risalesi · s.185
Cenab-ı Hakka ilme'l-yakîn ve hattâ ayne'l-yakîn derecesinde iktisab-ı marifet ederek, ubûdiyetin ﻛَﻤَﺎ ﻫِﻰَ ﺣَﻘِّﻬَﺎ iktizâ ettiği acz ve fakr-ı tâmmı izhar ederek Dergâh-ı İlâhiyeye iltica ve huzur-u Rahmân'a takarrüb gibi mezâyâ-yı insaniyeyi bihakkın tâlim ve dünya ve mâ-fihâya malik ve kenz-i mahfîye mutasarrıf olan Ekrem-i Enbiyâ Aleyhi ekmelü't-tehâyâ Efendimizin münâcâtından ve Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyanın tesbih ve tahmid ve senâ ve duâya münhasır 700 adet âyâtından me'hûz nazîrsiz şu Münâcât'ın menba-i mânevîsi; Başta:Hilkat-ı âlem hakkında âyât-ı adideden ve âyet-i celileden... ~Saniyen:
Cevşenü'l-Kebir'in binbir esmasından hilkat-i mevcudat ile münasebattar birkaç ukdelerinden... ~Salisen:
"İlim şehrinin kapısı" ta'bir-i senâiyye-i Nebeviyye'sine bihakkın mazhar İmam-ı Ali Keremallahü Vechehünün (R.A.) ecram-ı semâviye ve mevcudat-ı arzıye ile Vücub-u Vücud, Vâhid-i Ehadi ispat ettiği muhteşem bir hitabeyi muktedâbih ittihaz ederek mevzu ve gaye-i maksadı o kadar ta'mik ve tevsî eder ki, bu hakaika ait takdirat ancak müellifinin lisan ve kalemine menût ve mütevakkıf olup, yalnız mükerreren sâdır olan emre mutâvaat niyet ve kasdıyla şurû edilen şu Fihriste'de deriz: Birinci Fıkra'da;semâvâttaki devran ve bu kesret içindeki acip sükûnetle kemal-i fâaliyet, Mâbud-u Bi'l-Hak olan Vâcibü'l-Vücud Vâhid-i Ehad'e delâlet ettiğini... İkinci Fıkra'da;fezanın, bulut, şimşek, yıldırım, rüzgâr, yağmurlarla faaliyet ve icraât-ı hayret-efzâsı, yine mezkûr-u bilküll-i lisân olan Vâcibü'l-Vücud Vâhid-i Ehad'e dâl bulunduğunu... Üçüncü Fıkra'da;unsurlar, sâir müştemilatiyle ve küre-i arz umum mahlûkatıyla ve teferruâtıyla... Dördüncü Fıkra'da;edille-i sâbıka gibi denizler, nehirler, pınarlar mâruf-u bikülli ihsan olan Vâcibü'l-Vücud Vahid-i Ehad'e delâlet ettiğini... Beşinci Fıkra'da;geçen şehâdet gibi dağlar, zelzele tesirâtından zeminin muhafaza ve sükunetine ve içindeki inkılâbât fırtınalarından selâmetine ve denizlerin istilâsından halâsına; hem havanın muzır gazlardan tasaffisine ve suların iddiharına ve zîhayatlara lâzım maddelerin hazinedarlığına ettiği hizmetler ve hikmetler ile Vâcibü'l-Vücud'un vücuduna ve vahdetine şehadet ettiğini... Altıncı Fıkra'da;geçen deliller gibi zemindeki ağaçların ve nebatâtın, yapraklar, çiçekler ve meyvelerin cezbedarâne hareket-i zikriyeleri ve kemal-i sühûletle giydirilen cihazât ve zînetleri, bil-bedâhe Vücub-u Vücud ve Vahdet-i Bâri'ye delâlet ettiğini... Yedinci Fıkra'da;kezâ zîruhun ve hususan nev-i beşerin cisimlerinde mevcud ve muntazam saatler ve makineler gibi işleyen ve işlettirilen dahilî ve haricî âzâ ve cevarih ve bilhassa havass-ı hamse-i zahire gibi kemal-i fâaliyetle iş gören duygularıyla vahdaniyeti ispat ettiğini... Sekizinci Fıkra'da;kâinatın hülasası olan insan ve insanın zübdesi olan enbiya ve evliya ve asfiyânın hülasaları olan kalblerinin ve akıllarının müşâhedât ve keşfiyât ve ilhamât ve istihracâtıyla yüzler icmâ ve tevatür kuvvetinde ve kat'iyetinde Vücub-u Vücud ve Vahdet-i İlâhiyeye şehadet ettiklerini kemal-i vuzuh ile beyan ve tehaccür etmiş kalbleri ıslâh hem Cenab-ı Kibriyâ'ya münacât olan şu yektâ ravza-i hakikat hatime-i tazarru' ve niyazını şöyle bağlar ki: Yâ Rab! Ve Yâ Rabbe's-Semâvati ve'l-Ard! Yâ Hâlıkî ve Yâ Hâlık-ı Küll-i Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla, umum mahlûkatı bütün keyfiyâtıyla halk ve inşâ ve ibdâ ve teshir eden kudretinin, iradetinin, hikmetinin, hâkimiyetinin, rahmetinin hakkı için nefsimi bana teshir eyle, âmin. Matlûbumu musahhar kıl, âmin. Kur'ân'a, imana hizmet için insanların kalblerini Risale-i Nur'a musahhar kıl, âmin. Hem bana, hem ihvanıma iman-ı kâmil ver, âmin. Ve hüsn-ü hâtime nasip et, âmin. Ve Hazret-i Musâ'ya (A.S.) denizi, ve Hazret-i İbrahim'e (A.S.) ateşi ve Hazret-i Dâvud'a (A.S.) dağ ve demiri ve Hazret-i Süleyman'a (A.S.) cin ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a kalbleri ve akılları müsahhar kıl, âmin. Beni ve Risale-i Nur talebelerini nefs ve şeytan şerlerinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle, âmin. Ve Cennetü'l-Firdevs'te mes'ud kıl, âmin." kelimât-ı niyâziyeleriyle ihtitâm eden şu Münâcât, ehl-i imanın lâzıme-i gayr-ı mufarıkı olmaya çok lâyık olduğu âşikâr olmasından, ziyade izaha lüzum görülmedi.
M. Sabri
(Rahmetullâhi Aleyh)