HUDEYBİYE ANLAŞMASI VE HAYBER GAZASI
Büyük İslâm İlmihali · s.585
143- Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in Hicretinin altıncı senesi idi. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz Beytullahı ziyaret için Zilkade ayının başında bin beş yüz kadar Ashab-ı Kiramıyla Medine-i Münevvere'den çıktı. Mekke-i Mukerreme tarafına yöneldi. Mübarek maksatları savaş olmadığı için Ashab-ı Kiram, yanlarına mükemmel savaş aletleri almayıp yalnız birer kılıç kuşanmışlardı. Mekke-i Mükerreme'deki gayrimüslimler, Hz. Peygamber (S.A.V)in teşrifini haber alınca bir ordu halinde Mekke-i Mükerreme dışarısına çıkıp "Hudeybiye" denilen mevkiyi tutmuşlar, Resulü Ekrem (S.A.V)in Mekke-i Mükerreme'ye girmesine mani olmaya karar vermişlerdi. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, kendilerine Hz. Osman (R.A)'ı gönderdi, yüksek maksatlarını bildirdi. Fakat onlar yine razı olmadılar. 144- Mes'udi Sekafînin oğlu Urve, yolda Resulü Zişan (S.A.V) Efendimiz'e tesadüf ederek Ashab-ı Kiram'ın hareketlerine dikkat etmişti. Ashab-ı Kiram ise, Resulü Ekrem (S.A.V)in çevresinde pervane gibi dolaşıyor, bütün emirlerini hemen yerine getiriyor, huzurlarında son derece tazim ile hareket ederek yavaşça konuşuyor, abdest alırken serpilen damlaları alıp yüzlerine gözlerine sürüyorlardı. Urve, Mekkelilerin yanlarına gidince: "Ey cemaat!. Ben Kayser'in, Kisra ile Necaşinin divanlarında bulundum, birçok hükümdarlarla görüştüm, vallahi ben, Muhammed (S.A.V)in hakkında Ashabının yaptıkları hürmet ve itaatin benzerini hiç birinde görmedim, bunlar öyle kolay kolay dağılacak bir cemiyet değil" diyerek kendilerini uzlaşmaya teşvik etti. Mekkeliler, Arap Ediplerinden "Amr oğlu Süheyl"i Huzuru Nebeviye gönderdiler. Nihayet on sene müddetle barış anlaşmasına karar verildi ki, buna "Hudeybiye barış anlaşması" denir. 145- Hudeybiye barış anlaşması esnasında Hz. Osman (R.A)'ın Mekke-i Mükerreme'de şehid edilmiş olduğuna dair bir haber yayıldı. Bunun üzerine Resulü Ekrem (S.A.V) Hazretleri, bir ağacın altına oturdu, bütün Ashab-ı Kiram toplandı, ölünceye kadar dayanma-direnme gösterip savaştan kaçınmayacaklarına dair Resulü Zişan (S.A.V) Hazretlerine söz verdiler. Buna "Bey'atü'r-rıdvan" denilmiştir. Çünkü bu ahid ve biatı yapan Ashab-ı Kiramdan ALLAH Teâlâ Hazretleri razı olduğunu Kur'an-ı Kerim ile haber vermiştir. Fakat yayılan bu haberin doğru olmadığı anlaşıldı. Düşmanlar, Ashabı Kiram'ın bu kararını duyunca korktular, Hz. Osman (R.A)'ı serbest bıraktılar, barış anlaşması imzalandı. Resulü Ekrem (S.A.V) ile Ashab-ı güzîni, kurbanlarını keserek Medine-i Münevvere'ye geri döndüler. 146- Hudeybiye barış anlaşmasının başlıca şartları şunlardır: 1. Müslümanlar ile diğer taraf arasında on sene savaş olmayacak, iki taraftan hiç biri diğerinin malına, canına taarruz etmeyecek. 2. Müslümanlar, bu sene Beytûllahı ziyaret etmeksizin geri dönecekler, gelecek sene üç günden fazla olmamak üzere Mekke-i Mükerreme'ye gelip Kâ'be-i Muazzama'yı ziyaret edebilecekler, bu üç gün içinde Mekkeliler şehir dışına çıkacaklar. 3. Müslümanlardan Kureyş'e sığınacaklar olursa geri döndürülmeyecek, fakat onlardan müslümanlara sığınanlar geriye döndürülecek. 4. Müslümanlardan hac ve umre veya ticaret için Mekke-i Mükerreme'ye geleceklerin canları, malları emniyet altında olacak, Kureyş tarafından Mısır'a, Şam'a geçip gitmek ve ticarette bulunmak üzere Medine-i Münevvere'ye gelenlerin de canları ve malları emniyet altında bulunacak. 5. Kureyş'ten başka kabileler, isterlerse müslümanların ve isterlerse Kureyş'in himayesine girebilecek. Bu barış anlaşması üzerine Huza'a kabilesi, müslümanların, Benî Bekr kabilesi de Kureyş kabilesinin himayesine girdi. 147- Hudeybiye barış anlaşmasının ehemmiyeti, İslâm tarihinde pek büyüktür. Bunun çok faydaları görülmüştür. Bu büyük bir muzafferiyet demekti. Fakat bunu ilk evvel takdir eden yalnız Şanı yüce Peygamber (S.A.V) Efendimiz bulunmuştu. Bu faydaların bir kısmı şunlardır: 1. Ashab-ı Kiram, şavaşa hazırlanmamışlardı, silâhları noksandı. Düşman ise, çok hazırlıklı idi, âdete göre savaş edilmesi uygun değildi. Bu barış anlaşması ile bu savaşın önü alınmış oldu. 2. Müslümanlar, mükemmel talim ve terbiye görmüş oldukları için belki düşmanlarına galip geleceklerdi. Fakat Mekke-i Mükerreme'ye kat'i bir lüzum olmadığı halde savaş ile girilseydi Kâ'be-i Muazzama'ya hürmetsizlik edilmiş olurdu. Bilhassa Mekke-i Mükerreme'de bulunup da müslüman olduklarını korkularından saklayan bir kısım zayıf kimseler vardı, bunlar ayaklar altında kalabilirdi. Bu barış anlaşması ise, bunlara meydan bırakmamıştır. 3. Mekkeliler, Medine-i Münevvere'de kurulan İslâm hükümetini o zamana kadar tanımıyorlardı, bu barış anlaşması sayesinde ise, müslümanlar, kendi hükümetlerini onlara tanıtmış oldular. 4. Müslümanlar, bu antlaşma sebebiyle Kureyş'in taarruzundan emin olarak başka düşmanlarıyla uğraşmaya vakit buldular, başka taraflarda fetihler elde ettiler. 5. Bu barış anlaşması sayesinde birçok kabileler, müslümanlar ile serbestçe görüşerek müslümanlığın yüksekliğini anlamış oldu. Müslümanlığı kabul edenlerin sayıları birdenbire pek fazla arttı. Kısacası Hudeybiye barış anlaşması, birfeth-i mübîn(apaçık bir fetih) idi. 148- Hayber gazasına gelince, bu da Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in hicretinin yedinci senesinde vaki olmuştur. Şöyle ki, Hayber, Medine-i Münevvere'nin Şam tarafında dört günlük bir mesafede bir şehir idi. Çevresinde bir çok kaleler, hurmalıklar, tarlalar vardı. Burada yahudiler otururlardı, bir çok İslâm düşmanları da gelip bunlara katılıyordu, bunlar Müslümanlara karşı bir tehlike teşkil ediyorlardı. Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in hicretinin yedinci senesi Muharrem'inde idi ki, Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, dört yüz piyade, iki yüz süvari ile burasını kuşattı. 149- İslâm ordusunun Hayber'e ulaşması geceye tesadüf etmişti. Fakat bir kavmi habersiz basmak, Şanı yüce Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in âdetleri değildi, sabaha kadar bekledi, sabahleyin kuşatma başladı. Hayber kaleleri, pek sağlam idi. İslâm sancağı her gün Ashab-ı Kiram'dan büyük bir zata veriliyordu, fakat tam bir fetih nasib olmuyordu. Nihayet bir gece Fahr-i âlem (S.A.V) Hazretleri buyurdu ki: "Yarın İslam sancağını öyle bir zata teslim edeceğim ki, O, düşmana aralıksız hücum eder, asla kaçınmaz, O, Cenab-ı ALLAH'ı ve resulünü sever, Cenab-ı Hak ile Resulü de onu sever, ALLAH onun elleri ile fetih nasîp buyuracaktır." Ertesi gün Hz. Ali (R.A), Medine-i Münevvere'den gelip orduya yetişti. Göz ağrısından rahatsız olduğu için geride kalmıştı. Resulü Ekrem (S.A.V) Hazretleri İslâm sancağını Hz. Ali (R.A)ye verdi, O da hemen Kamus kalesi üzerine yürüyüp önünde sancağı dikti, bir çok Yahudiler ile teke tek vuruşmada bulunup hepsini tepeledi ve en sonunda Kamus kalesini fethetti, diğer kaleler de birer birer zaptedildi. 150- Hayber arazisi beytülmal adına kaydedildi. Halkı da bu araziyi ekip mahsullerinin yarısını beytülmâl'e vermek üzere yerlerinde bırakıldı. O tarihe kadar İslâm ordusunda yalnız reislere mahsus olmak üzere bir sancak bulunurdu. Hayber gazasında ise, askerlere de bayraklar verilmişti. Hayber gazasında müslümanlardan on beş şehit vardı. Düşmanın kaybı da doksan üç kişi idi. Hayber'in fethinden sonra Haris kızı Zeynep adında bir Yahudi kadını, Peygamber (S.A.V) Efendimiz'e hediye olarak kızartılmış bir koyun takdim etti. Resulü Ekrem (S.A.V) Hazretleri, bundan bir lokma alır almaz; "Bu zehirlidir, sakın yemeyiniz!" diye emretti, mübarek omuzları arasından kan aldırdı, bu kadını da kendisi için cezalandırmayıp af buyurdu. Fakat Bera oğlu Bişr adındaki muhterem Sahabi, bundan yediği bir lokma yüzünden derhal vefat etmiş, Zeynep de suçunu itiraf eylemiş olduğundan Bişr'in varislerinin talebi üzerine, Zeynep kısas olmak üzere öldürüldü. Yaptığı cinayetin cezasını buldu.