Risale-i NurFihrist Risalesi

Üçüncü Makam

Fihrist Risalesi · s.182

Vahdet-i Bârî'nin tahakkukuna dâl olan hadsiz hüccet ve alâmetlerden üç hücceti beyan eder. Birinci Hüccet ve Alâmet:ﻭَﺣْﺪَﻩُ kelimesinin tecelli-i tâmmı ile herşeydeki birlik, bu dâvâ-yı vahdeti takviye ve te'yid eder. Meselâ Küre-i Arzın senevi hareket-i devriyesi bidâyet-i hilkat-i arzdan tâ kıyamete kadar bir siyakta yürümesi keza, kamerin ve şemsin devr ve cereyanları, insan ve sair hayvanatın teşekkülât-ı bedeniye ve cismiyelerindeki cihazatça yeknesaklığı, kezâlik, envâ ve esnaf-ı nebatatın şeklen ve halen bir olması gibi binler birlikler, onların Fâtır-ı Akdes ve Kâdir-i Zülkemâl'inin bir olması hususiyetine delâlet ettiğini hayret-efzâ bir üslûp ile tasvir ve tefhim eder. İkinci alâmet ve hüccet:ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ kelimesinin müfâd ve netâicidir. Evet, herşeydeki intizam-ı tâm ve hakiki bir mizan ve mükemmel bir ittihad ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ kelimesini tasdik ve te'kid etmektedir. Zira şirket bütün ef'al ve ahvalde dahi vahdete mübayin ve münafidir. Şirket, vahdetin iktiza ettiği birlik sikkesini nakzeder. Halbuki herşeyde güneş gibi zâhir olan birlik ve hiçbir suretle kabil-i inkâr olamayan ihsanat-ı Rabbaniye ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ kelimesine bakan münasebet-i hakikiyesi mutabakat-ı tâmme ile Vahdet-i Bârî'yi izhar ve tavsif etmekte olup, bu bâbda varid olan iki sualden. ~Birincisi:

Zîhayatta bulunan musibetlerin, hastalıkların, beliyyelerin ve ölümlerin hüsün ve cemal neresindedir? İtirazına karşı herşeyin kıymeti, ehemmiyeti ve hassası ancak zıtlarıyla tezahür ve tebarüz ettiğini, ezcümle, ziyânın kıymeti, ehemmiyeti ve hassası karanlıkla, ateşin lüzumu ve ehemmiyeti soğukla, iyilerin ve hüsn-ü ahlâk sahiplerinin yüksek dereceleri fenaların ve ahlâksızların vücuduyla zâhir olarak iktisab-ı kıymet ve ehemmiyet ettikleri gibi, sureten çirkin ve bed görülen mesâib ve beliyyât ve vefiyât; selametin, saadet ve hayatın ayineleri olup, mânen hüsün ve cemal ifade ettiğini... ~İkinci sual:

Birinci sualin cevabı umumi surette şayan-ı kabul olsa. Madem ki, Cemil-i Mutlak ve Rahim-i Mutlak olan Zât-ı Ganiyy-i Ale'l-Itlak, nasıl olur ki ferdleri ve şahısları musibete, şerre ve çirkinliğe müptelâ eder? sualine karşı Esmâ-i Hüsnâ'nın hadsiz ve kayıtsız cilvelerine hadsiz ve kayıtsız bir meydan açmak için o külli kavânin ve âdetullah düsturlarının umumî kanunlarının şâzlarıyla, hem şerli cüz'î neticeleriyle ibtilâ etse de, o cüz'î şerler ve ibtilâlar o kanunların cereyanlarının cüz'î muktezâları olduğu cihetle, elbette külli maslahatlara medar olan o kanunları muhafaza ve icabına riâyet etmek, o kanunların muktezaları olmakla beraber, o cüz'î elîm neticelere karşı dahi Hâlık-ı Zülcemâl Hazretleri imdâdât-ı hassa-i Rahmâniyesiyle ve ihsânat-ı hususiye-i Rabbâniyesiyle, mesâibe giriftar olanlarını istiğaselerine yetiştiğini ve Fâil-i Muhtar olduğunu gösterdiğini, etraflı delâil-i mesrûde ve hüccet-i kâtıa ile ispat edip, cüz'î insaf ve imanı olan insanları dahi teslimiyete mecbur eder. Üçüncü alâmet ve hüccet:Lâ-yetenâhî bir sikke-i tevhid, ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ kelimeleriyledir. (Evet, bu kelimeler) cüz'i olsun, külli olsun, zerrâttan seyyarâta kadar herşeyde öyle sarih bir sikke-i tevhid ve vahdaniyet var ki, dünya ve mâ-fîhâ kadar herşeyde âşikâre bir surette Mâlikü'l-Mülk'ü irâe ve tasarrufâtını ilan eder. Zira, o tâifelerin erzak ve elbisesi, talimat ve terhisâtı cihetinde mer'î ve meşhud olan kemal-i intizam ve hüsn-ü idare hâs bir sikke-i tevhid olduğu gibi, insan ve sâir hayvanâtın yüzüne, sâir ebnâ-yı cinsleriyle beraber alâmet-i fârika olmak üzere konulan sikke-i tevhid ve hâtem-i ehadiyet çok parlak bir mühr-ü vahdet olduğunu serd ve bayandan sonra der: "Ey insan-ı gafil! Düşün, Âgâh ol, dikkat et. Makamların, meyvelerin, muktazilerin, hüccet ve alâmetlerini nazar-ı dikkate al. Bu âlemde tasarruf eden ve hallâkiyetini ve Rahmâniyetini ve hakîmiyetini her nev'î mahlûkatına in'âm ve ihsanatı ile tanıttırıp, kendini sevdiren bir Hâlık-ı Kerim ve Kâdir-i Hakîm azamet ve kudretine nisbeten bir bahar kadar kolay olan haşri vukûa getirmeyerek, bir dâr-ı beka ve saadeti açmayıp, bütün hikmetlerini ve rahmetlerini ve kemâlât-ı Rububiyetini inkâr ettirsin. Hâşâ, yüzbinler defa hâşâ! "Kelâm-ı takdis ve tenzihiyle zaman-ı hâzırın, hususiyle akide-i mü'minînin akaid-i imâniyelerindeki pek vahim ve elim tahribâtı bir kat daha tamir ve tahkim ve takviye ve tersîn eder. Hem haşirde ruhun cesedine iâdesine ve her ferdin bir anda içtimâına dâir üç mühim temsili irad ile ra'ye'l-ayn derecesinde ispat ve daha bunlara mümâsil bir çok ihyâ misallerini ihtivâ eder. Bu bâbda diyebilirim ki: Sirâcü'n-Nûr'un herbiri mahbubiyette tufûliyetini, faâliyet ve cevvâliyette şebâbiyetini, kuvve-i tesiriye icrâ ve infaz cihetinde şeyhûhetini mânâ-yı tâmmıyla eda ve îfa eder nazirsiz bir güldür, Furkân'ın bağından gelmiş bir bülbüldür.

M. Sabri

(Rahmetullâhi Aleyh)