Risale-i NurBüyük İslâm İlmihali

TİLÂVET SECDESİ İLE ALAKALI MESELELER

Büyük İslâm İlmihali · s.208

364- Kur'an-ı Kerim'in sûrelerinde on dört secde âyeti vardır ki, bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef için bir secde lazım gelir. Şöyle ki, tilâvet secdesi niyetiyle eller kaldırılmaksızın "ALLAHü Ekber" denilerek secdeye varılır, secdede üç kerre " ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺭَﺑِّﻲَ ﺍَﻟَْﻌْﻠٰﻰ = Sübhane rabbiyel a'lâ" veya bir kere: ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺭَﺑِّﻨَﺎ ﺍِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻭَﻋْﺪُ ﺭَﺑِّﻨَﺎ ﻟَﻤَﻔْﻌُﻮﻻﺎ = Sübhane rabbinâ in kane va'dü rabbinâ le mef'ula = "Rabbimizi bütün noksanlıklardan tenzih ederiz, beri kılarız. Rabbimizin va'di mutlaka yerine getirilir." {(): İsra suresi: 108} denilir. Daha sonra "ALLAH'ü Ekber" denilerek secdeden kalkılır. 365- Tilâvet secdesinin rüknü ALLAH'ü Teâlâ'ya tazim, tevazu ve secdeden kaçınanlara muhalefet için alnı yere koymaktır. Fakat namaz halinde rukû ve hasta için îmâ da aynı maksadı taşımış olduğundan bu, secde yerine geçer. Nitekim aşağıda izah edilecektir. 366- Tilâvet secdesine ayaktan inilmesi ve bu secdeden kalkarken ayağa kadar kalkılması ve böyle ayağa kalkarken: ﻏُﻔْﺮَﺍﻧَﻚَ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻭَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻤَﺼِﻴﺮُ = Gufraneke Rabbena ve ileyke'l-masîr = Ey Rabbimiz! Senin mağfiretini istiyoruz. Dönüş ancak sanadır." {(): Bakara suresi: 285} denilmesi müstehaptır. Bu secdeye inilirken ve bundan kalkılırken alınan tekbirler de müstehaptır. Asıl secde ise vaciptir. Bu secdede teşehhüt ve selâm yoktur. (Diğer üç mezhep imamına göre tilavet secdesi sünnettir.) 367- Tilâvet secdesini yapacak kimsenin hadesten ve necasetten temiz, avret yerleri örtülü, kıbleye yönelmiş olması şarttır. 368- Tilâvet secdesi, secde ayetini okuyan bir mükellef için vacip olduğu gibi, bunu dinleyen bir mükellef için de vaciptir. İster dinlemeyi kastetmiş olsun, ister olmasın. Bu secdeyi yapan, sevaba erer, yapmayan da bir vacibi terk etmiş olacağından günaha girer. 369- Bülûğ çağına yaklaşmış bir çocuğun, cünübün, hayızlı ile loğusanın veya bir sarhoşun veya bir gayrimüslimin okuyacağı bir secde ayetini işiten her mükellefe tilavet secdesi vacip olur. Çünkü bunların bu okuyuşları sahih bir okumadır. Müslüman olan bir cünüb veya sarhoş da okuyacağı veya işiteceği bir secde âyetinden dolayı, secde ile mükellef olur. Temizlik ve uyanıklık (sahv) halinde bu secdeyi yapmaları lâzım gelir. Fakat hayızlı ve loğusa bulunan bir kadına ne okuyacağı ve ne de işiteceği bir secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi vacip olmaz. Çünkü bunlar bu halde namaz ile mükellef değillerdir. 370- Uyuyanın, delinin okuyacakları secde ayetlerinden dolayı işitenlere, en sahih olan görüşe göre tilâvet secdesi lâzım gelmez. Nitekim kendileri de bu secde ile mükellef olmazlar. Zira bunların okumaları ve işitmeleri bir kasıt ve ayırım ile beraber olmamıştır. Fakat daha sahih görülen bir görüşe göre kendisine secde âyetini okuduğu haber verilse, uyuyana tilâvet secdesi vâcip olur. İhtiyata uygun olan da budur. 371- Eğitilmiş kuşlardan veya yankıdan veya sesleri aksettiren CD - kasetçalar ve benzeri ses kayıt cihazı gibi bir aletten işitilen bir secde âyetiyle de tilâvet secdesi vacip olmaz. Fakat diğer sahih görülen bir görüşe göre kuşlardan işitilen secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi lâzım gelir. Zira işitilen Kelâmullah'tır, ihtiyata uygun olan da budur. Radyoya gelince bu, yankı olmaktan ziyade nâkil sayılmaktadır. Kasıtlı olarak okunan şeylerin hemen aynısını nakletmektedir, bundan işitilen sesler, yankı gibi sadece bir yansımadan ibaret değildir. Bunun için radyo vasıtası ile işitilen bir secde âyeti celilesinden dolayı secde edilmesi vacip olsa gerektir. Vacip olmasa bile secde edilmesinde bir mahzur olmadığından her halükarda secde edilmesi ihtiyata uygun, Kuran-ı Azîm'e karşı hürmet ve tazimi ifade etmektedir. {(): NOT: Günümüzde radyo veya televizyondan verilen Kur'an-ı Kerim yayınları ekseriyetle banttan, yani CD, kaset ve benzeri ses kayıt cihazlarından yapılmaktadır. Bu sebeple dinlenilen secde ayetlerinden dolayı tilavet secdesini yapmak vacip olmaz. Ancak "canlı yayın" yapıldığı ifade edilirse, o zaman vacip olur.} (Şafiiler'e göre okuyuşun meşru ve kasıtlı olması şarttır. Bu sebeple cünübün kıraatı veya rukû halindeki bir kıraat, meşru olmadığı için bundan dolayı ne okuyana ve ne de dinleyene tilâvet secdesi sünnet olmaz. Aynı şekilde yanılarak vuku bulan veya eğitilmiş kuşlardan veya bir aletten işitilen bir okuyuştan dolayı da kasıtlı olmadığı için secde edilmesi sünnet değildir.) 372- Tilâvet secdesi, secde ayetinin hece hece okunmasıyla veya sadece yazılması ile veya teleffuz edilmeksizin sadece yazısına bakılması ile tilâvet secdesi lâzım gelmez. Çünkü bu hallerde okuma bulunmuş olmaz. 373- Bir secde ayetinin secdeyi gösteren kelimesiyle bunun başından veya sonundan bir kelime daha beraber okunsa veya dinlense sahih olan görüşe göre secde lâzım gelir. Diğer bir görüşe göre, secde âyetinin ekserisi okunmadıkça secde vacip olmaz. 374- Secde âyetini işitmeyen mükellefe, tilâvet secdesi vacip olmaz. Hatta okunduğu mecliste hazır bulunmuş olsa bile. 375- Bir secde âyeti, olduğu gibi Arapça okunursa, her işiten mükellefe bunun secde âyeti olduğu haber verilince secde etmesi, ittifakla vacip olur. Fakat bir secde âyetinin meselâ Farsça tercümesi okunacak olsa, bunu işittiği halde anlamayan kimseye, sadece haber verilmekle tilâvet secdesi vacip olmaz. Bu, İmameyn'e göredir. İmam-ı A'zam'a göre bunun bir secde âyeti tercümesi olduğu haber verilirse tilâvet secdesi vacip olur. İmam-ı A'zam'ın bu hususta İmameyn'in görüşüne döndüğü rivayet olunuyor. İtimat da bunun üzerinedir. Fakat bu secde âyetinin tercümesini okuyana secde etmesi ittifakla ihtiyaten vacip olur. Bunu anlasın anlamasın müsavidir. 376- Bir secde âyeti, hakîkaten veya hükmen aynı olan bir mecliste tekrar tekrar okunsa, bir kere secde edilmesi yeterli olur. Fakat başka başka secde âyetleri okunursa veya meclis hakikaten veya hükmen değişirse, her okunan âyet için başka bir secde lâzım gelir. Muayyen bir yerde, meselâ bir mescîdde iki defa okunan bir secde âyetinin meclisi hakikaten bir bulunmuş olur. Örfen bir mekân sayılan yerlerin bölümleri arasındaki birlik de hükmen birlik sayılır. Meclisin hakikaten değişmesi de bir odadan diğer bir odaya geçmek gibidir. Hükmen değişmek ise mescid gibi ve bir oda gibi bir yerde secde âyeti okunduktan sonra orada başka bir şeye başlamakla meydana gelir. Secde âyeti okunduktan sonra üç kelime kadar konuşulması veya üç adım kadar yürünülmesi veya birşeyden üç lokma yenilmesi veya bir sudan üç yudum içilmesi gibi. Meclisin değişmesi, okuyucuya göre kendisinin meclisi değiştirmesi ile, dinleyiciye göre de onun meclisi değiştirmesiyle meydana gelir. En sahih olan budur. Bu sebeple bir meclis, bir şahsa göre bir olduğu halde diğer şahsa göre değişmiş olabilir. 377- Tilavet secdesi hususunda gemi, bir oda gibidir. Yürümekte bulunan araba veya hayvan üzerinde ise meclîs daima değişmiş sayılır. Bu sebeple araba veya hayvan üzerinde namaz halinde olmaksızın tekrarlanan bir secde âyetinden dolayı tekrarlanma miktarınca tilâvet secdesi vacip olur. 378- Tilâvet secdesi için okuyanın öne alınması, dinleyenlerin de onun arkasında saf tutmaları ve ondan evvel secdeye varmayıp secdeden kalkmamaları müstehaptır. Bununla beraber buna muhalif olarak bulundukları yerde secdeye varmaları ve secdeden daha evvel kalkmaları da mekruh değildir. Çünkü hepsi de tek başına sayılır. 379- Tilâvet secdesi için niyet, şarttır. Fakat tayin, şart değildir. Bu sebeple bir kaç secde âyetini okumuş veya dinlemiş olan bir kimse, bunların sayısınca ve tilavet secdesi niyetiyle secde eder, fakat hangi secdenin hangi secde âyetine ait olduğunu tayine muhtaç olmaz. Bu secdeye namaz içinde yalnız kalben niyet edilir. Namaz dışında ise dil ile de niyet edilmesi sünnettir. 380- Tilâvet secdesinin edasının vacip olması, fevri değildir. Yani secde âyeti okunur okunmaz hemen secde edilmesi, lâzım gelmez. Bu secde uzun bir müddet sonra da yapılabilir, yine eda olur, kaza sayılmaz. Tercih edilen görüş budur. Şu kadar var ki, bir zaruret bulunmadıkça tehir edilmesi tenzihen mekruhtur. Namaz içinde ise hemen yapılması vaciptir. Çünkü bu, namazdan bir kısım olmuştur. Namaz dışında kaza olunamaz. Bunu secde âyeti okunduktan sonra üç âyetten sonraya bırakmamak lâzım gelir. Nitekim bu mesele aşağıdaki meselelerden açıklığa kavuşacaktır. İmam Ebû Yusuf'a göre tilâvet secdesinin, namazın dışında da hemen yapılması vaciptir. 381- Secde âyeti okununca hemen secde edilmesi mümkün olmadığı takdirde okuyan veya dinleyenlerin: ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭََﻃَﻌْﻨَﺎ ﻏُﻔْﺮَﺍﻧَﻚَ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻭَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻤَﺼِﻴﺮُ = Semi'na ve eta'na gufraneke Rabbena ve ileyke'l-masîr. = Ey Rabbimiz! Senin emrini işittik ve itaat ettik, senin mağfiretini istiyoruz. Dönüş ancak sanadır." {(): Bakara suresi: 285} demeleri müstehaptır. 382- Secde âyeti, namazda kıyam halinde okununca bakılır; eğer bundan sonra üç âyetten fazla okunmazsa yapılacak rukû veya sücud ile bu tilâvet secdesi de yerine getirilmiş olur. Gerek buna niyet edilmiş olsun ve gerek olmasın. Fakat tercih edilen görüşe göre rukû şeklinde yapılacak olan tilâvet secdesine niyet edilmesi lâzımdır. Fakat üç âyetten fazla okunacak ise bu secde âyetinden dolayı hemen ayrıca rukû veya secde edilmesi icap eder. Secde edilmesi daha faziletlidir. Namazın rukû ve secdeleriyle bu secde düşmez. Yalnız üç âyet okunacağı takdirde ise ihtilaf vardır. Tercih edilen, bununla secdenin derhal yapılması gerekli olmaz. Namazın rukû ve secdeleriyle bu secde eda edilmiş olur. 383- Secde âyetini namaz içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı âyetlerin miktarına bakmaksızın derhal "ALLAH'ü ekber" diye tilâvet secdesine varır. Tilavet secdesi niyetiyle yalnız rükûya varması da kâfidir. Daha sonra tekrar ayağa kalkar, bir kaç âyet daha okur, ondan sonra namazın rükûsuna, secdelerine gider, namazına devam eder. Eğer bir sûreyi bitirmiş ise, diğer bir sûreden bir kaç âyet okur. Çünkü tilâvet secdesinden kalkar kalkmaz böyle bir kaç âyet okumadan namazın rukû ve secdelerine gidilmesi mekruhtur. Namazın dışında ise yalnız rukû etmek sûretiyle tilâvet secdesi eda edilmiş olmaz. Çünkü tilâvet secdesi, hususi bir tazimdir, bir emre sarılma nişanesidir. Bunlar namaz içindeki rukû ile de yapılmış olursa da namazın dışındaki rukû ile yapılmış olamaz. 384- Cemaatle namaz kılındığı takdirde imam olan zat, yukarıdaki meselede beyan olunduğu üzere öyle rukû ile tilâvet secdesine niyet etmemelidir. Çünkü cemaat, bunun farkında olamayacakları için, böyle bir niyette bulunmamış olurlar. Bu sebeple tilâvet secdesi, onlardan düşmez. O halde imamın selâmından sonra cemaatin tilâvet secdesi yapıp, daha sonra tekrar teşehhütte bulunmaları lâzım gelir. Bunu ise herkes yapamaz. 385- Secde âyeti bir namazda tekrar edilse de, en sahih olan görüşe göre yalnız bir tilâvet secdesi lâzım gelir. Bu tekrarlanma, ister bir rekatta ve ister başka başka rekatlarda bulunsun müsavidir. Çünkü meclis birdir. Bu mesele, İmam Ebû Yusuf'a göredir. İmam Muhammed'e göre başka başka rekatlarda tekrar edilirse tilâvet secdesi de tekrarlanır, meclis değişmiş sayılır. 386- İmam, secde âyetini okuyup secdeye varmakla cemaat, imamın rükûya ve secdeye vardığını sanarak rükûya, secdeye varsalar, bununla namazları bozulmaz. Fakat bir secde daha yapsalar bozulur. 387- İmamın; Cuma ve Bayram namazları gibi büyük cemaatlerle kılınan namazlarda ve gizlice kıraat olunacak namazlarda secde âyetini okuması mekruhtur. Çünkü cemaatin şaşırmasına sebebiyet verebilir. Ancak secde ayeti, kıraatın sonuna, meselâ okunan surenin sonuna tesadüf ederse, o zaman namazın secdeleriyle tilâvet secdesi de eda edilmiş, sakıncalı görülen husus bertaraf olmuş olur. Bu halde imama lâyık olan, bu namazın rükusu ile tilâvet secdesine niyet etmemektir. Ta ki vacip olan bu secde, namazın secdeleriyle bütün cemaat tarafından da eda edilmiş olsun. 388- Mesbuk (imama birinci rekattan sonra uyan kimse), ayağa kalktıktan sonra, imam tilâvet secdesini hatırlayarak yapacak olsa, bakılır; eğer mesbuk, henüz secdeye varmamış ise tilâvet secdesi için imama uyar, secdeye varır, daha sonra ayağa kalkarak kalan namazını tamamlar, eğer imama uymazsa, namazı bozulur. Fakat secdeye varmış ise, artık imama uymaz. Şayet uyarsa namazı bozulur. 389- Seferi olan kimseye uyan bir mukim, onun yapacağı tilâvet secdesine iştirak eder. Sonra kalkıp namazını tamamlar. Şayet kendi başına kılacağı rekatlarda da bir secde âyeti okuyacak olursa, bundan dolayı da ayrıca secde etmesi lâzım gelir. 390- Bir kimse namaz kılarken rükû, secde veya ka'de (oturma) halinde secde âyetini okusa veya imama uymuş olduğu halde onun arkasında secde âyetini okusa, ne kendisine ne de imamına, ne de bu imama uyan diğer cemaate tilâvet secdesi vacip olmaz. Çünkü namaz kılanlar, bu halde Kur'an okumaktan men edilmişlerdir. Bunların kıraatı hükümsüzdür. Fakat bu okumayı cemaatin dışından duyanlara tilâvet secdesi lâzım gelir. Bunlar, gerek başka bir namazda tek başına veya cemaatle bir halde bulunmuş olsunlar ve gerek olmasınlar. Zira bunlar, o yasaklama ve engelleme dışında bulunmuş olurlar. 391- Namaz içinde okunan secde âyetinden dolayı namaz bitirildikten sonra secde edilemez. Çünkü bu secde yukarıda da işaret olunduğu üzere namazın bir kısmı olmuştur. Artık ondan ayrılamaz. Fakat namazda bulunan kimse, namazda bulunmayan bir kimsenin okuduğu secde âyetini işitecek olsa, namazını kıldıktan sonra secde eder. Daha namazda iken secde etmesi yeterli olmaz. Bununla beraber secde etse, namazı bozulmaz. Nitekim namazda okunan bir secde âyetini, o namazda olmayıp işiten bir mükellef için de namaz dışında secde etmek lâzım gelir. Şu kadar var ki bu mükellef, o secde âyetini okuyan kimseye uyar. Onunla beraber bu secdeyi yaparsa bu vacibi yerine getirmiş olur. Şayet o secde yapıldıktan sonra o rekatta uyarsa, bu secdeyi o imam ile beraber hükmen yapmış sayılır. Artık ne namazın içinde, ne de dışında ayrıca tilâvet secdesinde bulunması icab etmez. 392- Hasta veya bir arabaya veya hayvana binmiş olduğu halde secde âyetini okuyan veya dinleyen bir mükellefin ima sûretiyle tilâvet secdesinde bulunması caizdir. Fakat bir mükellefin binmiş olmadığı halde, okuduğu veya dinlediği bir secde âyetinden dolayı bir özrü bulunmadıkça, binmiş olduğu halde ima ile secde etmesi caiz olmaz. 393- Secde âyetini, hazır olanlar secde için hazırlıklı iseler aşikare okumak, hazırlıklı değilseler gizlice okumak müstahaptır. Bunda cemaata karşı bir şefkat vardır. 394- Bir sûreyi celile okunup da içindeki secde âyetinin bırakılması mekruhtur. Çünkü bu secdeden bir nevi kaçınmak demektir. Yalnız secde âyetinin okunup da sûredeki diğer âyetlerin okunmaması ise mekruh değildir. Fakat müstehap olan -daha faziletli kabul edilmek ve tercih edilmek düşüncesini gidermek için- secde âyetiyle beraber bir veya birkaç âyetin de okunmasıdır. 395- On dört secde âyetini bir mecliste okuyup her biri için okudukça ayrıca bir secde yapan veya hepsini okuduktan sonra tamamına birden on dört secdede bulunan kimsenin dünyevî ve uhrevî mühim işlerine, kendisine hüzün ve keder verecek hususlarda ALLAH Teâlâ'nın kendisine kafi geleceği rivayet olunmuştur. 396- Namazı bozan şeyler, tilâvet secdesini de bozar. Daha tilâvet secdesinden kalkmadan abdest bozucu herhangi bir şeyin vaki olması veya konuşma veya kahkaha ile gülme gibi. Şu kadar var ki, bu secdedeki kahkaha ile abdest bozulmuş olmaz. Ve kadınların erkeklerle aynı hizada bulunması da bu secdeyi bozmaz.