CENAZELERİN KABİRLERİNE KONULMASI
Büyük İslâm İlmihali · s.273
599- Cenaze kabre götürülüp omuzlardan indirilince cemaat, bir mahzur yok ise, otururlar, bundan evvel oturmaları mekruh olduğu gibi, bundan sonra ayakta durmaları da mekruhtur. 600- Kabrin bir boy miktarı derin ve yarım boy miktarı enli olması da güzeldir, yarım boy miktarı derin olması da yeterli olur. Kabirlerde daha faziletli olanlâhidtir.Şöyle ki, toprağı sert olan bir kabrin içinde kıble tarafı oyulur, ölü buraya konulur. Önüne de tahta, kamış veya kerpiç gibi şeyler konur. Bu halde toprak tam ölünün üzerine değil, bu şeyler üzerine atılmış olur ki, bu ölüye karşı bir hürmet demektir. Fakat kabir yeri yumuşak veya rutubetli olup da lahit kazması mümkün olmazsa, dere gibi çukur kazılır, buna"şakk = yarma"denir, iki tarafı lüzum görülürse kerpiç, tuğla gibi bir şey ile örülür, ölü bunların arasına konulur, üzerine de kendisine dokunmayacak bir tarzda kerpiç veya tahtalar ile tavanımsı bir şey yapılır, bunun üzerine de toprak atılır. 601- Kabrin zemini rutubetli veya yumuşak olduğu takdirde cenaze tabut ile defnedilebilir. Hatta bu halde tabutun taştan, demirden yapılmış olması da caizdir. Fakat böyle olmayınca tabut ile defnedilmeleri mekruhtur. Bazı fıkıh alimlerine göre kadınların tabut ile defnedilmeleri güzel görülmüştür, hatta yer yumuşak olmasa bile. Zemini rutubetli olan bir kabrin içine toprak döşenmesi sünnettir. 602- Cenaze kabre kıble tarafından konulur, sağ tarafı üzerine kıbleye döndürülür, bağı var ise, çözülür, arkası üstüne yatırılmaz. Cenazeyi kabre koyanlar, ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﻋَﻠٰﻰ ﻣِﻠَّﺔِ ﺭَﺳُﻮﻝِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ "Bismillahi ve alâ milleti rasulillahi." "ALLAH Teâlâ'nın isimiyle ve Rasulullah'ın milleti üzerine seni defnediyoruz." derler. Bunların adedi muayyen değildir, yeterli miktarda olması aranır. Kadınları kabre koyacak kimselerin kendilerinin neseb yönüyle mahremleri olmaları daha iyidir. Bunlar bulunmazsa, yabancılardan iyi hal sahibi olanlar tercih olunur. Kadınlar kabre yerleştirilinceye kadar kabirleri üstüne bir perde örtülür. 603- Bir kimsenin "falan şahıs, kendisini yıkasın veya namazını kılsın veya kabre koysun" diye yapmış olduğu vasiyetine riayet lâzım değildir. Ancak velileri bu vasiyete razı olurlarsa, o zaman gerekir. 604- Cenazeyi taşımak veya kabri kazmak için bazı kimseleri ücretle çalıştırmak caizdir. 605- Bir kabristanda, bir kimsenin hazırlamış olduğu bir kabre başka bir ölü defnedilecek olsa, bakılır; eğer kabristan geniş ise, bu mekruhtur, geniş değilse caizdir. Şu kadar var ki o kimsenin masrafını vermek lâzım gelir. 606- Bir kimsenin kendisi için kabir kazdırıp hazırlaması, bir görüşe göre mekruhtur. Çünkü hiçbir kimse kendisinin nerede öleceğini bilemez. Fakat kefen hazırlamakta mekruhluk yoktur, zira buna ihtiyaç çok kere gerçekleşmektedir. Ebu Bekir Sıddık (R.A.) kendisine kabir kazıp, hazırlamak isteyen bir kimseye: "Kendin için kabir hazırlama, kabir için kendini hazırla." diye tavsiye buyurmuştur. 607- Bir müslüman kabrine defnedildikten sonra orada bir deve boğazlayıp paylaşılabileceği kadar oturularak Kur'an okumak güzel görülmüştür. Çok kere Mülk (Tebareke) suresi ile Vakıa' suresi ve İhlâs suresi ve Muavvizeteyn (Felak ve Nas) sureleri, sonra Fatiha'yı şerife ile Bakara suresinin evveli okunur. Sevabı cenazenin ve diğer ehli imanın ruhlarına bağışlanır, cenazenin ilahi mağfirete nail olması için dua edilir. Cemaatın toprağa defnettikleri bir din kardeşlerinden hemen ayrılıp dağılmaları uygun değildir. Cenazenin ruhu, onların orada bulunmalarıyla kabre alışmış,Münker-Nekirtarafından sorulacak suallere hazırlanmış, ALLAH'ü Teâlâ'nın rahmet ve mağfiretinin gelmesine beklemiş olur. Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, bir cenazenin defnini müteakip hemen dönmez, bir müddet kabri yanında durur ve cemaata hitaben: ﺍِﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﺍ ﻟَِﺨِﻴﻜُﻢْ ﻭَﺳَﻠُّﻮﺍ ﻟَﻪُ ﺍﻟﺘَّﺜْﺒِﻴﺖَ ﻓَِﻨَّﻪُ ﺍﻟْﻦَ ﻳُﺴَْﻞُ "Kardeşiniz için ALLAH Teâlâ'dan mağfiret isteyiniz ve kendisine sukunet-kolaylık ihsan buyrulmasını dileyiniz, o şimdi sual görecektir." {(): Ebu Davud; Cenaiz:73; No:3221; 2/234} diye buyururdu. 608- Kabre konulan ve mükellef olan bir müslüman ölü hakkındatelkînverilmesi meşru görülmüştür. Şöyle ki, kabre defnedilmesini müteakip bir salih kimse, kalkıp ölünün yüzünün karşısında durur, ona hitaben: "Ya falan! Yebne fülâne! = Ey falanca kadının oğlu falan" Mesela "Ya Osman! Yebne Zeynep = Ey Zeyneb oğlu Osman!..." diye üç kere seslenir, kendisinin ve anasının adları bilinmezse "Ya abdellah! Yebne Havva! = Ey ALLAH'ın kulu! Ey Havva'nın oğlu!..." denilir. Sonra da: ُﺫْﻛُﺮْ ﻣَﺎ ﻛُﻨْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﻦْ ﺷَﻬَﺎﺩَﺓِ َﻥْ ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭََﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭََﻥَّ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَ ﺣَﻖٌّ ﻭَﺍﻟﻨَّﺎﺭَ ﺣَﻖٌّ ﻭََﻥَّ ﺍْﻟﺒَﻌْﺚَ ﺣَﻖٌّ ﻭََﻥَّ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔَ ﺗِﻴَﺔٌ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻭََﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻳَﺒْﻌَﺚُ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘُﺒُﻮﺭِ ﻭََﻧَّﻚَ ﺭَﺿِﻴﺖَ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺭَﺑًّﺎ ﻭَ ﺑِﺎﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ ﺩِﻳﻨًﺎ ﻭَ ﺑَﻤُﺤَﻤَّﺪٍ ﺻَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺳَﻠَّﻢَ ﻧَﺒِﻴًّﺎ ﻭَ ﺑِﺎﻟْﻘُﺮْﻥِ ﺍِﻣَﺎﻣًﺎ ﻭَ ﺑِﺎﻟْﻜَﻌْﺒَﺔِ ﻗِﺒْﻠَﺔً ﻭَ ﺑِﺎﻟْﻤُْﻤِﻨِﻴﻦَ ﺍِﺧْﻮَﺍﻧًﺎ ﺭَﺑِّﻲَ ﺍﻟﻠﻪُ ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﺖُ ﻭَﻫُﻮَ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ Ya Osman! yebne Aişe! Üzkür ma künte aleyhi min şehadeti en lâ ilahe illALLAH, ve enne Muhammeden Resûlüllah ve enne'l-cennete hakkun, ve'n-nâre hakkun ve enne'l-ba'se hakkun, ve enne's- sa'ate atiyetün la reybe fihâ ve ennallahe yeb'asü men fi'l-kubûr. Ve enneke radiyte billâhi rabben ve bi'l-İslâmi dînen ve bi Muhammedin sallâllahü aleyhi veselleme nebiyyen ve bi'l-kur'ani imamen ve bi'l-ka'beti kıbleten ve bi'l-mü'minine ihvânâ. Rabbiyellahü la ilahe illâ hû, aleyhi tevekkeltü ve hüve rebbü'l-arşi'l-azîm." Ey Osman! Ey Aişe oğlu! Hayatında inanıp devam ettirdiğin şekilde "Eşhedü en la ilahe illALLAH ve enne Muhammeden resulüllah" kelime-i şahadetini zikret, şüphesiz cennet haktır, yani sabitttir, cehennem haktır, öldükten sonra dirilmek haktır, kıyamet haktır, bunda şüphe yoktur. ALLAH Teâlâ kabirlerde bulunanları muhakkak diriltip mahşer yerinde toplayacaktır. Ve sen hatırla ki ALLAH Teâlâ'nın rabliğine, İslâm'ın din oluşuna, Muhammed aleyhisselâtü vesselam'ın peygamberliğine, Kur'an'ın rehber, Kabe'nin kıble ve müminlerin kardeşler oluşuna razı bulunmuş idin. Rabbim ALLAH'tır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Ona tevekkül ettim ve O büyük arş'ın rabbisidir." diye seslenir. Sonra üç kere: ﻳَﺎ ﻋُﺜْﻤَﺎﻥُ ﻳَﺎ ﺍﺑْﻦَ ﻋَﺎﺋِﺸَﺔَ ﻗُﻞْ ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ "Ya Osman! yebne Aişe! Kul la ilahe illâllah." Ey Osman! Ey Aişe oğlu! "Lailahe illâllah" de.", üç kere de: ﻗُﻞْ ﺭَﺑِّﻲَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺩِﻳﻨِﻲَ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡُ ﻭَﻧَﺒِﻲِّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓُ ﻭَﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﺭﺏِّ ﻻﺎ ﺗَﺬَﺭْﻩُ ﻓَﺮْﺩًﺍ ﻭََﻧْﺖَ ﺧَﻴْﺮُ ﺍﻟْﻮَﺍﺭِﺛِﻴﻦَ "Kul rebbiyellah ve dîniye'l-İslâm ve nebiyyî Muhammedün aleyhisselâtü vesselam. Rabbî! lâ tezerhü ferden ve ente hayrü'l-vârisîn." "De ki: Rabbim ALLAH'tır. Dinim İslâm'dır, Peygamberim Muhammed aleyhisselâtü vessellâmdır. Ya Rabbi! Bu ölüyü yalnız bırakma. Sen varislerin hayırlısısın." denilmesi yaygındır. Umulur ki bu gibi kıraatlar, telkinler vesilesiyle ALLAH Teâlâ, ölüyü bağışlar, onun kabir sualine cevap vermesini kolay kılar. Hanefi fıkıh alimlerinden bir görüşe göre, definden sonra telkin yapılması ile ne emredilir, ne de yasak edilir. (Malikîler'e göre telkin, ölüm döşeğinde iken mendup, definden sonra mekruhtur. Şafiîler ile Hanbelîler'e göre ise, müstehaptır.) 609- Bir müslüman, kıldığı bir namazın veya tuttuğu bir orucun veya okuduğu bir Kur'an'ın veya verdiği bir sadakanın sevabını, gerek hayatta olsun ve gerek olmasın diğer bir müslümana veya bütün müslümanlara hediye edebilir, bu caizdir. Bu sevap onlara verilir ve her birinin aynı sevaba nail olacağı ALLAH Teâlâ'nın rahmetinden beklenir. 610- Kabirden çıkan topraktan fazlasını kabrin üzerine atmak mekruhtur. Fakat İmam Muhammed'e göre bunda bir sakınca yoktur. Hazır bulunanların kabir üzerine üçer avuç toprak atmaları ve: ilk defasında ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎﻛُﻢْ = minha halaknaküm - sizi ondan (topraktan) yarattık" ikincisinde ﻭَﻓِﻴﻬَﺎ ﻧُﻌِﻴﺪُﻛُﻢْ = ve fiha nu'idüküm - yine sizi ona (toprağa) döndüreceğiz" üçüncüsünde de ﻭَ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻧُﺨْﺮِﺟُﻜُﻢْ ﺗَﺎﺭَﺓً ُﺧْﺮﻯٰ = ve minha nuhricuküm târeten uhrâ - ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız (dirilteceğiz)" {(): Tâhâ suresi: 55} demeleri müstehaptır. Kabir üzerine su serpmekte de bir sakınca yoktur. Kabirler, birer karış miktarı veya az daha yükseltilir, deve hörgücü gibi yapılır ki, bu menduptur. Düz bir şekilde yapılmaz ve kireçlenmez. Fakat harap olan bir kabir, çamur ile tamir edilebilir. 611- Cenazeleri gündüzün defnetmek müstehaptır. Geceleyin definleri de mekruh değildir. Şu kadar var ki bir mecburiyet bulunmadıkça, geceleyin defnetmemelidir. 612- Yakınında kara bulunmayan bir gemide ölen ve durdukça bozulmasından korkulan bir müslüman yıkanır, kefenlenir, üzerine namaz kılınıp sağ tarafı üzerine kıbleye karşı olarak denize bırakılır. (İmam Ahmed'ten nakledildiğine göre böyle ölüye ağır birşey de bağlanır ki, denizin dibine gidebilsin. İmam Şafiî'nin beyanına göre de eğerdar-ı harbeyakın değilse ölü iki tahta arasına sıkıca bağlanmalıdır ki, sular onu bir sahile atsın da müslümanlar tarafından elde edilerek defnolunsun. Bizce de böyle rivayet edilmiştir.) 613- Ölmüş veya öldürülmüş kimseyi, ölü bulunduğu yerdeki kabristanlardan birine defnetmek müstehaptır. Daha defnedilmeden bir-iki mil kadar uzak bulunan başka bir kabristana nakledilmesinde de bir sakınca yoktur. Daha uzak bir yere nakledilmesi hususunda ise, ihtilâf vardır. Bir görüşe göre sefer müddetinden daha uzak bir yere de nakledilebilir. Bu mekruh değildir. Fakat defnedildikten sonra artık çıkarılıp nakledilemez. Ancak başkasının yerini gasp gibi çıkarılması için bir zaruret bulunursa, o zaman çıkarılıp nakledilebilir. (Malikiler'e göre bir ölü, defninden evvel de, sonra da başka bir yere nakledilebilir, şu şartla ki nakledilirken hali değişmemeli, hürmete aykırı, hakaretvari bir halde nakledilmemeli ve naklinde bir maslahat bulunmalı. Meselâ kabrini deniz sularının basmasından korkulmalı veya bereketi umulur bir mekâna nakli istenilmeli veya ailesinin ziyaret edebilecekleri yakın bir yere nakli arzu edilmelidir. Bu üç şarttan hiç biri bulunmazsa, nakli haram olur. Hanbelîler'e göre de sahih bir maksat sebebiyle cenazelerin definlerinden evvel de, sonra da nakilleri caizdir. Salih bir kimsenin yanına veya mübarek bir beldeye nakil gibi. Yeter ki kokusunun değişmeyeceğinden emin olunsun. Şafiîler'e göre cenazeleri nakil, esasen haramdır. Ancak ölülerini kendi beldelerinden başka bir yerde defnetmeleri âdet bulunursa, bir de Mekke-i Mükerreme'ye, Medine-i Münevvere'ye, Beyt-i Makdis'e ve salih bir kavmin kabirlerine yakın bir yerde vefat edenler, bundan müstesnadırlar. Bunların kokuları değişmemek şartıyla buralara nakledilmeleri sünnettir. Bununla beraber bunların naklinden evvel yıkanmış kefenlenmiş, üzerlerine namaz kılınmış olmalıdır, yoksa nakilleri haramdır. Definden sonra nakle gelince, bu da yalnız zaruret haline bağlıdır. Gasbedilmiş bir yere defin gibi ki, sahibinin talebi halinde nakli caiz olur. (Maverdi'nin beyanına göre yıkanmadan defnedilmek veya defnedilen yeri su basmak, rutubet almak da kabrin açılmasını, ölünün nakledilmesini caiz kılan sebeplerdendir.) 614- Ölünün velisi, cenazenin defninden sonra birinci günden yedinci güne kadar kolayına gelen şeyi fakirlere sadaka vererek sevabını ölüye bağışlamalıdır. Bu bir sünnettir. Buna güç ve imkan bulamazsa iki rekat namaz kılarak sevabını bağışlamalıdır. Fakat ölü sahiplerinin birinci, üçüncü günlerde veya bir hafta sonra ziyafet vermeleri mekruhtur. Ancak ölünün komşularının veya uzak akrabâsının yemek hazırlayarak ölü sahiplerine ikram ve yemeleri için ısrar etmeleri müstehaptır. Çünkü onlar kendilerine yemek hazırlayamayacak bir halde bulunabilirler. 615- Ölü sahiplerinin yapılacak taziyeleri kabul için üç gün kadar evlerinde oturmaları caizdir. Bununla beraber oturulmaması daha iyidir. Cenazenin defninden sonra en son üç güne kadar bir defaya mahsus olmak üzere taziye yapılması müstehaptır. Ancak taziye edilecek kimse, uzakta olursa, o halde üç günden sonra da taziye edilebilir. Taziyelerin kabristanda veya ölünün kapısı önünde yapılması bidat, mekruh görülmektedir. Taziyenin tekrarı da mekruhtur. Böyle bir musibete uğrayana, "ALLAH Teâlâ size sabrı cemil, ecri cezil ihsan buyursun = ALLAH Teala size güzel bir sabır ve bol mükafat versin" gibi sözler ile taziye edilir, teselli verilir. Bir musibete uğrayan da: " ﺍِﻧَّﺎ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻭَﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺭَﺍﺟِﻌُﻮﻥَ = İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn = Biz ALLAH'ın kullarıyız, ve biz O'na döneceğiz." {(): Bakara suresi: 156} diye Cenab-ı Hakk'a teslimiyet göstermelidir.