Risale-i NurBüyük İslâm İlmihali

EZAN VE İKAMET

Büyük İslâm İlmihali · s.151

144-Ezan,lugatta i'lam, bildirmek demektir. Şer'i şerifte,"Farz namazlar için muayyen vakitlerde malum şekilde okunan mübarek sözlerden ibarettir."Ezan okuyan şahsa"müezzin"denir. Farz namazlar için ezan, yani bu namazların kılınacağını ilân, kitap ile, sünnet ile sabittir. Fakat müslümanlığın başlangıcında bildiğimiz şekilde ezan okunmazdı. Bir aralık namaz vakti olunca " ﺍَﻟﺼَّﻼﺎﺓَ ﺍَﻟﺼَّﻼﺎﺓَ = Es-salâte es-salâte, Namaza! Namaza!" veya " ﺍَﻟﺼَّﻼﺎﺓُ ﺟَﺎﻣِﻌَﺔٌ = es-salâtü camiatün, namaz toplayıcıdır" yani namaz müslümanların güzel bir cemaat halinde yaşamalarına vasıtadır, bir takım güzellikleri ve şükrün her çeşidini içermektedir" diye nida edilmişti. Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in hicretinin birinci senesinde Medine-i Münevvere'de Mescid-i Nebevî inşaatı bitmiş, Ashab-ı Kiram, düzenli bir halde toplanarak cemaatle namaz kılmaya başlamışlardı, işte bu sırada Rasul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz namaz vakitlerinin ilânı hususunda Ashab-ı Kiram ile istişarede bulundu. Nihayet Ashab-ı Kiram'dan bazı şahısların aynı şekilde görmüş oldukları sadık bir rüyayı ve onu doğrulayan bir vahye dayalı bildiğimiz şekilde ezan okunmaya başlanmıştır ki bu, erkekler hakkında vacip kuvvetinde bir sünneti müekkededir. Müslümanlığın en büyük şiârından biridir. Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in hicreti bahsine de müracaat! Ezan-ı Muhammedî vasıtası ile halka hem namaz vakitleri ve namazların kılınacağı bildirilmiş oluyor, hem de namazın dünya ve ahirette kurtuluşa sebep olacağı söylenilmiş oluyor, bununla beraber bütün cihana karşı da İslâm dininin en mukaddes esasları ilân edilmiş bulunuyor. Gerçekten yeryüzünde namaz vakitleri muhtelif saatlere rastlamaktadır. Bu sebeple hiç bir saat yoktur ki; İslâm mabedlerinin yüksek minarelerinden bütün insaniyet alemine ALLAH Teâlâ'nın varlığı, birliği, azameti, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in risâleti, namazın dünya ve ahirette kurtuluşa vesile olduğu birer yüksek sedâ ile ilân edilmiş olmasın. Ne şerefli bir irşat vazifesi! Ezan ile ikamete dair bir takım hükümler vardır. Şöyle ki: l. Ezan, şu mübarek kelimelerden ibarettir. ﺍﻟﻠّٰﻪ َﻛْﺒَﺮُ ﺍﻟﻠّٰﻪ َﻛْﺒَﺮُ ﺍﻟﻠّٰﻪ َﻛْﺒَﺮُ ﺍﻟﻠّٰﻪ َﻛْﺒَﺮُ َﺷْﻬَﺪُ َﻥْ ﻻﺎ ِﻟٰﻪَ ِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ َﺷْﻬَﺪُ َﻥْ ﻻﺎ ِﻟٰﻪَ ِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ َﺷْﻬَﺪُ َﻥَّ ﻣُﺤﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ َﺷْﻬَﺪُ َﻥَّ ﻣُﺤﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺣَﻲَّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓِ ﺣَﻲَّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓِ ﺣَﻲَّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻔَﻼﺎﺡِ ﺣَﻲَّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻔَﻼﺎﺡِ ﺍﻟﻠّٰﻪ َﻛْﺒَﺮُ ﺍﻟﻠّٰﻪ َﻛْﺒَﺮُ ﻻﺎ ِﻟٰﻪَ ِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ "ALLAH'ü ekber, ALLAH'ü ekber, ALLAH'ü ekber, ALLAH'ü ekber Eşhedü en lâ ilahe illALLAH, Eşhedü en lâ ilahe illALLAH Eşhedü enne Muhammede'r-resûlüllâh, Eşhedü enne Muhammede'r-resûlüllâh Hayye ale's-salâh, Heyye ale's-salâh Hayye ale'l-felâh, Hayye ale'l-felâh ALLAH'ü ekber, ALLAH'ü ekber lâ ilâhe illALLAH." Memleketimizde bir müddet şu terceme okunmuştu: {(): Ezan, İslam'ın değişmez bir simgesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun, müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir. Aslî (özgün) dilinde okunması konusunda onbeş asırlık bir uygulama ve bir ittifak söz konusudur. Ezan'ın asıl gayesi vaktin girdiğini bildirip, namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bunun yolu da bilinen aslî lafızlarıyla okunmasından geçer. Herkesin konuştuğu veya dilediği dilde ezan'ın okunması halinde birçok kargaşanın, çekişmenin ve bölünmenin ortaya çıkacağı açıktır. Böyle bir uygulama beraberliği zedeleyeceği, toplumsal bütünlüğü bozacağı, ibadetlerden beklenen asıl gayeyi ortadan kaldıracağı için de mahzurludur. Ne ilginçtir ki: Memleketimizde cami cemaatının, namaz kılanların "Türkçe ezan" diye bir problemi ve isteği yoktur. Cami ile, namaz ile uzaktan-yakından ilgisi olmayan, kimselerin ezan hakkında görüş belirtmesi normal mi?... Camiye uğramayan, namaz kılmayan kimseyi ezan niçin ilgilendirir, anlamak mümkün değil! ALLAH hidayet versin. Amin.} "Tanrı uludur, Tanrı uludur. Tanrı uludur. Tanrı uludur. Şüphesiz bilirim, bildiririm Tanrı'dan başka yoktur tapacak. Şüphesiz bilirim, bildiririm Tanrı'dan başka yoktur tapacak. Şüphesiz bilirim, bildiririm Tanrı'nın elçisidir Muhammed, şüphesiz bilirim, bildiririm Tanrının elçisidir Muhammed. Haydin namaza, haydin namaza. Haydin felaha, haydin felaha. Tanrı uludur, Tanrı uludur. Tanrıdan başka yoktur tapacak." Sabah namazında iki kere"Hayye ale'l-felâh=Haydin felaha"dan sonra iki kere: ﺍَﻟﺼَّﻼﺎﺓُ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﻮْﻡِ = Es-salâtü hayrün minen nevm = Namaz uykudan hayırlıdır" diye 2. Erkekler tarafından gerek tek başına ve gerek cemaatle farz namaza başlanılacağı sırada ikamet yapılır. Yani mübarek ezan kelimeleri aynen okunur. Şu kadar var ki iki kere "Hayyealel-felah"dan sonra "Kad kameti's-salâtü kadkameti's-salat" denir ki, tercümesi "namaz başladı, namaz başladı"dır. Bu "salat" kelimeleri üzerinde durulunca "salah" diye okunur. Bir de ezanda her cümlenin arası bir duraklama ile ayrılır, ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir ki buna"teressül"ve"irtisal"denir. İkamette ise duraklama yapılmaz, sürat gösterilir ki, buna da"hadr"denilir. {(): ÇOK ÖNEMLİ NOT: ﺍَﻟَْﺬَﺍﻥُ ﺟَﺰْﻡٌ ﻭَ ﺍﻟِْﻘَﺎﻣَﺔُ ﺟَﺰْﻡٌ "Ezan cezm edilir ve ikamet cezm edilir...." hadis-i şerifi hükmünce ezan ve ikametin kelimeleri cezimlidir ki, gerek tekbirler, gerek diğer cümleler birbirine bitiştirilmemek üzere sonları cezimli olarak okunur. Tekbirlerin bitiştirilmesi halinde "ekber" kelimesinin sonundaki "rı" harfi "ALLAH" lafzı celalindeki hemzenin "e" sesinin nakledilmesiyle "a" yani, "ALLAH'ü ekberallahü ekber" şeklinde okunur. "ALLAHü ekberullahü ekber." şeklinde okunması yanlıştır. Maalesef ezan okuyanların büyük bir kısmı bundan gafildir. (Nimet-i İslam} 3. Cumadan başka bir farz için birden fazla ezan ve hiç bir farz için birden fazla ikamet meşru değildir. Bu sebeple bir cami-i şerifte ezan ve ikametle vakit namazı alışılmış bir şekilde kılındıktan sonra tekrar cemaatle veya tek başına bazı kimselerin kılacakları aynı namaz için ne ezan okunur, ne de ikamet alınır. Vitir, bayram, teravih ve diğer nafile namazlarda ikamet yoktur. 4. Evde veya kırda kılınacak farz namazlar için de hem ezan hem de ikamet daha faziletlidir. Bununla beraber, bunlar da yalnız ikamet ile yetinilebilir. Fakat ezan ile yetinmek mekruhtur. 5. Bir namaz için daha vakti gelmeden ezan okumak caiz değildir. Böyle bir ezanı iade lazım gelir. Çünkü bununla vaktin geldiğini haber vermek faydası hasıl olmuş olmaz. Ancak İmam Ebû Yusuf ile diğer üç mezhep imamlarına göre yalnız sabah namazı için vaktinden evvel ezan okunması caizdir. 6. Ezan ile ikametin arasını biraz ayırmak uygundur. Şöyle ki akşam ezanından sonra üç kısa âyet okunacak kadar bir ara verilmeli, sonra ikamette bulunmalıdır. Diğer vakitlerde ise her iki rekatında oniki âyet okunarak iki veya dört rekat namaz kılınacak kadar bir ara verilmelidir. 7. Ezan ve ikamet vakit namazları için sünnet olduğu gibi kaza namazları için de sünnettir. Çünkü bunlar, vakitlerin değil, namazların sünnetlerindendir. 8. Birden fazla kaza namazları başka başka meclislerde kaza edildiği takdirde, her biri için ezan ve ikamet lâzımdır. Bir mecliste kaza edildiği takdirde ise her biri için ayrıca bir ezan ve ikamet daha faziletli ise de -ilk kaza edilecek namaz için ezan ve ikamet getirildiği takdirde-diğerleri için yalnız ikamet de yeterli olur. 9. İkamet ile namaz arasında yemek, içmek veya yıkanmak gibi bir şey vaki olsa, ikameti iade etmek gerektir. Fakat ikamet alan kimse, ika-metten sonra sünnet kılsa veya imam ikametten sonra hazır olsa, ikamet iade edilmez. 10. Müezzin olan şahsın sünneti bilen, takva sahibi olması müstehaptır. Cahillerin, fâsıkların ezan okumaları mekruhtur. 11. Sarhoşun, deli ile henüz iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayıramayan çocuğun okuyacağı ezanı iade etmek mendup veya vaciptir. Akıllı olan bir çocuğun ezan okuması da bir rivayete göre mekruhtur. 12. Ezanı oturarak okumak mekruhtur. Ancak yalnız kendisi için okuyacak olursa o zaman mekruh olmaz. Seferi olan kimseden başkası için ezanı binekli-vasıta içinde okumak da mekruhtur. 13. Ezanda telhin, yani ezan kelimelerini, harflerini caiz-sahih olacak şekilde okumamak mekruhtur. 14. Kadınların, bunakların, cünüplerin ezan okumaları veya ikamette bulunmaları mekruhtur. Bunların ikametleri değilse de okudukları ezanlar iâde edilmelidir. Çünkü ezanın tekrar edilmesi cuma gününde olduğu gibi meşrudur. Abdestsiz kimselerin de ikamette bulunmaları mekruhtur. 15. Müezzin, cemaatin haline bakmalıdır. Cemaat bir namazın vaktiyle kılınmasını istediği takdirde hemen ikamette bulunmalı, mahalle reisi veya benzeri şahısların gelmelerini beklememelidir. Çünkü bunda riya, dalkavukluk ve cemaate eziyet vardır. 16. Müezzin, ezanda ve ikamette ayakta olarak kıbleye yönelir. " ﺣَﻲَّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓِ = Hayye ale's-salah = Haydin namaza." derken sağ tarafa, " ﺣَﻲَّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻔَﻼﺎﺡِ = Hayye ale'l-felah = Haydin felaha." derken de sol tarafa döner. Minarede ise görülecek lüzuma göre sağ taraftan sol tarafa doğru dolaşarak okur bitirir ve ezanda sesinin yükselmesine yardım etsin diye iki parmağının uçlarını iki kulağına tıkamış bulunur. 17. Sesi yükseltmek, güzelleştirmek gibi bir özür, meşru bir gaye sebebiyle olmaksızın ikamet esnasındatenahnüh= boğazı temizlemek mekruhtur. Ezan ve ikamet esnasında müezzinin söz söylemesi de mekruhtur. Hattâ bu esnada kendisine verilecek bir selâmı bile almaz. 18. Ezan okunurken işitenlerin sözü kesmeleri, hatta Kur'an okuyan kimsenin de durup ezanı dinlemesi daha faziletlidir. Diğer bir görüşe göre mescit içinde veya kendi evinde Kur'an okumakta bulunan kimse, okumasına devam eder. Ancak kendi mahallesinin mescidinde ezan okunursa o zaman devam etmez. Bununla beraber ezan esnasında işitenlerin söz söylemelerinin mekruh olmadığı da beyan olunmaktadır. 19. Ezanı ve ikameti işiten kimsenin bunları kendi kendine müezzin gibi okuması ve ancak "Hayye ale's-salâh, Hayye ale'l-felah" denirken kendisinin " ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ = Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah = Günahtan dönmek, çekinmek, itaata güçlü bulunmak ancak ALLAH Teâla'nın koruması ile yardımı ile mümkün olur." demesi ve sabah ezanında müezzinin " ﺍَﻟﺼَّﻼﺎﺓُ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﻮْﻡِ = Es-salâtü hayrun mine'n-nevm = Namaz uykudan hayırlıdır." demesine karşı da: " ﺻَﺪَﻗْﺖَ ﻭَ ﺑَﺮِﺭْﺕَ = sadakte ve berirte" yani "sadıksın, gerçeksin, doğru söylemiş bulunuyorsun" diye karşılıkta bulunması müstehaptır. Ezanı işiten kimse cünüp de olsa, bu şekilde karşılık verir. Çünkü bu, bir övgüdür. Fakat hayızlı ile loğusa karşılık vermez. Zira onlardan fiilen bir karşılık verme olan namaz düşmüş olduğundan böyle sözlü bir karşılık verme de düşmüş bulunur. 20. Ezanı işiten kimse, ilk " َﺷْﻬَﺪُ َﻥَّ ﻣُﺤﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ = Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah = Şehadet ederim ki Muhammed (S.A.V) ALLAH'ü Teâla'nın Rasûlüdür." denilirken " ﺻَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ " Sallallâhü aleyke yâ rasûlallâh" der ki, "ALLAH Teâlâ sana rahmet etsin ey ALLAH'ın Peygamberi" demektir. İkinci defa "Eşhedü enne Muhammeden... denilirken: ﻗَﺮَّﺕْ ﻋَﻴْﻨِﻰ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ = Karret ayni bike yâ resûlallâh" der ki, "Gözüm seninle aydın olsun" mealindedir. Ve bunları derken baş parmaklarının tırnaklarını yahut şahadet parmaklarının uçları içini öperek gözlerine sürer ki, bu bir müstehaptır. Bu, ikamette yapılmaz. 21. Ezanı işiten bir müslüman sonunda: َﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺭَﺏَّ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺪَّﻋْﻮَﺓِ ﺍﻟﺘَّﺎﻣَّﺔِ ﻭَﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓِ ﺍﻟْﻘَﺎﺋِﻤَﺔِ ﺕِ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍۨ ﺍﻟْﻮَﺳِﻴﻠَﺔَ ﻭَﺍﻟْﻔَﻀِﻴﻠَﺔَ ﻭَﺍﻟﺪَّﺭَﺟَﺔَ ﺍﻟﺮَّﻓِﻴﻌَﺔَ ﻭَﺍﺑْﻌَﺜْﻪُ ﻣَﻘَﺎﻣًﺎ ﻣَﺤْﻤُﻮﺩًﺍۨ ﺍﻟَّﺬِﻱ ﻭَﻋَﺪْﺗَﻪُ ﺍِﻧَّﻚَ ﻻﺎ ﺗُﺨْﻠِﻒُ ﺍﻟْﻤِﻴﻌَﺎﺩَ "ALLAH'ümme Rabbe hâzihi'd-da'veti't-tammeti ve's-salâti'l-kâimeti âti Muhammedeni'l-vesilete ve'l-fazilete ve'd-derecete'r-refiate veb'ashü makamen Mahmudeni'l-lezi veadtehu. İnneke lâ tuhlifü'l-mîâd" "ALLAH'ım! Ey bu tam davetin yani mübarek ezanın ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbisi! Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V)e vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et ve onu kendisine va'd buyurmuş olduğun makamı Mahmud'a eriştir, şüphe yok ki sen vadinden dönmezsin." diye dua etmelidir. Çünkü böyle dua eden, şefâate hak kazanmış olur, Fahri âlem Efendimiz kendisine şefâat edecektir. Bu duada geçen"vesile"nincennette bir yüce makam olduğu,"fazilet"inde yine yüksek bir makam olduğu,"Makam-ı Mahmud"unda en büyük şefâat makamı olduğu beyan olunmaktadır. Böyle bir duada bulunmak, Resûl-ü Ekrem (S.A.V)e muhabbetin kuvvetlice bağlılığın bir nişanesidir. 22. Beş vakitte ezan okunduktan sonra"namaz vakti"gibi bir tabir ile ayrıca nida edilmesine:"Tesvib = tekrar i'lâm"denir. Görülen tembellikler, ihmaller sebebiyle böyle bir ihtar da yapılabilir. Bunu, daha sonraki devirlerin alimleri güzel görmüşlerdir. Kısacası, Ezan-ı Muhammedî müslümanlığın en büyük güzelliklerinden biridir. Müezzin olan zat, bütün âleme karşı Hak Teâlâ'nın varlığını, birliğini, Resul-ü Ekrem (S.A.V)in Peygamberliğini ilân eden, bütün insanları dünya ve ahiret kurtuluşuna davet eyleyen pek hayırlı bir insan demektir. Bunun içindir ki Peygamber (S.A.V) Efendimiz şöyle buyurmuştur:"Müezzinin sesinin yetiştiği yerlere kadar insan, cin ve başka hiç birşey yoktur ki onu işitip duymuş olsun da, kıyamet gününde müezzin için güzel şahitlikte bulunmasın."{(): İbn-i Hibban; Salat:7; No:1661-1666; 4/551-Musannef İbn-i Ebi Şeybe; Ezan:36; No:16-17; 1/25} Diğer bir hadisi şerifte:"İnsanların kıyamette en uzun boylusu müezzinlerdir."{(): Sahih İbn-i Hibban; Salat:7; No:1670; 4/556- A.b.Hanbel; No:16419; 4/95- Musannef İbni Ebi Şeybe; Ezan:36; No:8-10; 1/254} mealindedir. Hazret-i Ömer (R.A.):"Eğer üzerimde halifelik vazifesi olmasaydı, müezzinlik yapardım."demiştir. {(): Musannef İbni Ebi Şeybe; Ezan:36; No:1; 1/254} Bütün bunlar, müslümanlıkta hakka hizmetin, ALLAH adını yüceltmenin, hayrı istemenin ne kadar kıymetli, şerefli birşey olduğunu göstermektedir.