Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

İMAM OLMANIN ŞARTLARI

Büyük Şafiî İlmihali · s.174

İmam olacak kimsede şu şartlar aranır: 1- Müslüman olması. Binaenaleyh, İslâm'ın tümünü veya bir tek hükmünü reddeden kimseye iktida etmek, caiz değildir. Meselâ İslâm'ın emrettiği tesettürü veya getirdiği miras kanununu kabul etmeyip reddederse müslüman sayılmadığından ona iktida etmek sahih değildir. 2- Aklı başında olması. Sarhoş, deli ve baygın olan kimselerin namazı sahih olmadığı gibi imam olmaları da caiz değildir. 3- Mümeyyiz olması. Henüz sağ ve solunu ve kıblenin hangi tarafta olduğunu bilmeyen çocuğun namazı sahih olmadığı gibi, ona iktida etmek de caiz değildir. 4- Me'müm'ün itikadına göre uyduğu imamın namazının sahih olması. Binaenaleyh, birisinin itikadına göre namazı fasid olan kimseye uyması caiz değildir. Meselâ, elinin içi fercine dokunmuş bir Hanefiye bir Şafiînin uyması caiz değildir. Yine bir Hanefinin vücudundan kan çıkmış bir Şafiîye iktida etmesi caiz değildir. Yalnız misafir olan bir Şafiî ile bir Hanefi bir yerde meselâ; beş gün kalmak için karar verirlerse Şafiî mezhebine göre namazı seferî kılmak caiz olmadığı halde misafir olan bir Şafiînin, seferi namazını yani kasır ile namaz kılan Hanefiye uyması caizdir. Çünkü Şafiî için de seferi namaz vardır. Ve bu takdirde iki rekat kılan Hanefi imam selam verdikten sonra Şafiî me'müm mesbuk gibi kalkıp namazını tamamlar. 5- Kıble hususunda ictihad ve kanaatları ayrı olanların birbirlerine uymaları caiz değildir. Çünkü her birisi, diğerinin namazının fasid olduğuna inanır. Bir kimse birisine iktida eder, sonra onun kâfir veya kadın olduğu ortaya çıkarsa onunla beraber kıldığı namazı iade etmesi gerekir. Yine imamın vücud veya elbisesinde bir necaset bulunur ve dikkat edildiği takdirde görülebilecekse me'mum'un namazını iade etmesi gerekir. Fakat gizli bir necaset ise, namazını iade etmek icab etmez. Bir Şafiî, Hanefi olan imamın, namazın vaciblerine riayet edip etmediğinden şüphe ederse, hüsn-ü zanna binaen ona uyabilir. Şafiî olan bir kimse, vücudundan kan çıkmış bir Hanefiye iktida ederse caizdir. Çünkü onun mezhebine göre, namazı yerindedir. 6- İmamın başka bir kimseye iktida halinde olmaması. Çünkü, imamın müstakil olması gerektiğinden, başkasına tabi olan kimse imam olmaz. Bir kimse, birisine uyar, namaz kıldıktan sonra da uyduğu kimsenin me'müm olduğunu öğrenirse kıldığı namazı iade etmesi gerekir. Fakat, imam selâm verdikten sonra birisi gelip, me'mümlerden birisine uyarsa caizdir. Çünkü selâmdan sonra me'mümlük vasfı üzerinden kalkıyor. 7- Namazını iade etmemesi. Meselâ, şiddetli soğuktan dolayı abdest yerine teyemmüm alan kimse, namazını iade edeceğinden onun durumunda olan kimse dahil, hiç bir kimse ona tabi olamaz. Ancak durumunu bilmeyen bir kimse kendisine iktida eder, namazdan sonra farkına varırsa, bir şey lâzım gelmez. Yani arkasında kıldığı namazı iade etmesi lâzım gelmez. Abdestli olan kimse namazını iade etmeyecek bir müteyemmime (teyemmüm olanalan kimseye) veya ayakta namazını kılan, oturarak namazını kılana veya özürsüz olan, idrarı akan özürlüye uyabilir. 8- İmamın, zati sıfatları hasebiyle kendisine uyanların zati sıfatlarından noksan olmaması. Binaenaleyh erkeğin erkeğe, kadının erkeğe ve hunsaya ve kadına, hunsanın da erkeğe uyması caizdir. Fakat erkeğin kadına veya hunsaya ve hunsanın hunsaya veya kadına uyması caiz değildir. Allah'ın Resûlü buyuruyor: ﻻﺎ ﺗَﻮُۭﻡُّ ﺍﻣْﺮَﺍَﺓٌ ﺭَﺟُﻼﺎ "Bir kadın erkeğe imam olmasın." Hunsa da kadına kıyas edilmiştir. 9- İmamın karî' olması. Yani fatiha ile teşehhüdünün düzgün olması. Binaenaleyh bir karî'in, ümmi (Fatihası düzgün olmayıp harf veya şeddelerinden birisini veya bir kaçını ihlâl eden kimse) olan bir kimseye uyması caiz değildir. Meselâ: "Eret" (Şedde yeri olmadığı halde şedde yapan) ve "elseğ" (bir harfi başka bir harfe çeviren) olan kimselere iktida etmek caiz değildir. Ümmî olan, öğrenmesi mümkün olduğu halde öğrenmezse imamet yapamadığı gibi namazı da fasittir. "Ta" veya "fa" harfini tekrarlayan veya mânayı bozamayacak bir tarzda meselâ Allah kelimesinin "ha" sını kesre ile okuyan kimseye iktida etmek caiz ise de mekrûhdur. Namaz kılındıktan sonra imamın gayrimüslim olduğu anlaşılırsa, memun olan kimse namazını iade etmek zorundadır. Fakat imamın abdesti olmadığı veya hükmî, yani gözle görünmeyen bir necaset sahibi olduğu anlaşılırsa namazı iade etmek lazım gelmez. Mümeyyiz çocuk ile veled-i zina'ya iktida etmek caizdir. Fakat başkası varsa onu ileriye sürmek daha uygundur. Seferi namazı kılmak isteyen ile bir mukim bir araya gelirlerse, mukim'in imam olması daha efdaldir. İmamet vasıflarına haiz olanlar bir arada bulunsalar, namaz kıldırmak için şöylece seçim yapılır: Önce adil yani büyük günaha girmeyen ve küçük günahta ısrar etmeyen kimse, fasıktan daha evlâdır. Yalnız mahallin hakimi ve ülkenin reisi fasık da olsa imam olması daha iyidir. Sonra caminin resmi imamı. Sonra daha bilgili olan, sonra en iyi okuyan, sonra daha yaşlı olan, sonra soylu olan gelir. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻳَﻮُۭﻡُّ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍَﻗْﺮَﻭُۭﻫُﻢْ ﻟِﻜِﺘَﺎﺏِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘِﺮَﺍﺀَﺓِ ﺳَﻮَﺍﺀً ﻓَﺎَﻋْﻠَﻤُﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟﺴُّﻨَّﺔِ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴُّﻨَّﺔِ ﺳَﻮَﺍﺀً ﻓَﺎَﻗْﺪَﻣُﻬُﻢْ ﻫِﺠْﺮَﺓً ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻬِﺠْﺮَﺓِ ﺳَﻮَﺍﺀً ﻓَﺎَﻗْﺪَﻣُﻬُﻢْ ﺳِﻨًّﺎ "Allah'ın kitabını en iyi okuyan, cemaate imam olur. Kıraatta müsavi iseler hadisi en iyi bilen, hadisde de müsavi iseler, önce hicret edenler, hicretde de müsavi iseler en yaşlıları imam olur." Sonra elbisesi, vücudu ve san'atı daha temiz; sonra sesi daha güzel; sonra şekli, kılık ve kıyafeti yerinde olandır. Gözlü ile âmanın arasında fark yoktur. Ev sahibi, imamet sıfatlarına haiz ise, misafirlere imam olması daha uygundur, onu tercih eden başka sıfatları olmazsa, namaz kıldırmak için başkasına izin verebilir. Fakat yukarda sayılan sıfatlardan birisi sebebiyle mürecceh olan kimsenin namaz kıldırmak için başkasına izin vermesi caiz değildir. Her hususta müsavi olsalar ve biri diğeri için taviz vermezse kur'a çekilir.