Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

HACR

Büyük Şafiî İlmihali · s.439

Hacr, lügatta men etmek anlamındadır. Şeriatta ise, bir kimseyi malında tasarruf etmekten men etmektir. Hacr, hadisi şerif ile sâbit omuştur. Resûlüllah (S.A.V.) Muaz'ın malına hacr koydu, sonra malını satıp hak sahipleri arasında dağıttı. (Dârekutnî rivayet etmiştir.) Hacr'in birkaç kısmı vardır: 1 - Müflisin hacrıdır ki: Bir kimsenin malından fazla peşin borcu bulunup da hak sahiplerinin müracatları üzerine, hakimin, malı üzerine hacr koymasıdır. Alacaklıların haciz için istekleri olmazsa haciz konulamaz. Malına hacr konulduğunda henüz vâdesi gelmemiş olan borçlar ileri alınmazlar. Hacr konulduktan sonra mal kazanırsa ona da el konulur. Müflis bizzat hacr talebinde bulunduğu takdirde yine üzerine hacr konulur. Bir kimsenin borcu malından az veya fazla olur, fakat vadesi gelmemiş veya borcu ile malı müsavi olur, ama çalışmasıyla masrafını çıkarabiliyorsa, malı üzerine hacr konulamaz. Malı üzerine hacr konulmuş olan kimsenin alış-veriş yapması caiz değildir. Ancak zimmetinde olmak üzere bir şey alır veya satarsa caizdir. Müflisin nikâh kıyması, kabullenmesi, boşaması caizdir. Hacr konulduktan sonra hâkim, müflisin malını satıp hak sahipleri arasında borçları nisbetine göre dağıtır. Satış, hem müflisin hem borç sahiplerinin huzurunda yapılmalıdır. Dağıttıktan sonra geriye kalmış borcu da müflisin durumu iyileşinceye kadar tehir edilir. Evi, atı, arabası varsa o da borç için satılır. Yalnız durumuna uygun bir kat elbise ve kış için bir palto bırakılır. Bazı ulemanın dediklerine göre âlimin kitapları da bırakılır, satılmaz. Sanatkarın, sanatıyla ilgili aletler de satılmaz. 2) Delinin hacridir. 3) Çocuğun hacridir. Çocuk ve deli olan kimselerin hacri şer'îdir. Yani hâkim, hacr koymadan mahcurdurlar. Deli kendine gelince, çocuk reşid olarak baliğ olunca hacrleri kendiliğinden kalkar. Reşid'in manası, mütedeyyin olup fıskını icap ettirecek gayri meşrû işte bulunmadığı ve İslâm'ın farzlarını eda ettiği gibi, malını kumar gibi haram şeylere vermeyen demektir. Üzerine haciz bulunan kimsenin malı ve sair işlerini çeviren velisidir. Çocuğun velisi, varsa babası, yoksa dedesi, o da yoksa kadı'dır. Anne veli olamaz. Ancak çocuğun velisi olmadığı ve emin bir hakim bulunmadığı takdirde zarurete binaen anne, onun işini tedvir edebildiği gibi emin olan herhangi bir akrabası da tedvir edebilir. Veli, kendi arzusuna göre değil, çocuğun maslahatına göre hareket eder. İhtiyaç veya iyi bir kazanç olmazsa tarla ve bağını satamaz. Maslahatına göre malını vâde ile satabilir. Şüf'a davasını açabilir, malının zekâtını verir, normal olarak yemek ve elbisesi için harcama yapar. Büluğ, onbeş yaşını tamamlamak veya meninin çıkmasıyla veyahutta aybaşının gelmesiyle olur. Annesi ile babası müslüman olmayan çocuğun etek traşının gelmesi büluğuna alâmettir. Veli, çocuk ve deli için nikah kabul eder, fakat onların zevcelerini boşayamaz. Reşit olup olmadığını anlamak için çocuk denemeye tabi tutulur; şayet çocuğun babası tüccar ise eşyayı pazarlıkla, çiftçi ise ekini ekmek ve işçilerin ücretini vermekle denenir. Kız ise kadınla ilgili şeylerde denenecektir. Yalnız eşyanın pazarlığı bittikten sonra akid veli tarafından yapılacaktır. Şayet çocuk sefih olarak bâliğ olursa hacrı (göz altında tutulması) devam edecektir. Sefihlikten dolayı mahcuru aleyh (göz altında tutulmuş) olan kimsenin velisinin izni olmaksızın alış veriş yapması, hediye vermesi ve evlenmesi caiz değildir. Şayet bir şey satın alır veya borçlanır ve elinde telef olursa ne şimdilik ne de üzerinden hacır kalktıktan sonra bedelini vermeğe mecbur değildir. Velisinin izniyle evlenmesi caizdir. Fakat mali işlerde hiçbir tasarrufu caiz değildir. Sefih olan kimse, hac farizasını eda etmek için ihrama girerse, velisi kâfi miktarda kendisine masraf verecektir. Fakat nafile için ihrama girmişse yol masrafı ev masrafından fazla olduğu takdirde kendisine masraf vermez. Bir çocuğun velisi ve vasisi bulunmadığı gibi emin bir hakimde bulunmazsa akrabasından emin bir kimse varsa o, onun işini tedvir etmelidir. Bir çocuğun malı tehlikeye düştüğü takdirde, rüşvet vermek veya bir kısmından vaz geçmekle kurtuluşu mümkün ise onu yapmakta bir sakınca yoktur. Yani çocuğun maslahatı için velinin, çocuğun malından böyle bir şey vermesi mesuliyet gerektirmez. Çocuk baliğ olduktan sonra velisinin gereği olmadığı halde malını sattığını iddia ederse velisinin yemin etmek suretiyle sözü kabul edilir. Fakat vasi veya hakim tarafından tayin edilmiş olan kayyimin, yersiz olarak malını sattığını iddia ederse yersiz olarak satmadıklarına dair iki şahit ile davasını çürütürlerse dava düşer. Yoksa müddainin sözü yeminle kabul edilir. Vasi ve hakim tarafından tayin edilmiş olan kayyim şahitlerin şehadetiyle çocuğun ihtiyacını veya satışta çocuğun büyük kazancının olacağını mahkemede isbat edemezlerse gayrimenkul mallarını satamazlar. Zekât ile masraf Mahcuru aleyhin malını bitirip yemesin diye velinin malını çalıştırması ve onunla ticaret yapması gerekir. Veli olan kimse normal olarak mahcuru aleyhi için harcasın kendisine yedirsin giydirsin, her hangi bir kimsenin malını itlaf ederse onun bedelini kendisinin (mahcuru aleyhin) malından versin. Çalışabilirse veya sanât ve ticaret gibi bir şeyle uğraşabilirse onu işsiz bırakmasın, yapabileceği bir işe versin. Tabii olarak kazanç kendisinindir.