VASİYET
Büyük Şafiî İlmihali · s.484
Vasiyet, bir kimsenin kendisine ait bir hakkı öldükten sonra her hangi bir cihete verilmesi için tavsiye etmesidir. Vasiyet, Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ile sabit olmuştur. Vasiyet; vacip, sünnet, mübah, haram ve mekruh olmak üzere beş kısımdır. Vacip olan vasiyet şöyledir: Birisinin yanında emanet veya zimmetinde borç bulunsa, onu hasta olmazsa da vasiyet etmesi gerekir. Çünkü ölümün ne zaman geleceği belli değildir. Hasta olmadan ölmek mümkündür. Sünnet olan vasiyet de şöyledir: Fakir, miskin ve borçlulara vasiyet etmek gibi. Mübah olan vasiyet de, durumu müsait olan kimselere vasiyet etmek gibidir. Haram olan vasiyet de bulduğunu gayrı meşru yollarda harcayan kimseye vasiyet etmek gibi. Mekruh olan vasiyet ise, malın üçten fazlasını veya variste vasiyet etmek gibidir. Rükünleri; vasiyet eden, kendisine vasiyet edilen, vasiyet edilen şey ve vasiyet olmak üzere, dörttür. Vasiyet edenin mükellef, ihtiyar sahibi ve teberrû'a ehil olması şart'tır. Çocuk, deli ve baygın olan kimselerin vasiyetleri sahih değildir. Kendisine vasiyet edilen yerin masiyet yeri olmaması ve temellük edebilecek bir vasıfda bulunması lazımdır. Kilise, saz ve bar gibi İslâmın kabul etmeyip, yasakladığı yerlere ve hayvanlara vasiyet etmek caiz değildir. Ancak hayvanın yemini sağlamak maksadıyla vasiyet edilirse caizdir. Her hangi bir varise bir şey vasiyet etmek, diğer varislerin, ölümünden sonra kabûl etmemeleri halinde caiz olmadığı gibi hisseleri miktarınca vasiyet etmek de caiz değildir. Çünkü İslâm dini varislerin hissesi ne ise onu belirtmiştir. Aksini söylemek batıl olduğu gibi, belirttiği gibi ise söylemek te fuzulidir. Vasiyet edilen şeyin de mübah olması, yani dinen ondan faydalanmanın caiz olması lazımdır. Binaenaleyh, malla vasiyet etmek caiz olduğu gibi, köpek, tezek gibi dinen mal sayılmayan fakat faydası olan şeyleri de vasiyet etmek caizdir. Tehlikeli, yani çoğunlukla ölüme vesile olan bir hastalıkda bulunan bir kimse, malın üçte birinden fazla bir şeyi teberru veya vakf ederse vasiyeti gibidir. Zira böyle bir kimsenin ancak malın üçte birisinde yetkisi vardır. Bir kimse tehlikeli bir hastalıkta bulunduğu için sülüsten fazla miktarda yaptığı teberru red edilir, ancak ölmezse ve iyileşirse teberru infaz edilir. Bir kimse, malının bir kısmını akrabalarına vasiyet ederse varisleri vasiyete girmezler. Varis olmayan akrabaların erkek ve dişisi arasında fark yoktur. Yani mirasda olduğu gibi, erkeğe iki hisse, dişiye bir hisse verilmeyip müsavi tutulurlar. Meyyite sadaka fayda verir. Yalnız, imamı Nevevî, imamı Şafii'den naklettiğine göre; meyyit için okunan Kur'an-ı Kerim'in mükâfatı ölüye fayda vermez. (Feth-el-Vehhab. C. 3, sh. 286) İmam-ı Remli ise diyor ki: Tilâvet mezarın yanıda olur veya akabinde meyyit için dua edilir ve sevabın kendisi için hasıl olacağını niyet ederse ölüye fayda verir. (Büceyremi; C. 3, Sh. 386) Bermavi'ye göre, bir kimse vefat edip de alamadığı alacağının sevabı kendisine ait olmakla beraber varisleri de onu alabilirler. Vasiyeti infaz etmek, borcu kapatmak ve çocuk ve deli gibi kimselerin işlerini çevirmek için bir vasi tayin etmek sünnettir. İbni Mes'ud (R.A.) vasi tayini için şöyle yazdı: ﻭَﺻِﻴَّﺘِﻰ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻭَﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺰُّﺑَﻴْﺮِ ﻭَﺍﺑْﻨِﻪِ ﻋَﺒْﺪُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ "Vasiyetimi Allah Teâlaya, Zübeyre ve oğlu Abdul-lah'a bırakıyorum." Bütün servetini içine alacak derecede borçlu olan veya malı olmayan kimsenin vasiyeti caiz değildir. Cami, hastahane, medrese ve köprü gibi dine ve cemiyete faydası dokunan her hangi bir şey için vasiyet edilse caizdir. Din ve millet ayrılığı vasiyetin sıhhatına mani değildir; binaenaleyh bir Hiristiyana veya bir Yahudiye veya vatandaş olmayan bir kimseye bir şey vasiyet etmek caizdir. Vasiyet, dille yapılabildiği gibi yazı ile de yapılabilir. Muayyen olmayan bir kimse için veya fakirler gibi bir zümre için vasiyet ederse ölümüyle vasiyet işi tamam olmuş olur. Yani onun için kabul, şart değildir. Fakat muayyen bir kimse için vasiyet etmiş ise vasiyet işi ölüm ile tamam olmaz. Kendisi için vasiyet edilmiş kişinin kabulü şarttır. Red ettiğ takdirde vasiyet edilmemiş gibi olur. Henüz Mûsi (vasiyet eden), hayatta iken Musalehin (kendisine vasiyet edilenin) kabul veya reddi muteber değildir. Musaleh daha önce ölürse vasiyet ortadan kalkmış olur. Bir kimse, bir davarın Zeyd'e verilmesini vasiyet ederse, iri bir davar verebildiği gibi, vücudu küçük bir davar da verebilir. Fakat oğlak verilse caiz değildir. Bir kimse, bir evin sadece menfaatını birisi için vasiyet ederse caizdir. Bir kimse, mali durumu müsaid ve hiçbir engel olmadığı halde hacca gitmeden vefat ederse, vasiyet etmezse de birisinin bedel olarak yerine gönderilmesi gerekir. Çünkü hac farizesi zimmetinde sabit olmuş oluyor. Bir kimse, hac farizesini eda etmiş, ancak nafile için yerine bedel olarak gönderilmesini vasiyet ederse caizdir. Mekke ve Medine'den söz etmemiş ise, memleketinden gönderilmesi gerekir. Yoksa vasiyet ettiği yerden gönderilecektir. Bir kimse, bir şey vasiyet eder ve ölümünden önce dönerse vasiyet etmemiş gibi olur. Musî'nin yaptığı vasiyeti infaz etmek için birisini görevlendirip tayin etmesi sünnettir.