SEFERİN HÜKÜMLERİ
Büyük İslâm İlmihali · s.187
256- Yolcular hakkında bir kısım kolaylıklar, ruhsatlar gösterilmiştir. Mesela Ramazan-ı şerif'te seferilikte bulunan için orucunu tehir etmek mübahtır. Seferîlerin mesh müddeti üç gün üç gecedir. Seferî, dört rekatlı farz namazlarını ikişer rekat olarak kılar ki, buna"kasr-ı salât"denir. Bizce seferinin böyle namazını iki rekat kılması lâzımdır. {(): ÖNEMLİ NOT: Yukarıda belirtildiği gibi seferi olan kimse sadece dört rekatlı farz namazları iki rekat olarak kılar. Diğer bütün namazlar, yani sabah, akşam, vitir, sünnet ve nafile namazlar aynen kılınır.} Buna muhalif olarak farzları dört rekat olarak kılması mekruhtur. Bununla beraber iki rekat kılıp da teşehhüdde bulunduktan sonra iki rekat daha kılacak olsa, farzı eda etmiş, bu son iki rekat da nafile olmuş olur. Şu kadar var ki selâmı tehir etmiş olmasından dolayı günah işlemiş sayılır. Fakat birinci teşehhüdü terk etse veya evvelki iki rekatta kıraatta bu lunmamış olsa, farzı eda etmiş olmaz. Nitekim sabah ve cuma namazlarında da hüküm böyledir. Kasr-ı salât (dört rekatlı farz namazların iki kılınması), Peygamber Efendimiz (S.A.V)in hicretinin dördüncü senesinde meşru kılınmıştır. Meşru kılınması, Kitap ile, Sünnet ile, İcma-ı ümmet ile sabittir. (İmam Şafiî'ye göre seferi, serbesttir. Dilerse farzları dörder rekat olarak kılabilir.) 257- Seferi olan, vatanına dönünce seferi olmaktan çıkar. Hatta vatanında ikamete niyet etmese bile. Fakat başka bir beldeye, köye gidip sadece ikamet etmekle seferi olmaktan çıkmaz. Ancak orada en az on beş gün ikamete niyet ederse, o zaman mukim olur. On beş günden az ikamete niyet etse veya iki yerde, meselâ Mekke-i Mükerreme ile Mina'da on beş gün ikamete niyet edip yalnız birinde on beş gün durmasa bununla seferilik hali son bulmuş olmaz. 258- Seferi olan bir kimse, bulunduğu yerde on beş gün ikamete niyet etmeyip, bugün yarın çıkıp gideyim derken uzun bir müddet orada oturacak olsa, yine seferilikten çıkmış olmaz, hattâ bir beldeye gidip muayyen bir işi yapmak, ve daha sonra oradan çıkmak niyetinde bulunan kimse de bununla mukim olmuş olmaz. Ancak o işin on beş günden önce yapılamayacağını bilmiş olursa, o takdirde ikamete niyet etmese de mukim sayılır. 259- Sahra (meskun olmayan yerler)de ikamete niyet sahih değildir. Ancak göçebe halinde olup çadırlarda oturanlar, bir sahrada oturmaya niyet ettikleri ve yanlarında kendilerine ve hayvanlarına en az on beş gün yetecek kadar su ve ot bulunduğu takdirde mukim sayılırlar. Bu halde bunlar bu yerden kalkıp aralarında on sekiz saatlik (yaklaşık 90 km.) bir mesafe bulunan diğer bir yere gitmeye niyet etmedikçe mukim olmaktan çıkmazlar. 260- Sefer ve ikamet hallerinde uyan değil, uyulanın niyeti muteberdir. Bu sebeple asker kumandanın, köle efendisinin, işçi işvereninin, talebe hocasının, mehri muaccel (peşinen verilmesi kararlaştırılan mehri)ni almış olan kadın kocasının niyetine göre mukim veya seferi olmuş olur. 261- Sefer hususunda henüz büluğa ermemiş kimsenin niyeti muteber değildir. Bu sebeple böyle bir çocuk hakkında sefer hükümleri geçerli olmaz. Çünkü sefer hususunda sefer müddeti bir mesafeyi katetmeye niyet şart olduğu gibi, tek başına karar verebilmek ile bulûğ çağına ermiş olmak da şarttır. (Şafii'lere göre bulüğ çağına yaklaşmış olan çocuğun sefere niyeti muteberdir, dört rekatlı farz namazını iki kılabilir.) 262- Seferilik halinde bulunan bir kimse, tabi olduğu kimsenin niyetini, nereye kadar gideceğini bilmediği ve sualine cevap da alamadığı takdirde üç günlük bir mesafeye gidinceye kadar namazlarını tamam kılar, ondan sonra dört rekatlı farzları iki kılmaya başlar. Düşman eline esir düşen bir müslüman hakkında da hüküm böyledir. Herhangi bir sebepten dolayı soru sorulamaması da, suale cevap alınamaması yerindedir. 263-"Dar-ı harb"deaskerin ikamet etmeye niyeti sahih değildir. Fakat kendilerine gelip eman ile sığınan bir müslümanın orada ikamete niyeti sahihtir. 264- En büyük veliyyül'emir de sefer hususunda başkaları gibidir. Bu sebeple bir veliyyül'emir, sefere niyet etmeksizin memleketi dahilinde bir müddet dolaşacak olsa, namazlarını tamam kılar, fakat sefer müddeti dolaşmaya niyet ederse, dört rekatlı farz namazlarını iki kılar. Sahih olan budur. Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz ve Hulefa-i Râşidîn (R.Anhüm) Medine-i Münevvere'den Mekke-i Mükerreme'ye gidince dört rekatlı farz namazları ikişer rekat olarak kılarlardı. 265- Namaz vakti devam ettikçe seferilik ve ikamet itibarıyla namazın vasfı değişebilir, vakit çıkınca da kesinleşmiş olur. Bunlarda vaktin sonu yâni "ALLAH'ü ekber" demeye müsait bir anın kalmamış olması muteberdir. Bu sebeple seferi olan bir kimsenin namazı, vakit henüz tamamen çıkmadan vatanına dönmesiyle veya bir yerde on beş gün ikamete niyet etmesiyle iki rekattan dört rekata değişmiş olur. Fakat namazını henüz kılmadan vakit çıkıp da daha sonra vatanına dönse veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet edecek olsa, artık bu namazı iki rekat olarak kaza eder, dört rekat olarak kaza etmez. Çünkü vaktin çıkmasıyla, vasfı, yani bir seferilik namazı olması kesinleşmiş olur. 266- Seferilik halinde bulunan bir kadın, hayızlı iken gideceği yere üç günden az bir mesafe kaldığı esnada temizlenecek olursa namazlarını tamam olarak kılar. 267- Mukimin kazaya kalan namazları seferi olmasıyla ve seferi olan kimsenin kazaya kalan namazları da ikamete niyet etmesiyle değişmez. Bu sebeple bir mukim, seferilik halinde kazaya kalmış namazlarını ikişer rekat olarak kılacağı gibi, seferi olan bir kimse de ikamet zamanında kazaya kalmış namazlarını dörder rekat olarak kılar. 268- Mukim seferi olana, seferi olan da vakit içinde mukime uyabilir. Şöyle ki bir mukimin vakit içinde olsun olmasın, seferi olan kimseye uyması sahihtir. Seferi olan kimse iki rekatı müteakip selâm verince, mukim kalkar. En sahih olan görüşe göre kıraatte bulunmaksızın namazını tamamlar, sehiv secdesi de yapmaz. Çünkü bu mukim, bir"lâhik"demektir. (Lâhik bahsine müracaat!) İmam olan seferinin cemaate hitaben namazdan evvel veya sonra "Siz namazınızı tamamlayınız, ben seferiyim" demesi müstehaptır. Seferi olana gelince, bu da ancak vakit içinde mukime uyabilir. Bu halde dört rekatlı bir farz namazını mukim gibi tam olarak kılar. İmama vakit içinde uymakla farz namazı iki rekattan dört rekata dönmüş olur. Fakat vaktin haricinde, yani kendisinin seferi iken kazaya kalmış dört rekatlı bir namazında mukime uyması sahih olmaz. Çünkü böyle kazaya kalmış namazı, evvelce iki rekat olarak kesinleşmiştir. 269- Seferi ile mukim, dört rekatlı bir namazı kazaya bırakmış olsalar bu namazda seferi, mukime uyamaz. Zira bu namaz, seferi hakkında iki rekat olarak kesinleşmiş olur. Bu sebeple birinci ka'de (oturuş) seferi hakkında farz olduğu halde, mukim hakkında farz değildir. O halde farz namaz kılan, nafile namaz kılana uymuş olur ki bu, caiz değildir. 270- Seferi, vakit içinde mukime uyduğu halde namazı bozulsa bunu yine iki rekat olarak kılar. Çünkü uymak, yok olmuştur. 271- Yolculuk veya yağmur mazeretiyle iki vakit namazını bir vakitte kılmak caiz değildir. Yalnız Arafat'ta öğle ile ikindi, Müzdelife'de de akşam ile yatsı namazlarını birleştirip bir vakitte cemaatle kılmak caiz bulunmuştur. Hac bahsine müracaat! (Diğer üç mezhep imamına göre dinen geçerli bir mazeret sebebiyle öğle ve ikindi veya akşam ile yatsı namazlarını öne almak veya tehir etmek suretiyle bir vakitte birleştirip kılmak caizdir. Meselâ öğle namazı ile ikindi namazı öğle vaktinde kılınabileceği gibi ikindi vaktinde de kılınabilir.) 272- Sefer hükümleri hususunda yolculuğun meşru olup olmaması arasında fark yoktur. Bu sebeple efendisinden kaçmış bir köle veya haksız yere kocasından kaçmış bir kadın dahi seferi bulundukça dört rekatlı farz namazlarını ikişer rekat kılar, orucunu da sonraya bırakabilir. (Diğer üç mezhep imamına göre bu gibi yolcular sefer hakkındaki ruhsatlardan istifade edemezler, onlar bu yoldaki kolaylıklara lâyık olamazlar.)