NAMAZ VAKİTLERİ
Büyük İslâm İlmihali · s.129
47- Farz namazlar ile bunların sünnetleri ve vitir namazıyla teravih ve bayram namazları için vakit de şarttır. Şöyle ki, farz namazlar, sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı namazlarından ibarettir. Cuma namazı da öğle namazı yerine geçer. Bu namazların muayyen vakitlerini bilmek önemli bir vazifedir. Vakti daha girmeden kılınan bir namaz, muteber değildir, iadesi lâzım gelir. Vakti çıktıktan sonra kılınacak bir farz namaz ise eda edilmiş olmayıp kaza edilmiş olur. Kaza ise her yönüyle eda yerine geçemez. Ve bir namazın özürsüz yere kazaya bırakılması, ALLAH Teâlâ yanında büyük bir mesuliyete sebep olur. Cuma, bayram ve sünnet namazları ise vakitleri çıkınca kaza da edilemez. 48- Sabah namazının vakti, ikinci fecir (şafak)ın doğmasından güneşin doğmasına kadar olan müddettir. İkinci fecir, sabaha karşı doğu ufkundan yayılmaya başlayan beyaz bir nurdan, aydınlıktan ibarettir. Bununla sabah vakti gerçekten girmiş olur. Bu sebeple buna"Fecr-i sadık"denir. Karşıtı birinci fecirdir ki, gökte iki tarafı karanlık, uzunca bir hat şeklinde beliren bir beyazlıktan ibaret olup az sonra kaybolur, kendisini bir karanlık takip eder, bundan sonra ikinci fecir meydana gelir. Bu birinci fecre, sabahın gerçekten girmesini göstermediği ve yalancı bir aydınlık olduğu için"Fecr-i kâzib"adı verilmiştir. Bu fecir, gece hükmündedir. Bu sebeple bununla ne yatsı vakti çıkmış, ne de sabah vakti girmiş olur. Hattâ bu esnada yiyip içmek de oruç tutacak kimseye haram olmaz. 49- Sabah namazında isfâr müstehaptır. Yani bu namaz, aydınlığın belirmesiyle ortalığın açılması zamanında kılınmalıdır. Şöyle ki, ikinci fecrin nuru tam belirip gecenin karanlığı açılacağı ve atılan bir okun nereye düştüğünü atanın göreceğ٦ﻥir vakte kadar sabah namazı tehîr edilmelidir. Bununla beraber kılınacak farzın fesadı anlaşıldığı takdirde onu daha güneş doğmadan sünnet üzere yeniden kılacak kadar bir vakit de kalmalıdır. Yalnız Kurban bayramının ilk gününde Müzdelife'de bulunacaklar için o günün sabah namazını fecri müteakip daha ortalık karanlık iken kılmak daha faziletlidir. Buna"tağlîs"denilmektedir. Diğer üç mezhep imamına göre tağlîs daima daha faziletlidir. 50- Öğle namazının vakti, güneşin zeval (güneşin tam tepe noktasından batıya doğru kaymaya başlaması)ndan itibaren başlar ve"Fey-i zeval=güneş tam tepedeyken her şeyin kendi gölgesi"ndenbaşka, her şeyin gölgesi kendisinin iki misline ulaşacağı zamana kadar devam eder. Bu zamana"Asri sanî"denir. Bu, İmam-ı A'zam'a göredir. İmameyn'e ve diğer üç mezhep imamına göre ise her şeyin gölgesi fey-i zevalden başka kendisinin bir misline ulaşınca öğle namazı vakti çıkmış, ikindi namazı vakti girmiş olur. Bu zamana da"Asr-ı evvel"denir. Bu ihtilâftan kurtulmak için öğle namazını her şeyin gölgesi, fey'i zevalden başka kendisinin bir misli olacak zamana kadar tehir etmemeli, ikindi namazını da her şeyin gölgesi, fey-i zevalden başka iki misli olmadıkça kılmamalıdır. Başka bir tabir ile öğle namazını asr-ı evvelden önce kılmalı, ikindi namazını da asr-ı sani olmadıkça kılmamalıdır. Cuma namazının vakti de tam öğle namazının vakti gibidir. Bu vakitlerin güzelce anlaşılabilmesi için bazı ıstılahları izah etmek lazımdır. Şöyle ki, gündüze Arapça"Nehar"denir. Nehar iki kısımdır, biri"şer'î nehar"dırki, fecr-i sadık (şafak)tan güneşin batışına kadar olan müddettir. Diğeri de"örfî nehar"dırki, güneşin doğuşundan batışına kadar olan müddet olup şer'î nehardan kısadır. Öğle namazı, güneşin zevalini müteakip başlar. Zeval ise örfi neharın tam ortasına rastlar. Mesela bir örfi nehar, on saat devam etse, tam beşte zeval vakti olmuş olur ki artık güneş, görünüş itibarıyla gökte yarı yolu almış olur. Artık her şeyin gölgesi şimdiye kadar doğudan batıya doğru düşmekteyken bundan sonra batıdan doğuya doğru düşmeye başlar. İşte güneşin tam bu yarı yola geldiği anda her şeyin yere düşen gölgesine de"fey-i zeval"denir. Fey' esasen dönme manasınadır. Gölgede batıdan doğuya doğru dönmeye başladığı için bu adı almıştır. Şimdi tam bu zeval anında güneşe karşı dikilmiş bir metre uzunluğundaki bir şeyin gölgesini yarım metre farz ediniz, bu bir fey-i zevaldir. Bundan sonra o şeyin gölgesi iki metre daha uzayıp artmış olunca yani gölgesi iki buçuk metreyi bulunca asr-ı sani olmuş, İmam-ı A'zam'a göre öğle vakti çıkmış, ikindi vakti girmiş olur. Fey'i zeval, zaman ve mekana göre uzun-kısa veya hiç belirsiz olabilir. Şunu da ilave edelim ki, tam bu zeval anına rastlayan bir namaz caiz değildir, bu bir kerahet ve haram vakittir. Fakat bu mekruhluk, namazın caiz olmaması yalnız bu pek cüz'i olan bir ana mı mahsustur, yoksa bundan biraz evvelinden mi başlar? Bu hususta iki görüş vardır: Bir görüşe göre bu hususta örfi nehar muteberdir. Bu sebeple tam zeval vaktine"istiva vakti"denir ki, güneş gündüzün yarı dairesi üzerinde bulunup herkesin tam başı üstünde veya o hizaya gelmiş gibi görülür. İşte mekruhluk zamanı da yalnız bu andan ibaret bulunmuş olur. Fakat diğer bir görüşe göre bu hususta şer'i nehar muteberdir. Şer'i neharda ise istiva vakti, zeval vaktinden biraz evvel taayyün eder. Bu halde kerahet zamanı da bu istivâ vaktinden zeval vaktine kadar olan müddetten ibaret bulunmuş olur. Mesela ocak ayının birinci günü, fecr-i sadık'ın doğuşu saat: 05:40'ta olsa, güneşin batışı da 16:50'de olacağına göre şer'i neharın müddeti 11 saat 10 dakika olmuş olur. Bu günde güneşin doğuşu saat 07:20'de olacağından örfi neharın müddeti de 9,5 saat bulunmuş olur. Bu halde şer'i neharın yarısı yani istiva zamanı fecirden 5 saat 35 dakika sonra olup güneşin doğuşundan 3 saat 50 dakika sonraya rastlamış olur. Bu sebeple, şer'i neharın yarısı, zeval vaktinden 52 dakika evvel olmuş olur. İşte bu 52 dakikalık müddet bir kerahet zamanıdır. Harzem fukahasının görüşü bu şekildedir. Mekruh vakitler bahsine de müracaat! 51- İkindi namazının vakti, yukarıdaki iki görüşe göre öğle namazı vaktinin çıkmasından itibaren güneşin batacağı zamana kadardır. Öğle namazını yazın biraz serinlik çökünceye kadar tehir etmek, kışın da ilk vaktinde kılmak müstehaptır, ikindi namazını da güneşin dahategayyüretmeyeceği saate kadar tehir etmek daima müstehaptır. Butegayyürdenmaksat güneşin kendisine bakan gözleri kamaştıramaz bir hale gelmesidir. 52- Akşam namazının vakti, güneşin batmasından itibaren şafağın kaybolacağı zamana kadardır. Şafak, İmam-ı A'zam'a göre akşamleyin ufuktaki kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktan ibarettir. İmameyn ile diğer üç mezhep imamına göre ve İmam-ı A'zam'dan diğer bir rivayete göre de ufukta meydana gelen kızartıdan başka değildir. Bu kızartı gidince akşam namazının vakti çıkmış olur. Akşam namazını ilk vaktinde kılmak müstehaptır. Vakti dar olduğundan tehir edilmesi uygun olmaz. Ve kızartının kaybolmasına kadar tehir etmemelidir. 53- Yatsı namazının vakti, yukarıdaki iki görüşe göre şafağın kaybolmasından başlar, ikinci fecrin doğuşuna kadar devam eder, fecir doğunca bu vakit bitmiş olur. Yatsı namazını gecenin üçte birine kadar tehir etmek müstehaptır. Gecenin yarısına kadar ise, mubahtır. Fecrin doğuşundan biraz evvele kadar tehir ise bir özür bulunmadıkça mekruhtur. Çünkü bu halde kaçırılmasından korkulur. Ve ihtilâftan kurtulmak için ufuktaki beyazlık kaybolmadıkça kılınmamalıdır. Bulutlu günlerde sabah, öğle, akşam namazlarını biraz tehir etmek, ikindi ve yatsı namazlarını da vakit girer girmez kılmak müstehaptır. 54- Vitir namazının vakti, yatsı namazının vaktidir. Şu kadar var ki, vitir namazı bu husustaki bir emir sebebiyle yatsı namazından sonra kılınır. Bu, İmam-ı A'zam'a göredir. İmameyn'e göre ise vitrin vakti yatsı namazı kılındıktan sonra başlar. Bu ihtilâf üzerine şöyle bir mesele ortaya çıkar: Bir kimse, yatsı namazını kıldıktan sonra elbisesini değiştirip başka elbise ile vitri kılsa da evvelki elbisesinin temiz olmadığı anlaşılsa İmam-ı A'zam'a göre yalnız yatsı namazını iade lâzım gelir. İmameyn'e göre ise, her iki namazı da iade icap eder. Çünkü vitir namazı vaktinden evvel kılınmış olur. Vitir namazını uyanacağına emin olmayan kimse için uyumadan evvel kılmak, uyanacağına emin bulunan kimse için de gecenin sonuna kadar tehir etmek daha faziletlidir. 55- Teravih namazının vakti, tercih edilen bir görüşe göre yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder, vitirden evvel de sonra da kılınması caizdir. Bu sebeple yatsı namazı kılınmadan teravih kılınamaz, kılınsa iadesi lâzım gelir. 56- Bayram namazları vakti, sabahleyin güneş yükselip kerahet vakti çıktığı zamandan itibaren istiva zamanına kadar devam eder. Ramazan bayramı namazı, bir özür sebebi ile birinci gün istiva (kaba kuşluk) zamanından evvel kılınamazsa ikinci gün istiva zamanına kadar kılınır, artık özür bulunsa da üçüncü gün kılınamaz. Kurban bayramı namazı ise bir özür sebebi ile birinci gün kılınamazsa ikinci gün kılınır, ikinci gün de bir özür sebebi ile kılınamazsa üçüncü gün istiva zamanına kadar kılınır. Bu namazları bir özür bulunmaksızın böyle ikinci veya üçüncü güne tehir etmek ise bir günahtır. Bu bayram namazları, istiva zamanından veya zeval vaktinden sonra ise hiç bir halde kılınamaz. Kazaları da caiz değildir. 57- Vaktin müsait olduğunu zannederek sünnete başlamış olan kimse, iki rekat namaz kıldığı takdirde farzın kaçırılacağından korkacak olsa da başlamış olduğu namazı bırakmaz. İki rekatı müteakip teşehhütten sonra selâm verir. Üçüncü rekatta ise dördüncü rekatı da kılar, sonra selâm verir. Çünkü böyle başlanmış olan bir namazın tamamlanması vacip olur. 58- Vakit, namazın şartı olduğu gibi farz olmasının da sebebidir. Bu sebeple bir yerde namaz vakitlerinden bir-ikisi tahakkuk etmese o vakitlere ait olan namazlar, o yer ahalisine farz olmamış olur. Meselâ, bazı yerlerde senenin bir mevsiminde (akşam güneş battıktan sonraki) şafak daha kaybolmadan fecir doğarak sabah namazının vakti girmektedir. Artık bu gibi yerlerde yatsı namazı düşmüş olur. Nitekim abdest uzuvlarından bir-ikisini kaybeden kimse için de o uzuvlarını yıkamak mükellefiyeti kalmaz. Bu şekilde fetva verilmiştir Bununla beraber meseleyi iyice inceleyen bazı fıkıh alimlerine göre bu gibi yerlerdeki müslümanlar da tam beş vakit namaz ile mükelleftirler. Bulundukları yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti tam olarak belli olmazsa, o namazı kaza halinde kılarlar veya kendilerinin bulundukları yere en yakın olup kendisinde namaz vakitleri tam olarak belli olan bir beldenin vakitlerine göre o namaz için de bir vakit takdir ederek edasına çalışırlar. Her ne kadar vakit, namazın bir şartı, bir sebebi, bir alâmeti ise de, fakat namazın asıl sebebi ilâhî hitaptır, ilâhi nimetlerin devamı, sürüp gitmesidir. Bunun için bütün müslümanlar, bu beş vakit namazla mükelleftirler. Bu sebeple bunları kılmaları lâzımdır. İmam Şafiî'nin içtihadı da bu şekildedir. İhtiyata uygun olanı da budur. Güneşi uzun müddet batmayan veya doğmayan yerlerde namaz vakitlerinin böyle takdir edilip edilmeyeceğinde de büyük fıkıh alimlerinin ihtilâfı vardır. Böyle yerlerde bulunmaları farz edilen müslümanların oruçları, zekâtları hususunda da böyle bir takdir uygun görülmektedir. 59- Her gün beş vakitte namaz kılmanın farz olması bir çok hikmetleri bulundurmaktadır. Biz burada ancak şunu arz edelim ki, insan, sabahleyin âdeta yeni bir hayat bulmuş, zulmetten kurtulup nura kavuşmuş, bir faaliyet meydanına atılmak üzere bulunmuş olur. Bu hayatı insana veren, insanı bu faaliyette muvaffak edecek olan ise ancak ALLAH Teâlâ Hazretleri'dir. Bu sebeple insan, bu hayat nimetine şükretmek, bu faaliyete bir hayır, bir bereket ummak üzere mübarek bir ibadetle başlamak için sabah namazını kılmakla mükellef bulunmuştur. İnsan, sabahtan akşama kadar hayat nimetinden faydalanıyor. Bu müddet içinde devamlı ve maddî bir faaliyet gösterip duruyor. Bu bir muvaffakiyet eseridir, işte bu muvaffakiyete şükretmek ve bu faaliyetin ruhları gaflet ve kalp katılığı içinde bırakmasına mâni olmak için de öğle ve ikindi namazları farz bulunmaktadır. Akşamın yaklaşması ile son bulmaya yüz tutan bir günlük yaşayışın, faaliyetin ruhanî, neşe getiren bir ibadetle sona ermesi bir saadet alâmeti, bir şükran nişanesi, bir ubudiyet vazifesi olacağından bunun için de akşam namazı kılınmaktadır. İnsan, daha sonra uyku âlemine can atacaktır. Bir nevi ölüm numunesi olan ve bir bakımdan da bir huzur ve istirahat devresi sayılan bu âleme varmadan evvel bir günlük hayata kudsî bir ibadetle son vermek, o âleme ilahî bir zevk ve uyanıklık ile geçip gitmek, yaratıcımızın bağışlamasına sığınmak, imanlı bir ölüm alameti olacağından bunun için de yatsı namazı kılınmaktadır. Kısacası, gerek insanın ve gerek etrafındaki bütün varlıkların hayatında doğmak, büyümek, duraklamak, ihtiyar olmak, sonra da ölüp gitmek gibi muhtelif beş safha meydana gelmektedir. Artık bu safhalara karşılık olmak ve insanın maddi varlığı ile, çalışması ile manevî varlığı ve çalışması arasında güzel bir denge tesis edebilmek için beş vakitte kılınan namazlardan daha yüksek, daha faydalı bir çare bulunamaz. Bizleri bu mukaddes ibadetle mükellef olmak şerefine nail etmiş olan Kerîm Mabud'umuza ne kadar şükretsek yine azdır.