Risale-i NurBüyük İslâm İlmihali

YİYİP İÇME MİKTARI VE BUNLARIN ÂDABI

Büyük İslâm İlmihali · s.479

121- Ölmeyecek miktar yiyip içmek farzdır, ki insan bu sayede oruç tutmaya ve ayakta namaz kılmaya gücü olur. Hattâ insan, kendisini ölümden kurtaracak miktar helâl bir şey bulamazsa haram olan bir şeyden o miktar yiyip içebilir. Meselâ böyle bir kimse, kendi kendine ölmüş bir hayvanın etinden yiyebilir. Yine boğazında kalan bir lokmayı gidermek için başka su bulamayınca kâfi miktar sarhoşluk veren bir sıvıdan içebilir. Fakat fazlasını yiyip içemez. Çünkü zaruretler, kendi miktarlarıyla takdir olunur. 122- Bir insan için kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yiyip içmek mubahtır. Bundan fazla yiyip içmek ise, haramdır. Bunun ölçüsü mideyi bozacağına kuvvetli zan oluşacak miktardır. Bununla beraber misafirlerine riayet için veya ertesi gün tutacağı oruca kuvvetli bulunmak için biraz fazla yiyip içmekte bir sakınca yoktur. 123- Misafir için veya her birinden bir miktar yemek suretiyle ihtiyaca kâfi gıda alabilmek için sofrada çeşitli yiyecek bulunmasında bir sakınca yoktur. Bununla beraber haddinden fazlası, israf sayılacağından uygun olamaz. Sofrada çeşitli meyvelerin bulunmasında da bir sakınca yoktur. Fakat terki daha iyidir. Birden fazla, çeşitli şeyler mideyi bozabilir. Kısacası mubah olan şeyleri bir ihtiyaç bulunmaksızın çoğaltmak da israf sayılır, bundan kaçınmalıdır. Sofra üzerine lüzumundan fazla ekmek koymak gibi. 124- Ayakta su içmekte bir sakınca görülmeyebilir. Fakat yürürken su içilmesi, zararlı olduğundan uygun değildir. Suyu bir nefeste içmek de sıhhî bakımdan uygun görülmemektedir. 125- Farz olan ibadetleri eda için zayıf düşecek derecede yiyip içmeyi azaltmak suretiyle perhizde bulunmak caiz değildir. Fakat normal bir şekilde yapılacak bir perhiz mubahtır. 126- Yiyip içmenin adabına gelince, yemekten evvel ve sonra eller yıkanmalıdır. Bir hadîs-i şerîf: "Yemekten evvel el yıkamak bir hasenedir, yemekten sonra ise, iki hasenedir, iki kat sevabdır." {(): Deylemi, Firdevs; No:7241; 4/426} meâlindedir. 127- Cünüp olan erkekler ve kadınlar için ellerini ve ağızlarını yıkamadan yiyip içmek mekruhtur. Âdet gören kadınlar için de yemekten evvel ağızlarını yıkamak daha iyidir. 128- Yemeklerin evvelinde "Besmele-i şerife"yi okumalı, sonunda da "Elhamdülillah" demelidir. Bu nimeti bize veren, bu nimetten istifade kuvvetini bize ihsan buyuran Kerîm ve Rahîm olan ALLAH'ımızı bu vesile ile de tazim etmelidir. Yemeğin evvelinde besmele unutulursa sonunda: "Bismillâhi âlâ evvelihi ve âhirihi = yemeğin evveline de sonuna da bismillah " denilmelidir. 129- Yemeğe başlarken besmeleyi sofra başında bulunanların işitebilecekleri bir tarzda okumalıdır. Bu, bir telkin etme, bir hatırlatma demektir. Fakat yemek sonunda işitilecek bir ses ile "Elhamdülillah" denilmesi uygun değildir. Ancak sofrada bulunanların hepsi de yemeklerini bitirmiş olurlarsa, o zaman denilebilir. 130- Yemeklere az bir tuz ile başlamak, tuz ile bitirmek faydalıdır, sünnettir. Ekmek parçalarına hürmet etmeli, bunların üzerine tuzluk ve benzeri şeyleri koymamalıdır. Bunlara parmakları, ağzı, bıçakları silip atmamalıdır. Yemekler de pek sıcak olarak yenilmemelidir, koklanmamalıdır, yemeklere ve sulara üflenmemelidir. Bunlar adaba aykırıdır. 131- Yemek esnasında sükut edilmesi mekruhtur. Yemek yerken sâlih zatların menkıbeleri anlatılmalıdır, güzel bir şekilde konuşulmalıdır. Hele misafirlerin yanında ev sahibinin fazla sükut etmesi hiç uygun değildir. Ev sahibi, misafirlerin yanından ayrılmamalı, onların yanlarında hizmetçisine darılmamalı ve misafirlerine bizzat hizmet etmek güzelliğini de esirgememelidir. Yemek arasında misafirlerine ısrar etmeksizin "buyurunuz" demeyi de unutmamalıdır. Bu, bir müstahaptır. 132- Ev sahibi kendilerine ziyafet verdiği zatlar ile beraber onlara ağırlık verecek kimseleri bulundurmamalıdır. Misafirler de ev sahibinin rızası malûm olmad١ٓa, başkalarını ziyafete beraberlerinde getirmemelidirler. Ve ziyafetten sonra ev sahibinden müsaade istemedikçe ve "ALLAH'a ısmarladık" veya "ALLAH'a emanet olunuz" gibi bir duada bulunmaksızın çıkıp gitmemelidirler.

GİYİLMELERİ, KULLANILMALARI LAZIM VE CAİZ OLUP OLMAYAN ŞEYLER

133- Her müslüman için avret mahallerini örtecek kendisini sıcaktan, soğuktan koruyacak miktar elbise giymek farzdır. Bu elbisenin etekleri, erkeklerde bacaklarının yarısına kadar, kadınlarda ayaklarının yüzlerine kadar uzamalı, kolları da parmak uçlarına kadar uzun bulunmalıdır. Erkeklerin elbisesi, kırmızı veya sarı renkte olmamalı, siyah veya beyaz renkte olmalıdır. Bu renkler, müstehabdır, yeşil renk de sünnete uygundur. 134- Elbise, ne fevkalâde değerli, ne de son derece adi olmalı, bilakis orta bir halde bulunmalıdır. Çünkü her şeyin orta halde bulunması hayırlıdır. Bununla beraber ALLAH Tealâ'nın verdiği nimeti göstermek için bir zinet olmak üzere kâfi miktardan fazla elbise edinmek müstehaptır. Peygamber (S.A.V) Efendimiz: َﻧْﻌِﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﻧَﻔْﺴِﻚَ ﻛَﻤَﺎ َﻧْﻌَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ "ALLAH Tealâ sana inam ettiği gibi, sen de kendine in'am et" {(): Beyhaki Şuabu'l-İman; No:6198; 5/162} buyurmuştur. Diğer bir hadîs-i şerifte de: َﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻳُﺤِﺐُّ َﻥْ ﻳَﺮٰﻯ َﺛَﺮَ ﻧِﻌْﻤَﺘِﻪِ ﻋَﻠٰﻰ ﻋَﺒْﺪِﻩِ "Şüphe yok ki ALLAH Tealâ nimetinin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever." {(): Beyhaki Şuabu'l-İman; No: 6196-6200; 5/162} buyurulmuştur. 135- Cuma günlerinde, bayramlarda, cemiyetlerde süslenmek için güzel elbise giyinmek mubahtır. Fakat böyle elbise ile devamlı süslenip durmak uygun değildir. Bu, bir gurur eseri olur ve çok kere muhtaç olanların kinine sebep olur. Kibirlenmek ve böbürlenmek için elbise giyinmek ise, mekruhtur. 136- Kibirlenmek maksadıyla yapılan her şey mekruhtur. İnsanlığa yakışmaz. Bu sebeple başkalarına karşı böbürlenmek, zorba tavrı takınmak maksadıyla pek kıymetli elbiseler giyilmesi veya pek yüksek binalar yaptırılması mekruh olmaktan uzak olamaz. Hele böyle bir hareket, israf derecesine varırsa, harama dönmüş olur. Akıllı olan kimse, sadece bir gurur için, sadece bir gösteriş için israfa düşmez, parasını lüzumsuz şeylere sarfederek iktisada, ihtiyata muhalefette bulunmaz. Başkalarına kötü örnek olarak toplum hayatında gedikler açılmasına sebebiyet vermez. 137- Fakirlerin veya orta halli kimselerin, fazla zenginleri taklit ederek israfa düşmeleri caiz değildir. Bu, pek acınacak bir haldir. Bir zengin için giyinilmesi mubah olan bir elbise, bir fakir hakkında mekruh, hattâ haram olabilir. Herkes haline, servetine göre hareket etmeli, mukadderata razı olmalı, meşru şekilde hayatını tanzime çalışmalıdır. 138- İpek kumaşlardan elbise giyinmek, kadınlar için caizdir, erkekler için caiz değildir. Beden ile ipek elbise arasında başka bir giysi bulunsun bulunmasın, müsavidir. Fakat yalnız uzatmaları ipek olan veya üzerinde dört parmak eninde ipek işlemeler, saçaklar, kenarlar bulunan kumaşlardan elbise giyinmek erkekler için de caizdir. Bir de erkeklerin harb halinde kalın ipekli elbise giyinmeleri, İmameyn'e göre caizdir. Bu gibi elbiseler, mücahidleri düşmana karşı heybetli gösterir ve kılıç darbelerine karşı dayanıklı bulunur. 139- Erkekler için ipek kumaşlar, ipek takkeler mekruhtur. Erkek çocuklara da ipekli, altın sırmalı kumaşlar giydirmek mekruh olmaktan uzak değildir. Fakat bir erkek, ağrıyan gözüne ipekli bir mendil bağlıyabilir. Bunda bir sakınca yoktur. 482 140- İpekli eşyadan, başka şekilde istifade etmek caizdir. Meselâ ibrişimden dokunmuş bir seccade üzerinde namaz kılınabilir, bunda bir mekruhluk yoktur. Aynı şekilde ev içini ipekli kumaşlar ile bezemek de caizdir. Yeter ki bir böbürlenme-övünme için olmasın. Yüzleri ipek kumaştan yapılan minderler üzerinde oturmak, yataklarda yatmak da İmam-ı A'zam'a göre helâldir. 141- Üzerinde "MâşâALLAH"veya "Elmülkü lillâh" gibi bir ibare işlenmiş bulunan bir seccadeyi veya herhangi bir döşemeyi yere sermek mekruhtur. Hatta harflerin araları açılmış, bazı harflerin üzerlerine örgü örülmüş olsa bile. Çünkü tek tek harflere de hürmet lâzımdır. Harflerdeki bitişikliği gidermekle mekruhluk yok olmaz. 142- Altın ile, gümüş ile ve benzeri mücevherat ile kadınların süslenmeleri caizdir. Erkekler ise, zinet maksadıyla olmaksızın gümüşten halkalı mühür kullanabilirler. Ve zinet için de olsa, gümüşlü kemer, altın yaldızlı, işlemeli kılıç kuşanabilirler. Fakat altından, demirden, tunçtan, şişeden, taştan halkalı mühür kullanamazlar. Bu haramdır. Mühürde itibar kaşa değil, halkayadır. Kaşı taştan, akikten yakuttan ve benzeri şeylerden olabilir. Şu kadar var ki, bir ihtiyaç görülmedikçe mühür kullanılmaması daha faziletlidir. 143- Sadece bir zinet için evde altın ve gümüş kaplar, tablalar benzeri şeyler bulundurmak caizdir. Fakat altın veya gümüş kaplardan yemek yenilmesi, su içilmesi, yağlanılması, güzel kokulu bir şey sürülmesi erkeklere de, kadınlara da mekruhtur. Gümüş veya altın kaşık ile yemek yenilmesi de böyledir. Gümüş veya altın kalem, hokka kullanmak da mekruh olmaktan uzak değildir. Şu kadar var ki, altın veya gümüş kaptaki bir yemeği ve benzeri başka bir kaba naklettikten sonra yemekte, içmekte, kullanmakta bir mekruhluk yoktur. Aynı şekilde gümüşle süslü kaplardan su içilmesi de mekruh değildir. Yeter ki, gümüşlü tarafı ağıza alınmasın. 144- Kalaysız bakır, tunç kaplardan yemek yenilmesi mekruhtur. En iyisi toprak cinsinden olan kaplardır. Şişeden, billurdan, akikten yapılmış kapların kullanılmasında da bir mekruhluk yoktur. Bunların temizlenmesi kolaydır. Bunlar sıhhî bakımdan madenî kaplara tercih edilmiştir. 145- Sallanan bir dişi gümüş bir tel ile bağlamak caizdir. Fakat altın bir tel ile bağlamak, İmam-ı A'zam'a göre caiz değildir. İmam Muhammed'e göre ise, her ikisi ile de bağlamak caizdir, bunda bir sakınca yoktur. Bir görüşe göre İmam Ebu Yusuf'un içtihadı da böyledir. Aynı şekilde çıkan bir dişi yerine iade ederek, gümüş veya altın bir tel ile bağlamak, İmam-ı A'zam'dan bir rivayete göre mekruhtur. Bu diş, ölünün dişi hükmündedir. Bunun yerine besmele ile boğazlanmış bir koyun dişi gümüş bir tel ile bağlanabilir. Bunun yerine gümüşten bir diş de edinilebilir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre çıkan bir dişi yerine iade ederek gümüş veya altın bir tel ile bağlamakta veya onun yerine gümüşten bir diş edinilmesinde bir sakınca yoktur. İmam-ı A'zam'ın da dişin iade edilmesi görüşünde olduğu İmam Ebu Yusuf'tan rivayet edilmiştir. İmam Muhammed'e göre ise, çıkan dişin yerine gümüşten de, altından da diş yaptırılabilir. Düşmüş veya kesilmiş bir burun yerine, altından burun yapılabilir. Fena koku yapacağı için gümüşten yapılmaz. 146- Nazar değmesin diye çocukların elbisesine boncuk işlenmesi, nazarlıklar takılması caiz değildir. Bunlar cahiliyyet devrine âit bir âdettir. Fakat ekin tarlalarında, bostanlarda birer değnek üzerine hayvan kafası takılmasında bir mahzur yoktur. Bunlar, hem birer korkuluktur, bazı zararlı kuşların, hayvanların buralara gelip sokulmalarına mâni olur, hem de göz değmemesine bir sebep olabilir. Çünkü"isabet-i ayn"denilen göz değmesi çok kere vakidir. İnsana da, hayvana da, mala da isabet edebilir. Bu sebeple tarlaya, bostana bakacak kimselerin gözleri ilk evvel bu yüksek korkuluklara dokunur. Artık ondan sonra ekinlere vesaireye dokunmasında bir zarar kalmayabilir. 147- Nazardan ALLAH Tealâ'ya sığınmalıdır. Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz buyurmuştur ki: ِﺫَﺍ ﺭَٰﻯ َﺣَﺪُﻛُﻢْ ﻣِﻦْ َﺧِﻴﻪِ ﻭْ ﻣِﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪِ َﻭْ ﻣِﻦْ ﻣَﺎﻟِﻪِ ﻣَﺎ ﻳُﻌْﺠِﺒُﻪُ ﻓَﻠْﻴُﺒَﺮِّﻛْﻪُ ﻓَِﻦَّ ﺍﻟْﻌَﻴْﻦَ ﺣَﻖٌّ َ "Kendisinin veya kardeşinin bir şeyi bir kimsenin hoşuna gidince bereketle dua etsin. Çünkü göz deymesi haktır." {(): A. b. Hanbel; No:15273; 3/447} Bereketle dua ise, şöyle yapılır: ﺗَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ َﺣْﺴَﻦُ ﺍﻟْﺨَﺎﻟِﻘِﻴﻦَ َﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻓِﻴﻪِ "TebarekALLAH'ü ahsenü'l-halikine. ALLAH'ümme barik fîhi." {(): Heysemi, Mecmau'z-Zevaid; 5/109} "Yapıp yaratanların en güzelini yapan ALLAH ne yücedir! "Ne güzel yaratmış!" Ey ALLAH'ım ona bereket ihsan eyle." Bizlerce MaşaALLAH, Tebarekâllah = ALLAH'ın dilediği oldu, ALLAH bereketli kılsın" denilmesi yaygındır. Bir hadîs-i şerifte de: ﻣَﻦْ ﺭَٰﻯ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻓََﻌْﺠَﺒَﻪُ ﻗَﺎﻝَ ﻣَﺎ ﺷَﺎﺀَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﻟَﻢْ ﻳَﻀُﺮَّﻩُ "Her kim hoşuna giden bir şeyi görünce: ﻣَﺎ ﺷَﺎﺀَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ = MaşaALLAH. Lâ kuvvete illa billah = MaşaALLAH kuvvet yalnız ALLAH'ındır" {(): Kehf sûresi: 39} derse ona göz zarar vermez." {(): Heysemi, Mecmau'z-Zevaid; 5/109} diye buyurulmuştur.