Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

ALTIN VE GÜMÜŞÜN ZEKÂTI

Büyük Şafiî İlmihali · s.281

İlk insanlar para, altın ve gümüş nedir bilmezlerdi. Muhtaç oldukları şeyleri birbiriyle değiştirerek ihtiyaçlarını karşılarlardı. Nihayet ibtidailik merhalesini aşarak kıymetli (bahusus altın ve gümüş) madenleri buldular. Altın ve gümüş nadir ve nefis olduklarından, insanlar çok eski çağlarda onları para olarak kullanıp, eşya için bedel olarak kabûl etmişlerdir. Resûlüllah (S.A.V.) Peygamber olarak gönderildiğinde, Bizanslılar altın (dinar), İranlılar da gümüş (dirhem) kullanırlardı. Arap alemi o zaman bu iki devletin gölgelerinde yaşadığı için, hem dinarı hem dirhemi kullanıyorlardı. Bunun için İslâm dini o zamanda kullanılan altın ve gümüşü zekâta tabi tuttu. Altın ve gümüşün sikkeli ve sikkesiz oluşu hususunda fark yoktur. Altının nisabı yirmi miskaldır. Gümüşün ise iki yüz dirhemdir. Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyuruyor: ﻟَﻴْﺲَ ﻓِﻴﻤَﺎ ﺩُﻭﻥَ ﺧَﻤْﺲِ ﺍَﻭَﺍﻕٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻮَﺭِﻕِ ﺻَﺪَﻗَﺔً "Sikkeli gümüşten beş okkanın aşağısından zekât yoktur." Okiye (Okka) kırk dirhemdir. Buna göre, ikiyüz dirhemden aşağısı olursa zekât lazım gelmez. Başka bir hadisde buyuruyorki: ﻭَﻻﺎ ﻓِﻰ ﺍَﻗَﻞَّ ﻣِﻦْ ﻋِﺸْﺮِﻳﻦَ ﻣِﺜْﻘَﺎﻻﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺬَّﻫَﺐِ ﺷَﻰْﺀٌ ﻭَﻻﺎ ﻓِﻰ ﺍَﻗَﻞَّ ﻣِﻦْ ﻣِﺎَﺗَﻰْ ﺩِﺭْﻫَﻢٍ ﺷَﻰْﺀٌ "Ne yirmi miskala baliğ olmayan altında, ne de ikiyüz dirhemden az olan gümüşte zekât vardır." İbni Haldun'un beyan ettiği gibi on dirhemi şer'i, yedi miskal ağırlığındadır. Miskalın ağırlığı da, arpanın normal 72 tane arpa ağırlığına eşittir. Ve yaklaşık olarak Şafiî mezhebinde altının nisabı yetmiş iki gramdır. "Fıkıh El-Zekât" adlı kitap, "altının nisabı bu günkü ölçülere göre 84 gram, gümüşün nisabı da 595 gramdır" diyor. Bu hesap Hanefi mezhebine göredir. Bu zamanda piyasada altın ve gümüş yerine evrak-ı nakdiyye yer aldığından, altın veya gümüş hükmündedirler. Yalnız nisab hususunda altının veya gümüşün değeriyle takdir edilir. Altın ve gümüşün fiatlarında istikrar olmadığından, altın ile mi yoksa gümüş ile mi takdir edilir, diye bu husus münakaşa edilmektedir. Meselâ, bu günkü rayice göre altının bir gramı 400 Türk lirası değerinde olduğuna göre bu günkü lira nisabı Hanefiye göre 400x85=34000 TL. sı eder. Gümüş ile hesap edilirse, gümüşün kilgramı on bin Türk lirası değerinde olduğundan gümüşe göre liranın nisabı 5950 lira olur. () Şafiye göre ise 28000 TL. dır. Bu mesele tartışma halindedir. Kimi altın ile, kimi de gümüş ile takdir edilecektir diyor. Fakat zamanımızda Ebu Zehra gibi âlimler, altının fiatı asırlardan beri değerini koruduğundan altın ile takdir etmek daha uygundur, diyorlar. Evrak-ı nakdiyye gümüş ile hesap edilse, hele Hanefi olan kimse için durum çok müşkülleşir. Çünkü Hanefi mezhebinde nisaba malik olan kimse, kurban bayramında kurbanı kesmekle mükellefdir. Bu duruma göre sadece 5950 liraya sahip olan kimse kurban almağa mecbur olduğundan aşağı yukarı bütün mevcut parası gidecektir. Ve aynı zamanda bu miktara sahip olan kimsenin zekât alması da caiz değildir. Gümüş ve altının zekât miktarı kırkta birdir. Yirmi miskal altından yarım miskal, ikiyüz dirhem gümüşten beş dirhem çıkarılacaktır. Gümüş ve altın başka şeylerle karışık olursa, onun halisi nisabı doldurmayınca zekât lazım gelmez. Kadının, israfa kaçmamak şartiyle her çeşit altın ve gümüşten olan süs eşyasını takması caiz olup zekâta tabi değildir. Fakat haddi aşıp israfa kaçarsa kadının süs eşyası da zekâta tabi olacaktır. Erkek için altın veya gümüşten bir süs eşyası yapılırsa caiz olmadığı gibi, zekâta da tabidir. Bir kimse hiçbir şey niyet etmeden veya kiraya vermek kasdı ile bir bilezik yaptırır veya satın alırsa zekât lazım gelmez. Burnu veya parmak başı kesilmiş veya dişi çekilmiş veya bozulmuş bir kimse, burun veya parmak başı veya dişini altından yapıtırırsa caizdir. Zekâta da tabi değildir. Çünkü Sait bin Arfeçe'nin, Külab günü burnu kesilmiş idi. Gümüşten bir burun yaptırdı, bilahare bu koku yaptığından Resûlüllah (S.A.V.) altından bir burun yaptırmasını emretti. Kur'an-ı Kerim'i, harp aletlerini, gümüş suyu ile süslemek caizdir. Kullanılması caiz olmayan altın ve gümüş süs eşyasını yapmak ve işlemek de caiz değildir. Meselâ, erkek için altın yüzük haram olduğundan bir kuyumcunun onun için altın yüzük yapması haramdır. Kadın için altın küpe caizdir. Fakat kulağı delmek caiz değildir. Gümüş ve altında zekâtın vacib olmasının şartı, üzerinden bir sene geçmesidir. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻻﺎ ﺯَﻛَﺎﺓَ ﻓِﻰ ﻣَﺎﻝٍ ﺣَﺘَّﻰ ﻳَﺤُﻮﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﺤَﻮْﻝُ "Bir malın üzerinden bir sene geçmeyince zekâtı yoktur." (Ebu Davud) Altın ve gümüş dışında kalan nefis madenlerin zekâtı yoktur. Bir kimse evini meselâ dört seneye kadar yirmi bin liraya kiraya verir ve bu parayı da peşin alırsa, bir sene geçtikten sonra beş bin liranın zekâtını verecek, o para yanında kalırsa ikinci sene geçince bir beşbin liranın iki senelik zekâtını, (bu şimdilik malik olduğu paradır) bir beş bin liranın da bir senelik zekâtını verecek. Üçüncü sene geçince, beş bin liranın üç senelik zekâtını verecek, on bin liranın da bir senelik zekâtını verecektir. Dördüncü sene geçince, bir beş bin liranın dört senelik zekâtını verecek, on beşbin liranın da bir senelik zekâtını verecektir.

MADEN, ASARİ ATİKA VE TİCARET MALLARININ ZEKÂTI

Maden: Bir kimse madenden altın ve gümüş çıkarırsa kırkta birini zekât olarak verecektir. Bunun için nisab şart isede üzerinden bir senenin geçmesi şart değildir. Mazeret olmadan çalışmaya ara verilmemiş ise, madenden çıkarılan altın veya gümüş mahsulleri birbirine eklenecek, nisaba baliğ olursa zekâtı verilecek. Mazeret olmadan müstahsil ara vermiş ise, meselâ bir müddet çalıştı, on miskal altın elde etti, sonra ara verdi, sonra tekrar çalışmağa başladı; on miskal altın ederse ilk elde ettiği on miskalı sonraki on miskala eklenmez. Fakat sonraki on miskal ona eklenir. Yani onun zekâtı olan bir çeyrek miskal çıkarılır.