CENAZELERİ KABİRLERİNE KADAR TAKİP ETMEK
Büyük İslâm İlmihali · s.272
588- Cenazeleri, peşinden gidip kabre kadar götürmek sünnettir. Bunda büyük sevaplar vardır. Hattâ akrabadan veya komşulardan veyahut iyi hali ile bilinmiş zatlardan olan bir cenazeyi takip etmek, nafile ibadetten daha faziletlidir, yoksa nafile ibadetler daha faziletlidir. 589- Hazırlanmış olan cenazeleri bir an evvel götürüp kabirlerine defnetmek daha iyidir. Meselâ Cuma günü sabahleyin hazırlanmış olan bir cenazenin cemaati çok olsun diye Cuma namazından sonraya tehir edilmesi mekruhtur. Ancak Cuma namazının kaçırılmasından korkulursa, o zaman mekruh olmaz. Bayram namazı vaktinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı da, bayram namazından sonra, hutbeden evvel kılınır. 590- Cenazeyi taşımakta sünnet olan, dört kimsenin dört taraftan yüklenmesidir. Her tarafından on adım miktarı taşımak müstehaptır ki, toplamı kırk adım eder. Bunun büyük sevabı vardır. Şöyle ki, bir müslüman, cenazeyi evvelâ ön tarafından sağ omuzuna sonra ayak tarafından sağ omuzuna alır, daha sonra ön tarafından sol omuzuna, daha sonra da ayak tarafından sol omuzuna alır ve herbirinde on adım yürür, uygun olan budur. 591- Cenazeleri omuzlar üzerine yüklenerek kabirlerine kadar taşımak onların haklarında gösterilen en büyük hürmet ve tazim nişanesidir. Böyle bir hareket, insanlığın şeref ve kıymetine büyük bir riayeti göstermektedir. Bir insanı eşya taşır gibi bir şekilde uhrevî meskeninin kapısına kadar taşımak, insanlığın hassas ruhunu rencide edebilir. Bu sebeple bir zaruret bulunmadıkça cenazeyi arkaya almak veya hayvana, arabaya yüklemek mekruhtur. Cenaze kendisine ızdırap verilmeksizin omuzlar üzerinde süratlice götürülmelidir. Çocuk olan bir cenazenin de el üstünde götürülmesi, hayvan üzerine yükletilmesinden daha iyidir. Çocuk cenazesini yalnız bir kimsenin yaya veya binmiş olarak eli üzerinde götürmesinde bir sakınca yoktur. 592- Cenazeye katılanlar, cenazenin arkasından yürümelidirler. Daha faziletli olan budur. Bununla beraber önünden yürümeleri de mekruh değildir. Cenazeyi yaya olarak takip etmek de, binmiş olarak takip etmekten daha faziletlidir. Binmiş olan, cemaata eziyet vermemek için arkadan gelir. Ancak fazla ileriden gidecek olursa, o zaman önden gider. 593- Cenazeyi takip edenler, hayatın akıbetini tefekkür etmeli, huşu içerisinde bir vaziyet almalıdırlar, münasip olan budur. Bunların gülüp söylemeleri, dünya lâkırdılarına dalmaları doğru olmaz. Hattâ zikir ile veya Kur'an-ı Mübin'in kıraatı ile seslerini yükseltmeleri bile tahrimen mekruhtur. 594- Cenazeleri buhurlar ile, mumlar ile, gürültüler ile, ağıtlar ile takip etmek mekruhtur. Cenazeye katılanlar, bu gibi şeyleri men etmeye çalışmalıdırlar, men edemeyecekleri takdirde, cenazeye katılmaktan geri dönmezler. (Hanbelîler'e göre cenaze ile beraber haram bir şey bulunur da cenazeye katılan şahıs, bunu engellemekten âciz kalırsa bu cenazeyi takip etmesi haram olur. Çünkü bunda günahı onaylama vardır.) 595- Cenaze için göz yaşları dökerek ağlamakta, kalben mahzun olmakta bir sakınca yoktur. Yeter ki lüzumsuz sözler söylenmesin. Cenaze için ağıt yakmak, yaka yırtmak, yüz tırmalamak, saç yolmak, dizlere vurmak gibi şeyler haramdır, ALLAH'ın takdirine karşı bir isyandır. Bir ölü, kabrinde ailesinin, akrabasının ağlamalarından dolayı azap görmez. Ancak bunlara ağlamalarını vasiyet etmiş olursa, o zaman azap görür. 596- Cenazeye katılanlar daha namazı kılınmadan geri dönmemelidirler. Dönmeye lüzum görülürse, cenaze sahibinin müsaadesini almalıdırlar, daha iyi olan budur. Hele cenazeyi takip eden müslümanlardan bir kısmı, cenaze namazını kılarken diğer bir kısmının seyirci vaziyetinde durarak bu namaza iştirak etmemeleri kadar acınacak, garip görülecek bir hareket olamaz. 597- Cenaze için ayağa kalkmak, başka dinlere benzemek demek olduğundan mekruhtur, memnudur, yasaktır. Bir mâni yok ise, ayağa kalkıp cenazeyi takip etmelidir. Kabirlerine götürülen cenazelere el kaldırıp selâm vermek de gereksizdir, bir esasa dayanmış değildir. 598- Kadınların cenazelerin peşine gidip kabristana kadar varmaları tahrimen mekruhtur. Bundan dolayı sevaba değil, günaha girmiş olurlar.