1) YIKAMAK.
Büyük Şafiî İlmihali · s.239
Meyyiti yıkamak, farz-ı kifayedir. İntihar eden kimse, her ne kadar asi ise de diğer ölüler gibi yıkanıp namazı kılınır. Cenabet ve hayzdan yıkanmanın farzı ikidir: Biri niyet getirmek, diğeri bütün vücudu yıkamaktır. Cenaze yıkamanın farzı ise bir tanedir. O da, necaseti izale ettikten sonra, ölenin bütün vücudunu yıkamaktır. Çünkü ölen kimse şuur ve iradesiz olduğundan kendisine niyet getirmek teklif edilmez. Gassal (ölüyü yıkayan kimse) da niyet getirme mecburiyetinde değildir. Binaenaleyh niyeti muteber olmayan deli veya çocuk veya kâfir tarafından yıkansa kâfidir. Guslün efdalı, meyyitin velisi, gassal ve yardımcılarından başka bir kimsenin görmiyeceği tenha ve yüksek bir yerde, içinde vefat ettiği ve vücudunu örten gömleğin içinde yıkanmasıdır. Resûlüllah (S.A.V.), vefat ettiği gömleğin içinde yıkanmıştır. Ölünün vücudu kirli veya hava çok soğuk olmazsa soğuk su ile onu yıkamalı. Aksi taktirde sıcak su ile yıkamak daha efdaldir. Gassal, ölüyü yıkamak için her şeyden evvel onu geriye doğru eğik tutar. Oturtur ve sağ dizine dayandırır, sağ elini omuzuna, baş parmağını da ensesine kor. Ondan sonra karnında herhangi bir şey varsa çıkartmak için sol eliyle karnını iyice sıvazlar. Sonra sırt üstü yatırır ve sağ eline bir bez sararak ön ve arka tarafını yıkar. Eline bez sarması vacibdir. Vücudunun her hangi bir tarafında pislik veya tiksindirici bir şey varsa onu izale eder. Sonra eline sardığı bezi atar ve elini sabunlar. Ondan sonra ikinci bir bez eline sarar, dişlerini, burnunu temizler ve abdestini aldırır. Sonra başını ve sakalını sabunlar. Dişleri geniş bir tarakla saç ve sakalını tarar. Saç ve sakalından bir şey düşerse onu muhafaza eder ve kefenlediği zaman bunları kefene kor. Ölünün saç ve tırnakları kesilmez. Sünnet olmamış ise sünnet edilmez. Önce sağ, sonra sol tarafı yıkar. Sonra sol tarafına doğru çevirip sağ tarafını arka yönünden yıkar, sonra sağ tarafına doğru çevirip sol tarafını arka yönünde yıkar. Bütün bu durumlarda su ile beraber sabunun da kullanılması sünnettir. Sonra tepeden tırnağa kadar sadece su kâfur ile birlikte dökülür. Yalnız, ihramda ölen kimse için kâfur gibi kokulu bir şey kullanmak caiz değildir. Bu bir defadır. İkinci ve üçüncü defa, bu guslü tekrarlamak sünnettir. Üç defa kâfi gelmezse ilâve edilir. Yalnız tek, yani üç veya beş veya yedi defa olması sünnettir. Ölen kadın ise saçı taranır. Uzun örgüleri örülür. Ondan sonra kefeni ıslanmasın diye bir havlu veya her hangi bir bezle kurutulur. Yıkandıktan sonra pislik çıkarsa onu izale etmek gerekir. Fakat guslü iade etmek icabetmez. Ölüden kan çıkar ve kesilmesi mümkün olmazsa yıkanır ve kanın çıktığı yere pamuk konulup bağlanır. Geciktirmeden cenaze namazı kılınır. Yalnız, cemaatin çoğalması kati ise geciktirmek caizdir. Fakat kan çıkan yeri yıkamak ve pamuğu tazeleyip bağlamak vacibdir. Gassalın, ölünün avretine bakması ve bezsiz yıkaması haramdır. İhtiyaç miktarından gayrı avret olmayan yerlere de bakmamak bezsiz dokunmamak ve yüzünü örtmek sünnettir. Gassalın doğru ve güvenilir bir şahıs olmasına dikkat edilmelidir. Gassal şayet ölüde hayır alametleri görürse onu söylemelidir. Şer alametleri görürse gizli tutmalıdır. Ancak ölen, mübtedi veya sapık olursa şerre delalet eden alâmetleri söylemek caizdir. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﺍُﺫْﻛُﺮُﻭﺍ ﻣَﺤَﺎﺳِﻦَ ﻣَﻮْﺗَﺎﻛُﻢْ ﻭَﻛُﻔُّﻮﺍ ﻋَﻦْ ﻣَﺴَﺎﻭِﻳﻬِﻢْ "Ölülerinizin iyi meziyetlerini söyleyiniz, ayıplarını söylemekten de ictinab ediniz." Ölüyü yıkamak için su bulunmaz veya vücudu yandığından dolayı su ile yıkandığı takdirde dağılacaksa teyemmüm ile iktifa etmelidir. Ölünün vücudunda yara bulunup, yıkandığı takdirde fazla zaman geçmeden bozulsa da yine yıkanması lâzımdır. Ölüyü yıkamak için niyet getirmek icab etmez. Cünüp veya hayızlı olan kimsenin, ölüyü yıkamasında beis yoktur. Kocanın zevcesini, zevcenin kocasını yıkaması caiz ise de, erkeğin erkeği, kadının kadını yıkaması daha efdaldir. Resûlüllah (S.A.V.) Hz. Aişe'ye (R.A.) buyurdu ki: ﻟَﻮْ ﻣِﺖِّ ﻗَﺒْﻠِﻰ ﻟَﻐَﺴَﻠْﺘُﻚِ ﻭَﻛَﻔَّﻨْﺘُﻚِ "Sen benden önce ölsen, ben seni yıkar ve kefenlerim." Bir kadın vefat eder, onu yıkayacak bir kadın veya kocası bulunmaz veya bir erkek vefat eder, onu yıkayacak erkek veya zevcesi bulunmazsa, gassal, varsa önce ölünün üzerindeki necaseti giderir, sonra iki eline birer bez sararak teyemmüm aldırır. Bir kimse vefat edip, onu yıkayacak bir kimse bulunmadığından teyemmümü alınıp namazı kılınsa, sonra, mezara konulmadan önce onu yıkayacak bir kimse çıksa, yeniden yıkanıp namazı kılınmalıdır. Fakat mezara konulduktan sonra böyle bir kimse bulunsa, artık ölü tekrar çıkarılıp yıkanmaz. Şehvet çağına henüz ermemiş olan çocuğu, hem erkek hem kadın yıkayabilir. Erkeği yıkamak ve namazını kıldırmak ile kadının cenaze namazını kıldırmak için en uygunu pederi olması, sonra uzak da olsa dedesi, sonra ölenin oğlu, sonra ne kadar uzak da olsa torunu, sonra ana ve baba bir olan kardeşi, sonra baba bir olan kardeşi, sonra amcası, sonra amcası oğlu, sonra hükümdar veya onun tayin ettiği kimse, sonra dayıları, sonra yabancı erkekler, sonra zevce, sonra mahremleri. Kadını yıkamak için en uygunu mahrem kadınlar, sonra yabancı kadınlar sonra kocası, sonra mahrem erkeklerdir. Mahrem olmayan akraba erkekler (amca oğulları gibi) ise yabancı sayılırlar. Bir derecede olan birkaç kişi bir arada bulunsalar, yaşlı ve adil olanı meyyiti yıkamalıdır. Her hususta eşit iseler kura çekilir. Kâfir olan kimse kâfir akrabasını yıkamak için müslüman akrabasından daha uygundur. Kocası vefat ettiğinden dolayı matem tutan kadın, vefat ederse ona güzel koku serpilebilir. Fakat ihram halinde vefat edenin, ne saçı ne tırnağı kesilir ve ne de üzerine güzel koku serpilebilir. Resûlüllah (S.A.V.) Arefe vakfesinde iken, onunla birlikte bulunup vefat eden bir sahabe hakkında şöyle buyurdu: ﻻﺎ ﺗَﻤَﺴُّﻮﻩُ ﺑِﻄِﻴﺐٍ ﻭَﻻﺎ ﺗُﺨَﻤِّﺮُﻭﺍ ﺭَﺍْﺳَﻪُ ﻓَﺎِﻧَّﻪُ ﻳُﺒْﻌَﺚُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﻣُﻠَﺒِّﻴًﺎ "Ona ne güzel koku serpin, ne de başını örtün. Çünkü o, kıyamet günü telbiye okurken ba's olunacaktır." Ölünün dost ve akrabaları onun yüzünü öpebilirler. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) süt kardeşi olan Osman bin Mazun'u, vefatından sonra öpmüştür. Yine Resûlüllah (S.A.V.) vefat ettikten sonra, Ebubekir (R.A.) onu öpmüştür. Ölünün vefatını başkasına bildirmekte beis yoktur. Zira camiyi süpüren fakir bir sahabe, gece vakti vefat etti ve aynı gecede defnedildi. Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V.) buyurdu ki: "Ölümünü bana neden bildirmediniz?"