Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

TOPRAK MAHSULLERİNİN ZEKÂTI

Büyük Şafiî İlmihali · s.276

Toprak mahsulleri iki kısımdır: 1) Ekinden elde edilen mahsul. 2) Ağaçtan elde edilen mahsul. Ekinden elde edilen mahsul, buğday, arpa, pirinç, mercimek, nohut, bakla, mısır ve darı gibi ihtiyari olarak insanların gıdasına elverişli olan ürünlerdir. Ağaçlardan elde edilen mahsul ise, hurma ve üzümdür. Cenab-ı Hak buyuruyor: ﺍَﻧْﻔِﻘُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻃَﻴِّﺒَﺎﺕِ ﻣَﺎ ﻛَﺴَﺒْﺘُﻢْ ﻭَﻣِﻤَّﺎٓ ﺍَﺧْﺮَﺟْﻨَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ "Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın." (El-Bakara; 267) Arazinin durumu ne olursa olsun yukarda beyan edilen mahsulların zekâtı verilecektir. Fakat Hanefi mezhebine göre iş değişir. Ehemmiyetine binaen kısmen izah edeceğiz. Şöyleki: Halkın elinde bulunan arazi üç kısımdır: a) Öşür arazisidir ki, müslümanlar tarafından feth edilen ve mülkiyeti mücahidlere veya İslâm'ı kabul etmiş olan müslümanlara verilen veya devletin, ihtiyacını karşılamak için elinde tuttuğu ve bilahare bedel mukabilinde ferdlere sattığı veya bedelsiz olarak hibe ettiği arazidir. Bu kabil arazi, öşre (zekâta) tabidir. b) Haraç arazisidir ki, sulh veya zor yoluyla feth edilip müslüman olmayan ahalisine harac karşılığında temlik edilmiş arazidir. c) Miri arazi. Devletin arazisidir. Bu, feth edilen yerlerin arazisi olup devletin, ihtiyacını karşılamak için hiç kimseye temlik edilmeyen arazidir. Bu son iki kısım arazi, haraca tabi olduğundan öşür arazisi değildir. Ve onlardan öşür (zekât) alınmaz. Türkiye'de bulunan araziler bu üçüncü kategoriye dahil idiler. Bunun içindir ki, Hanefi fıkıh kitapları, "Türkiye arazilerine öşür vacib değildir." diye yazmaktadır. Ancak, asrımızda arazi vatandaşlara temlik edilip, kanun mülkiyet hakkını kabul ettiği için, şimdilik bu kısım araziden sayılmaz. Hatta devlet bu araziye el atmak istediği zaman bedelini verir. Bu araziler devletin malı olsaydı, şüphesiz ki zahmet çekmeden bugün toprak reformu yapmak için, bu münakaşa ve münazaa olmayacaktı. Araziyi Miriyye, ilelebed "miriyye" kalıp vatandaşlara temlik edilmez diye, bir kayıt da yoktur. Devlet istediği zaman satar, istediği zaman da hibe eder. Mecmûl Enhür adlı kitaba deniliyor ki: "Araziyi Miriyye, elinde bulunan kimselerin malı değildir. O, ne satabilir, ne hibe edebilir, ne de vakf edebilir. Ancak sultan (devlet) onlara temlik ederse o zaman caizdir." İbni Abidin de şöyle diyor: "Bundan (makabilinden) anlaşılıyor ki, memleketimizde çiftçilere öşür vacib değildir. (elindeki arazi kendilerine temlik edilmemiş ise). Çünkü sultanın naibinin halktan aldığı şey öşür ise, zaten başka bir şey terettüb etmez. Haraç ise yine başka bir şey gerekmez. Çünkü haraç ile öşür bir arada olmaz.." cild: 2 sayfa: 60. Bundan anlaşılıyor ki, arazi temlik edilmiş ise (zamanımızda olduğu gibi) öşür vacib olur. Hal böyle iken, Türkiye'de halkın elindeki arazi, tapu ve temlik için değil, tasarruf için verilmiş olup, arazimiz öşre tabi değildir demek büyük bir hata ve gaflettir. Hülasa Türkiye'deki arazinin esası miriyye (memlekettir) ve Haraca tabi olup öşre tabi değildi. Fakat bilahare vatandaşlara temlik edildiği için öşre (zekâta) tabidir. Mısır, Şam ve Irak gibi bir çok ülkelerin arazileri haraciye idi. Yani müslüman olmayan yerlilere harac mukabilinde temlik edilmiş olup zekâta tabi değildi. Acaba şimdi aynı hal devam ediyor mu? Yoksa değişmiş mi? diye tereddüt ediliyor. Bu hususu birçok kimseler sormaktadırlar. Cevap olarak deriz ki: Bu arazinin müslüman olmayan ilk varisleri ve sahipleri ölüp ortadan kaybolmuşlar. Bir kısım arazi metruk kalmış, diğer bir kısmı metruk kalmamış ise de, müslüman olmayan ilk sahipleri ve varisleri sülalesinden gelen müslümanlara veraset yoluyla intikat etmediğinden (çünkü müslüman, kâfire varis olamaz) bu gün müslümanların elinde bulunan arazi, haraç arazisi değildir. İster istemez bütün arazi devlete intikal etmiştir. Devlet her hangi bir kimseye satarsa veya hibe ederse elbette artık haraciye sayılmaz ve zekâta tabi olması için hiçbir mani yoktur. Ehemmiyetine binaen Hanefi mezhebine ait olan bu malumatı açıkladım. Şafii mezhebine göre harac arazisi ise müslümanlar bir memleketi istila ettikten sonra müslümanların lideri, araziyi mücahitlere taksim eder, eder sonra onlardan satın alır ve müslümanlara vakf eder bilahare çiftçilere haraç karşılığında verir. Şunu da ifade edeyim ki: Zamanımızda devletin halktan aldığı vergi zekât ve öşürden sayılmaz. Çünkü devlet lâiktir. Ne zekât namına o vergiyi alıyor, ne de sarf edilmesi gereken yerlere sarfediyor. Her şeyden evvle bugünkü devlet dine dayalı bir devlet değildir. Hatta bir iktidar dine dayansa, Anayasa hükmü-ne göre meşruiyetini kaybediyor. Zekât ve öşür ise dini bir müessesedir. Muğni El-Muhtaç; "devlet tarafından alınan vergi zekât sayılmaz" diye kaydetmektedir. (C. l, Sh. 288).