Risale-i NurBüyük İslâm İlmihali

İMAMLIK VE CEMAAT

Büyük İslâm İlmihali · s.156

145- Akıllı, bulüğ çağına ermiş, hür ve meşakkatsiz bir halde birlikte namaz kılmaya gücü ve imkanı olan erkek müslümanların toplanıp cemaatle cuma namazını kılmaları farz, diğer farz namazlarını kılmaları da bir sünneti müekkededir. {(): ÖNEMLİ NOT: Bayram namazları da cemaatle kılınır, vaciptir.} Cuma namazından başka farz namazların cemaatle kılınması Malikiler'e ve bir kısım Şafiler'e göre de bir sünneti müekkededir. İmam Ahmet b. Hanbel, Ebû Sevre ve Davud-u Zahirî ile diğer bazı müçtehitlere göre de vaciptir. Bu halde bir şahsın tek başına namaz kılması haramdır. İbn-i Rüşd'e ve İbn-i Bişr'e ve bir kısım Şafiîler'e göre de beldelerde bir farz-ı kifayedir. Her mescitte cemaatle namaz kılınması ise sünnettir. Her bir ferdin cemaatle namaz kılması da mendupdur. Hanbelî fıkıh alimlerinin beyanına göre esasen cemaatle namaz, mukim iken ve sefer halinde vâcib olup namazın mescidlerde cemaatle kılınması ise sünnettir ki, bununla hem vâcib, hem de sünnet yerine getirilmiş olur. Cemaatin farzı ayn olduğu görüşünde olanlar da vardır. 146- Müslümanlıkta cemaatle namaz kılmaya büyük bir ehemmiyet verilmiştir. Büyük sevaba ermek ve ihtilâftan kurtulmak için cemaate devam etmelidir. Cemaat ne kadar çok olursa, fazilet de o mertebede fazla olmuş olur. Bir hadisi şerif ve meali şöyledir: ﺻَﻼﺎﺓُ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻋَﺔِ ﺗَﻔْﻀُﻞُ ﺻَﻼﺎﺓَ ﺍﻟْﻔَﺬِّ ﺑِﺴَﺒْﻊٍ ﻭَ ﻋِﺸْﺮِﻳﻦَ ﺩَﺭَﺟَﺔٌ "Cemaatle namaz kılmanın sevabı, tek başına namaz kılmanın sevabından yirmi yedi kat fazladır." {(): Buhari; Cemaat:2; No:619; 1/231, Müslim; Mesacid:42; No:650; 1/450, Nesâi; İmamet:42; No:837; 2/103, A. b. Hanbel; No:5310; 2/65} Cemaate devam, İslâm şîarından, iman alâmetlerindendir. Cemaatle kılınan namaz ile müslümanların birliği, birbirine bağlılığı gösterilmiş olur, müslümanların arasında bir muhabbet, bir dayanışma-yardımlaşma duygusu uyanır, bilmeyenler bilenlerden istifade eder. Salih kimselerle beraber yapılan ibadetlerin, duaların ALLAH katında kabul edilmesi çok daha fazla umulur. 147- Cemaatle kılınan namazda kendisine uyulan zata "imam" denir. Bu zatın bu vazifesine de "imamet" denilir. İmama uymaya, yani bir kimsenin kendi namazını imamın namazına bağlamasına "iktida","ittiba"adı verilir. Bu kimseye de "muktedi", "müttebi'", "me'mum" gibi adlar verilmiştir. Kendi başına namaz kılana da "münferid" denir. İmam, dinen kendisine uyulan şahıstır. Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, sahabe-i kiramına imamlık yapmıştır. Daha sonraHulefa-i Raşidîn(dört halife) de imamette bulunmuşlardır. İmamlığın fazileti, müezzinliğin faziletinden daha fazladır. İkisini birden yapmak ise daha büyük bir fazilettir, 148- İmam olabilmenin başlıca şartları; Müslüman, bulûğ çağına ermiş, akıllı ve erkek olmak, doğru düzgün Kur'an-ı Kerim okuyabilmek, özürlerden beri olmaktır. Bu sebeple kendisinde bu şartlar bulunmayanlar imam olamazlar. Nitekim aşağıdaki meselelerden de anlaşılacaktır. 149- Cemaat arasında imamlığa en lâyık olan; sünnete âlim, yani fıkıh bilgisi olandır. Bunda müsavi olsalar kıraatı daha güzel olandır. Bunda da müsavi olsalar, daha fazla müttaki olan, yani haramdan kaçınandır. Bu üç vasıfta müsavi olsalar, yaşta büyük olandır. Bunda da müsavi olsalar, yumuşaklılık, merhamet ve haya gibi ahlak itibarıyla daha mükemmel olandır. Bu hususta da müsavi olsalar, yüzce, sonra nesebce, sonra sesce, daha sonra elbise bakımından temizlikçe güzel olandır. Bunların hepsinde de farz edelim ki müsavi olsalar, aralarında kura çekilir. Bütün bunlar, imamlığa verilen kıymet ve ehemmiyetin büyüklüğünü gösterir. Bunun içindir ki bu vazifeyi vaktiyle bulundukları yerlerde yönetimde bulunan kimseler üzerlerine almışlardı. Bununla beraber cemaat arasında ev sahibi veya o mahallenin vazifeli imamı bulunursa bunlar tercih olunurlar, hatta aranılan vasıflar kendilerinde tamamen bulunmasa bile. Başkasının evinde imam olacak kimse, onun izni ile imamlık yapar. Başkasının evinde tek başına namaz kılacak kimse de ev sahibinden izin istemelidir, daha faziletli olan budur. 150- Fâsık (haramları açıkça işlemeye devam eden) veya bid'at sahibi bir kimsenin imamlık yapması tahrimen mekruhtur. Çünkü fasık, dinî işlerde laubali bulunur, İmam Muhammed ile İmam Mâlik'e göre ise bunlara uymak esasen câiz değildir. Bidat sahibine"mübtedi'"denir ki itikadı, ehli sünnet vel cemaatın itikadına muhalif bulunan kimse demektir. Bid'at sahibine uymanın mekruh olmakla beraber caiz olması, itikadı kafir olmasını gerektirmediği takdirdedir. Eğer kafir olmasını gerektirirse bu uyma, bütün Hanefilerce de caiz olmaz. Şefaati, kabir azabını, Hafaza meleklerini inkâr gibi. 151- Kölelerin, gayrımeşru çocukların imamlık yapmaları mekruhtur. Çünkü bunlar genellikle cahil kimselerdir. Bilgili oldukları takdirde imamlıkta bulunabilirler. Kör olan kimsenin imamlık yapmasında bir sakınca yoktur. Fakat görür kimselerin imamlığı daha faziletlidir. Bununla beraber kör bir kimsenin imam olmasının mekruh olduğu görüşünde olanlar da vardır. Çünkü özür sahibidir, elbisesinin temizliğine belki fazla dikkat edemez. 152- Erkeklerin kadınlara ve -sahih olan görüşe göre- büluğ çağına ermemiş çocuklara, akıllı kimsenin bunak olana, Kur'an-ı Kerim'i güzel okuyanın ümmiye (okuyamayana), ümminin dilsize, elbisesi temiz olanın temiz olmayana, avret yerleri kapalı olanın açık bulunana, özürsüz kimsenin özürlüye, bir özür sahibinin başka bir özür sahibine uyması câiz değildir. Fakat özürleri bir olan kimselerin birbirine uyması caizdir. 153- Kadının kadına imamlık yapması mekruh olmakla beraber caizdir. Şayet kadınlar kendi aralarında cemaatle namaz kılacak olurlarsa imam olacak kadın, aralarında durur, önlerine geçmez. Bu öne geçme de mekruhtur. 154- Abdestte ayaklarını yıkamış olan kimsenin ayaklarına mesh etmiş olan kimseye ve abdest almış kimsenin teyemmüm etmiş kimseye, ayakta namaz kılanın oturarak namaz kılana, boyu düzgün olanın rukû derecesinde kanbur olana uyması caizdir. Son üç durumda uymanın caiz olmasına İmam Muhammed muhaliftir. 155- Farz namaz kılanın nafile veya başka bir farz namazı kılana uyması caiz değildir. Fakat nafile namaz kılanın, farz namaz kılana uyması caizdir. Meselâ öğle namazını kılmış olan bir kimse, öğle namazını kıldıran bir imama uyacak olsa, bu ikinci defa kılacağı namaz, bir nafile olarak caiz bulunur. 156- Bir kimsenin kendisini haklı yere istemeyen bir cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Fakat istenmemeyi gerektirici bir durum veya imamlığa daha ehliyetli bir zat bulunmadığı takdirde cemaatin istememesine bakılmaz. Çünkü bu takdirde cemaatin istememesi gayr-i meşru bulunmuş olur. 157- Mezhep farklılığı uymaya mani değildir. Yeter ki imam olan zat, namazın şartlarına, rukûnlarına riâyet etsin. Şöyle ki müslümanlar, fıkıh bakımından mezhepleri farklı olsa da esasta bir oldukları için birbirine uyabilirler. Bu hususta en faziletli olan, her müslümanın kendi mezhebinde bulunan bir imama uymasıdır. Bu olmayınca diğer mezhepte bulunup namazın farzlarına riayet eden herhangi bir imama uyulması, tek başına namaz kılmaktan daha faziletlidir. Şu kadar var ki bir müslüman, kendi mezhebine göre namazı bozacak bir şeyin böyle bir imamda bulunduğunu görüp bilirse, ona uyması sahih olmaz. Bir Hanefî'nin, burnundan kan aktığı halde abdestini yenilemeden imamlığa geçen bir Şafiî'ye uyması gibi. (Malîkiler ile Hanbeliler'e göre ise namazın sahih olması için şart olan şeylerde yalnız imamın mezhebine itibar olunur, uyanın mezhebine bakılmaz. Bu sebeple bir Maliki veya Hanbelî, başının tamamını mesh etmemiş olan bir Şafiî'ye veya Hanefî'ye uysa namazı sahih olmuş olur. Çünkü böyle bir mesh, her ne kadar Maliki ve Hanbelî mezheplerince sahih değilse de Hanefî ve Şafiî mezheplerince sahihtir.) 158- İmam olan zat, cemaati nefret ettirecek şeylerden sakınmalıdır. Meselâ bir imamın kıraati veya tesbihleri cemaate ağırlık verecek derecede uzatması doğru değildir. Bu hususta sünnetin en az olan mertebesi ile yetinmelidir. Çünkü bu uzatma cemaati nefret ettirir, bu da mekruhtur. Cemaatle kılınacak bir namazın sevabı daha fazladır. Bu sevaptan başkalarını mahrum bırakmaya sebebiyet vermek münasip olamaz. Ancak cemaat, bu uzatmaya razı olurlarsa, o zaman mekruh olmaz. Bununla beraber cemaatin rükû, secde tesbihlerini ve ka'de (oturuş)ları sünnet üzere tamamlamalarına meydan vermeyecek tarzda imamın acele davranması da mekruhtur. Cemaatin yetişmesi için imamın rükûyu uzatması da mekruh bulunmaktadır. 159- İmamın kendisine kolay gelen âyetleri, sûreleri okuması vaciptir. Henüz kuvvetlice ezberlememiş olduğu âyetleri okumamalı, cemaati hatırlatma yapmaya mecbur bırakmamalıdır. Şöyle ki imam bir âyette yanılır, hatırlayamazsa bakılır; eğer sünnet miktarı veya namazın caiz olacağı kadar kıraatte bulunmuş ise hemen rükûya gitmelidir, yanıldığı yeri cemaatten birinin söylemesi için beklememelidir. Bu miktarı okumamış ise başka bir âyete geçmelidir. 160- İmamın cemaatten en az bir arşın (yaklaşık 68 cm.) miktarı yüksek veya alçak bir yerde durup namaz kıldırması mekruhtur. Ancak kendisiyle beraber cemaatten bir kaç kimse bulunursa, o zaman mekruh olmaz. 161- İmam ile uyan kimsenin yerleri hükmen bir olmalıdır. Bu sebeple aralarında yüksek boylu bir duvar olup imamın görülmesi veya sesinin işitilmesi mümkün bulunmasa uyma sahih olmaz. Aynı şekilde imam ile uyan kimse arasında veya imama uyan ile öndeki saf arasında uzaklık bulunsa bakılır; eğer namaz mescit dışarısında kılınıp aradaki mesafe, bir saf bağlanacak miktardan az ise uyma sahih olmuş olur. Fakat bundan fazla ise sahih olmaz. Fakat namaz mescit içinde kılınmakta ise, bu uzaklık ne kadar olursa olsun, uymanın sahih olmasına mani değildir. Bununla beraber bazı alimlere göre mescit, Beyt'ül-makdis mescidi (Mescid-i Aksa) gibi pek geniş olursa saflar birbirine bitişmeksizin mescidin en uzak bir tarafında durarak imama uyulması caiz olmaz. 162- İmam binitli, uyan râcil = yayan bulunsa veya başka hayvanlara veya gemilere binmiş bulunsalar, mekânın farklı olması sebebiyle uyma sahih olmaz. Aynı şekilde camide veya başka bir yerde imam ile uyan kimse arasında kayık geçecek büyüklükte bir ırmak veya araba yürüyecek genişlikte saf tutulmayan bir yol bulunsa uymaya mani olur. 163- Cemaate kavuşmak için koşa koşa yürümek mekruhtur, tazime aykırıdır. Bu gibi hareketlerden daima sakınmalıdır. 164- Cemaatin birçok kişi olması mutlaka lâzım değildir. Bir kişi ile de cemaatin fazileti meydana gelir. Hatta uyan kişi bir kadın veya bülûğ çağına ermemiş bir çocuk olsa bile. Bu sebeple evde aile fertleriyle beraber cemaatle kılınan namaz da, tek başına kılınan namazdan kat kat daha faziletlidir. Fakat dinen geçerli bir özür bulunmaksızın evde cemaatle namaz kılıp camiye gitmemek, bid'at ve mekruh olmaktan uzak görülmemektedir. Mescitlerde, camilerde cemaatle kılınan namazların fazileti daha fazladır. 146 ncı meseleye de müracaat! 165- Namazda imama uyan, bir kişi ise imamın sağında durur. İki ve daha fazla ise imamın arkasında dururlar. Mekruh olmayan duruş budur. Cemaatin imamdan ileri durması ise caiz değildir. Bu hususta secde yerine değil, ayakların yerine itibar olunur. İmamın ayak topuklarının cemaatin topuklarından ileri olması yeterlidir. (İmam Mâlik'e göre cemaatin imamdan ileri durması, mekruh ise de namazın caiz olmasına mani değildir.) 166- İmama uyan kimse, imama uymaya niyet etmiş olmalı ve kıldıkları farz namaz aynı olmalıdır. Bu sebeple bir kimse, bir imama uymaya niyet etmeksizin uysa veya kendisi meselâ, öğle namazını kılmak istediği halde, imam ikindi namazını kıldırmakta bulunsa uyması caiz olmaz. 167- İmamın sesi kâfi gelmezse cemaatten biri tarafından iftitah ve namaz içindeki tekbirler seslice alınır ve rükûdan kalkarken seslice " ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻭَﻟَﻚَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ = Rabbena ve lekel hamd" denilir ve seslice selâm verilir. Bu, bir"tebliğ ve i'lâm"dır.Şu kadar var ki tekbirler alınırken iftitah ve namaz içindeki tekbir niyeti ile alınmalıdır, sadece i'lâm (duyuru) için alınmamalıdır. Eğer ilk tekbir ile tahrimeye, namaza başlamaya niyet edilmezse bunu alan, namaza başlamış olamaz, diğerleri de tesbih (semiALLAH'ü limen hamideh), tahmid (Rabbena ve lekel hamd), namaz içindeki tekbirler niyeti ile alınmazsa sevaptan mahrum olmaya sebep olur. İmamın sesi yeterli olduğu takdirde ise bu duyuruya ihtiyaç kalmayacağından, bu mekruh olmuş olur. Buna müezzin olan şahıslar dikkat etmelidirler. 168- İmam, birinci selâmı ikinci selâmdan daha yüksek bir ses ile alır ki bu, onun için bir sünnettir. Çünkü seslice selâm alınması cemaate bir duyuru demektir. Bu duyuruya ihtiyaç ise, daha fazla birinci selâmda görülür. 169- İmam selâm verince uyan da tahiyyatı bitirmiş ise selâm verir, salât-ü selâm ile duayı bitirmek için selâmı tehir etmez. Tahiyyat'ı bitirmeden selâm vermesi de caizdir. 170- İmam, namazdan sonra iki tarafa selâm verirken " ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ = Aleyküm" kelimesiyle Hafaza meleklerini ve bütün cemaati kasteder. Cemaatten her biri de sağ tarafına selâm verirken o taraftaki melekler ile cemaati ve o tarafta veya hizasında ise, imamı kasteder. Sol tarafına selâm verirken de o taraftaki melekler ile cemaati ve o tarafta ise imamı kasteder. Onlara selâm vermiş olur. Tek başına namaz kılanlar da bu selâmlar ile yalnız Hafaza meleklerini kastederler. 171- Cemaat, selâmdan sonra: َﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻭَﻣِﻨْﻚَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﺗَﺒَﺎﺭَﻛْﺖَ ﻳَﺎ ﺫَﺍ ﺍْﻟﺠﻼﺎﻝِ ﻭَﻻﺎِﻛْﺮَﺍﻡِ "ALLAHümme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebarekte ya zelcelâli ve'l-ikram." "İlâhî! Sen selâmsın, bütün noksanlardan berisin, dünya ve ahiret selâmeti de senin inayetinle meydana gelir. Sen Mukaddes'sin! Ey celâl ve ikram ile vasıflanmış olan Ma'bud'um!" cümlesi okununcaya kadar yerlerinde durur. {(): ÖNEMLİ NOT: Sahih hadis-i şeriflerde önce üç kere istiğfarın yapılması, sonra bu duanın okunması yazılıdır. Eksik olarak yapılan bu sünnetin tam olarak yapılmasına dikkat edelim. Bak: Müslim, Mesacid: 135, 1/414} Sonra kalkıp sünneti veya duayı başka münasip bir yerde tamamlarlar. Bundan fazla, yerlerinde durmaları mekruh olmaktan beri değildir. Farzdan sonra safı bozmaları müstehaptır. Tâ ki sonradan gelenler, bunları hâlâ farzda sanmasınlar. 172- İmam, selâm verince bakılır; eğer namaz bitmiş ise serbesttir. Dilerse sağ tarafına ve dilerse sol tarafına döner. Kıbleyi sağ veya sol tarafına alır, o şekilde oturur ve dilerse çıkıp işine gidebilir. Ve dilerse cemaate döner. Ancak henüz safların, birinde karşısına denk gelen namaz kılan bir kimse bulunursa, o zaman dönmez. Çünkü namaz kılanın yüzüne karşı oturmak mekruhtur. Fakat namaz bitmeyip kılınacak sünnet bulunursa imam, " َﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ = ALLAH'ümme ente's-selâm..." denilinceye kadar yerinde durur, sonra kalkar, sağa, sola, ileriye veya geriye çekilerek o sünnet namazını kılar. Eğer kendisini bir şey meşgul etmeyecek ise bu sünneti gidip evinde kılabilir. Çünkü sünnetlerin evde kılınması daha faziletlidir. Şu kadar var ki cemaatin yanlış bir düşünceye kapılması muhtemel ise sünnetleri eve gitmeden kılmalıdır. 173- Tek başına namaz kılanlara gelince bunlar farz namazları kıldıkları yerde durabilirler, sünnetleri de orada kılabilirler. Şu kadar var ki nafile namazları başka bir tarafa çekilip kılmaları daha güzeldir. 174- Cemaat, imama kıyam, rukû secde gibi fiilî rukûnlerde ve "Sübhaneke" ile "Tesbihat ve Tahiyyat" gibi zikri hususlarda uyar. Fakat okumakla yerine getirilen bir rukûn olan kıraatte uymaz. Mutlaka susar, imamın sesli olan kıraatini dinler. Bu, İmam-ı Â'zam ile Ebu Yusuf'a göredir. Bu iki imama göre sesli okunan namazlarda cemaatin okuması tahrimen mekruh olduğu gibi sessiz okunan namazlarda da cemaatin okuması böylece mekruhtur. İmam, cemaate reislik etmektedir. Bu sebeple imamın kıraati cemaatin de kıraati demektir. Nitekim bir hadis-i şerifte: ﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻪُ ِﻣَﺎﻡٌ ﻓَﻘِﺮَﺍﺋَﺘُﻪُ ﻟَﻪُ ﻗِﺮَﺍﺋَﺔٌ "Her kim imamla beraber namaz kılarsa, imamın kıraati onun da kıraatidir." {(): İbn-i Mace; İkame:13; No:850; 1/277, A. b. Hanbel; No:14233; 3/339, Darakutni; Salat; No:1; 1/323} buyrulmuştur. Fakat İmam Muhammed sessiz okunan namazlarda cemaatin de kıraatte bulunmasını caiz görmüştür. (İmam Mâlik'e göre gizlice kıraat olunan namazlarda imama uyan da gizlice kıraatte bulunur. Bu güzel görülmüştür. İmam Ahmed'e göre gizlice okunan namazlarda imama uyan da gizlice kıraatte bulunur. Bundan başka imamın sesli okuduğunu cemaatten herhangi biri işitmezse kendisi de kıraatte bulunur, bu vaciptir. Fakat işitirse kıraatte bulunması caiz olmaz. İmam Şafiî'ye göre de gizlice okunan namazlarda imama uyan Fatiha'dan başka âyetler de okur. Sesli okunan namazlarda ise imama uyanın yalnız Fatiha'yı gizlice okuması icap eder. Ancak rekatın kaçırılmasından korkacak olursa o zaman okuması gerekmez.) 175- İmam, namaza başlamak için tekbir alırken ellerini kaldırmasa veya "Sübhaneke"yi okumasa veya rükû, secde tekbirlerini ve bunlardaki tesbihleri veya " ﺳَﻤِﻊَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟِﻤَﻦْ ﺣَﻤِﺪَﻩُ = SemiALLAH'ü limen hamideh" demeyi veya "tahiyyat" ile selâmı terk etse, veya "teşrik" tekbirini almasa cemaat bunları yapar, bu dokuz hususta imama uymaz. İmam Muhammed'e göre imam, "Sübhaneke"yi terk edip Fatiha'yı okuduktan sonra sureye başlamış olsa, artık cemaatte "Sübhaneke"yi okumaz. 176- İmam kunut duasını, bayram tekbirlerini, birinci ka'de (oturuş)u, tilâvet ve sehiv secdelerini terk etse, cemaat de terk eder. İmam bir secde fazla yapsa veya bayram tekbirlerini Ashâb-ı Kiram'dan rivayet edilen miktardan fazla alsa veya cenaze namazında dörtten fazla tekbir alsa veya yanılarak beşinci rekata kalksa, cemaat bu hususlarda imama uymaz. Beşinci rekata kalktığı takdirde bakılır; eğer imam, dördüncü rekattan sonra ka'de yapmış ise cemaat oturarak bekler. İmam derhal dönüp teşehhüdü iade etmeksizin selâm verirse cemaatte beraber selâm verir. Fakat beşinci rekat için de secdeye varırsa cemaat kendi başına selâm verip namazdan çıkar. Şayet imam, dördüncü rekatı müteakip ka'de yapmamış ise cemaat yine bekler, eğer imam derhal ka'deye dönüp daha sonra selâm verirse cemaatte beraber selâm verir. Fakat imam, beşinci rekatın secdesini de yapmış olursa hepsinin namazı bozulmuş olur. Cemaatin kendi kendilerine teşehhüdü ve selâmı fayda vermez. 177- Vitir namazında cemaat, daha kunutu bitirmeden imam rükûya varsa, cemaat de varır. Ancak kunuttan henüz bir şey okumamış olursa, o takdirde cemaat imam ile beraber rükûyu kaçırmayacak miktar bir şey okur. 178- İmam, kunutu unutup rükûya gittiği halde cemaat ona uymamakla imam, başını kaldırıp kunut duasını okuduktan sonra tekrar rükûya gitmekle cemaatte kendisine tâbi olsalar, cemaatin namazı bozulmuş olur. 179- Cemaatle kılınan namazlarda safların muntazam olmasına, aralarında açıklık bulunmamasına dikkat edilir ve imam olan zat, buna dikkat eder. Safların en faziletlisi birinci saftır, sonra sırası ile ikinci üçüncü ve diğer saflardır. İmama yakın bulunmanın fazileti pek çoktur. 180- Cemaatten birinin saf arkasında yalnızca durup imama uyması mekruhtur. Ancak saf arasında sokulup namaza uyacak bir yer bulunmazsa o zaman mekruh olmaz. 181- İmamı rukû halinde bulan kimse kendisine uymak için ilk saflara gideceği takdirde rekatı kaçıracağından korkarsa son safa durarak imama uyar, saflardan birine katılmaksızın kendi başına yalnızca bir yerde durup imama uymaz. Hatta rekat kaçırılacak olsa bile. 182- Namaz kılanın önünden geçmek mekruhtur. Ancak önünde sütre gibi veya ağaç veya direk gibi bir araya giren bir şey bulunursa o zaman mekruh olmaz. Bu mekruh olma durumu kırlarda, büyük mescitlerde namaz kılanın secde edeceği yerden geçmek halindedir. Çünkü böyle büyük yerlerde namaz kılanın önünden hiç geçilmemesinde meşakkat vardır. Evlerde, küçük mescitlerde ise namaz kılanın herhangi bir şekilde önünden geçmesi ile olur. İmamın karşısında bulunan bir sütre, araya giren bir şey, cemaat için de yeter. Nitekim evvelce de beyan olunmuştur. 183- Yüksek veya aşağı bir yerde namaz kılanın önünden, geçildiği takdirde bakılır; eğer geçen kimse ile namaz kılanın bazı uzuvları arasında aynı hizada olma, bir karşılaşma bulunursa, geçen kimse günahkâr olur, yoksa olmaz. Fakat bununla hiç bir vakit namaz bozulmuş olmaz. Bir görüşe göre geçenin aşağı yarısı, namaz kılanın yukarı yarısı ile aynı hizada olsa, yine mekruh olmuş olur. Yerde namaz kılanın önünden ata binmiş bir kimsenin geçmesi gibi. 184- İmam, her nasılsa abdestsiz olarak namaz kıldırmış olduğunu daha sonra, yani cemaat dağıldıktan sonra anlayacak olsa, bunu cemaata imkân dairesinde haber vermesi icap eder. Diğer bir görüşe göre icap etmez. 185- Bir imamın, meselâ köyde bulunan akrabasını gidip görmek için veya bir musibetten dolayı veya sadece bir istirahat için senede bir kere bir hafta kadar imamlık hizmetini terk etmesi dinen, örf ve adete göre uygun görülmüştür. 186- Bir mazeret bulunmadıkça cemaate devam etmelidir. Devam edilmemesini mubah kılacak mazeretler ise teyemmümü mubah kılacak derecede olan hastalıklardır, felçli olmaktır, yürümeye mani olacak derecedeki ihtiyarlıktır, körlüktür, şiddetli yağmur, çamur, soğuk ve karanlıktır, haksız yere bir kimsenin saldırısına uğramak korkusudur, yanından ayrıldığı takdirde zarar göreceğinden korkulan bir hasta bakıcılığında bulunmaktır, hazırlanmış olan bir yolculuk işleriyle uğraşmaktır. Dinî meseleler ve kitap telifi ile uğraşmak, meselâ fıkıh öğrenip öğretmek de bu kısımdandır. Şu kadar var ki, bu meşguliyyet yüzünden cemaati devamlı terk etmek doğru değildir. Sadece tembellik ve önemsememe neticesi olarak cemaati terk edip duran bir kimse ise tazir cezasına müstahak olur, şahadeti kabul edilmez. İmamın bidatçı olmasından dolayı cemaati terk eden kimse ise tazir cezasına müstahak olmaz. Cemaate devam etmek istediği halde makbul bir özür sebebiyle düzenli bir şekilde devamdan mahrum kalan kimse de niyetine göre cemaat sevabına nail olur.