Risale-i NurÂyet ve Hadîs Meâlleri

Münâzarat

Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.990

Muhakemat eseri gibi, Münazarat Risalesi de hem Arabça hem Türkçe olarak 1910'da te'lif edilip 1913'de tab' edilmişlerdir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 293) ﻏﺮﺽ ﻧﻘﺸﻴﺴﺖ ﻛﻪ ﺍﺯﻣﺎ ﺑﺎﺯ ﻣﺎﻧﺪ ٭ ﻛﻪ ﻫﺴﺘﻴﺮﺍ ﻧﻤﻰ ﻳﺎﺑﻢ ﺑﻘﺎﻳﻰ Yazmaktan maksat, bizden bir nakşın bâki kalmasıdır. Çünkü varlığımızda bekâ yoktur. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 296) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. ﻭﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓُ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ Salât, âlemin efendisinin üzerine olsun. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 297) ﺭَﻏْﻤًﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﻧْﻒِ ﺍَﺑِﻰ ﺍﻟْﻌَﻼﺎﺀِ ﺍﻟْﻤَﻌَﺮِّﻯ Ebu'l-Âlâ el Maarri'nin burnunun rağmına (karamsarlığına) rağmen" anlamında bir deyim. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 298) ﻭَﺷَﺎﻭِﺭْﻫﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﻣْﺮِ İşlerinde onlarla istişare et. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:159) ﻭَﺍَﻣْﺮُﻫُﻢْ ﺷُﻮﺭٰﻯ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ Onların işleri, kendi aralarında şura iledir. (Şûrâ Sûresi, 42:38) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 299) ﻣُﻮﺗُﻮﺍ ﻗَﺒْﻞَ ﺍَﻥْ ﺗَﻤُﻮﺗُﻮﺍ Ölüm gelmeden önce ölünüz. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 300) ﻛُﻠُّﻜُﻢْ ﺭَﺍﻉٍ ﻭَﻛُﻠُّﻜُﻢْ ﻣَﺴُْﻞٌ ﻋَﻦْ ﺭَﻋْﻴَﺘِﻪِ Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. (Hadis: Buharî, Nikâh: 81 Tirmizî, Cihad: 27, Müslim, İmare: 20) ﺍِﺳْﺘَﺤْﺴَﻨْﺖَ ﺫَﺍ ﻭَﺭَﻡٍ Güzel gördüğün şey veremlidir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 301) ﻻﺑﻞ ﺍﺳﺘﺴﻘﻴﺖ ﺍﺳﻜﻮﺑًﺎ ﻭﺍﺳﺘﺴﻌﻴﺖ ﻳﻌﺒﻮﺑًﺎ ﻭﺍﺳﺘﺤﺴﻨﺖ ﺣﻮﺭﺍﺀ ﻭﻣﺪﺣﺖ ﺣﺮّﻳﺔً ﺣﺮّﺓ ﺣﻮﺭﻳﺔ Hayır! Aksine, ben bir nehirden su almak istedim. Bir bulutun bolca yağmur indirmesini arzu ettim. Ahu gözlü bir güzel beğendim ve hûri gibi güzel, hür bir hürrıyeti methettim. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 304) ﺍَﻟﻨَّﺎﺱُ ﻋَﻠٰﻰ ﺳُﻠُﻮﻙِ ﻣُﻠُﻮﻛِﻬِﻢْ İnsanlar yöneticilerinin yolunda giderler. (Keşfü'l-Hafa: 2/311) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 306) ﺳَﻴِّﺪُ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺧَﺎﺩِﻣُﻬُﻢْ Bir kavmin efendisi, onların hizmatkarıdır. (Suyutî, el-Fethü'l-Kebir: 2/168; Aclûnî, Keşfû'l-Hafâ: 1/409) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 307) ﺯَﻳْﻦ ﺏ Havuz (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 308) ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻀَّﺮُﻭﺭَﺍﺕِ ﺗُﺒ۪ﻴﺢُ ﺍﻟْﻤَﺤْﻈُﻮﺭَﺍﺕِ Zaruretler mahzurları mubah kılar. Haramı helâl derecesine getirir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 316) ﻻﺎ ﺗَﺘَﻔَﺮَّﻗُﻮﺍ Bölünmeyin, ayrılığa düşmeyin. (Şûrâ Sûresi, 42:13) ﻻﺎ ﺗَﻘْﻨَﻄُﻮﺍ Ümidinizi kesmeyin. (Zümer Sûresi, 39:53) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 317) ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﻥَّ ﻛَﻤَﺎﻝَ ﺍﻟْﺤُﺮِّﻳَّﺔِ ﺍَﻥْ ﻻﺎ ﻳَﺘَﻔَﺮْﻋَﻦْ ﻭَ ﺍَﻥْ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﻯَۭ ﺑِﺤُﺮِّﻳَّﺔِ ﻏَﻴْﺮِﻩِ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻤُﺮَﺍﺩَ ﺣَﻖٌّ ﻟٰﻜِﻦَّ ﺍﻟْﻤُﺠَﺎﻫَﺪَﺓَ ﻟَﻴْﺴَﺖْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻬَﺎ Hürriyetin kemâli, firavunluk taslamamak ve başkasının hürriyetini hafife almamaktır. Murad haktır; fakat mücahede o yolda değil... ﻻﺎ ﻳَﺠْﻌَﻞْ ﺑَﻌْﻀُﻜُﻢْ ﺑَﻌْﻀًﺎ ﺍَﺭْﺑَﺎﺑًﺎ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Allah'ı bırakıp da birbirinizi rab edinmeyin. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:64) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 318) ﺣُﺮِّﻳَّﺔٌ ﺣَﺮِّﻳَّﺔٌ ﺑِﺎﻟﻨَّﺎﺭِ ِﻻﺎﻧَّﻬَﺎ ﺗَﺨْﺘَﺺُّ ﺑِﺎﻟْﻜُﻔَّﺎﺭِ Hürriyet, ateşe lâyıktır, çünkü o ancak kâfirlere hastır. ﺣُﺮِّﻳَّﺔٌ ﻋَﻄِﻴَّﺔُ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍِﺫْ ﺍَﻧَّﻬَﺎ ﺧَﺎﺻِّﻴَّﺔُ ﺍﻻﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥِ Hürriyet Rahmân'ın ihsânıdır, zira o imanın bir hassası ve seçkin bir özelliğidir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 320) ﻋَﺎﺟِﻼﺎ Hemen, şimdi. ﺟِﻼﺎ Sonra, bilahere. ﻭَﺳَﻴَﺎْﺧُﺬُ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡُ ﺑِﻴَﻤ۪ﻴﻨِﻪ۪ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤُﺠَّﺔِ ﺳَﻴْﻔًﺎ ﺻَﺎﺭِﻣًﺎ ﺟَﺰَّﺍﺭًﺍ ﻣُﻬَﻨَّﺪًﺍ ﻭَ ﺑِﺸِﻤَﺎﻟِﻪ۪ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤُﺮِّﻳَّﺔِ ﻟِﺠَﺎﻡَ ﻓَﺮَﺱٍ ﻋَﺮَﺑِﻰٍّ ﻣُﺸْﺮِﻕِ ﺍﻟﻠَّﻮْﻥِ ﻓَﺎﻟِﻘًﺎ ﺑِﻔَﺎْﺳِﻪ۪ ﻭَﻗَﻮْﺳِﻪ۪ ﺭُﻭُۭﺱَ ﺍﻻﺎِﺳْﺘِﺒْﺪَﺍﺩِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑِﻪِ ﺍﻧْﺪَﺭَﺱَ ﺑَﺴَﺎﺗ۪ﻴﻨُﻨَﺎ Sağlam, keskin ve bilenmiş hüccetten kılıcı sağ eline ve hürriyeti de, parlak renkli Arap atının dizgini gibi sol eline alacak olan İslâm, bağ ve bahçelerimizin kökünü kurutan istibdadın başını parçalayacaktır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 321) ﻋَﻠَﻰ ﺭَﻏْﻢِ ﺍَﻧْﻒِ ﺍَﺑِﻰ ﺍﻟْﻴَﺎْﺱِ Ümitsizliğin babasının burnu yere sürtmesine rağmen... (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 322) ﻓَﻜُﻞُّ ﺕٍ ﻗَﺮِﻳﺐٌ Her gelecek (uzak da olsa) yakındır. (İbn Mâce, Mukaddime, 7:46) ﺍَﻋُﻮﺫُ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﻭَ ﺍﻟﺴِّﻴَﺎﺳَﺔِ Şeytan ve siyasetten Allah'a sığınırım. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 323) ﺩُﻭﻧَﻪُ ﺧَﺮْﻁُ ﺍﻟْﻘَﺘَﺎﺩِ Önünde dikenli bir ağacın kabuğunu soymak kadar güç engeller var. (Arap Atasözü) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 324) ﻻﺎ ﺗَﺘَّﺨِﺬُﻭﺍ ﺍﻟْﻴَﻬُﻮﺩَ ﻭَ ﺍﻟﻨَّﺼَﺎﺭٰﻯ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَ Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. (Mâide Sûresi, 5:51) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 325) ﻣَﻦْ ﺍٰﺫٰﻯ ﺫِﻣِّﻴًّﺎ Kim bir zimmiye eziyet ederse... (Hadis-i şerifin devamı şöyledir: "ben onun hasmıyım. Ve kimin hasmı ben olursam, kıyamette onunla hesaplaşırım." (Kenzü'l-Ummal, 4.cilt, hadis no: 10909)) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 328) ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻼﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﺳَﻌَﻰ İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. (Necm Sûresi, 53:39) ﺍَﻟْﻜَﺎﺳِﺐُ ﺣَﺒِﻴﺐُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Çalışıp kazanan, Allah'ın sevdiği bir kuldur. ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﻫِﻰَ ﻣَﺰْﺭَﻋَﺔُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ Âhiretin tarlası olması... ﺧَﻴْﺮُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳَﻨْﻔَﻊُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ İnsanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:463; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 3:481, hadis no: 4044) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 330) ﺑِﻘَﺎﻋِﺪَﺓِ ﺍَﻥَّ ﺯَﻳْﻦَ ﻋَﻴْﻦِ ﺍﻟﺮِّﺿَﺎ ﺣُﺴْﻦُ ﺍﻟﻨَّﻈَﺮِ ﺑِﺎﻟﻠُّﻄْﻒِ ﻭَﺍﻟﺸَّﻔْﻘَﺔِ ﻭَﺍَﻥَّ ﻧُﻮﺭَ ﺍﻟْﻔُﻮَۭﺍﺩِ ﺑِﺎﻟﺮِّﻓْﻖِ ﻭَﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺔِ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺳَﻤٰﻰ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﺑِﺎِﻗْﺪَﺍﻡِ ﺍﻟﺘَّﻮْﻓ۪ﻴﻖِ ﻭَﺳَﻌِﺪَ ﻣَﻦِ ﺍﺧْﺘَﺎﺭَ ﺍﻻﺎِﺳْﺘِﻀَٓﺎﺀَ ﺑِﻤِﺼْﺒَﺎﺡِ ﴾ﺍَﻧَﺎ ﻋِﻨْﺪَ ﺣُﺴْﻦِ ﻇَﻦِّ ﻋَﺒْﺪ۪ﻯ ﺑ۪ﻰ﴿ Şu kaideye binaendir ki: Hoşgören gözün ziyneti, lütuf ve şefkatle hüsn-ü nazar etmekte ve kalbin nuru dahi rıfk ve rahmettedir. Hakka tevfikle (başarı ihsanıyla) çıkılır. "Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim." (Buharî, Tevhid: 15, 35; Müslim, Tevbe: 1) misbahıyla aydınlanmayı ihtiyar eden, saadete erişir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 331) ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻗَﻌَﺪَﺕِ ﺍﻟْﻬِﻤَّﺔُ ﺑِﺘِﻠْﻚَ ﺍﻟﻨُّﻘْﻄَﺔِ ﻭَﻟَﻢْ ﺗَﻘْﺘَﺪِﺭْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨُّﻬُﻮﺽِ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺷَﻮَّﺷَﺖْ ﻃَﻨْﻄَﻨَﺔُ ﺍﻻﺎَﻏْﺮَﺍﺽِ ﺻَﺪَٓﺍﺀَ ﻣُﻮﺳ۪ﻴﻘَﺔِ ﺍﻟْﺤُﺮِّﻳَّﺔِ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺗَﻘَﻠَّﺼَﺖِ ﺍﻟْﻤَﺸْﺮُﻭﻃِﻴَّﺔُ ﻣُﻨْﺤَﺼِﺮَﺓً ﺍِﺳْﻤًﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﻠ۪ﻴﻠ۪ﻴﻦَ ﻓَﺘَﻔَﺮَّﻗَﺖْ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﺣُﻤَﺎﺓُ ﺫِﻣَﺎﺭِﻫَﺎ Himmet bu noktada kaldı, mukavemete güç yetiremedi. Garazların tantanası dahi hürriyet musikisinin sadasını müşevveş etti. Meşrutiyet ise, isme münhasır olarak, ekalliyetin üzerine kaldı ve baştan beri onun şeref ve haysiyetini müdafaa edenler ondan ayrıldılar. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 334) ﻫَﻨِﻴﺌًﺎ ﻟَﻜُﻢْ Ne mutlu size! Sizi tebrik ederiz. ﻭَﻟَﻮْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺎﻫِﺪِ ﻋَﻠٰﻰ ﻃَﻴْﻒِ ﺍﻟﻀَّﻴْﻒِ Misafirin hayali üzerinden yapılan müşahede kabilinden olsa bile... (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 335) ﻓَﻔَﺘَﺤْﻨَﺎ ﺍﻟﺴَّﻤْﻊَ ﻟِﻜَﻼﺎﻣِﻚَ ﻓَﻤَﺮْﺣَﺒًﺎ ﺑِﻪِ Sözüne kulağımızı açtık. Hoş geldi safâ geldi. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 336) ﺍُﻧْﻈُﺮْ ﻛَﻴْﻒَ ﺍَﻃَﺎﻟُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻻﺎ ﻳَﻠْﺰَﻡُ ﻭَﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺍَﺿَٓﺎﺋَﺖْ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓُ ﺍَﺛْﻨَﻮْﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻦْ ﺳَﺎﺩَﻫُﻢْ ﻭَﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺍَﻇْﻠَﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺷَﺘَﻤُﻮﺍ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥَ Bak, gereksiz şeylerin içinde nasıl da kalakaldılar. Ne zaman saadet önlerini aydınlatsa reislerini överler; ne zaman da üzerlerine karanlık çökse zamanı kötülerler. ﻭَﻟَﻮْﻻﺎ ﺧِﻼﺎﻝُ ﺳُﻨَّﺔِ ﺍﻟﺸِّﻌْﺮِ ﻣَﺎ ﺩَﺭٰﻯ ٭ ﺑُﻨَﺎﺓُ ﺍﻟْﻤَﻌَﺎﻟ۪ﻰ ﻛَﻴْﻒَ ﺗُﺒْﻨَﻰ ﺍﻟْﻤَﻜَﺎﺭِﻡُ Şiirin koyduğu o kaide ve yollar olmasaydı, yüce şeyleri yapan ustalar o şeylerin nasıl yapılacağını bilemezlerdi (Suriyeli Ebû Temâm) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 337) ﺍِﻥَّ ﺭِﻛْﺴَﻬُﻢْ ﻳَﻐْﻠِﺐُ ﻃَﺎﻫِﺮَﻧَﺎ Onların kirlisi, bizim temizimize (Tahir'e) galebe ediyor. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 338) ﺣَﻘ۪ﻴﻘَﺖِ ﻛَﺘْﻢ ﻧَﻤ۪ﻰ ﻛُﻨَﻢْ ﺑَﺮَﺍﻯِ ﺩِﻝِ ﻋَﺎﻣ۪ﻰ َﻧْﺪ "Bazı avamın hâtırı için hakikatı gizlemem." (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 339) ﻓَﺎﺳْﺌَﻞْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺠِﺪْ ﺑِﻪِ ﺧَﺒِﻴﺮًﺍ Sor, fakat bu konuda bilgi sahibi olanı bulamazsın. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 340) ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﺖُّ ﻋَﻄْﺸًﺎ ﻓَﻼﺎ ﻧَﺰَﻝَ ﺍﻟْﻘَﻄْﺮُ Ben susuzluktan ölürsem, tek damla bile yağmur yağmasın! ﻭَﺍﻟْﻤَﻮْﺕُ ﻳَﻮْﻡُ ﻧَﻮْﺭُﻭﺯِﻧَﺎ Ölüm, Nevruz günümüzdür, baharımızdır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 341) ﺣَﺒَّﺬَﺍ ﻭَﻧِﻌْﻤَﺖْ ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﺬْﻫَﺐْ ﻏَٓﺎﺋِﻀَﺔً ﺑَﻞْ ﻓَﺎﺿَﺖْ ﺍِﻟٰﻰ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺨَﺰ۪ﻳﻨَﺔِ Eğer o su çekilip gitmez de, bu hazineye dökülüp taşarsa ne âlâ! ﺍَﺟَﻞْ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﺫَﻛَﺎﻭَﺓً ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺗَﺘَﺰَﺍﻫَﺮُ ﺑِﺎﻟﺰَّﻛَﺎﺓِ Sizde öyle bir zekâ var ki, ancak zekât ile çiçek açar. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 342) ﻓَﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺑِﺎﻟﺘَّﺪَﺍﺭُﻙِ ﻟِﻤَﺎ ﺿَﻴَّﻌْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺼَّﻴْﻒِ Vakit geçmiş değil, eskiden, yazda kaybettiklerinizi şimdi tadârik edin. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 343) ﻭَﻗَﺪْ ﻗَﻄَﻊَ ﺍﻟﻄَّﺮ۪ﻳﻖَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺸَّﻘَﺎﻭَﺓِ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻤَﻴَﻼﺎﻥُ İşte bu meyelân, şakîliğin yolunu kesmiştir. ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺣَﺒَّﺔٍ ﺍَﻧْﺒَﺘَﺖْ ﺳَﺒْﻊَ ﺳَﻨَﺎﺑِﻞَ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺳُﻨْﺒُﻠَﺔٍ ﻣِﺎﺋَﺔُ ﺣَﺒَّﺔٍ Bir daneye benzer ki, ondan yedi başak sümbüllenir; her bir başakta da yüz dane bulunur. (Bakara Sûresi, 2:261) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 344) ﻗَﺪْ ﺍَﻛَﻞَ ﺍﻟﺪَّﻫْﺮُ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻭَ ﺷَﺮِﺏَ Zaman, işte şu âdetin sırtından yiyip içti. Asırlarca böyle devam etti. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 345) ﺍَﻟْﻤِﻠَّﺔُ ﺑَﺎﻗِﻴَﺔٌ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﻣَﺪَّﻫَﺎ ﻭَﺍﻟْﻔَﺮْﺩُ ﻓَﺎﻧ۪ﻰ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺘَﻤَﺜَّﻠُﻪُ Millet ve millete destek veren şey bâkîdir. Ferd ve ferdi temsil eden şey de fânîdir ﻣَﺎ ﺗَﻘُﻮﻝُ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﺣْﺴَﺎﻧَﺎﺕِ ﺍﻟﺸَّﺨْﺼِﻴَّﺔِ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻠَﻒِ ﺍُﻣَﻨَﺎﺀِ ﺍﻻﺎُﻣَّﺔِ ﻭَﺭُﺷَﺪَﺍﺀِﻫَﺎ ﻭَﺳُﻴُﻮﻑِ ﺍﻟﺪَّﻭْﻟَﺔِ ﻭَﺻَﻼﺎﺣِﻬَﺎ ﺗَﺠَﻠَّﺖِ ﺍﻟْﻌُﺒُﻮﺳِﻴَّﺔُ ﺑِﻤَﻜَﺎﺭِﻣِﻬَﺎ ﺑِﺎِﻫْﺪَﺍﺀِ ﻋَﺸَﺮَﺓِ ﺩَﻧَﺎﻧ۪ﻴﺮَ ﻟِﺸِﻌْﺮٍ ﻻﺎ ﻳُﻮَﺍﺯِﻥُ ﺷَﻌ۪ﻴﺮَﺓً Ümmetin emin ve reşid kişileri, devletin de kılıç ve salâhı olan selefin, bir arpa tanesi etmeyen bir şiire on dinar bağışta bulunmak gibi ihsanat-ı şahsiyelerinde ortaya çıkan hazin hale ne dersin? ﻓ۪ﻴﻪِ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻣَﻊَ ﺍَﻧَّﻬَﺎ ﺑِﺎﻟﻨِّﻬَﺎﻳَﺔِ ﻗَﺪِ ﺍﻧْﺠَﺮَّﺕْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨَّﻮْﻉِ ﻭَﺍﻟْﻤِﻠَّﺔِ ِﻻﺎﻥَّ ﺍﻟﻠِّﺴَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﺪَﻣَﻪُ ﺍﻟﺸِّﻌْﺮُ ﺧَﻴْﻂُ ﺍﻟْﻤِﻠِّﻴَّﺔِ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥَ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻛَﺸَﻒَ ﻋَﻦْ ﺍِﺣْﺘِﻴَﺎﺝِ ﺍﻟْﻤِﻠِّﻴَّﺔِ ﻭَﻓَﺘَﺢَ ﺍﻟْﺒَﺎﺏَ ﻟِﻬٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻤَﻘْﺼَﺪِ ﺍﻟْﻌَﺎﻟ۪ﻰ Buna bakmak lâzım... Bununla beraber bu bağışlar, nev'e ve millete döner; çünkü şiirin hizmet ettiği lisân, milliyetin ipidir. Nitekim bu zaman, milliyet ihtiyacını ortaya çıkarmış ve bu maksad-ı âlinin kapısını açmıştır. ﻧَﻌَﻢْ ﺍَﻥَّ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺣُﻤَﺎﺓً ﻟِﻠْﻤِﻠِّﻴَّﺔِ ﻓَﻨَﺸْﻜُﺮُﻫُﻢْ ﻭَ ﻣُﺘَﻜَﺎﺳِﻠ۪ﻴﻦَ ﻓَﻨَﺸْﻜُﻮﻫُﻢْ ﻭَ ﻣُﺘَﺤَﻴِّﺮ۪ﻳﻦَ ﻓَﻨُﺮْﺷِﺪُﻫُﻢْ ﻭَ ﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎ ﻓَﻨُﺤَﺎﻓِﻆُ ﻋَﻠٰﻰ ﻣ۪ﻴﺮَﺍﺛِﻬِﻢْ ﻟِﺌَﻼَﺎ ﻳَﺎْﺧُﺬَﻩُ ﻣَﻦْ "Evet, içlerinde gayet hamiyetli adamlar var; onlara teşekkür ederiz. Bazı tenbeller var; onlardan şikâyet ederiz. Bazı şaşkın ve tereddütlü olanlar var; onları irşad etmek isteriz. Bazı ölmüşler var; miraslarını muhafaza etmek isteriz. Ta yeni çıkmalar almasınlar." (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 346) ﻭَﻟَﻘَﺪِ ﺍﻧْﺘَﻘَﺶَ ﻓ۪ﻰ ﺳُﻮَﻳْﺪَٓﺍﺀِ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢِ ﺍﻟﻄَّﺎﻫِﺮَﺓِ ﺍﻟﺼِّﺒْﻐَﺔُ ﺍﻟﺮَّﺑَّﺎﻧِﻴَّﺔُ ﻭَ ﻓ۪ﻰ ﺧَﻠَﺪِﻫِﻢْ ﺿِﻴَٓﺎﺀُ ﺍﻟْﺤَﻘ۪ﻴﻘَﺔِ Gerçekten onların temiz kalblerinin merkezine sıbğa-i Rabbâniye ve gönüllerine de hakikatin ziyası nakşolunmuştur. ﻧَﺪ۪ﻳﻤَﺎﻥْ ﺑَﺎﺩَﻫَﺎ ﺧُﻮﺭْﺩَﻧْﺪ ﺭَﻓْﺘَﻨْﺪ ﺗَﻬ۪ﻰ ﺧُﻤْﺨَﺎﻧَﻬَﺎ ﻛَﺮْﺩَﻧْﺪُ ﻭ ﺭَﻓْﺘَﻨْﺪ Âşıklar şarabı içip gittiler; şarap mahzenini boşaltıp gittiler. ﻓَﺘَﺎَﺳُّﻔًﺎ ﻗَﺪْ ﺍَﺳَﺎﻭُۭﺍ ﻣُﺘَّﻜِﺌ۪ﻴﻦَ ﻭَﺗَﻜَﺎﺳَﻠُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﺧِﺪْﻣَﺘِﻬِﻢْ ﻓَﺤ۪ﻴﻨَﺌِﺬٍ ﺍُﺭ۪ﻳﺪُ ﺗَﺤْﻮ۪ﻳﻞَ ﻫِﻤَﻤِﻬِﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَﺠْﺮٰﻳﻬَﺎ ﺍﻟْﺤَﻘ۪ﻴﻘِﻰِّ ﺍﻟْﻘَﺪ۪ﻳﻢِ Maatteessüf, onlar oturmakla kötülük ettiler ve hizmetlerinde tembellik gösterdiler. Şimdi ben onların himmetlerini eski ve hakikî mecrâsına yöneltmek istiyorum. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 347) ﻻﺎَﻥَّ ﺍﻻﺎِﺳْﺘِﺒْﺪَﺍﺩَ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﺎﻧِﻌًﺎ ﻟِﻼﺎِﺗِّﺤَﺎﺩِ ﻓَﻜُﻨْﺖُ ﺳَﻜَﺖُّ ﻋَﻠٰﻰ ﺟَﻤْﺮِ ﺍﻟْﻐَﻀٰﻰ Çünkü istibdad, ittihada mâni idi. Ben de kor üstünde duruyor ve sükût ediyordum! ﺍَﻻَﺎ ﺗَﺨَﺎﻑُ ﺍَﻥْ ﺗُﺼ۪ﻴﺒَﻬُﻢْ ﺑِﺠَﻬَﺎﻟَﺔٍ ﻓَﺘُﺼْﺒِﺢَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻓَﻌَﻠْﺖَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺩِﻣ۪ﻴﻦَ Cahillikle onlara dokunup da yaptığına pişman olmaktan hiç korkmaz mısın? ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻤَﻮْﻟٰﻰ ﺟَﻞَّ ﺟَﻼﺎﻟُﻪُ ﻗَﺪْ ﻭَﺳَﻢَ ﺑِﻘُﺪْﺭَﺗِﻪِ ﻋَﻠٰﻰ ﺟِﺒَﺎﻫِﻬِﻢِ ﺍﻟﺮَّﻓ۪ﻴﻌَﺔِ ﻧَﻘْﺶَ ﺍﻟْﺤَﻘ۪ﻴﻘَﺔِ ﻭَﻣُﺮَﺍﺩ۪ﻯ ﺍَﻥْ ﺍُﺭْﺷِﺪَ ﻣَﻦْ ﻃَﺎﺵَ ﻓَﻬْﻤُﻪُ ﻣِﻦْ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟﻨَّﻘْﺶِ Mevlâ (celle celâluhu) onların yüksek alınlarına nakş-ı hakikati resmetmiştir. Benim muradım ise, bu nakşın mânâsını anlamakta zorlanan kimseleri irşad etmektir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 349) ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﻤُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺍِﺧْﻮَﺓٌ Mü'minler ancak kardeştirler. (Hucurât Sûresi, 49:10) ﻻﺎ ﻳُْﻤِﻦُ ﺍَﺣَﺪُﻛُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﺤِﺐَّ ِﻻﺎﺧ۪ﻴﻪِ ﻣَﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﻟِﻨَﻔْﺴِﻪ۪ Sizden hiçbiriniz kendisi için istediğini din kardeşi için istemedikçe tam iman etmiş olamaz. (Müslim, İman: 71, 72; Buharî, İman: 7; Tirmizî, Kıyâme: 59; Nesâî, İman: 19, 33; İbn-i Mâce, Mukaddime: 9, Cenâiz: 1; Dârimî, İsti'zân: 5, Rikâk: 29; Müsned, 1:89, 3:176, 206, 251, 272, 278, 289) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 350) ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻻﺎَﻋْﻤَﺎﻝُ ﺑِﺎﻟﻨِّﻴَّﺎﺕِ Ameller niyetlere göredir. (Buharî, Bed'ü'l-Vahy: 1, İman: 41, Nikâh: 5, Talâk: 11, Menâkıbu'l-Ensâr: 45, Itk: 6, İman: 23, Hıyel: 1; Müslim, İmâra: 155; Ebû Dâvud, Talâk: 11; Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd: 16; Nesâî, Tahâra: 50, Talâk: 24, Eymân: 19; İbn-i Mâce, Zühd: 26; Müsned: 1:25, 43) ﻣَﺎ ﻻﺎ ﻳُﺪْﺭَﻙُ ﻛُﻠُّﻪُ ﻻﺎ ﻳُﺘْﺮَﻙُ ﻛُﻠُّﻪُ Birşey bütünüyle elde edilmezse, tamamen de terk edilmez. ﺍَﻟْﻤَﻼﺎﻡُ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬَﻮٰﻯ ﻭَﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬُﺪٰﻯ Bütün levm ve itâb ve nefret, hevâ ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet, hüdâya tâbi olanlar üstüne olsun. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 353) ﻭَﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺤْﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﺍَﻧْﺰَﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Her kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse... (Mâide Sûresi, 5:44) ﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺤْﻜُﻢْ Her kim hükmetmezse... ﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳُﺼَﺪِّﻕْ Her kim tasdik etmezse... (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 355) ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬِﻩِ ﻋَﺎﺩَﺓٌ ﺩَﺭَﺱَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺍﻟﺪَّﻫْﺮُ ﻭَﺩَﺭَﺏَ Şüphesiz bu (tek eğitimciye dayalı eğitim sistemi) zamanın imha edip yerle bir ettiği bir âdettir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 358) ﻓَﺮُﺩُّﻭﺍ ﺍﻻﺎَﻣَﺎﻧَﺎﺕِ ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﻫْﻠِﻬَﺎ Emanetleri ehline verin. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 360) ﻻﺎ ﺗَﻘْﻨَﻄُﻮﺍ Ümidinizi kesmeyin. (Zümer Sûresi, 39:53) ﻛُﻮﻧُﻮﺍ ﻟِﻠّٰﻪِ Allah için olunuz. ﻭَﺍﺻْﺒِﺮُﻭﺍ ﻭَ ﺻَﺎﺑِﺮُﻭﺍ ﻭَ ﺭَﺍﺑِﻄُﻮﺍ İbadette, musibette ve günahtan kaçınmakta sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın; her an cihada hazırlıklı bulunun ve murabıt olun. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:200) ﺧَﻴْﺮُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳَﻨْﻔَﻊُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır. (el-Aclûnî, Keş-fü'l-Hafâ, 2:463; el- Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 3:481, no: 4044) ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻻﺎ ﻏَﻴْﺮِﻩ۪ ﻓَﻠْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻞِ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻠُﻮﻥَ Tevekkül etmek isteyenler, sadece Allah'a tevekkül etsinler (başkalarına değil). (İbrahim Sûresi, 14:12) ﻻﺎ ﻳَﻀُﺮُّﻛُﻢْ ﻣَﻦْ ﺿَﻞَّ ﺍِﺫَﺍ ﺍﻫْﺘَﺪَﻳْﺘُﻢْ Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez. (Mâide Sûresi, 5:105) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 361) ﺍِﺳْﺘَﻘِﻢْ ﻛَﻤَﺎ ﺍُﻣِﺮْﺕَ Emrolunduğun gibi dos doğru ol. (Şûrâ Sûresi, 42:15) ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَﺎَﻣَّﺮْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻙَ Efendine efendi olmaya çalışma... Âmirlik taslama! ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻼﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﺳَﻌَﻰ İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. (Necm Sûresi, 53:39) ﺍِﻥَّ ﻟَﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺸَﻘَّﺔِ ﺍﻟﺮَّﺍﺣَﺔَ ﺍِﻥَّ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﺍﻟْﻤُﺘَﻬَﻴِّﺠَﺔَ ﻓِﻄْﺮَﺗُﻪُ ﺭَﺍﺣَﺘُﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻌْﻰِ ﻭَ ﺍﻟْﺠِﺪَﺍﻝِ Size, meşakkatta büyük rahatlık var. Çünkü fıtratı, yaratılışı heyecanlı olan insanın rahatı ancak çalışmak ve mücadele ile olabilir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 263) ﺍﻟﺨﻄﺒﺔ ﺍﻟﺸّﺎﻣﻴﻪ