Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

ŞAT'IN NİSABI

Büyük Şafiî İlmihali · s.272

Şat'ın (koyun ve keçi) nisabı kırkdır. Kırkda bir şat vacib olur. Yüz yirmiye kadar aynı hal devam eder. Yüz yirmi bir şat olursa iki şat, ikiyüz birde üç şat, dört yüzde dört şat vacib olur. Ondan sonra her yüz şat için birer şat çıkarılır. Çıkarılacak şat, ya bir yaşını tamamlamış koyundur veya iki yaşını tamamlamış keçidir. Bunlardan birisini çıkarmakta muhayyerdir. Ancak bir keçi, kırk koyun için zekât olarak çıkarılacak olursa, değeri bir koyunun değerinden aşağı olmayacaktır. Otuz keçisi ve on koyunu bulunan kimse bir keçinin dörtte üçüne ve bir koyunun dörtte birine denk gelecek vasıfda olması lazımdır. Şatların, bir kısmı hasta ise, hasta olmayanlardan zekât çıkarılacaktır. 3) Üzerinden Kamerî bir sene geçmesi. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻻﺎ ﺯَﻛَﺎﺓَ ﻓﻰ ﻣَﺎﻝٍ ﺣَﺘَّﻰ ﻳَﺤُﻮﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﺤَﻮْﻝُ "Üzerinden bir sene geçmeyince hiçbir malda zekât yoktur." (Ebu Davud) Ancak üzerinden bir sene geçmiş olan nisabın yavruları üzerinden bir sene geçmese de, zekâtı verilecektir. Meselâ birisinin yüz koyunu vardır. Üzerinden bir sene geçmesine beş on gün kala koyunlar kuzular ve yavrularıyla beraber yüz yirmi bir olursa iki şat zekât çıkarılacaktır. İmam Malik'in Muvatta adlı kitabında, Hz. Ömer'in zekât me'muruna şöyle dediği rivayet edilmiştir: ﺍِﻋْﺘَﺪَّ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺑِﺎﻟﺴَّﺨْﻠَﺔِ "Oğlağı onlara say" Yalnız sene dolmadan evvel yanında bulunan koyun kuzulamayıp hibe veya miras veya satış yolu ile birkaç kuzu elde ederse yanındaki koyunlara eklenip sayılmayacaklar. Bunun için bir kimsenin yüz koyunu bulunsa sene dolmadan evvel yirmi bir kuzu satın alırsa sene sonunda iki koyun değil bir koyun zekât verecektir. Nisaba baliğ olmayan analar, meselâ otuz beş koyun gibi, üzerinden bir sene geçmesine birkaç gün kala kuzular ve kuzularıyla beraber kırk'a baliğ olurlarsa zekât vacib olmaz. Yıl başı, nisaba baliğ olduğu zamandan itibaren başlar. Nisaba malik olan kimse üzerinden bir sene geçmesine birkaç gün kala onu satar, sonra tekrar ikinci sefer satın alır veya hibe yoluyla kendisine avdet ederse, yılı yeniden başlar. Fakat zekât vermemek için böyle bir hileye baş vurursa günahkâr olur. Otuz sığıra malik olan kimse altı ay geçtikten sonra on sığır satın alır, otuz tanesinin senesi dolduğunda bir "tebî" verecek ve altı ay sonra da aldığı on sığır için müsinnenin dörtte birini zekât olarak verecektir. Nisabın üzerinden bir sene geçtikten sonra meselâ, koyunlar kuzularsa, kuzular sayılmaz. 4) Sene boyunca mal sahibinin onları otlatması veya otlattırılması. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻭَﻓِﻰ ﺻَﺪَﻗَﺔِ ﺍﻟْﻐَﻨَﻢِ ﻓِﻰ ﺳَﺎﺋِﻤَﺘِﻬَﺎ ﺍِﺫَﺍ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﺍَﺭْﺑَﻌِﻴﻦَ ﺍِﻟَﻰ ﻋِﺸْﺮِﻳﻦَ ﻭَﻣِﺎَﺓٍ ﺷَﺎﺓٌ "Otlatılan koyun ve keçiden, kırktan yüz yirmiye kadarda bir şat vardır." Bu hadisin mefhûmü muhalifinden anlaşılıyor ki, otlatılmayıp yemlendirilen koyun, keçi ve benzeri ehli hayvanlar masrafı daha çok olduğundan zekâta tabi değiller. Bir kimse koyunlarını hem otlatır hem de onlara yem verirse bakılır; o koyunlara yem verilmediği takdirde yaşamayacak veya zayıf düşeceklerse onlarda zekât vacib gelmez. Fakat yemsiz yaşamları normal olarak mümkün olursa, yalnız ihtiyaten yem veriliyorsa onlarda zekât vacib olur. Yine kendi kendine otluyor veyahut sahibi değil de başkası ondan gasb edip bir sene kadar onları otlatır, sonra sahibine iade ederse yine zekât lazım gelmez. Bir kimse koyunlarını kendi mülkünde otlatırsa, otlaklı mı yoksa yemli mi sayılır? Kaffal ve İbn El-Mukri gibi zatlar, otlaklı sayılır, diye hükmetmişlerdir. 5) Üreme veya süt almak için adı geçen hayvanları edinmek. Binaenaleyh çiftçilikte, yük işlerinde veya her hangi bir işde çalıştırılan hayvanlarda zekât vacib değildir. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻭَﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﻮَﺍﻣِﻞِ ﺷَﻰْﺀٌ "Çalışan hayvanlarda bir şey yoktur." Hz. Ali (R.A.) buyuruyor: ﻟَﻴْﺲَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﻘَﺮِ ﺍﻟْﻌَﻮَﺍﻣِﻞِ ﺻَﺪَﻗَﺔٌ "Çalışan sığırlarda zekât yoktur." Yukarda beyan edildiği gibi zekât, aslında devlet tarafından toplatılması gerektiğinden hayvanların zekâtını doğru dürüst bir şekilde almak, fakir ve muhtaç olanların hakkını korumak gayesiyle kolayca sayabilmek için, hayvanlar suya vardıklarında sayılıp zekâtı alınacak, şayet her yerde su bulunursa, (ilk baharda olduğu gibi) sahiplerinin evi önünde sayılacaklar. Zekâtını veren, dürüst bir kimse ise sayıları hakkında kendisine baş vurulur. Gösterdiği miktarın zekâtı sayım yapılmadan alınır. Güvenilir bir kimse değilse, hayvanlar dar bir yerden geçirilerek teker teker sayılır ve zekâtı alınır. İki kişi bir nisabda veya nisabdan az olan miktarda onlardan birisinin ayni cinsten malik olduğu miktar ile beraber nisaba baliğ olmak şartıyla, ortaklık yapsalar, bir tek şahıs gibi zekât vereceklerdir. Meselâ her ortağın yirmişer koyunu olmak üzere iki kişinin kırk koyunları bulunup ortaklık yapsalar, ortak malda zekât vacib olup, bir koyun vereceklerdir. Yine her birisinin ellişer koyunu olmak üzere iki kişinin yüz koyunları bulunup ortaklıkları bulunsa, ikisine iki koyun değil de bir koyun vacib olur. Bu ortaklık ister karma ortaklığı olsun, ister komşuluk ortaklığı olsun. Yani, komşu olan kimselerin malları muayyen olmakla beraber malları hayvan ise, çobanları bir, mer'aları bir, koç ve tekeleri bir, süt sağma yerleri bir ise onların müşterek mallarından bir adamın malı gibi zekâtı verilecektir. Sütü sağan kimsenin ve kabların bir olması şart değildir. Malları hububat ve meyve ise, bekçileri bir, kurutma yerleri ve harmanları bir olmalıdır. Meselâ, iki kişinin tarlaları yanyana olup bir su ile sulanmış ve mahsulü birbirine karıştırılmadan beraber biçilerek bir harman üzerine yapılmışsa ortaklık sayılır. Birbirine karıştırılmış ise zaten komşuluk ortaklığı değildir. Komşuluk ortaklığı için niyet icab etmez. Meselâ, birkaç kişinin paraları bir sandıkta bir seneye kadar beraber bulunsa, her birisinin ayrı ayrı parası nisaba baliğ olmasa dahi zekâtı verilecektir.