İMAMA UYABİLME ŞARTLARI
Büyük Şafiî İlmihali · s.177
İmama uyabilmek için dokuz şart vardır: 1- İmama uyma niyetini getirmek. Cuma namazında niyetin, iftitah tekbiri ile beraber olması şarttır. Tekbiretü'l-ihramdan sonra uyma niyeti getirilirse cuma namazı sahih değildir. Fakat diğer namazlarda uyma niyeti tekbiretü'l-ihram ile beraber getirilebildiği gibi, sonradan da getirilebilir. Ancak, uyma niyetini getirmeden önce, münferid olduğundan başkasına her hangi bir fiilde veya uzun bir bekleyişte veya selamda tabî olursa namazı fesada gider. Uyma niyetini getirip getirmediğinde şüphe ederse getirmemiş sayılır. Binaenaleyh mesbuk olan kimse, imamla beraber fatiha okumadan rükua varıp, sonra uyma niyetini getirip getirmediğinde şüpheye düşerse fatihayı okumak için niyetini kıyama dönmesi gerekir. Bir kimse uyma niyetini getirmeden, imamı takib ederse namazı fesada gider. Fakat tesadüfen ef'alı, imamın ef'alına uyarsa namazına halel gelmez. Uymak için imamı tayin etmek lâzım gelmez. Tayin eder mesela, Zeyd'e uydum der, sonra kendisine işaret etmediği halde Zeyd değil, Amr olduğu anlaşılırsa namazı fesada gider. Ama şu hazır olan Zeyd'e uydum der, sonra Amr çıkarsa zarar vermez. Çünkü işaretten hasıl olan tayin isimden hasıl olan tayinden daha kuvvetlidir. Cuma namazında imamın, imam olma niyetini getirmesi, kırktan fazla olsa da namazının sahih olabilmesi için şarttır, getirmediği takdirde sahih değildir. Diğer namazlarda ise sünnettir. 2- İmama uyanın, imamı veya ona uyan kimseyi görmekle veyahut onun veya mübelliğin sesini işitmekle hareketlerini bilmesi. Çünkü hareketlerini bilmezse aralarında irtibat sağlanamaz ve bağlılığını muhafaza edemez. Yalnız Şam ve Kahire gibi bir yerde namaz kıldıran imamın sesi, radyo veya televizyon vasıtasıyla duyulur veya görülse her an ceryanın kesilmesi ve mesafe de uzun olduğundan istasyonun bozulması muhtemel olduğundan ona uymak caiz değildir. 3- İmam ile me'mümün bir yerde bulunması. Bunun da dört hali vardır: Ya her ikisi bir camide, ya kırda, ya bir binada veyahut biri camide, diğeri dışında olacaktır. Bir camide iseler, aradaki mesafe, ne kadar uzak da olsa ve araya bina da girse uymak caizdir. Yalnız araya girmiş binanın, kapalı da olsalar kapısının bulunması lâzımdır ki, istendiğinde oradan normal olarak geçmek mümkün olsun. Mevcud kapı çivilenmiş ise uymak caiz değildir. Küçük pencere olursa veyahut bir birine bitişik ayrı ayrı camilerde olsalar uymak caiz değildir. Camideki tahtabentde durup, aşağıdaki imama uymak caizdir. Camide bir nehir veya çay geçse nehrin kenarında bulunan her yaka ayrı birer cami sayılır. Kırda olsa, İmam veya son saf ile onun arasında yüz elli metreden fazla olmaması gerekir. Çünkü normal olarak yüz elli metrelik bir çevrede bulunan kimseler bir arada sayılırlar. Yalnız iki saf arasındaki mesafe yüz elli metreden fazla olmayacak dediğimiz zaman, öndeki safların sonu ile sonraki safların ilki arasındaki mesafe yüz elli metreden fazla olmayacak demektir. Bir binada iseler, aradaki mesafe yüz elli metreden fazla olmamakla beraber görmeye ve geçişe mani olacak bir hailin bulunmaması lâzımdır. İmam ile me'müm ayrı ayrı binalarda olup, kapı da bulunsa fakat açık olmazsa veya açık olur, imamı veya cemaatı görecek şekilde hizasında duran olmazsa uymak caiz değildir. Ama açık kapı olursa hizasında duran kimse imama uyabildiği gibi onun arkasında, sağ veya solunda olanlar da uyabilirler. Ancak hizasında duran kimse arkasında sağ ve solundakilere imam mesabesinde olduğundan, ondan önce ne niyet ne de fiîli bir rükün, ne de önüne geçmek caiz değildir. Yalnız imam selam verirse, imam mesabesinde olan kimse selâm vermezse de aralarında irtibat kalmaz. Ondan önce de selâm verebilir. İmam ile me'müm arasında bir yol, bir cadde veyahut bir çay, bir nehir bulunsa zarar vermez. Düz bir yer bulunduğu halde imamın me'mümden veya me'mümün imamdan yüksek olması mekrûhdur. Ancak cemaatın tümü veya bir kısmı acemi olursa, namazın nasıl kılınacağını göstermek veya cami büyük olduğundan, imamın tekbirlerini tebliğ etmek için, yüksek bir yerde durmakta beis yoktur. Cami küçük olduğundan tebliğe ihtiyaç olmazsa müezzin veya mübelliğin mahfelde veya başka yüksek bir yerde durması mekrûhdur. Cami haricinde, imam veyahut me'müm yüksek bir yerde olursa namazı sahih olabilmesi için, yüksekte olan kimsenin vücudunun bir kısmı, altta olan kimsenin vücudunun bir kısmı hizasında olması şarttır. Yoksa uymak caiz değildir. Camide iseler, hiza meselesi şart değildir. İmam olacak olan kimse camide olursa, cami haricinde bulunan kimsenin imama uyması iki şart ile caizdir: a- Kendisiyle cami arasında geçiş ve görmeyi engelleyecek bir hailin bulunmaması. b- Cami haricinde olan kimse ile caminin son kısmı arasında yüz elli metreden fazla bir mesafenin olmaması. 4- Bulunduğu yerde me'mümün, imamın önüne geçmeyip ayakta iken topuğuyla, otururken elbisesiyle, zarurete binaen yatarken, yanıyla gerisinde durması. Mescidül-Haramda, imamın, makamı İbrahîmin önünde durması, cemaatın Kâbe etrafında saf almaları sünnettir. İmam tarafında me'mümün imamı geçip Kâbeye daha yakın olması, namazını fesade götürür. Fakat başka bir tarafda olursa Kâbeye imamdan daha yakın olması zarar vermez. Me'müm tek ve erkek ise imamın biraz gerisinde ve sağ tarafında durur. İbni Abbasdan rivayet edilmiş, demiş ki: "Teyzem Meymûne'nin evinde geceledim. Peygamber (S.A.V.) gece vaktinde (nafile namazını) kılmaya başladı. Ben de sol tarafında durdum. Bunun üzerine başımı tutup beni, sağ tarafına aldı." (Buhari, Müslim). Bundan anlaşılıyor ki, cemaatla kılınması matlub olmayan teheccüd ve tesbih namazı gibi namazları cemaat halinde kılmakta beis yoktur. Başka birisi gelirse imamın sol tarafında durup, niyet getirecek ondan sonra, ya imam ileriye gider veya her iki me'müm geriye çekilirler. Fakat imkân varsa me'mümlerin geriye çekilip saf tutmaları daha efdaldır. Cemaat iki erkek veya daha fazla veya bir kadın olursa imamın arkasında dururlar. Bir erkek ve bir kadın imama uymak isterlerse, erkek imamın sağ tarafında durur, kadın da erkeğin arkasında durur. Erkekli kadınlı, çocuklu, hunsalı bir cemaat bulunsa, önce erkekler, sonra çocuklar, sonra hunsalar, sonra kadınlar dururlar. Kadınlara imametlik yapan kadın, onların önünde değil, ortalarında durmalıdır. Beyhâki'nin rivayet ettiği gibi hazreti Aişe ve Ümmü Seleme böyle yaparlardı. Aynî cinsten safda yer bulunsa tek olarak durmak mekrûhdur. Bunu yapan kimse cemaatın faziletinden mahrum kalır. Safda yer bulamazsa saffın arkasında durup niyet getirir sonra safda bulunanlardan birisini yanına çeker. Çekilen şahıs da kendine müsaade edip geriye çekilir. Saffı tamamlamadan, başka saf bağlamak mekrûhdur. Fakat Şemsüddin El-Remelinin dediğine göre, cemaatın sevabından mahrum değildir. İmamın sağ tarafında durmak ve ona yakın olmak daha efdaldır. Safların düzgün olmasına dikkat etmeli ve bunu sağlamak için namaza girmeden önce imamın, sağ ve solundaki cemaat'a ﺍِﺳْﺘَﻮُﻭﺍ ﺭَﺣِﻤَﻜُﻢُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ "Saflarınızı düzeltiniz.", demesi sünnettir. 5- İmam ile me'mümün kıldıkları namazların düzen ve şekilleri birbire uymalıdır. Binaenaleyh vakit namazını kılmak isteyen kimse küsûf, hüsuf veya cenaze namazını kılan, yahut secde-i tilâvet veya şükür yapan kimseye uymaz. Çünkü küsûf ve hüsuf namazlarının her rek'atında iki kıyam, iki fatiha, iki rükû vardır. Cenaze namazında ise rükû ve sücûd yoktur. Secde-i tilâvet ve şükürde ise sücud'dan başka bir şey yoktur. Fakat kaza namazını kılan kimse, hazır ve nafile namazını kılan kimseye uyabildiği gibi aksini de yapmak caizdir. Öğle namazını kılmak isteyen kimse sabah namazını kaza eden kimseye uyar, onunla beraber kunutu okur ve mesbuk gibi imam selam verdikten sonra namazın mütebakisini tamamlar. Sabah namazını kaza eden kimse öğle namazını kılan kimseye uyarsa, iki rek'at onunla beraber kıldıktan sonra isterse onu bekler ve onunla beraber selâm verir, isterse ayrılış niyetini getirip selam verir. Akşam namazını kaza eden kimse, meselâ, öğle namazını kılan kimseye uyarsa, üçüncü rek'atta mutlaka ayrılış niyetini getirmeye mecburdur. Onu bekleyemez. Çünkü imamın yapmadığı bir celse yapmakta ve okumadığı teşehhüdü okumaktadır. Hanefi olan bir kimse, vitir namazını Şafiî olan kimseye iktida ederse caiz değildir. Çünkü vitir namazı Şafiî'de sünnettir, Hanefi'de ise vaciptir. Vacibin sünnete iktida etmesi caiz değildir. 6- Fahiş bir muhalefetin doğmasına sebeb olacak secde-i tilâvet gibi sünnetleri imamın yaptığı gibi yapmak. Yani imam yaparsa me'müm de yapar, imam terk ederse me'müm de terk eder. Ama küçük bir muhalefet olursa meselâ: İmam secde-i istirahat yaparsa me'müm yapmaz veya imam yapmaz me'müm yaparsa zarar vermez. Yalnız imam, secde-i sehvi terk ederse selâmdan sonra me'mümün getirmesi daha efdaldir. Ancak şuna işaret etmek gerekir ki; imam, birinci ka'deyi terk ederse, me'mümün de terk etmesi lâzımdır. Yoksa namazı fesada gider. Fakat imam birinci ka'deyi getirirse, me'müm kasden terk ettiği takdirde namazı fesada gitmez. İmam birinci ka'de için oturur da me'müm unutarak kalkarsa onu yapmak için avdet etmesi lâzımdır. 7- Me'mümün tekbiretül-İhramının, imamın tekbiretül-İhramından sonra olması. Şayet ondan evvel veya tekbirin hepsini veya bir kısmını imamın tekbiriyle beraber getirirse, namaza girmiş sayılmaz. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺟُﻌِﻞَ ﺍﻻﺎِﻣَﺎﻡُ ﻟِﻴُﻮْۭﺗَﻢَّ ﺑِﻪِ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻛَﺒَّﺮَ ﻓَﻜَﺒِّﺮُﻭﺍ "İmam, kendisine uyulsun diye edinilir. Öyle ise imam tekbir aldığında, siz de tekbir alınız." Ama diğer rükünlerde imamdan sonra olması şart değildir. Yalnız onunla beraber olursa cemaatın sevabından mahrum kalır. Ondan evvel olursa da günâhkar olur. Bunun için imamı izlemesi gerekir. 8- Me'mumun imamı, birbirini takib eden iki rükni fiiliyle geçmemesi. Meselâ, me'mum her iki secdesini getirip kalktığı halde, imam iki secde arasındaki celsede olursa, me'mumün namazı fesada giter. Teşehhüd ve sâlavati şerife gibi iki rüknî kavli veya yalnız bir rükn-i fiîli veya bir rükn-i fiîli ile bir rükn-i kavliyle imama sebkat ederse, namazı sahih ise de günahkâr olur ve cemaatın sevabından mahrum kalır. İmama tabi olmanın matlub olup her hangi bir hususda ona muhalefet etmek namazı, bozan şeylerden olmadığı takdirde mekruhdur. Cemaatın sevabından mahrum kalmasına vesile olur. Bilerek bir rükn-i fiîliyle imama sebkat eder ve bilerek de avdet ederse namazı bozulur. Fakat sehven veya haram olduğunu bilmediğinden sebkat ederse geri dönmek hususunda muhayyer değildir, geri dönemez. 9- Me'mumun haram olduğunu bildiği halde özürsüz olarak iki rükn-i fiiliyle imamdan geri kalmaması. Haram olduğunu bilmediği için iki rükn-i fiîliyle imamdan geri kalırsa veya sehv ederse namazı fesada gitmez. Muvafık -namazın başında imama yetişen kimse- olan, muktedi, yaratılış itibariyle ağır okuduğu veya bir sünnetle meşgul olduğu için, fatihayı tamamlamadan imam rükûa varırsa, veya zamanında fatihaya başlamamış, sonra başlar ve tamamlamadan önce imam rükû ederse, fatihasını tamamlar, uzun üç rükün ile geri kalmayınca onu takib eder, ama uzun üç rükün ile geri kalırsa meselâ, me'müm halâ fatiha ile meşgul olduğu halde, imam sücud'dan kalkar veya teşehhüd'de oturursa, kendi tertibini bırakır ve imama uyar. Fakat selâm verdikten sonra bir rek'at getirir. Me'müm rükûda iken fatihayı terk ettiğini hatırlar veya şüpheye düşerse fatihayı okumak için, geri dönmez; yalnız imam selam verdikten sonra, bir rek'at getirir. Mesbuk (namazın başında imama yetişemiyen kimse) olan kimse, imamla birlikte fatihayı şerifi okuyacak kadar zaman bulamazsa, fatihayı şerifeyi tamamlamadan, imamla birlikte rükûa gider. Çünkü bu halde imamın okuduğu fatiha kendisine kâfi gelir. Mesbuk olan kimse, ilk tekbirini aldıktan sonra iftitah duasını okumadan ve eûzu çekmeden fatihaya başlar. Şayet iftitah duasını okur veya eûzu çekerse fatihayı şerifeyi okumak vacib olduğundan, mezkûr sünnet ile meşgul olduğu kadar fatiha-i şerifeden okur, sonra rükû'a varır. Rükûda imama yetişir ise rek'ata yetişmiş olur. Yoksa o rek'attan geri kalmış sayılır. İmam selam verdikten sonra bir rekat daha getirir. Yalnız, fatiha'i şerifenin okunmasının vacib olduğunu bilmediğinden sünnet ile meşgul olursa mazur sayılır. Ve bu durumda fatihasını tamamlamak zorundadır. Ondan sonra şayet üç uzun rükün geri kalmazsa kendi tertibine riayet eder. Bir kimse rükuda imama yetişir, fakat gerekli olan tuma'ninat'ın (azaların istikrar bulması) hasıl olup olmadığında şüphe ederse, bu rek'at kendisi için sayılmadığından imam selam verdikten sonra bir rekat daha getirmelidir. Ayrıca kendisine secde-i sehv de düşer. Dört rek'atli bir namazda sehven beşinci rek'at'e kalktığına farkına varan kimse, hemen oturmalı ve daha önce teşehhüdü okumamışsa, onu okumalı ve secde-i sehiv getirip selam vermelidir. Mesbuk olan kişi, imama rükuda yetişirse, tekbiretü'l-ihram'ı almakla beraber rüku için de ayrıca bir tekbir getirerek rükua varır. Şayet tekbiretü'l-ihram ile iktifa edip rüku'un tekbirini terkederse namazı sahihtir. Şu kadar var ki bir sünneti terketmiş olur. Ama bir tekbir ile hem tekbiretü'l-İhram'ı hem de rüku tekbirini kastederse namazı sahih değildir. Vesveseli olduğundan fatihasını tamamlamadan evvel imam rüku'a varırsa mutlaka fatihasını tamamlaması gerekir. Ve geri kalışı mazeret sayılmaz. Yani imam ikinci rüknü tamamlamadan evvel, vesveseli olan kimse fatihasını tamamlarsa, imamla beraber namazına devam eder. Yoksa imamdan ayrılır. Ve kendi kendine namaz kılar. İmamın abdesti bozulur veya elbisesine necaset değerse veya mestinin müddeti biterse, kendisiyle me'mumün arasındaki bağlantı kesilir. Ve ayrılış niyetini getirmesi vacibdir. Fakat namazı bırakıp gider yahut ölürse ayrılış niyetini getirmeye mecbur değildir. Her iki sûrette de iktida (uyuş) ortadan kalktıktan sonra me'mûm, namaz esnasında başkasına uyabildiği gibi başkası da kendisine uyabilir. Cuma namazının birinci rek'atı müstesna, her zaman zaruret olmazsa da me'mum, isterse imamdan ayrılabilir. Ancak hastalık gibi bir hal olmazsa ayrılmak mekruhdur. Bir kimse yalnız başına namaza başlarsa, namaz esnasında başkasına uyması veya başkasının kendisine uyması caizdir. Şayet imam, önce namazı bitirirse me'mum mesbuk gibi namazını tamamlar. Me'mum önce namazını tamamlarsa o zaman isterse selâm vermeden evvel ayrılış niyetini getirip selam verir. İsterse de imamı bekler ve onunla beraber selâm verir. Mesbuk neye yetiştiyse o, kendisi için namazın ilkidir. Sabah namazında imamın ikinci rek'atına yetişirse kendisiyle beraber kunutu okur, fakat ikinci rek'atta da kunutu tekrar okuyacaktır. Akşam namazında imamla birlikte son rek'ati kılan kimse, ikinci rek'atte de teşehhüd okuyacaktır. Çünkü kendisi için ilk teşehhüd zamanı o andır ve üçüncü rek'atta da son teşehhüdü okur. Ve böylece her rek'atta teşehhüd okumuş olur. Rükû'da imama yetişip bütün azaları yerlerini alırlarsa rek'ata yetişmiş sayılır. Yeter ki imamın rükû'u imam için sayılmış olsun, hatta abdesti olmayan kimsenin rükû'una yetişirse o rüku nazari itibare alınmaz. Rükû'da kâfi gelecek kadar imama yetişip yetişmediğinde şüphe ederse, rek'ata yetişmiş sayılmaz. Yani kesin olarak tuma'ninetin hasıl olması gerekir. Rükû'da imama yetişen kimse, önce tekbiretül-ihram için, sonra rükû için tekbir alır. Bir tekbirle her ikisini kasd eder veya hiçbir şey hatırlamazsa namazı sahih değildir. Ama itidalde veya sonrakilerde imama yetişirse rek'ata yetişmiş sayılmaz. Fakat imama uyarak, yaptığı gibi yapar söylediği gibi söyler. Secdede imama yetişirse sadece tekbiretül-ihramı getirir, imam selam verdikten sonra kalkar. Şayet üç veya dört rek'atlı olan namazın ikinci rek'atının teşehhüdünden kalkarsa kıyam için tekbir alır. Birinci rek'attan veya dörtlü olan namazın birinci veya üçüncü rek'atından kalkarsa tekbir almaz. Birinci safta durup namaz kılmak daha efdaldir. Yer yoksa ikinci safta durmaya gayret etmelidir. Ebu Hureyre (R.A.), Peygamber (S.A.V.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Siz birinci safın sevabının ne kadar çok olduğunu bilseydiniz, onda namaz kılabilmek için kur'a çekerdiniz." İmamın sağ tarafı sol tarafından efdaldir. Herhangi bir safta boş yer varsa onu doldurmak sünnettir. Kafir sayılmayan mübtedi' -ehli bidat- bir imam'ın arkasında namaz kılmak mekruh ise de sahihtir. İmam-ı Nevevî, "Mecmu'" adlı kitabında kaydettiğine göre selef ve halef, Mu'tezilî'nin arkasında namaz kılmayı, Mu'tezilî bir kadınla evlenmeyi caiz görmüşlerdir. Yalnız namazın fesadına vesile olacak bir şey yapar veya bir rükün terkederse, ona uymak sahih değildir. (Meselâ Ca'feri bir imam, ayaklarını yıkamadığı takdirde arkasında namaz kılmak caiz değildir.) Bilerek veya bilmeyerek tekbiretü'l-ihram'ı almadan bir cemaata namaz kıldıran kimsenin namazı sahih olmadığı gibi cemaatın da namazı sahih değildir. Çünkü tekbiretü'l-ihram açık olup gizli değildir. Fakat gizli olan niyeti terkederse, namazı sahih olmasa da cemaatın namazı sahihtir. Çünkü niyet gizlidir. Bir Şafiî, besmele veya teşehhüdün farz olduğuna inanmıyan Hanefi bir imama iktida ederse, namazının sıhhatı hususunda ihtilaf vardır. Mu'temede göre besmele veya teşehhüdü kesinlikle okumadığını biliyor ise, bu Şafiînin namazı sahih değildir. Okuduğunu biliyor veya okuyup okumadığını bilmiyorsa namazı sahihtir. Kaffâl'a göre Hanefi imam ister besmele ve teşehhüdü okusun ister okumasın, muktedi olan Şafiînin namazı sahihtir. Babası veya ağabeyisinin içinde bulunduğu bir cemaata imamet yapan bir kimsenin namazına bir halel gelmediği gibi kerahatı da yoktur. Bir kimse tek olarak namazını eda ederken bir cemaat gelip namaza başlarsa, hemen o namazını nafileye çevirip iki rek'atte selam verebilir ve cemaate katılabilir. Sünnetini eda ederken böyle bir cemaat gelip namaza başlarsa, şayet sünnetini tamamladığı takdirde cemaata yetişeceğini biliyorsa sünnetini tamamlayacaktır. Aksi takdirde sünnetini tamamlamayıp keser ve cemaate katılır. Bir kimse zulüm ve fıskından dolayı cemaatın tümü veya çoğu tarafından istenmiyorsa onlara imamet yapması mekruhtur.