SEHİV SECDELERİ İLE ALAKALI MESELELER
Büyük İslâm İlmihali · s.201
327- Sehiv secdeleri herhangi bir namazın vaciplerinden birini yanılarak terk veya tehirden dolayı {():. Farzın tehiri vacibin terki demektir. (bak.Madde.141/17)} o namazın sonunda yapılması icap eden iki secde ile "Ettehiyyatü'den ve "Allâhümme salli... ve bârik" ile duadan ibaretir. Şöyle ki, son ka'de(oturuş)da yalnız "Ettehiyyatü" okunduktan sonra iki tarafa selam verilir, daha sonra "ALLAH'ü ekber" denilerek secdeye varılıp üç kere "Sübhane rabbiye'l-ala" okunur, daha sonra "ALLAH'ü ekber" denilerek kalkılır, bir tesbih miktarı oturduktan sonra tekrar "ALLAH'ü ekber" diyerek ikinci secdeye varılır, yine üç defa "Sübhane rabbiyel'ala" okunduktan sonra "ALLAH'ü ekber" denilerek kalkılır, oturularak "Ettehiyyatü" ve "Allâhümme salli... ve bârik" ile " ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﺗِﻨَﺎ = Rabbena Atina" duası okunup evvela sağ tarafa sonrada sol tarafa selam verilir. Yalnız sağ tarafa selam verildikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletlidir, ihtiyata uygundur. Nitekim cemaatle kılınan namazlarda cemaatin yanlışlıkla dağılmasına meydan vermemek için, yalnız sağ tarafa selamdan sonra sehiv secdesinin yapılması gerekli görülmüştür. 328- Sehiv secdeleri vaciptir. Malum olduğu üzere gerek farz ve gerek vacip veya sünnet olan herhangi bir namazın kıraat, rukû, sücud gibi farzları; Fatiha, zamm-ı sûre, tertibe riayet gibi vacipleri; ka'de (oturuş)larda Allâhümme salli... ve bârik okunması gibi sünnetleri vardır. Bu sebeple bunlara riayet lazımdır ki, bir namaz mükemmel olmuş olsun. Şimdi farz olsun olmasın herhangi bir namazda bir farzın kasten veya yanılarak terk edilmesi, o namazın iadesini icap eder, bu büyük noksanı telafi için sehiv secdeleri kâfi değildir. Bir vacibin kasten terk veya tehiri ise bir günahtır, bundan dolayı sehiv secdeleri lazım gelmezse de, böyle bir namazı iade etmek uygundur. Bir vacibin yanılarak terk edilmesi veya tehir edilmesi ise sehiv secdelerini icap eder. Bu sûretle o noksan düzeltilmiş ve telafi edilmiş olur. Bir sünnetin kasten veya yanılarak terki ise sehiv secdelerini icap etmez, fakat kasten terk edilmesi, bir kusurdur, sevaptan, faziletten mahrumiyete sebebiyet verir. (Sehiv secdeleri, Malikiler'e göre sünnettir. Şafiiler'e göre de sünettir, şu kadar var ki imam, sehiv secdelerinde bulunursa buna uymak cemaat için vacip olur.) Hanbelîler'e göre bazen vacip, bazen sünnet, bazen de mübah olur. Meselâ namazın terkedilen bir sünnetinden dolayı yapılacak sehiv secdeleri mübahtır. Sehiv secdeleri İmam Şafiî ile İmam Ahmed'e göre iki tarafa daha selam verilmeden yapılmalıdır, İmam Mâlik'e göre yanılma, bir fazlalık sebebiyle ise sehiv secdeleri selâmdan sonra, bir noksan veya bir noksan ile fazlalık sebebiyle ise selâmdan evvel yapılmalıdır. Bu, biraz daha faziletli olma meselesidir. Yoksa hepsi de caizdir.) 329- Bir namazın tam bir rüknünü, bir farzını öne almak veya tehir etmek, sehiv secdelerini icap eder. Çünkü bu öne alma ve tehir vacibi terk etmek kısmındandır. Kıyamda "Sübhaneke"den sonra henüz kıraatta bulunmadan rükûya gidilip, daha sonra hatırlanarak kıyama dönmekle kıraat farzının yerine getirilmesi gibi. Bu halde evvelki rukû muteber olmaz, kıraatten sonra yeniden rukû yapılır. Böyle kıyama dönmekle kıraat, daha sonra rukû bulunmadığı takdirde namaz bozulur. Çünkü böyle her rekatta rukû gibi tekrar edilmeyen rukûnlar arasında tertibe riayet edilmesi farzdır. 330- Namazın rekatlarından birindeki iki secdeden biri, yanılarak terk edilip ondan sonraki rekatın veya ka'de (oturuş)un sonunda hatırlansa, bunun tehire uğramasından dolayı namazı iade lâzım gelmez. Bilakis hemen o secde kaza edilir. Eğer son ka'dede iken hatırlansa, bu secde yapılır. Daha sonra son ka'de tekrar edilir, ondan sonra da sehiv secdeleri yapılır. Bu halde son rekatta beş secde ile üç ka'de bulunmuş olur. Çünkü her rekatta iki secde vardır. Böyle tekrar edilen bir rüknün kısmen tehir edilmesi, farzı terk kısmından olmadığı için iadeyi icap etmez. Fakat bir rekattaki iki secdeden ikisi de yanılarak öne alınmış olsa, meselâ evvelâ iki secde daha sonra rukû yapılmış bulunsa bu halde farz olan tertibe riayet için tekrar rükûya, daha sonra secdelere gidilir, bu tekrar ve iadeden dolayı da namazın sonunda sehiv secdeleri yapılır. 331- Herhangi bir namazın bir rüknünü tekrar etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Bir rekatta iki defa rukû veya üç defa secde yapılması gibi. Birinci ve ikinci rekatlarda Fatiha'nın peşpeşe tekrar okunması, rükûda veya secdede veya teşehhüd yerinde Kur'an okunması da böyledir. Fakat üçüncü veya dördüncü rekatlarda Fatiha'nın iki defa okunması veya bunlarda Fatiha ile beraber başka bir sûrenin de okunması, yahut yalnız başka bir sûrenin okunması sehiv secdelerini icap etmez. Çünkü bu takdirde bir vacip terk veya tehir edilmiş ve Kur'an meşru olan yerinin dışında okunmuş olmaz. Şu kadar var ki, bu halde bu rekatlar evvelki rekatlardan daha uzatılmış ve cemaata ağırlık verilmiş olursa mekruh olmaktan uzak olamaz. 332- Bir vacibi yanılarak terk etmek sehiv secdelerini icap eder. Birinci ka'deyi veya vitirde kunutu veya bayram namazlarında zait tekbirleri, yahut birinci veya ikinci ka'delerde tahiyyatı okumayı terk etmek gibi. Vitir namazında rükûdan sonra kunut duasının unutulduğu hatırlansa, artık okumak üzere kıyama dönülmez, rükûdan sonra okunması da lâzım gelmez. Çünkü yeri kaçırılmıştır. Rukû halinde hatırlandığı takdirde de okunması icap etmez. Sahih olan rivayet böyledir. Bununla beraber okunsun okunmasın, her iki takdirde de sehiv secdeleri lâzım gelir. Kunut tekbirini unutup almamak, bir görüşe göre sehiv secdesini icap eder, bir görüşe göre icap etmez. 333- Bir vacibin yanılarak tehir edilmesi de sehiv secdelerini gerektirir. Birinci veya üçüncü rekattan sonra biraz oturulması, dördüncü rekattan sonra beşinci rekat için ayağa kalkılması, sabah namazının ikinci rekatından sonra üçüncü bir rekata ve akşam namazının üçüncü rekatından sonra dördüncü bir rekata kalkılması gibi. Birinci ka'de (oturuş)da teşehhüt miktarından fazla oturulup üçüncü rekata kıyamın te'hir edilmesi de böyledir. 334- Bir vacibin vasfını değiştirmek, sehiv secdesini gerektirir. İmamın aşikare okunacak âyetleri gizlice veya gizlice okunacak ayetleri aşikare okuması gibi. Bunun sınırı, namaz sahih olacak miktar okunmasıdır. Fatiha'yı şerîfenin ilk âyetlerini okumak bu kısımdandır. Bununla beraber yalnız kısa bir âyet miktarı okunması da İmam-ı A'zam'a göre bu hükümdedir. İmameyn'e göre ise bu hükümde değildir. Aşikare okumanın aşağı mertebesi, başkasının işiteceği miktardır, gizlice "hafiyyen" okunmanın en aşağı mertebesi de yalnız okuyanın işiteceği miktardır. 335- Sessizce okunacak yerde Fatiha'nın çoğu bir yanılma neticesi aşikare okunsa geri kalan kısmı yine sessizce okunur. Bilâkis aşikare okunacak bir namazda Fatiha kısmen gizlice okunup da daha sonra aşikare okunacağı hatırlansa, Fatiha yeni baştan aşikare okunur. Ta ki bir rekatta aşikare okumak ile sessizce okumak bir arada bulunmuş olmasın. Fakat diğer bir görüşe göre bu yeniden okunmaz, yalnız geri kalan kısmı aşikare okunur. 336- Tek başına namaz kılanın aşikare veya gizlice okumasından dolayı- Zahirürrivaye'ye göre- sehiv secdesi lâzım gelmez. Şu kadar var ki, gizlice okunacak yerde, meselâ öğle namazında alenen okunması kasıtlı olursa bir günah sayılır. Tek başına namaz kılanın gündüzün kılınan nafile namazlarında âşikare kıraatte bulunması mekruhtur. 337- İmam, meselâ sabah namazında Fatiha'yı şerifeyi yanılarak gizlice okuyup sonra hatırlasa, ilave edeceği sûreyi alenen okur, Fatiha'yı iade etmez. 338- Cemaat halinde aşikare kıraat edilecek bir namaza başlamış ve Fatiha'yı gizlice okumuş olan bir şahsa başkası gelip uysa, o şahıs imam olmayı arzu ederse sûreyi alenen okur, arzu etmezse alenen okuması lâzım gelmez. 339- Farz bir namazda ikinci rekattan sonra oturulmayıp da üçüncü rekata yanılarak kıyam için hareket edilince bakılır; eğer ka'deye yakın ise oturulur, sehiv secdesi lâzım gelmez. Fakat kıyama yakın ise kalkılır, daha sonra sehiv secdeleri yapılır. Çünkü bu halde vacip olan birinci ka'de terk edilmiş bulunur. Bununla beraber Zahirürrivaye'ye göre namaz kılan, henüz tam kıyama doğrulmamış ise ka'deye döner, vacibi terk etmez, imam tam doğrulup kalktıktan sonra ka'deye dönerse namazı bozulur. Zira bu takdirde farz olan kıyam bozulmuş, namazın tertibi büsbütün değiştirilmiş olur. Diğer bir görüşe göre bu halde namazı bozulmaz, kendisi günah işlemiş olur, sehiv secdeleri icap eder. 340- Sünnetlerde ikinci rekatı müteakip oturulup "tahiyyat" okunmadığı üçüncü rekatta hatırlansa bakılır. Eğer bu üçüncü rekatın secdesi daha yapılmamış ise oturmaya dönülür. Yapılmış ise dönülmez. Diğer bir görüşe göre secde yapılmış olsun olmasın, artık oturmaya dönülmez, her iki takdirde de sehiv secdeleri lazım gelir. 341- Dört rekatlı farzlarda ikinci ka'deye oturulmaksızın beşinci rekata kalkılacak olsa, henüz beşinci rekat için secde edilmedikçe ka'deye dönülür, teşehhütten sonra selâm verilip sehiv secdeleri yapılır. Çünkü farz olan bir ka'de tehir edilmiş, bu tehir ise vacibi terk sayılmıştır. Fakat beşinci rekat için secde yapılmış olursa, bu namaz nafileye dönmüş bulunur. Artık buna bir rekat daha ilâve edilir, tam altı rekatlı bir nafile namaz kılınmış sayılır. Bu halde en sahih olan görüşe göre sehiv secdeleri lâzım gelmez. Bu mesele, İmam-ı A'zam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. İmam Muhammed'e göre beşinci rekatın secdesinden baş kaldırılınca, namaz tamamen bâtıl olmuş olur. 342- Dört rekatlı bir farz namazın son ka'desinde selâm verilmeden yanılarak ayağa kalkılsa hemen ka'deye dönülüp selam verilir ve sehiv secdeleri yapılır. Fakat beşinci rekat için secdeye varılmış olunca, buna bir rekat daha ilâve edilir. Bu halde evvelki dört rekat ile farz tamam olmuş olur. Diğer iki rekat da nafile sayılır ve istihsanen {(): Açık olan kıyası bırakıp insanların ihtiyacına daha uygun olanı almaktır. İstihsan, Fıkıh Usulü'nde bir delildir.} sehiv secdeleri de yapılır. Akşam namazında ikinci ka'deden sonra bir dördüncü rekata, sabah namazında da ka'deden sonra bir üçüncü rekata kıyam edilmesi de bu hükümdedir. Bu sebeple bunlara ilâve edilen ikişer rekat da nafile olmuş olur. Bunlar, tam bir kasıtla beraber yapılmadığı için vakit itibarıyla mekruh sayılmaz. Tercih edilen de budur. 343- Dört veya üç rekatlı farz ve vitir namazlarında birinci ka'dede teşehhütten sonra yanılarak ﻟﻠَّﻬﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ = ALLAH'ümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed" denilmesi ve İmam-ı A'zam'dan bir rivayete göre bu teşehhütten sonra bir harf bile ziyade edilmesi, sehiv secdelerini icap eder. Fakat son ka'delerde teşehhütten sonra Kur'an okunması, dua edilmesi, sehiv secdelerini icap etmez. Çünkü bu ka'de, dua ve sena mahallidir. Kur'an ise dua ve senayı toplayıcıdır. Namazda zikirlerin, duaların ve teşehhüdün, yani tahîyyatın aşikâre okunması da sehiv secdelerini icap etmez. 344- Farz namazların son üçüncü ve dördüncü rekatlarında kasten sükût edilip Fatiha veya başka bir sûre veya bir miktar âyeti celile okunmaması, bir hatadır, sehiv secdelerini icap etmez. Fakat yanılarak sükût edilip Fatiha'yı şerife veya diğer bir sûre okunmaması, sehiv secdelerini icap eder. İmam Ebû Yusuf'a göre her iki takdirde de sehiv secdeleri lâzım gelir. 345- Namaz içinde bir rükün eda edilecek kadar tefekküre dalınsa, meselâ; îftitah tekbirini aldım mı, almadım mı diye o kadar düşünülse de sonra tekbir alındığı hatırlansa veya alınmamış olması sanılarak tekrar bir tekbir daha alınsa, sehiv secdeleri lâzım gelir. Aynı şekilde üç rekat mı, dört rekat mı kılındığında tereddüt edilerek düşünülse veya Fatiha okunduktan sonra hangi sûrenin okunacağı tefekkür edilse, yine sehiv secdeleri icap eder. Çünkü bu hallerde vacip tehir edilmiş olur. Bir rüknü veya bir vacibi eda etme esnasında meydana gelecek bir tefekkür, bir düşünce ise sehiv secdelerini gerektirmez. Tam bir kalb huzuru ile namaz kılmak, öyle herkese kolay ve nasip olacak bir fazilet değildir. 346- Bir kimse, kıldığı bir namazın rekatlarında şüphe etse, bakılır; eğer bu şüphe, ömründe başına ilk defa gelmiş ise o namazı yeniden kılar. Fakat birkaç defa gelmiş ise araştırır, kanaatine göre hüküm verir, namazı yeniden kılmaya lüzum görülmez. Araştırma hususunda kalbin şahitliği kâfidir. Meselâ sabah namazını kılarken bir rekat mı kıldım, iki rekat mı diye şüphe edip de bir rekat kılmış olduğuna kalben hüküm verse, buna ihtiyaten bir rekat daha ilâve eder, bu husustaki tereddüdünden, düşüncesinden dolayı da sehiv secdelerini yapar. Bilakis iki rekat kılmış olduğuna hüküm ettiği takdirde oturur, teşehhütten ve selâmdan sonra sehiv secdelerini yapar. Hiç birine karar vermediği takdirde de az olanı alır, çünkü az, kesin olandır. Bu halde bir rekat daha kılar. Şu kadar var ki, bu takdirde tereddüt ettiği rekatın sonunda oturur, daha sonra kalkıp o bir rekatı kılar. Zira evvelce iki rekat kılmış olması muhtemeldir. Bu takdirde de namazın sonunda sehiv secdelerini yapar. 347- Dört rekatlı bir namaza başlamış olan kimse, kıldığı rekatın birinci rekat mı, ikinci rekat mı olduğunda şüphe edip bir tarafı tercih edemezse, kendisini bir rekat kılmış sayar ve her bir rekatın sonunda ihtiyaten bir kerre teşehhüt miktarı oturur, bu sûretle dört defa ka'de yapılmış olur. Çünkü birinci sayılan rekatın ikinci ve üçüncü sayılan rekatın dördüncü rekat olması ihtimal dahilindedir. 348- Bir kimse kıldığı rekatın ikinci rekat mı, üçüncü rekat mı olduğunda tereddüt etse, -sahih olan görüşe göre- bu rekatın sonunda oturmaz. Bir tarafı tercih edemezse, bunu ikinci rekat sayar, geri kalan rekatları da tamamlar. Bundan akşam namazı ile vitir namazı müstesnadır. Bu tereddüt, bunlardan birinde vaki olursa, oturmak lâzım gelir. Çünkü tereddüt edilen rekatın üçüncü rekat olması muhtemeldir. Bu halde teşehhütten sonra bir rekat daha ilâve edilir. Zira tereddüt edilen rekatın, ikinci rekat olması muhtemeldir. Bunların sonunda da sehiv secdeleri yapılır. 349- Dört rekatlı namazlarda kılınan rekatın dördüncü rekat mı, beşinci rekat mı olduğunda ve sabah namazında kılınan rekatın ikinci rekat mı, üçüncü rekat mı olduğunda, akşam ile vitir namazlarında da kılınan rekatın üçüncü rekat mı, dördüncü rekat mı olduğunda şüphe edilse, sonunda oturulur, teşehhütten sonra kalkılıp bir rekat daha kılınır. Çünkü bu rekatların üçüncü, dördüncü veya beşinci rekat olması muhtemeldir. O halde ilâve edilen birer rekat ile fazla olan miktar, nafile olmuş olur. Sonunda da sehiv secdeleri yapılır. Bu şüphe, kıyam veya rukû veya rükûdan kıyam halinde olduğuna göredir. İlk secde yapıldıktan sonra (şüphelenme vâki) olursa, ittifakla namaz bâtıl olur. Çünkü şüphe edilen rekatın fazla olup son ka'de (oturuş)un terk edilmiş bulunması muhtemeldir. İlk secde halinde olursa, yalnız İmam Muhammed'e göre namaz bâtıl olmaz. 350- Namazda Fatiha'dan evvel başka bir sûre, hatta bir harf bile olsa, yanılarak okunsa, iade edilerek evvelâ Fatiha'yı şerife, sonra da o sûre okunur. Namazın sonunda da sehiv secdeleri yapılır. Bu tertip noksanı, rukû halinde bile hatırlansa, kıyama dönmekle iadesi gerekli kılınır. Böyle bir yanılma, çoğunlukla olmaz. Bu sebeple bunun az miktarı da af olmaz. Fakat bir namazda okunan bir sûrenin altındaki sûre de okunulmak istenilirken üstündeki sûre okunsa, bundan dolayı sehiv secdeleri lâzım gelmez. 351- Bir kimse namazda Fatiha okuyup okumadığında şüphe etse, bakılır: Eğer henüz başka sûre okumamış ise Fatihayı okur, fakat başka sûre okumuş ise, artık Fatihayı okumaz. Çünkü sûrenin Fatihadan sonra okunması bellidir. Bununla beraber bu hususta bir görüş ve kanaati var ise, ona göre amel eder. 352- Bir kimse ilk rekatlarda birer sûre okuyup da Fatihayı okumamış bulunduğunu secdeye vardıktan sonra hatırlasa, son rekatlarda Fatiha'yı iade etmez. Çünkü son rekatlarda zaten Fatiha okunacaktır. Bir rekatta iki Fatiha okunması ise meşru değildir. Yalnız Hasan ibn-i Zeyyad'a göre son rekatlarda Fatiha kaza edilir. 353- Dört veya üç rekatlı farz namazların ilk iki rekatında Fatihadan sonra birer sûre -birer miktar ayet-i celile- ilave edilmemiş olsa, bu sûre üçüncü ve dördüncü rekatlarda Fatihadan sonra okunur ve bu namaz, cemaatle kılınan bir akşam veya yatsı namazı ise, üçüncü ve dördüncü rekatlarda hem Fatiha, hem de okunacak sûre aşikare okunur. Çünkü bir kıyamdaki kıraat, birdir. Bunun bazısı gizlice, bazısı aşikare okunamaz. Yalnız sûrenin aşikare okunacağı görüşünde olanlar da vardır. İmam Ebu Yusuf'a göre ise, ikisi de gizlice okunur. Çünkü son rekatlarda gizlice okumak sünnettir. İmam Ebû Yusuf'tan bir rivayete göre de artık son rekatlarda bu sûre okunmaz, zira bunun yeri kaçırılmıştır. Bununla beraber yukarıda anlatılan bütün durumlarda sehiv secdeleri yapılır. 354- İmamın yanılması, kendi hakkında asaleten, cemaat hakkında da imama uymaları sebebi ile sehiv secdelerini icap eder. Cemaatten birinin imama uymuş olduğu halindeki yanılması ise, ne kendisi, ne de imam hakkında sehiv secdelerini icap etmez. 355- Sehiv secdesi halinde bulunan bir imama uymak sahihtir. Gerek sehiv secdelerinin herhangi birinde ve gerek teşehhüdünde olsun müsavidir. İmama ikinci sehiv secdesinde uyan kimseye birinci secdeyi ve sehiv secdelerinden sonraki teşehhüdde uyan kimseye de her iki secdeyi kaza etmek lâzım gelmez. 356- Mesbuk (imama birinci rekattan sonra uyan kimse), imam ile beraber sehiv secdelerini yapar, hatta imamın yanılması mesbukun uymasından evvel vaki olmuş olsa bile. Çünkü imama tabidir. Mesbuk, henüz imamı selâm vermeden ayağa kalkıp kıraatta ve hatta rükûda bulunduktan sonra imamı selâm verip sehiv secdelerine varacak olsa, mesbuk da hemen bu secdelere iştirak eder. Evvelce yaptığı kıraatı ve rükûsu aradan kalkar. Bunları yeniden kalkıp yapar. Bununla beraber mesbuk, bu secdelerde imamına uymasa, namazı bozulmaz. Namazını bitirince bu sehiv secdelerini kendi başına yapar. Aynı şekilde mesbuk, secdeye vardıktan sonra imamı sehiv secdelerini yapacak olsa, imamına tabi olmaz, namazını bitirir, sonra sehiv secdelerini yapar. Şayet bu halde imamına uysa, namazı bozulur. 357- Mesbukun imamdan sonra kendi başına kılacağı rekatlardan birinde yanılması, hakkında sehiv secdelerini icap eder. Hatta evvelce imam ile beraber de sehiv secdelerinde bulunmuş olsa bile. Çünkü bu hususta tek başına namaz kılan kimse olmuştur. 358- Mesbuk, imam ile beraber yanılarak selâm verse, kendisine sehiv secdeleri lâzım gelmez. Fakat imamın selâmından sonra selâm verecek olsa, lâzım gelir. Çünkü birinci halde henüz imama uymuş, ikinci halde ise tek başına namaz kılan kimsedir. İmama uyana ise, kendi yanılmasından dolayı secde lâzım gelmez. 359- Sehiv secdeleri, bir namazda yanılmaların birden fazla olması sebebiyle tekrar edilmez. Bu sebeple bir kimse, bir namaz içinde iki-üç defa yanılsa, gaflette bulunsa, bunlar için namazın sonunda yalnız bir defa sehiv secdelerinde bulunması yeterli olur ve sehiv secdelerindeki bir yanılma da başkaca sehiv secdelerini icap etmez. 360- Sehiv secdeleri, kasten veya yanılarak terk edilse, namaza aykırı bir hal olmadıkça, meselâ konuşulmadıkça yine yapılabilir. Fakat teşehhütten sonra gülmek, söz söylemek gibi namaza aykırı bir hal olursa veya vakit sehiv secdelerine yetmezse, sehiv secdeleri düşer. Sabah namazında selamı müteakip güneşin doğması, ikindi namazında güneşin değişmesi (kerahet vaktinin girmesi) gibi. 361- Bir imam, sehiv secdelerini terkedecek olsa, cemaat da terk eder. Nitekim Cuma ve Bayram namazlarında fazla izdihamdan dolayı bir karışıklığa meydan vermemek için bu secdeler terk edilmektedir. 362- Sehiv secdelerindeki iki secde ile tahiyyat ve selam vaciptir. Tahiyyattan sonra "ALLAH'ümme salli... ve barik..." ile dua okunması ve bu secdelerdeki tekbirler ve secde halindeki tesbihler ve iki secde arasındaki celse (oturma) da sünnettir. 363- Bir kimse, namazını tam kıldığını kesin olarak bildiği halde, âdil bir kimse eksik kıldığını haber verse buna aldırış etmez. Fakat iki âdil kimse haber verirse, onların haberlerine itibar etmesi lâzım gelir. Çünkü bu haber, dinen muteber bir şahitlik ölçüsündedir. Böyle bir haber ise, bir çok hususlarda muteberdir, bağlayıcıdır. İmam ile cemaat, ihtilâf ettikleri takdirde imam, kesin kanaati var ise, cemaatin sözüyle amel etmez. Yoksa amel eder.