Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

HİYAR MESELESİ

Büyük Şafiî İlmihali · s.427

Hiyar, Hiyar el-meclis, Hiyar el-şart ve Hiyar el-ayb olmak üzere üç çeşittir. 1 - Hiyar el-meclis Alıcı ile satıcının akid yaptıktan sonra birlikte kaldıkları müddetçe, yapılan alış verişi bozmak hususunda serbest olma hakkına sahip olmaktır. Ancak henüz birbirinden ayrılmadıkları halde "Biz alış verişi kesinlikle kabul ettik" dedikleri takdirde alış verişin durumu kesinleşir. Şayet onlardan birisi; "Benim tarafımdan alış veriş işi kesinleşmiştir" dese kendisi için hiyar kalmaz, diğeri için hiyar devam eder. Şayet alıcı ile satıcı alış veriş yaptıktan sonra günlerce beraber kalsalar yine hiyar devam eder. Örfen ayrılış vaki olduğu takdirde hiyar hakkı ortadan kalkar. Alıcı ile satıcı küçük bir vapurda veya küçük bir evde birlikte uzun bir süre kalırlarsa hiyar el-meclis devam eder. Fakat birisinin evin veya vapurun üstüne çıkması halinde hiyar sona erer. Şayet onlardan biri zorla meclisten çıkarılırsa, hiyar devam eder. Kendi isteğiyle fakat unutarak çıkarsa hiyar sona erer. Ayrılış hususunda ihtilaf olur da (şahit olmadığı takdirde) ayrılışı inkar eden kimsenin sözü muteberdir. 2 - Hiyar el-şart Yani riba ile selem hariç diğer alış verişlerde üç günden fazla olmamak şartıyla muayyen bir müddet içinde alıcı ile satıcıdan birisi veya her ikisi için yapılan akdi fesh etme yetkisini şart koşmaktır. Hiyar kimi için şart koşulmuş ise satılık şeyin mülkiyeti onundur. Yani o müddette telef olursa kesesinden gider. Süt gibi şeyler de kendisine aittir. Her ikisi için şart koşulmuş ise bekletilir; Şayet alış veriş işi kesinleşirse müşterinindir. Yoksa satıcınındır. Akdin feshi veya infazı, onları ifade eden "Bu alış verişi fesh ettim veya kabullendim" gibi her hangi bir söz ile olduğu gibi onu satmak veya icare etmekle de olur. Fakat sadece satışa çıkarmak veya onu satmak için birisini vekil olarak tayin etmekle olmaz. Hiyar el-şartın birkaç şartı vardır: 1 - Üç günden fazla olmamak. Şayet üç günden fazla olursa satış akdi batıldır. 2 - Satılan şeyin hiyar süresinde bozulmaması gerekir. Ancak bir günde dayanabilen, bir şey için üç gün şart koşulursa satış akdi batıl olur. 3 - Koşulan üç günlük şartın arka arkaya olması. 4 - Şart koşulan sürenin belli olması; (birkaç saat muhayyerliğimiz vardır.) şeklinde şart koşarlarsa, satış akdi batıldır. Bir kimse; "falan adamın üç gün zarfında görüşünü almak şartıyla şunu satın aldım" derse satış akdi sahihtir. 3 - Hiyarul-ayb. Bir kimse, satın aldığı şeyin eski bir aybı ortaya çıkarsa, arzu ettiği takdirde onu geri çevirebilir. Bu yetkiyi veren ayıptan maksad, satılık şeyin değerini veya kendisini eksilten kusurdur. Bu kusur, ister akit öncesi veya sonrası, isterse de teslimden evvel meydana gelmiş olsun, arasında fark yoktur. Ama teslim aldıktan sonra ayıp meydana gelmiş ise geri çeviremez. Bir kimse bir şey satın alır sonra onun daha önceden ayıplı olduğu anlaşılırsa geri çevirmek hususunda muhayyerdir. Ama teslim aldıktan sonra ayıplanırsa geri çeviremez. Bir kimse, hiçbir kusurdan sorumlu olmamak şartiyle bir şey satarsa bilmediği iç ayıplardan sorumlu değildir. Fakat bildiği iç kusur ile dış ayıplardan sorumludur. Yani müşteri o yüzden geri çevirebilir. Bir kimse, bir akit ile satın aldığı iki şeyden birisinin kusurlu olursa yalnız kusurluyu değil, her ikisini çevirmesi gerekmektedir. Ama iki kişinin müşterek malını satın alıp bilahare kusurlu çıkarsa isterse her ikisinin hissesini çevirir, isterse de birisininkini çevirir. Bir kimse, satın aldığı kusurlu bir şeyi başkasına sattıktan sonra kusurunun farkına varılır ve ikinci müşteri onu geri çevirirse o da ilk satıcıya geri çevirebilir. Satın aldığı şeyi, kusurlu olduğundan dolayı geri çevirmek isterse aybına muttali olduğu gibi ara vermeden çevirmesi lazımdır. Mazereti olmadan geciktirirse artık geri çeviremez. Yalnız yemek esnasında muttali olmuşsa yemek yeyinceye kadar, gece vakti kusurunu anlamışsa gündüze kadar tehir edebilir. Satılan şeyin kusuruna muttali olduğunda iki şahit bulabilirse onların huzurunda akdi fesh etmesi gerekir. Satın aldığı şeyin aybına muttali olduktan sonra hiçbir suretle onu kullanamaz, ondan istifade edemez. Kullandığı takdirde geri çeviremez. Şayet müşterinin yanında başka bir kusurla ayıplanmışsa müşteri artık zorla geri çeviremez. Ya satıcı eski aybın veya müşteri yeni aybın bedelini verecektir. Aybın eski ve yeni oluşu hususunda müşteri ile satıcının anlaşmazlıkları olursa, satıcının sözü yemin etmek suretiyle muteberdir. Bir kimse bir şey satın alır ve bu esnada helak olur, ondan sonra kusurlu olduğunu fark ederse; O satın alınmış ve helâk olmuş olan bir defa kusursuz olarak değerlendirilir, bir de kusurlu değerlendirilir ve aradaki farkı satıcıdan alır. Fakat başkasına satmış ise geri dönmedikçe bir hak iddiasında bulunamaz. Alış verişte başkasını aldatıp aybını gizlemek veya pahalıya satmak haramdır. Peygamber (S.A.V.) "Bizi aldatan bizden değildir." buyuruyor. Bir kimse, içinde bina veya ağaç bulunan bir tarla için; "şu tarlayı sana sattım" dese kabul vaki olduğu takdirde, tarla satıldığı gibi içindekilerde satılmış olur. Yalnız buğday ve arpa gibi bir defa toplanan şeyden söz edilmediği takdirde menkul şeyler gibi satışa giremez. Ama tarla, içindeki ekinle birlikte satılırsa satışı caizdir. Satılan tarlanın ekininin satıcıya ait olması, müşterinin tarlayı teslim almasına mani değildir. Bu takdirde ekinin tarlada kaldığı süre için bir ücretin tahakkuku gerekmez. Bir tarla, içinde bulunan tohumla beraber satıldığı takdirde yapılan satış batıldır. Çünkü tohum görülmemektedir, görülmeyen şey de satılamaz. Yalnız olarak tarlada satışı caiz olmadığı gibi başkasıyla beraber de olsa caiz değildir. Bir tarla satılacak olursa içinde bulunan tabii taşlar da onunla beraber satılmış olur. Fakat içinde gömülmüş taşlar satışa girmez. Alıcı bunu bilmezse özürlü sayılmaz. Satıcının bu tip taşları tarladan alması gerekir. Bir bahçe satılacak olursa tarla, içindeki ağaç ve duvarlar satışa girer. Bir ev satıldığında da arsa ve içinde bulunan bina ve sabit olan eşya satışa girer fakat divan, koltuk, vitrin ve sair menkul şeyler satışa girmez. SELEM Selem, satılması istenilen şeyi görmeden vasfını, şemailini beyan ederek üzerine para verip akdetmektir. Bu muamele, alış veriş usulüne aykırı olduğu halde, erbabı mesalih için İslâm dini müsaade etmiştir. Selemin rükünleri: 1 - Siğadır. Bu da müslimin icabı "sana şu kadar parayı şu kadar buğday üzerine selem verdim." ve müslemü ileyhin "kabul ettim" demesidir. 2 - Alıcı ve satıcıdır. Bunların şartları mükellef ve muhtar - kendi rızası ile olmak - ve üzerine haciz konulmamış olmak. 3 - Sermayedir. Bunun şartlarını şöyle sıralayabiliriz; a - Kendisinden istifade edilecek bir şey olmak. b - Temiz olmak. c - Onda tasarruf etme yetkisine sahip olmak. d - Teslim edilebilecek bir durumda olmak. e - Akit anında hazır olmazsa miktarının bilinmesi. f - Akit meclisinde teslim edilmesi. Şayet teslimden önce alıcı ile satıcı biribirinden ayrılırlarsa akit bâtıl olur. 4 - Müslemüfih. Bunun da şartları vardır: 1) Hazır olmaması, 2) Akit yapılan mahalde müslemüfihin teslim edilmesi, (Taşıması masraflı olmazsa), 3) Taşıması masraflı olursa, üzerine akit yapılan şeyin teslim edileceği yerin beyan edilmesi, Üzerine para verilen şey, peşin de olabilir vadeli de olabilir. Vadeli olursa hem alıcı hem satıcı tarafından zamanının bilinmesi lazımdır. 4) Selem'in vadesi geldiği zaman satıcının onu teslim edecek bir kudrette olması, meselâ; bir kimse hurma bulamıyacağını bildiği halde onun üzerine selem akdini icra ederse, yapılan akit fâsittir. Ancak normal olarak mevsiminde bulunan bir şey üzerine SELEM akdi yapılır. Bir kimse buğday gibi her yerde bulunan bir şey üzerine para verir, fakat vadesi geldiği zaman, kuraklık geldiğinden hiçbir yerde buğday bulamazsa, isterse akdini fesh edip parasını geri alır, isterse bulununcaya kadar bekler. 5) Müslemü fihin ölçü veya tartı ile veya sayıyla miktarının bilinmesi, 6) Evsafının bilinmesi, 7) Bu vasıflarını her ikisinin ve iki adil şahidin bildikleri bir lisan ile zikir edilmesidir. Bir kimse başkasıyla selem akdini icra ederek parasını vermeyip bir başkasına havale ederse, parası aynı mecliste teslim edilse de caiz değildir. Müslemü ileyh, yani satıcının teslim aldığı parayı müslime, yani müşteriye geri verip emanet ederse caizdir. Semen para olabileceği gibi menfaat de olabilir. Mesela bir miktar buğday üzerine bedel olarak evinde bir seneye kadar oturma hakkını verirse caizdir. Tarafeynin rızasıyla selem akdini bozarlarsa, teslim edilen semen olduğu gibi kalıyorsa onu geri alacak, yoksa bedelini verecektir. Müslemü fihin hazır olması caiz değildir. Bunun için bir kimse "şu elbise üzerine bu parayı selem olarak veriyorum" dese selem olarak mün'âkid olmadığı gibi normal olarak akit de değildir. Bir kimse başkasının zimmetinde bulunan para için; "sendeki parayı falan şey üzerine selem olarak verdim" derse, borçlu olan da kabul ederse bu akit batıldır. Hayvanlar üzerine selem vermek caizdir. Deve, at, katır ve merkeb gibi hayvanlar üzerine selem akdi icra edilirse, erkeklik, dişilik, yaş, renk ve cins; kuşta icra olursa büyüklüğü, küçüklüğü ve cinsi; elbisede olursa kalınlığı, inceliği, yumuşaklık ve sertliği beyan edilmelidir. Bir kimse bir san'atkara, mesela kunduracıya "Benim için şu çeşit deriden bu kadar para ile şu nolu bir ayakkabı yap" dese, o da aynı şekilde kabul ederse bu hususta böyle bir selem akdi caizdir. Hulasa, selem muamelesinde ihtilafa vesile olacak herhangi bir vasıf ihmal edilmemeli, her şey belirtilmelidir. Bir kimse bir mütahitle anlaşıp bir daire üzerine para yatırırsa şayet dairenin yeri, irtifaı, demirin durumu, çimento ile kum nisbeti ve binalada nazarı-itibare alınan diğer şeyleri dile getirmişlerse böyle bir muamele caizdir, yoksa caiz değildir. Maalesef bugün bu tip alış-veriş çokça yapıldığı halde durum belirtilmeden anlaşma yapılmakta ve sonra tartışmaya ve anlaşmazlıklara vesile olmaktadır. Ölçü ve tartıyla mazbut olup mütefavit olmayan bal, peynir, sirke, hurma, üzüm, pekmez ve şeker gibi şeylerin üzerine para verip selem akdini yapmak caizdir. Müslemün fihi (üzerine para verilen mal) değiştirmek veya teslim edilmesi gereken zamanda bedelini para olarak vermek caiz değildir. Tarafeyn bunu yapmak isterlerse bir çaresi vardır. Selem akdini fesh etmek ve müslemü ileyhin zimmetinde bulunan paranın yerine değiştirilmesi istenen şeyi almaktır. Vadesi gelmeden önce zimmetinde olan müslemün fihi teslim etmek isterse teslim edebilir. Onda bir mahzur yoktur. Ancak müslim (sermaye sahibi) için melhuz bir fayda olursa teslim almaya mecbur değildir. Meselâ, memlekette hırsızlık yaygın bir halde olup mal emniyeti yoksa vadesi gelmeden önce müslemün fihi teslim almağa mecbur değildir. Selem, bu zamanda sermaye sahipleri için, cahiliyet devrindeki ribadan daha zararlı olduğu, kat kat kâr temin ettiği için tehlikeli bir hal almıştır. O, nice evleri söndürmüş, nice yuvaları dağıtmıştır. Onunla alış veriş yapan kimsenin müslüman olduğunu unutmamalı, biraz da vicdanının sesini dinlemelidir. Elle tutulan eşya üzerine selem akdi cari olduğu gibi menfaat üzerine de selem akdi caizdir. Kuran-ı Kerim, öğretmek üzere selem akdi gibi.