Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

TOPRAK MAHSULLERİN NİSAB MİKTARI

Büyük Şafiî İlmihali · s.278

Buğday ve arpa kabuksuz, temiz olarak depo ediliyorsa, nisabı beş veskdir: Her vesk altmış sa'dır. Her sa' dört müd'dür ki toplamı, bin iki yüz müd olur. Müd, orta bir avuç dolduracak kadardır. "Fıkhuz-Zekât" adlı kitap, toprak mahsullerinin nisabı, bu günkü ölçü hesabiyle 653 kg. dır diyor. Pirinç, ales (buğday cinsinden olup Yemende yetişir) gibi hububat kabuğu ile birlikte depo ediliyorsa, mal sahibi isterse kabuksuz olarak beş vesk üzerinden zekâtını çıkarır, isterse kabuklu olarak on vesk üzerinden hesaplayıp zekâtını eda eder. Hurma ve üzüm, güzel kurutulan hurma ve üzüm cinsinden ise kurusu üzerinden beş vesk hesap edilir ve kuru olarak çıkarılır. Güzel kurutulmayan hurma ve üzüm cinsinden olup yaş olarak yenilir ve satılır veya ondan pekmez yapılırsa nisab, yaş üzerinden beş vesk olarak hesap edilir ve yaş olarak çıkarılır. Kurutulup çıkarılması veya pekmez haline getirilip verilmesi caiz değildir. Memleketimizin bir çok yerlerinde ekilen ve çoğu köylerde ekmek yapılıp yiyilen, ufak, sarı habbeli, kum darısı diye anılan hububatın, başakları ister saçak şeklinde olsun ister örgülü olsun, cinsleri bir olup nisabda birbirine eklenecekleri gibi, habbeleri nohut büyüklüğünde olan mısır darısı ile, habbeleri beyaz ve mercimek büyüklüğündeki üzüm salkımlı beyaz darılar da, nevileri her ne kadar ayrı ayrı ise de, hepsi aynı cins olduklarından birbirini nisabda tamamlarlar. Ancak her nev'in zekâtı ondan çıkarılır. Meselâ iki vesk kum darı, iki vesk mısır ve bir vesk beyaz darıya malik olan bir kimse, bunların zekâtını verirken, zekâtın beşte ikisini mısır, beşte ikisini kum darı, beşte birini beyaz darıdan çıkarır. Hanefi mezhebinde, az da olsa zıraî mahsullerin onda biri öşür olarak çıkarılır. Nisabın dolması için bir yılın mahsûlü beraber yetişmezse de cinsleri bir olduğu takdirde, birbirine eklenip zekâtı verilir. Meselâ bir kimse, haziran ayında üç vesk buğday mahsul alır ve aynı yılın eylül ayında iki vesk buğday alırsa nisab tamam olur ve her nevin nisbetine göre zekâtı verilir. Amma, nisabın tamamlanması için buğday arpaya eklenmez. Ekin olsun meyve olsun, yağmur, kar, nehir, çay veya baraj kanalıyla sulanıyorsa, onda biri zekât olarak verilir. Hayvan, motor, naûre (dolap) ve benzeri şeylerle sulanıyorsa yirmide bir zekât olarak çıkarılır. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻓِﻴﻤَﺎ ﺳَﻘَﺖِ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀُ ﻭَﺍﻟْﻌُﻴُﻮﻥُ ﺍَﻭْﻛَﺎﻥَ ﻋَﺜَﺮِﻳًّﺎ ﺍﻟْﻌَﺸْﺮُ "Gök ve pınar suyu veya akarsuyun suladığı şeyde onda biri vardır. Ve hayvan çekmek suretiyle sulanmış şeyde ise yirmide bir vardır." Hem yağmur hem motorla sulanıyorsa ekin ve meyvenin neşvü nemasına göre hesaplanıp zekâtı ona göre verilir. Meselâ, dört defa sulamağa muhtaç olur, iki defa yağmurla, iki defa motorla sulanıyorsa on beşte bir, üç defa yağmurla bir defa motorla sulanırsa onikibuçukta bir, zekât olarak çıkarılır. Ekinin bir kısmı yağmur, bir kısmı motorla sulanırsa vacib olan miktarı her ne kadar bir değilse de nisabın dolması için birbirine eklenir. Ekinin habbeleri sertleşmeye başladığı zaman zekâtı vacib olur. Sertleşmeden önce ot halinde iken onu hayvanlara yedirmek caiz olduğu gibi, satmak ve hibe etmek de caizdir, zekâta da tabi değildir. Fakat bir kısmı veya hepsi sertleştikten sonra malikine zekât vacib olur. Artık onda tasarruf edemez. Biçip habbelerini tasfiye ettikten ve zekâtını ayırdıktan sonra tasarruf hakkına sahib olur. Bir kimse bir bağ satın alır, iki üç gün sonra üzüm olgunlaşırsa zekâtı kendisine vacib olur. Meyvenin de olgunlaşmağa başladığı zaman zekâtı vacib olur. Meyvenin olgunlaşması, (renkli olsun) kırmızılaşması veya sararmasıyla belli olur. Ekin, habbeleri sertleşmeye, meyve, olgunlaşmağa başladığı zaman zekât vacib olur demekten maksat, hemen zekâtı çıkarmak icab eder demek değildir. Belki bundan maksat, ekin olsun meyve olsun hepsi veya bir kısmı olgunlaştıktan sonra artık sahibi onda tasarruf edemez. Ne satabilir, ne de sadaka olarak verebilir, ne de ondan yiyebilir. Hal böyle iken üzüm sahibi üzümünden, hurma sahibi hurmasından yiyemez. Çünkü bu mal artık müşterektir, içinde onda fakirlerin hakkı vardır. Bunun için hurma olsun, üzüm olsun, olgunlaşmağa başladığı zaman, hurma ve üzüm hakkında bilgi sahibi, hür ve erkek olmak üzere iki kişiye bağını veya bahçesini gösterip mahsulun ne kadar olacağını takdir ettirir. Sonra bu bağda ve bahçede bulunan fakirlerin şu kadar hissesini zimmetimde kabullendim diyerek zimmetine geçirir. Sonra mahsulü hem satabilir, hem yiyebilir, hem de teberrû edebilir. İbni Hacer, "Tühfet El-Muhtaç" adlı kitabında diyor ki: "Gerçekte bu çok zordur. Halk hesaplayıp takdirini yapmadan bağ ve bahçelerinden yediği için, takdir etmeden ondan yemesini caiz gören Hanbeli mezhebini bu hususta taklit etmekte beis yoktur." Bağ ve bahçesini takdir ettikten sonra fakirlerin hakkı, malikin zimmetine geçiyor. Mahsulün zekâtını vermeden önce istediği şekilde tasarruf edebiliyor ve zekâtını ondan verebildiği gibi başka yerden de verebilir. Yalnız takdirden sonra semavi bir afete maruz kalırsa veya yanarsa veya çalınırsa, fakirlerin hakkı zimmetine geçtiği halde zekât vermeğe mecbur değildir. Toprak mahsullerinin zekâtı işçilik, ekme, dövme ve nakliyat masrafı düşürülmeden çıkarılır. Asr-ı saadette ve Ashab devrinde uygulama böyleydi. Yani toprak mahsullerinin zekâtı ekin ve tarla için yapılan masraf düşürülmeden çıkarılırdı. El-Seyyid Bekri-El-Dimyatî şöyle diyor: "Biçme, dövme, meyva toplama ve kurutma ücreti çiftçinin kesesinden gider, düşürülmeden zekâtı verilir. Durum böyle olmakla birlikte bunları düşürür ve kalanın zekâtını verirse yanlış bir harekettir. İbni Abidin de şöyle diyor: İşçi, çift süren öküz, kanal temizleme ve bekçinin ücreti gibi masraflar düşürülmeden mahsulün zekâtı verilir. () Arazi, haraciye de olsa bizim mezhebimize göre onun mahsulünün zekâtı verilecektir. Zekâtını vermediğini bildiğimiz bir kimsenin malını satın almak veya hibe olarak kabul etmek haramdır. Bir kimse mahsulünü kaldırıp zekatını verdikten sonra onu depolayıp seneye saklarsa ikinci kere zekâtını vermez. Ama altın ve gümüş gibi şeylerin zekâtını verirse yanında kaldığı takdirde tekrar zekâtını vermek zorundadır.