Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

SULH

Büyük Şafiî İlmihali · s.442

Sulh, lügatta; münazaaya son vermektir. İstilahta ise akit ve anlaşma yoluyla barış sağlamaktır. Sulh iki kısımdır: 1) İtirafa dayanan sulhdur. Bu çeşit sulh, müddeadan başka bir ayın üzerine cari olursa sulh kelimesiyle bir alış veriş yapılmış olur. Meselâ: Zeyd, Amr'ın elinde bulunan bir ev üzerine dava açar, Amr da müddeinin haklı olduğunu kabul ederse; fakat sulh müddeabih üzerine değil, de bir tarla üzerine sulh aktedilebiliyor. Böyle bir durumda alış verişin bütün ahkâmı burada cari olur. Yani satılan şeyde şüfa hakkı, ayıplı olursa geri çevrilmesi, teslim almadan önce satışın caiz olmadığı gibi hükümler burada caridir. Menfaat üzerine cair olursa, sulh kelimesiyle bir icare akdi yapılmış olur. İcarenin ahkâmı ne ise bu sulhta da caridir. Meselâ Zeyd, Amr'in elinde bulunan tarla üzerine dava açıyor. Amr bu davayı kabul ediyor, fakat yerine on senelik bir müddet evinde oturmak üzerine anlaşma yapıp barışı sağlıyorlar. Müddea bir kısmı üzerine sulh cari olursa, müddeanın bir kısmı hibe edilmiş olur. Hibenin ahkamı ne ise burada caridir. Sulh'un akd edilebilmesi için münazaanın bulunması icab eder. Münazaa etmeden birisi birisine (senin şu evin için benimle şu miktar üzerine sulh et) der, o da sulh ederse fasittir. Vâdeli on lira için peşin beş lira üzerine sulh edilirse caiz değildir. Fakat peşin on lira için vadeli beş lira üzerine sulh edilirse caizdir. Manası da, beş liradan fedakârlık yapılmış sayılır. 2) İnkâra dayanan sulhdur. Bu sulh da fasittir. İnkara dayanan sulhün batıl olduğunu kayd ettik. Yalnız bu Şafii mezhebine göredir. Diğer üç mezhebe göre ise itirafa dayanan sulhün caiz olduğu gibi inkâra dayanan sulh de caizdir. Bir kimse bir evin kendisine ait olduğunu iddia edip, "Şu ev benimdir." dese ve üçüncü bir şahıs, yani müddea aleyhten başka bir kimse müddeiye: "Müddea aleyh, seninle sulh etmek için beni vekil etti ve haklı olduğunu itiraf ediyor" diyerek sulh ederse yapılan sulh caizdir. Yalnız müddea aleyh sulh neticesinde aldığı şey kendisi için haramdır. Bu meselede üçüncü şahıs kendi nefsi için sulh ederek müddeiye para verir ve evi kendine alırsa caizdir. Bu takdirde evi satın almış olur. Umumi bir yolda, gelen gidenlere zarar verecek bir şekilde tasarruf etmek caiz değildir. Bu husus için hiçbir sûrette sulh yapılamaz. Fakat umumi olmayan bir yolda ortakların izniyle bir ortak tasarruf edebilir. Bu izin, ister bedava olsun ister mal mukabilinde olsun. Kapısı yerine, duvarı, çıkmaz sokağın üzerinde olan kimsenin sakakta hakkı yoktur. O sokakta ortak sayılmaz. Fakat kapısı o sokağa açılan kimse, oraya ortak sayılır. Bununla beraber ortakların izni olmadan ikinci kapı açmağa hakkı yoktur. O yolda hakkı olan kimse, eski kapısını kapatsa da sokağın başından daha uzak bir yerde kapı açmağa hakkı yoktur. Fakat eski kapısını kapatmak şartiyle sokak başına daha yakın bir yerde kapı açarsa caizdir. Çünkü kendi isteğiyle hakkından vazgeçmiş oluyor. Umumi veya çıkmaz bir yola doğru pencere açmakta beis yoktur. Çünkü duvar kendisine aittir. Onda istediği şekilde tasarruf edebilir. İki bina arasında bir duvar bulunup birisine ait olsa, sahibinden izin almadan ötekinin üzerine direk koyması caiz değildir. Para mukabilinde izin alırsa icardır. Bedava ise iâredir. Sahibi istediği anda dönebilir. Döndüğü takdirde direk sahibi, isterse icar bedelini verir ve olduğu gibi bırakır, isterse de duvar sahibine; "ben icarını vermem yıkarsan yık, fakat bu kadar ziyanım vardır, onu bana ver." der. Duvar sahibi bu hususta muhayyerdir. Başkasının duvarında delik açmak veya kazık çakmak caiz değildir. Fakat her hangi bir kimsenin duvarına dayanmak-da ve onun gölgesinde oturmakda beis yoktur. Bir kimse başkasına ait bir tarlanın içinden su geçirmek veya başkasının avlusuna kar atmak için para mukabilinde sulh ederse caizdir. İki bina arasındaki bir duvarın kime ait olduğuna dair bir emmare bulunmaz veya şahitlerin şehadetiyle durum bilinmezse duvar müşterek sayılır. Müşterek bir duvarda ortaktan izin almadan pencere açmak veya kazık çakmak caiz değildir. Fakat izinsiz ona bir şey dayandırmakta beis yoktur. Müşterek bir duvar yıkılırsa, inşası hususunda anlaşma olmazsa, onu inşa etmek maksadiyle ortaklardan biri diğerini zorlayamaz.