Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

CE'ALET

Büyük Şafiî İlmihali · s.464

Ce'alet, lügatte yapılan iş karşılığında tayin edilen ücrettir. Istılahta ise, yapılacak muayyen veya meçhul olan iş mukabilinde belli bir ücret taahhüd etmektir. Ce'aletin dört rüknü vardır: 1 - Sığadır. "Benim falan eşyamı getiren kimse için şu kadar para olsun" gibi bedel karşılığında çalışmaya izin veren bir sözdür. Ce'alet işini, iltizam eden kimsenin söz ile kabul etmesi gerekmez. 2 - İşveren ile işçidir. Bunların şartları; Akıl ve baliğ ile alış verişte yetki sahibi olmalarıdır. Binaenaleyh çocuk, deli ve sefih olan kimselerin ce'alet akdini yapmaları caiz değildir. Bunlar bir şey yapsalar da ücrete müstahak değillerdir. 3 - İşdir. Bu işe külfetin bulunması şarttır. 4 - Ücrettir. Bunun satılık şeyin, veya semen olan şeyin şartlarına haiz olması gerekir. Bir kimse Zeyd dese ki; "Sen bu işi yaparsan şu kadar para vereceğim". Sonra da Amr bu işi yaparsa onlardan hiç birisi o ücrete müstahak değildir. Bir kimse dese ki; "Şu işimi yapan kimseye bir at veya bir elbise vereceğim", ücret belirtmediğinden ce'alet akdi fasittir. Herhangi bir şey için satış akdi mümkün olmazsa günaha girmemek için onun yolu ce'alettir. Meselâ; Şafii mezhebine göre tezeğin satılması caiz değildir. Bu mezhebe göre onu satan kimse günahkardır. Bu işi çözebilmek için tezeğe muhtaç olan kimse, sahibine şöyle diyecek; "Bana şu kadar tezek getirirsen şu kadar para vereceğim." Ce'alet ile icare arasında birkaç yönden fark vardır. 1 - İcarede alış verişte olduğu gibi icap ve kabul lazımdır. Fakat ce'alet böyle değildir. Kendisi için iş görülen ve ücreti taahhüd eden kimsenin yapılacak iş için izin verdiğine delalet eden bir söz söylemesi kafidir. 2 - İcare'de müste'cirin malum olması lazımdır. Fakat ce'alet böyle değildir. Meselâ birisi "falan eşyamı getiren kimse için şu kadar para olsun" veya bir kimse, "benim falan eşyamı bana getirene şu kadar para vereceğim" şeklinde söz söylerse ce'alet tekevvün etmiş bulunuyor. İş yapan kimse, o paraya müstahak olur. 3 - Ce'alette kendisi için ücret taahhüd edilen işin tahakkuk edilmesi lazımdır. İcarede ise üzerine akid yapılan menfaatın tahakkuku şart değildir. Mesela bir kimse, evini başkasına icar ederse evi mü'tecire teslim edildikten sonra içinde oturmazsa da ev sahibi ücrete müstahak olur. Bir kimse, izin almadan birisine ait bir şeyi getirirse veya sadece Zeyd'e izin verildiği halde Amr o şeyi getirirse ğasp sayılır ve onun sahibi ücrete müstehak değildir. İcarede olduğu gibi ce'alette de ücretin muayyen olması gerekir. Bir kimse, "benim malımı Ankara'dan getiren kimse için şu kadar para vardır" dese, sonra birisi Ankara'dan daha yakın bir yerden onu getirirse Ankara ile o yerin mesafesi tesbit edilir ve yakınlığı nisbetinde taahhüt edilen ücretten düşürülür. Birisi muayyen bir kimseye "benim malımı bana getirirsen sana şu kadar para vereceğim" şeklinde dese, o muayyen adam da Zeyd'e "bana yardım edersen bana verilecek paranın dörtte birini sana vereceğim" dese, Zeyd ona yardım ettiği takdirde dörtte birine müstehak olur. Ce'alette mâlik ile işçi, iş olmadan evvel istedikleri zaman akdi feshedebilirler. Yalnız işçinin çalışması nisbetinde ücrete müstehak olur. Kezalik, iş olmadan evvel teahhüd edilen para eksiltilir veya artırılır.