Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

İCARE

Büyük Şafiî İlmihali · s.459

İcare, lüğatta ücret anlamını ifade etmektedir. İstılahda ise, menfaat üzerine yapılan akittir. İcare, - alış verişte olduğu gibi - icab ve kabûl ile mün'akit olur. Menfaat hem zaman, hem çalışma yerini tayin etmekle zaptı, mümkün ise onlardan birisiyle zapt edilir. Meselâ bir at kiraya verilmek istense ya çalışma yeri belirtilecek (Bu atı buradan Ankara'ya kadar beş bin lira karşılığında sana kiraya verdim, gibi) veya çalışma süresi belirtilecektir. (Bu atı onbeş saat, beş bin karşılığında sana kiraya verdim, gibi.) Ama çalışma yerinin zaptı mümkün olmadığı takdirde zamanla onu zapt etmek lazımdır. Meselâ, Kur'an-ı Kerim'in öğretimi mesafe ile takdiri mümkün olmadığından zaman ile takdir etmek gereklidir. Meselâ Zeydin oğlu Halid'e Kur'an-ı Kerim'in öğretimi mesafe ile takdiri mümkün olmadığından zaman ile takdir etmek gereklidir. Meselâ Zeydin oğlu Halid'e Kur'an-ı Kerim'i öğretmek için Amr'ı bir sene müddet isticar etmesi gibi. İcare iki kısımdır. Biri icare-i bil'ayn ki, muayyen bir şey "bir tarla veya at gibi" bir şey icar etmektir. Diğeri de icare-i fiz-zimmettir ki, meselâ; belli vasıflara haiz olan bir şey icar etmektir. Bir kimse, birisine "şu işi yapmak için seni isticar ettim" dese, o da kabûl ederse icarei bil'ayn sayılır. "Şu kumaşı şu miktarla dikmek için sana teslim ettim" dese, icarei fil-zimmet sayılır. İcarede ücretin miktarının belli olması şarttır. Binaenaleyh, birisi "şu atı, kendisine vereceğin yem karşılığında sana icar ettim" veya "şu evi muhtaç olduğu tamiri yapmak mukabilinde sana icar ettim" dese caiz değildir. İcarede menfaatın değeri olması icab eder, bunun için meselâ, bir tellâlın bir tek kelimesi üzerine icare akdi yapılamaz. Ama satılık şeyi ilan ederek alıcı ile satıcı arasında gidip gelmesine karşılık tellalı isticar etmek sahihtir. Yine altın, gümüş ve mücevherat ziynet için; köpek av için icar edilemez. İsticar edilen şeyden istifade edilmeye elverişli olması da gerekir. Binaenaleyh eşyayı korumak için bir a'manın isticar edilmesi caiz olmadığı gibi bir tarlanın suyu bulunmaz ve normal olarak yağan yağmur kendisine kâfi gelmezse ziraat için icar edilmesi de caiz değildir. Hac, umre ve zekât dağıtımı hariç, niyeti vacip olan namaz, oruç ve imamet gibi ibadetler için isticar etmek sahih değildir. Çünkü Allah için olması icab eden böyle bir ibadet, para mukabilinde yapılırsa ibadet vasfını kaybeder. Kur'an-ı Kerim'i okutmak, muayyen kimselere dini dersleri vermek, ezan okumak, meyyiti techiz etmek gibi farz-ı kifaye olan ve niyeti vacib olmayan şeyler için isticar etmek caizdir. Ancak, bir memlekette Kur'an-ı Kerimi öğretecek veya dini kitapların dersini verebilecek bir tek şahıstan başka bir kimse bulunmazsa, kendisine farz-ı ayn olduğundan para mukabilinde okutması caiz değildir. Meselâ Avrupa, Amerika ve beşinci kıtânın bir çok yerinde bir çok zaman Kur'an-ı Kerim'i öğretecek kimse ya hiç yok, veya bir şahıstan başka kimse yoktur. Böyle bir halde Kur'an-ı Kerim'i ücretsiz okutmak gerekir. Yalnız şunu ifade etmek isterim. Muayyen kimselere Kur'an-ı Kerim'i ve dini meseleleri ücret mukabilinde öğretmek caizdir. Hayatta olan kimse, Kur'an-ı Kerim okur veya onu dinlerse Kur'an-ı Kerim'in bereketinden ve oraya nazil olan rahmetten faydalandığı gibi vefat eden kimsenin mezarı başında Kur'an-ı Kerim okunsa veya Kur'an-ı Kerim okunurken kalbte hatırlanırsa veya dua edilirse bereket ve nazil olan rahmetten faydalanır. Bunun için ücretli Kur'an-i Kerim okunsa caizdir. Yalnız, bazı yerlerde Kur'an-ı Kerim, bir veya birkaç sefer hatm edilip ondan sonra her hangi birisinden alınan ücret karşılığında şahsına veya ölülerine bağışlandığı vaki olmaktadır. Bu ise, katiyen caiz değildir. Böyle bir ücret almak haramdır. Veren için de sevap yoktur. Kur'an-ı Kerim'i tilavet etmek, büyük bir fazilettir. Kur'an-ı Kerim ve Ehadis-i Şerife buna büyük yer vermişlerdir. Hadis-i şerifte sabit olduğu gibi Kur'an-ı Kerim'den okunan her harfin mükafatı on hasenedir. Bunun için ahiret ve Allah'ın rızasını göz önünde bulunduran kimse, her gün Kur'an-ı Kerim'i okumayı, günlük bir vazife olarak telakki etmektedir. Tilâvet, tesbih, tehlil, tekbir vesair zikirlerden efdaldır. Tilavete başlamadan önce, evvelce beyan edildiği gibi abdest alınıp huşû ve sükun ile temiz bir yere oturularak kıbleye doğru dönülür. Ağız misvaklanır, sonra euzü besmele çekilir. Kur'an-ı Kerim tilavet edilirken sesin güzelleştirilmesi için ehemmiyet gösterilir. Hadis-i şerifin beyan ettiği vechile Kur'an okurken ağlamalı veya ağlamak için çalışmalıdır. Secde ayeti gelince secde edilmelidir. Kur'an-ı Kerim'e bakarak tilavet etmek, ezbere okumaktan daha efdaldir. Tilâvet, para mukabilinde değil, Allah rızası için yapılmalıdır. Kur'an-ı Kerim hatmedildiğinde Hatim duasını yapmak müstehab'dır. Cemaat halinde Kur'an-ı Kerim okumakta hiçbir mani yoktur. Bir ev kiraya verilirse, anahtarı kiracıya teslim etmek lazımdır. İcar edilen evin tamire ihtiyacı olsa ev sahibine aittir. Mal, müste'cirin kusuru olmadan elinde telef olursa, zamin olmaz. Fakat kusur işler; mesela kiraladığı bineğe vurur veya ağır yük yükler ve ölürse zamin olur. Bir kimse, bir binek kiralar ve her hangi bir sebep ile telef olursa zamin olamaz. Yalnız çalışması gereken bir zamanda ahıra kor, ahır üzerine çöker ve ölürse zamin olur. Bir kiracı, kiraladığı bineğe ağır yük yükler veya vurur ve bu sebeble ölürse zamin olur. İmamı Gazali diyorki: Bir kimse, bir işçiyi bir aylık müddet için ücretle tutarsa caizdir. Yalnız işçi, yahudi ise cumartesi, hıristiyan ise pazar, müslüman ise cuma günleri hariç tutulur. Çünkü bunlar örfen istirahat günleridirler. Yurt içinde veya dışında bir müslümanın, müslüman olmayan bir kimsenin yanında işçi olarak çalışması caizdir. Hazreti Ali (R.A.), bir yahudi için ücretle kuyudan su çekti; her bir kova mukabilinde birer hurma aldı; kırk küsur kova çekti. Binaenaleyh Avrupa'ya çalışmak üzere giden işçilerimizin gitmelerinde hiçbir sakınca yoktur. Bilakis İslam'ın ahlaki ve güzel meziyetleri gösterilip tebliğ vazifesi eda edilirse İslâm'a büyük hizmet yapılmış olacaktır. Yalnız akidesi zaif olan ve iradesine hakim olmayan kimsenin Avrupa'ya gittiği takdirde akidesi bozulup riddet edeceğinden veya orada fuhuş çok yaygın olduğundan uygun olmayan işlere düşeceğinden korkuyorsa oraya gitmesi caiz değildir. İcare sebebiyle elinde bir şey bulunan kimse, ya müstecirdir veya işçidir. Müstecir olan kimse emin olarak kabul edilir. Binaenaleyh elinde helâk olan veya kayıp olan şeyden sorumlu değildir. Meselâ bir kimse bir binek veya bir elbise kiralar ve telef olursa, bedelini vermekle mükellef değildir. Fakat kendisi itlaf eder veya normal olarak kullanmaz ve bu sebeble helâk olursa zamin olur. İşçi olan kimseye gelince o da, kasıt olmadığı takdirde elinde bir şey helâk olursa yine sorumlu tutulmaz. Bir kimse ücret mükebilinde fırında ekmek pişirir ve fazla ateş yaktığından ekmek yanarsa ekmeğin parasını verecektir. Ama normal olarak fırına odun attığı halde ekmek yanarsa mesul değildir. Yine çarşıyı korumak için bir bekçi ücret mukabilinde tayin edilir ve normal görevini yaptığı halde bir şey çalınırsa mesul değildir. İcare akdi aşağıda zikr edilen şeylerden biriyle münfesih olur. 1 - Kiraya verilmiş şeyin helâk olması. Meselâ bir ev bir seneye kadar kiraya verilir ve bu esnada ev yıkılırsa, kira akdi kalan süre için münfesih olur. Fakat geçen sürenin ücreti ise ücretülmisli ne kadar ise o verilecektir. Yalnız helâk değil, menfaatını azaltacak kadar ayıplanmış ise o zaman müstecir muhayyerdir. Ancak müayyen olmayan bir şey isticar edilmiş ise, meselâ Ankara'dan Kayseri'ye gitmek için muayyen olmayan bir at isticar edilmiş ise, yolda at ayıplandığı takdirde mucir bu atı başka bir at ile değiştirmek zorundadır. 2 - İsticar edilmiş şeyi müstecire teslim etmeyip hapsetmekle akit münfesih olur. 3 - İsticar edilmiş olan şeyin ayıplanması. Yukarda beyan ettiğimiz gibi müstecir fesh etmek hususunda muhayyerdir. Bir kimse, tarlasını icareye verir, müste'cir de onu eker, fakat ekin her hangi bir afetle telef olursa, ne icare fesh olunur, ne de parasından bir şey tenzil edilir. Bir kimse, arabasını veya atını kiraya verir, sonra araba bozulur veya at ölürse icare münfesih olur. Ancak yola çıkıldığı takdirde kaç kilometre katedilmiş ise hesap edilir ve ücreti verilir.