İHYA-ÜL MEVAT
Büyük Şafiî İlmihali · s.465
Arazi beş çeşide ayrılmaktadır; 1 - Öşür arizisidir. Müslümanlar tarafından fethedilip mülkiyeti mücahidlere temlik edilmiş veya ehalisi üzerinde müslüman olmuş olan arazi veya devlet. Mali iken, bedelli veya bedelsiz müslüman halka verilmiş arazidir. 2 - Miri arazidir. Fethedilmiş yerlerin arazisi olup, devletin giderlerini karşılamak üzere devletin elinde bulunan arazidir. 3 - Haracî arazidir. Fethedilen yerlerin arazisi olup, amme menfaati için müslüman yönetici tarafından vakfedilmiştir. 4 - Ölü arazidir. Köyün harimi olmamakla beraber asla ihya edilmemiş veya cahiliyette ihya edilmiş olan arazidir. 5 - Her hangi bir hayır müessesesi veya her hangi bir şahıs veya kurum için Allah'ın rızasını elde etmek gayesiyle vakf edilmiş arazidir. Ölü arazi, kimsenin mülkü veya bir köyün harimi olmayan arazidir. Köyün harimi demek, köy halkının şiddetle muhtaç olduğu, toplantı yeri, koşu meydanı, çöplük, su mecarları, ve mer'a gibi yerlerdir. Müslüman olan kimse, hükümetten izin almadan da hiç işlenmemiş böyle bir ölü araziyi ihya edip temellük edebilir. Yalnız, hükümet maslahata binaen bir ölü arazi'ye el koysa, hiçbir kimse onu temellük edemez. İşlenmiş arazi kimin ise mülkiyeti de onundur. Sahibi bilinmeyip fakat emarelerden sahibinin müslüman olduğu anlaşılıyorsa, kayb olmuş bir mal sayılır. Bu takdirde hükümdar, ya sahibi çıkıncaya kadar onu elinde tutar veya satıp parasını kendisi için saklar veyahutta hazineye devr eder, sahibi çıktığı takdirde ona iade eder. Müslümanlara ait olan bir köy yıkılıp muattal kalır ve sahibinin kim olduğu bilinmezse, hükümdar isterse her hangi bir kimseye veya bir çok kimselere devr edebilir. Arafat, Mina ve Müzdelife hariç, Harem'in her tarafı ihya edilip temlik edilebilir. Hükümet, ölü bir araziyi bir kimseye devr ederse caizdir. Çünkü Peygamber (S.A.V.) Beni El-Nadir malından Zübeyr'e bir tarla temlik etmişti. İhya edilen arazi, şayet ev yapılmak isteniyorsa ihyası, duvar çekmek, (bir kısmı da olsa) üstünü kapatmak, kapı, pencere takmak, onu tarla edinmek istiyorsa onu düzeltmek, etrafına duvar çekmek ve toprak yükseltmekle olur. Hükümdarın, her vatandaş gibi ölü araziyi kendi şahsı için ihya etmesi caiz değildir. Fakat memleketin menfaatı için kamulaştırabilir. Herkes mülkünde istediği şekilde tasarruf edebilir. Meselâ, başkasının evine bakan bir duvar sahibinin, bu duvarında pencere açmasında beis yoktur. Petrol, zift, mumya, değirmen taşlığı, altın ve gümüş gibi mâdenler asla devlet tarafından kimseye temlik edilemezler. Bunlar âmme hakkıdır. Bir kimsenin tarlasında petrol, zift, altın ve gümüş gibi bir mâden çıkarsa onundur. (Mecmu: C/14S.446). Bir kimse, camiin muayyen bir yerinde oturup, ders veya fetva verir veya daima orada namaz kılarsa, o yer üzerinde mükteseb bir hakkı olamaz. Caminin bir yerinde oturmuş olan bir kimseyi kaldırıp yerine oturmak veya vakıf olan bir medresenin bir odasında yerleşen bir talebeyi çıkarmak caiz değildir. Suyun çeşitleri vardır. 1 - Çıkartılmasında ve akıtılmasında kimsenin rolü olma-yan Fırat ve Dicle ırmakları gibi. Bu gibi sulardan yararlanmada herkes eşittir, herkes ondan istifade edebilir. Ondan abdest alır, içer, hayvanlarına içirir. Arazilerini sulamak isterlerse onlara kafi gelirse ne ala, yoksa üstten aşağıya doğru arazi sulanır. Böyle bir suyun üzerine değirmen kurmak caizdir. 2 - Hiç kimsenin malı olmayan bir araziden çıkar. Yalnız insanlar tarafından çıkartılmış ve akıtılmış sudur. Ölü araziden ve herkesin menfaati için çıkartılmış ise, suyu yine müşterektir. Ama çıkartan kimse kendi nefsi için çıkartmış ise kendisine aittir. 3 - Mülk bir arazide çıkan veya çıkartılan sudur. Bunun mülkiyeti arazinin sahibi kim ise ona aittir. Onunla başkasının arazisini sulamak mecburiyetinde değildir. Fakat başka su bulunmadığı takdirde başkasının hayvanlarına su vermek zorundadır. Dere ve dağlardan akan su veya orada bulunan pınar temellük edilemez, onda herkesin hakkı vardır. Yani herkes ondan istifade edebilir. Bir köy halkı, arazisini böyle bir su ile sulamak isterse, sıra ile sulayacaklardır. Yani önce suya en yakın arazi, sonra onu takip eden araziler sıra ile sulanacaktır. Ancak arazi sahipleri aralarındaki anlaşma ve nöbetleşme usulü ile, suyu, gün veya saatlere ayırmak sûretiyle taksim edebilirler. Küfür diyarında bulunan arazi, şayet ihya edilmiş bir arazi ise, kafirlerin diğer malları gibi hiçbir surette dokunulması caiz değildir. İhya edilmemiş arazinin müslüman olmayan kimseler tarafından ihya edilmesi caiz olduğu gibi müslümanlar tarafından da ihya edilmesi de caizdir. Müslüman olmayan bir ülke, müslümanların eline geçerse onların mabedlerine dokunmak caiz değildir. Kafirlerin müslüman bir ülkeye girip ellerine geçirmeleri halinde ğasp edilen yerler, İslâm diyarı olmaktan çıkmaz, kısacası burası İslâm diyarıdır. (El-Envar C.1, Sah.421). Bir kimse çevresi, meskun olan evini hamam veya değirmene veya benzeri bir şeye çevirirse ondan sorumlu tutulmaz. Yeter ki, komşularını rahatsız etmemek için gereken tedbiri almak hususunda elden geleni yapmış olsun. Ama komşulara zarar verecek şekilde tasarruf ederse elbette menedile-cektir. Gelen gidenlere zarar vermemek şartiyle cadde ve sokakların bir kenarında oturmak ve alış-veriş yapmakta beis yoktur. Bir kimse, kurulan pazarın belli bir yerinde oturup alış-veriş yapmayı itiyad haline getirmiş ise veya idareciler tarafından tahsis edilmiş ise başkanın orada oturması caiz değildir. Va'z ediyor ise yine durum böyledir. Yani başkasının orada oturması caiz değildir. Ama bir kimse caminin bir yerinde namaz kılarsa ikinci namazda onun orada bir hakkı yoktur. Camide, caminin avlusunda alış-veriş yapmak caiz değildir. Onu yapan kimse menedilecektir. Bir kimse, caminin bir yerinde namaz kılmak için oturduğu takdirde namaz kılıncaya kadar orası onun hakkıdır. Hatta abdesti bozulduğundan dışarıya çıkarsa hakkı bakidir.