LUKATA (KAYIP EŞYA)LARIN MAHİYETİ VE HÜKÜMLERİ
Büyük İslâm İlmihali · s.484
148- Bir yerde bulunup sahibi bilinmeyen kayıp bir mala"lukata"denir. Bunu o yerden alıp kaldırmaya"İltikat",bunu alıp kaldıran kimseye de"Mültekit"denilir. Başkalarının rızaları olmaksızın mallarını ellerinden haksız yere almak haram olduğu gibi, lûkataları da alıp benimsemek haramdır. 149- Bir kimse, bir yerde bir lukata, meselâ bir miktar para veya eşya bulsa, bunu sahibine vermek üzere oradan alıp kaldırabilir. Fakat kendisine mal edinmek için alıp kaldıramaz. Bu, bir gasp sayılır. 150- Lûkataları alıp kaldırmak hususunda şu gibi hükümler vardır: 1. Görüldüğü yerde bırakıldığı takdirde zayi olmasından korkulmayan bir lukatayı alıp kaldırmak mübahtır. 2. Terkedildiği takdirde zayi olması ihtimali bulunan bir lukatayı alıp sahibi için saklamak mendubtur. 3. Zayi olacağından korkulan bir lukatayı alıp saklamak vacibtir. 4. Herhangi bir lukatayı sahibine vermeyip kendisine mal edinmek maksadı ile almak haramdır. 151- Bir kimse, bir lukatayı bulunca, bunu sahibine vermek üzere aldığına başkalarını şahid tutar, sonra sahibi ortaya çıkar da kendisine ait olduğunu isbat edince, ona teslim eder. Sahibine verilmek üzere başkalarını şahit tutarak alınıp saklanılan bir lukata, mültekit "bulanın" yanında bir kusuru olmaksızın zayi olsa, sahibine bedelini ödemesi icap etmez. 152- Lûkataları hükümete teslim etmek de caiz olabilir. Hele zimmî "gayrimüslim vatandaş"lara ait olduğu anlaşılan lukatalar, devlet hazinesine konmalıdır. Sahipleri ortaya çıkarsa, kendilerine aynen ve satılmışlar ise, bedelen iade edilir. Ortaya çıkmazsa, toplum menfaatine sarf olunur, 153- Mültekit, kendisindeki lukatayı münasib bir şekilde ilân eder ve lukatanın kıymetine göre münasib bir müddet bekler. Sahibi ortaya çıkmazsa, fakirlere sadaka olarak verir, kendisi fakir ise, bundan istifade edebilir. Fakat daha sonra sahibi ortaya çıkarsa, bedelini borçlu olur (öder). Sahibinin aramayacağı belli olan pek kıymetsiz şeylerde ise, bir müddet beklemeye lüzum yoktur. Bir kuruş, bir meyve, bir âdi mendil gibi. 154- Yollarda, bahçelerde, ağaçların altlarında bulunan başaklar, meyveler hakkında da lukata hükümleri geçerlidir. Bununla beraber bu hususta tafsilât vardır. Şöyle ki: Yazın şehirlerde ağaçların altlarına dökülen meyveler, sahipleri tarafından açıkça veya âdet üzere delâleten serbest edilmiş ise, alınıp yenilebilir, yoksa yenilemez, haramdır. Şehirlerde bahçe ve bostan içinde bulunan meyveler, ceviz ve benzeri şeyler bozulmayıp kalabilecek şeylerden ise, sahiplerinin açıkça izinleri bulunmadıkça alınamaz. Çabuk bozulacak şeylerden ise, tercih edilen görüşe göre açıkça veya âdet üzere men edilmemiş olunca, alınıp yenilebilir. Diğer bir görüşe göre de sahiplerinin rızaları bilinmedikçe alınıp yenilemez. Bu vaziyet köylerde olunca bakılır: Eğer meyveler bozulmayıp kalabilecek şeylerden ise, sahiplerinin izinleri bilinmedikçe alınıp yenilemez. Fakat bozulacak şeylerden ise, tercih edilen görüşe göre men edildiği açıkça belli olmadıkça alınıp yenilebilir. Ağaç üzerinde bulunan meyvalara gelince bunlar, her nerede bulunurlarsa bulunsun sahiplerinin izinleri olmadıkça, daha faziletli olan alınıp yenilmemesidir. Ancak pek bol olup da yenilmeleri sahiplerine ağır gelmezse, o halde o meyvalardan bir miktar alınıp, orada yenilebilir. Fakat toplanıp başka bir yere götürülemez, bu caiz değildir. 155- Akar ırmak suları üzerinde bulunan meyvaları çok olsa da, toplayıp yemek caizdir. Çünkü bunlar, bu halde bırakılırsa, çabuk bozulurlar, bunları toplamaya delâleten izin vardır. Fakat böyle bir su üzerinde bulunan ağaçlara gelince bakılır. Eğer sudan çıkarılacakları zaman kıymetli bulunmayacak şeyler ise, alınmaları helâl olur. Fakat kıymetli bulunacak şeyler ise, helâl olmaz, haklarında lukata "kayıp eşya" muamelesi yapılır. 156- Bahçelerin, bostanların içinde, duvarların dibinde değil de, başka yerlerde dağınık veya toplu olarak bulunan meyvalar hakkında da lukata hükmü geçerli olur. Bunlar malûm ise, sahibine, değilse fakirlere verilir. Bunları bulan fakir değilse, bunlardan istifade edemez. 157- Yollara dökülmüş olan ağaç yaprakları, eğer dut yaprakları gibi kendisiyle istifade olunacak şeyler ise, bunları, onun-bunun toplayıp alması caiz değildir. Aksi takdirde kıymetini sahibine borçlu olurlar. Fakat istifade olunmayacak şeyler ise, toplanıp alınabilirler, ödenmeleri lâzım gelmez. 158- Ekin tarlalarında veya karpuz, hıyar bostanlarında ekinler alındıktan ve karpuzlar, hıyarlar toplandıktan sonra başkalarının toplamalarına âdeten izin verilmiş olan başak ve benzeri döküntülerini onun-bunun toplamaları caizdir. 159- Sünnet veya düğün cemiyetlerinde şeker veya para serpmekte bir sakınca yoktur. Bu serpilen şeyleri hazır bulunanlar, alıp toplayabilirler ve bunları almak için avuçlarını veya eleklerini açan kimselerin avuçlarına veya eteklerine düşen şeyler kendilerine ait olur. Bu sebeple bunları başkaları alamazlar. Alırlarsa, kendilerinden geri alınabilirler.
MÜSLÜMANLIKTA EĞLENCELERİN, MÜSABAKALARIN HÜKMÜ
160- İslam dininde meşrû eğlenceler, mübahtır.Lehvveleabdenilen bir takım zararlı, faydasız eğlenceler ise, caiz değildir. Bunların bir kısmı haramdır, bir kısmı da tahrimen mekruhtur. Bunlar, aslında boş şeylerdir. İnsanın hayatı ise, pek kıymetlidir, daima faydalı şeylere sarf edilmelidir. Zararlı, faydasız şeylere sarf edilmesi, doğru olamaz. Meselâ kumar oyunu haramdır. Çünkü bunun zararı herkesçe malûmdur. Kumar yüzünden ferah bulmuş kimse gösterilemez, fakat kumar yüzünden mahvolmuş, perişan olmuş, kederler, elemler içinde kalmış binlerce kimseler, aileler gösterilebilir. Tavla, satranç gibi oyunlar da tahrimen mekruhtur. Bunlar, kıymetli vakitlerin ziyanına sebep ve kumara sevkedeceği için iyi şeyler değildir. Yalnız İmam Şafiî Hazretleri ve bir rivayete göre İmam Ebu Yusuf Hazretleri de satrancın mübah olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu mübahlık, satrancın kumar yoluyla oynanmadığı ve bir farz-vâcib vazifenin yapılmasına mâni olmadığı takdirdedir. Yoksa ittifakla haramdır. 161- Bir hadis-i şerife göre: ﻛُﻞُّ ﻟَﻬْﻮِ ﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻢِ ﺣَﺮَﺍﻡٌ ﺍِﻻَﺎ ﺛَﻼﺎﺛَﺔً ﻣُﻼﺎﻋَﺒَﺘُﻪُ ﺍَﻫْﻠَﻪُ ﻭَﺗَْﺪِﻳﺒُﻪُ ﻟِﻔَﺮَﺳِﻪِ ﻭَﻣُﻨَﺎﺿَﻠَﺘُﻪُ ﺑِﻘَﻮْﺳِﻪِ "Müslümanın her oyunu haramdır, yalnız üç oyun müstesna; bunlar, ailesi ile eğlencesinden, atını terbiye ve eğitmesinden ve ok atma oyunundan ibarettir." {(): Fethu'l-Bâri; İsti'zan:52; No:6301; 12/366} Bunlar meşru, faydalı birer eğlencedir. Aile ile eğlence, aile hayatının bir sevgi ve neşe içinde devamına yardım eder. Binek hayvanlarını eğitip ve yetiştirmek ile silâh oyunları da cihad bakımından pek lüzumlu olup İslâm yurdunun müdafaasına hizmet eder. Bu sebeple bunlar, bu kıymetli gayelerinden dolayı caiz bulunmuştur. 162- Eğlence maksadı ile ve kumar şeklinde değil de, harb için idman yapmak ve kuvvet kazanmak maksadıyla yapılan bir kısım müsabakalar, caizdir. Bunlar ile birer meşru gaye takib edilebileceği için bunlar,lehvveleab"boş eğlence" sınıfından sayılmaz. Bunlar birer spordur, cihad için hazırlıktır. Güreşler, silâh atmalar, piyade ve at, deve gibi binek hayvanlarıyla süvari olarak yapılan yarışlar bu kısmındandır. Bu müsabakalarda bulunanlara bahşiş olarak bir para, bir hediye verilmesi de caizdir. Bunlar, cihad sebeplerini temin etmek için bir teşvik mahiyetindedir.