Risale-i NurÂyet ve Hadîs Meâlleri

Muhâkemat (Türkçesi)

Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.974

Bu eserin Türkçesi "Muhakemat", Arapçası "Reçetetül Ulema" veya "Reçetetül Havas" olarak her iki tarzda, 1910 yılında te'lif edilip, 1911 ve 1912 de tab' edilmiştir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 163) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla.. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 164) ﺟُﻤْﻠَﻪ ﺷ۪ﻴﺮَﺍﻥِ ﺟِﻬَﺎﻥْ ﺑَﺴْﺘَﻪِۭ ﺍ۪ﻳﻦْ ﺳِﻠْﺴِﻠَﻪ ﺍَﻧْﺪ ﺭُﻭﺑَﻪ ﺍَﺯْ ﺣ۪ﻴﻠَﻪ ِﻩ ﺳَﺎﻥْ ﺑُِﺴَﻠَﺪْ ﺍ۪ﻳﻦْ ﺳِﻠْﺴِﻠَﻪ ﺭَﺍ Cihanın bütün arslanlarının bağlandıkları bir zinciri hileci bir tilkinin koparmasına imkân var mıdır? ﻻﺎ ﺗَﻘْﺮَﺑُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ .. Namaza yaklaşmayın. (Nisâ Sûresi, 4:43) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 174) ﻓِﻆْ ﻓِﻆْ ِﻭَﻩ ﻫِﻨِْﻔِﻴﻦْ ِﻣِﻦْ Yani: "Tanin sizden, bal benden..." (Ses vermek sizden, bal vermek benden.) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 180) ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟﺼَّﺪَﻓَﻴْﻦِ İki dağın arası. (Kehf Sûresi, 18:96) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 181) ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﻻﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُ Bilmeden,hissetmeden.. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 186) ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻭَ ﺯَﻫَﻖَ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞُ Muhakkak Hak geldi, bâtıl yok oldu. (İsrâ Sûresi, 17:81) ﻋَﻠٰﻰ ﺭَﻏْﻢِ ﺍُﻧُﻮﻑِ ﺍﻻﺎَﻋْﺪَٓﺍﺀِ Düşmanların engellemelerine rağmen. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 187) ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ Bakmazlar mı? (Gâşiye Sûresi, 88:17) ﻓَﺎﻧْﻈُﺮُﻭﺍ Bakınız! (Âl-i İmrân Sûresi, 3:137; Nahl Sûresi, 16:36; Neml Sûresi, 27:69; Ankebût Sûresi,; 29:20; Rum Sûresi, 30:42) ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﺘَﺪَﺑَّﺮُﻭﻥَ Onlar hiç düşünmezler mi? Hâlâ gereği gibi düşünmeyecekler mi? (Nisâ Sûresi, 4:82; Muhammed Sûresi, 47:24) ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﺘَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَ Düşünmüyorlar mı? (En'âm Sûresi, 6:80; Secde Sûresi, 32:4) ﺗَﻔَﻜَّﺮُﻭﺍ Düşünün! (Sebe Sûresi, 34:46) ﻣَﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ Farkında değiller. (Bakara Sûresi, 2:9; Âl-i İmrân Sûresi, 3:69; En'âm Sûresi, 6:26,123; Nahl Sûresi, 16:2) ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ Aklını kullanıyorlar. (Bakara Sûresi, 2:164; Ra'd Sûresi, 13:4; Nahl Sûresi, 16:12, 67; Hac Sûresi, 22:46; Furkân Sûresi, 25:44; Ankebût Sûresi, 29:35; Rum Sûresi, 30:24, 28; Câsiye Sûresi, 45:5) ﻣَﺎ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ Aklını kullanıp anlamazlar. (Bakara Sûresi, 2:170, 171; Mâide Sûresi, 5:87, 103; Enfâl Sûresi, 8:22; Yûnus Sûresi, 10:42, 100; Ankebût Sûresi, 29:63; Zümer Sûresi, 39:43) ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ Biliyorlar. (Bakara Sûresi, 2:75. (Kur'ân'da 32 yerde geçmektedir.)) ﻓَﺎﻋْﺘَﺒِﺮُﻭﺍ ﻳَﺎ ﺍُﻭﻟِﻰ ﺍﻻﺎَﺑْﺼَﺎﺭِ Bundan ibret alın, ey basiret sahipleri! (Haşir Sûresi, 59:2) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 192) ﻓَﺎﺳْﺘَﻮٰﻯ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ Sonra (Allah) Arş'a istiva etti (oturdu, yükseldi, onu kapladı, onda karar kıldı). (A'râf Sûresi, 7:54; Yûnus Sûresi, 10:3; Ra'd Sûresi, 13:2; Furkan Sûresi, 25:59; Secde Sûresi, 32:4; Hadîd Sûresi, 57:4) ﻳَﺪُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﻮْﻕَ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ Allah'ın eli (kudreti) onların ellerinin (güçlerinin) üstündedir.(Fetih Sûresi, 48:10) ﺟَﺎﺀَ ﺭَﺑُّﻚَ Allah (ın emri) geldi. (Fetih Sûresi, 48:10) ﺗَﻐْﺮُﺏُ ﴾ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ﴿ ﻓ۪ﻰ ﻋَﻴْﻦٍ ﺣَﻤِﺌَﺔٍ (Nihâyet gün batısına vardı ve güneşin hararetli ve) çamurlu bir çeşme suyunda gurub etti(ğini gördü.) (Kehf Sûresi, 18: 86) ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ Güneş de (onlar için bir delildir ki,) kendisine tâyin edilmiş bir yörüngede akıp gider. (Yâsin Sûresi, 36:38) ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ Kendisinde hiçbir şekilde şüphe olmayan O kitap (Kur'ân). (Bakara Sûresi, 2:2) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 193) ﺍَﻧَﺎ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﻛَﻬٰﺬَﻳْﻦِ Yani: Ben ve kıyamet bu iki parmak gibiyiz. Mabeynimizde tavassut edecek peygamber yoktur. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 194) ﻭَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟْﻤُﺸْﺘَﻜَﻰ Şikâyetler yalnızca Allah'adır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 199) ﺍَﻟﺸَّﻤْﺲُ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍ Güneş (de onlar için bir delildir ki,) kendisine tâyin edilmiş bir yörüngede akıp gider. (Yâsin Sûresi, 36:38) ﺳُﻄِﺤَﺖْ Yayılmış. (Gâşiye Sûresi, 88:20) ﺩَﺣٰﻴﻬَﺎ Yeri yayıp döşedi. (Nâziât Sûresi, 79:30) ﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣِﻦْ ﺟِﺒَﺎﻝٍ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﺩٍ Gökteki dağ gibi bulutlardan Allah dolu taneleri indirir. (Nûr Sûresi, 24:43) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 201) ﺍَﺗَﻴْﻨَﺎ ﻃَﺎﺋِﻌِﻴﻦَ İsteyerek emrine uyduk, geldik. (Fussilet Sûresi, 41:11) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 203) ﺍِﺫْ ﻻﺎ ﻣُﻮَۭﺛِّﺮَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜَﻮْﻥِ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Kâinatta Allah'tan başka Müessir-i Hakiki yoktur. ﺫٰﻟِﻚَ ﺗَﻘْﺪ۪ﻳﺮُ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰِ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢِ İşte bu dilediğini yapmaya kādir olan ve herşeyi hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. (En'âm Sûresi, 6:96; Yâsin Sûresi, 36:38; Fussilet Sûresi, 41:12) ﻛُﻞُّ ﺍﻟﺼَّﻴْﺪِ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻮْﻑِ ﺍﻟْﻔَﺮٰﻯ Bütün av, yaban eşeğinin karnındadır (Yani onu avlayan av ihtiyacını karşılar ve başka avlara ihtiyacı kalmaz). (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 204) ﺗَﻠَﻘَّﻰ ﺍﻟﺴَّﺎﻣِﻊُ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﺍﻟْﻤُﺘَﺮَﻗَّﺐِ İşitenin, beklemediği bir cevapla karşılaşması (Beklenilmeyen şeyi işitmek). ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻻﺎَﻫِﻠَّﺔِ ﻗُﻞْ ﻫِﻰَ ﻣَﻮَﺍﻗ۪ﻴﺖُ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ Sana yeni doğan aylardan soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için birer zaman ölçüsüdür. (Bakara Sûresi, 2:189) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 205) ﻕٓ ﻭَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﺍﻟْﻤَﺠ۪ﻴﺪِ Kaf. Şerefi pek yüce olan Kur'ân'a yemin olsun. (Kâf Sûresi, 50:1) ﻻﺎ ﺍَﺻْﻞَ ﻟَﻪُ Aslı yoktur. (Hadis tahrîci yapan âlimlerin, kaynağını tesbit edemedikleri hadisler için "Bu hadisin kaynağı yoktur veya bu hadis, temel kaynaklarda yer almamaktadır" anlamında Hadis ilminde kullanılan bir ifade.) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 209) ﻭَ ﺗَﻐْﺮُﺏُ ﴾ﺍﻟﺸّﻤْﺲُ﴿ ﻓ۪ﻰ ﻋَﻴْﻦٍ ﺣَﻤِﺌَﺔ (Nihayet gün batısına vardı ve güneşin) hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub etti(ğini gördü.) (Kehf Sûresi, 18: 86) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 212) ﻭَ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﺍﻟْﺠِﺒَﺎﻝَ ﺍَﻭْﺗَﺎﺩًﺍ Dağları zemininize kazık ve direk yaptık. (Nebe Sûresi, 78:7) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 213) ﺩَﺣَﻴﻬَﺎ Yeri yayıp döşedi. (Nâziât Sûresi, 79:30) ﺳُﻄِﺤَﺖْ Yayılmış. (Gâşiye Sûresi, 88:20) ﻓُﺮِّﺷَﺖْ Döşenip düzenlendi. (Zâriyat Sûresi, 51:48) ﺗَﻐْﺮُﺏُ ﻓِﻰ ﻋَﻴْﻦٍ ﺣَﻤِﺌَﺔٍ (Nihayet gün batısına vardı) ve güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub ettiğini (gördü). (Kehf Sûresi, 18: 86) ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﺑَﻜَﻮْﺍ ﻗَﺒْﻠ۪ﻰ ﻓَﻬَﻴَّﺠُﻮﺍ ﻟِﻰَ ﺍﻟْﺒُﻜَٓﺎﺀَ ﻭَ ﻫَﻴْﻬَﺎﺕَ ﺫُﻭ ﺭَﺣْﻢٍ ﻳَﺮُﻕُّ ﻟِﺒُﻜَٓﺎﺋ۪ﻰ Fakat benden önce ağladılar, ağlamak için beni heyecana getirdiler. Benim ağıtlarıma acıyan merhamet sahipleri nerede? (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 216) ﻭَ ﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣِﻦْ ﺟِﺒَﺎﻝٍ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﺩٍ Gökteki dağ gibi bulutlardan Allah dolu taneleri indirir. (Nûr Sûresi, 24:43) ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ Güneş (de onlar için bir delildir ki,) kendisine tâyin edilmiş bir yörüngede akıp gider. (Yâsin Sûresi, 36:38) ﻗَﻮَﺍﺭ۪ﻳﺮَ ﻣِﻦْ ﻓِﻀَّﺔٍ Onlar gümüş beyazlığında, billûr berraklığında kaplardır. (İnsan Sûresi, 76:16) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 217) ﻣِﻦْ ﺟِﺒَﺎﻝٍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﺩٍ Gökteki dağ gibi bulutlardan dolu taneleri. (Nûr Sûresi, 24:43) ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﺗَﺠْﺮِﻯ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ Güneş (de onlar için bir delildir ki,) kendisine tâyin edilmiş bir yörüngede akıp gider. (Yâsin Sûresi, 36:38) ﺗَﺠْﺮِﻯ Akıp gider... ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ Yörüngesinde... (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 218) ﺗَﺠْﺮِﻯ Akıp gider... ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ Yörüngesinde... ﻛُﻞِ ﺍﻟْﻌَﺴَﻞْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺴَﻞْ Balı ye, kaynağını sorma. ﻗَﺎﻝَ Söyledi, dedi. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 219) ﻋَﻨَﺎﺻِﺮْ ِﻫَﺎﺭِﻥْ ِﻭَﺍﻧِﻦْ ﻣَﻠَﻚْ Unsurlar dört tane olup melekler de onlardan (nur unsurundan) yaratılmışlardır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 222) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla.. ﺍَﻟﻄَّﻴِّﺒَﺎﺕُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻭَ ﺍﻟﺼَّﻠَﻮَﺍﺕُ ﻋَﻠَﻰ ﻧَﺒِﻴِّﻪ۪ Bütün kelimat-ı tayyibeler Allah'a mahsustur ve bütün salâvat ve dualar Onun Nebisinin üzerine olsun (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 224) ﻳُﻨَﺎﺟ۪ﻴﻨِﻰَ ﺍﻻﺎِﺧْﻼﺎﻑُ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺖِ ﻣَﻄْﻠِﻪِ ﻭَ ﺗَﺨْﺘَﺼِﻢُ ﺍﻻﺎٰﻣَﺎﻝُ ﻭَ ﺍﻟْﻴَﺎْﺱُ ﻓ۪ﻰ ﺻَﺪْﺭ۪ﻯ Yani, "Mumâtala-i hak perdesi altında hulfü'l-va'd benimle konuşuyor. Der: Aldanma! Onun için, sînemde ümitlerim yeis ile kavgaya başladılar; o mütezelzilhane olan sadrımı harap ediyorlar." ﺗَﺸَﻜَّﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﻏَﻴْﺒَﺘَﻪُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَ ﺗَﺮْﺷَﻒُ ﻣَٓﺎﺋَﻪُ ﺭَﺷْﻒَ ﺍﻟﺮُّﺿَﺎﺏِ "Yani: Yağmurun geç gelmesini ona teşekki eder, mahbubun ağız suyu gibi suyunu emer." (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 226) ﻭَﺍﺳْﺘَﻔْﺮِﻍِ ﺍﻟﺪَّﻣْﻊَ ﻣِﻦْ ﻋَﻴْﻦٍ ﻗَﺪِ ﺍْﻣَﺘَﻼﺎﺕْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﺤَﺎﺭِﻡِ ﻭَﺍﻟْﺰَﻡْ ﺣِﻤْﻴَﺔَ ﺍﻟﻨَّﺪَﻡِ Haramla dolmuş olan gözlerinden gözyaşı akıt ve pişmanlık perhizine sarıl. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 227) ﻳٰﺲٓ Yasin ﻣَﻦْ ﻳُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻌِﻈَﺎﻡَ ﻭَ ﻫِﻰَ ﺭَﻣ۪ﻴﻢٌ Çürümüş kemikleri kim diriltecek? (Yâsin Sûresi, 36:78) ﻣَﻦْ ﻳَﺒْﺮُﺯُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻤَﻴْﺪَﺍﻥِ Var mı meydana çıkan! ﻋِﺒَﺎﺭَﺍﺗُﻨَﺎ ﺷَﺘّٰﻰ ﻭَﺣُﺴْﻨُﻚَ ﻭَﺍﺣِﺪٌ ﻭَﻛُﻞٌّ ﺍِﻟٰﻰ ﺫَﺍﻙَ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﻳُﺸ۪ﻴﺮُ İbarelerimiz ayrı ayrı ise de, senin hüsnün birdir. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar. ﺯَﻥْ ﻑْ Zenav. (Havuz) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 228) ﻭَﻟَﺌِﻦْ ﻣَﺴَّﺘْﻬُﻢْ ﻧَﻔْﺤَﺔٌ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏِ ﺭَﺑِّﻚَ And olsun ki, Rabbinin azabından küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa... (Enbiyâ Sûresi, 21:46) ﺍِﻥَّ Şayet. ﻣَﺴَّﺖْ Hafifçe dokundu. ﻧَﻔْﺤَﺔٌ Küçük bir esinti, bir üfürük ﻣِﻦْ ...dan ﻋَﺬَﺍﺏِ (Az) bir azap ﺭَﺑِّﻚَ Rabbin. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 229) ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻛَﺒِﺮْﺕَ ﻭَ ﺷِﺒْﺖَ ﻗُﻠْﺖُ ﻟَﻬَﺎ ﻫٰﺬَﺍ ﻏُﺒَﺎﺭُ ﻭَﻗَﺎﻳِﻊِ ﺍﻟﺪَّﻫْﺮِ Yani, dedi: "İhtiyar oldun." Dedim: "Değildir; belki mesaib-i dehrin gürültüsünden ayakları altında çıkıp sakalıma konmuş bir beyaz gubardır." Hem de: ﻭَﻻﺎ ﻳُﺮَﻭِّﻋْﻚِ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﺽُ ﺍﻟْﻘَﺘ۪ﻴﺮِ ﺑِﻪِ ﻓَﺎِﻥَّ ﺫَﺍﻙَ ﺍﺑْﺘِﺴَﺎﻡُ ﺍﻟﺮَّﺍْﻯِ ﻭَﺍﻻﺎَﺩَﺏِ Yani: Sakalımın beyazlanmakla parlaması seni korkutmasın. Zîrâ nur-u mütecessim gibi dimağdan erimiş, sakaldan mecra bulup kendini gösteren fikir ve edebin tebessümüdür. Hem de: ﻭَﻋَﻴْﻨُﻚَ ﻗَﺪْ ﻧَﺎﻣَﺖْ ﺑِﻠَﻴْﻞِ ﺷَﺒ۪ﻴﺒَﺔٍ ﻓَﻠَﻢْ ﺗَﻨْﺘَﺒِﻪْ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺼُﺒْﺢِ ﻣَﺸ۪ﻴﺐٍ Yani: Gece gibi gençlikte gözün nevm-i gaflette dalmış, ancak subhmisal olan sakalın beyazıyla uyanabildi. Hem de: ﻭَﻛَﺎَﻧَّﻤَﺎ ﻟَﻄَﻢَ ﺍﻟﺼَّﺒَﺎﺡُ ﺟَﺒ۪ﻴﻨَﻪُ ﻓَﺎﻗْﺘَﺺَّ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﺧَﺎﺽَ ﻓ۪ﻰ ﺍَﺣْﺸَٓﺎﺋِﻪِ Yani: Ciriti istemek yolunda; sabah, atımın yüzüne yed-i beyzasıyla bir tokat vurdu. Atım dahi kısasını almak için tayyar olan subha erişti, yere vurdu, içinde dört ayağıyla gezindi. Demek atım çal'dır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 230) Hem de: ﻛَﺎَﻥَّ ﻗَﻠْﺒ۪ﻰ ﻭُﺷَﺎﺣَﺎﻫَﺎ ﺍِﺫَﺍ ﺧَﻄَﺮَﺕْ ﻭَﻗَﻠْﺒَﻬَﺎ ﻗُﻠْﺒُﻬَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺼَّﻤْﺖِ ﻭَﺍﻟْﺨَﺮَﺱِ Yani: Kalbim mâşukumun kemeri gibi hareket ve hışhış etmekte; onun kalbi ise onun bileziği gibi sükûn ve sükûttadır. Demek beli ince, bileği kalın olduğu gibi; kalbim müştak, onun kalbi müstağnidir. Demek hüsün ve aşkı ve istiğnayı ve iştiyakı bir taş ile vurmuştur. Hem de: ﻭَﺍَﻟْﻘَﻰ ﺑِﺼَﺤْﺮَٓﺍﺀِ ﺍﻟْﻐَﺒ۪ﻴﻂِ ﺑَﻌَﺎﻋَﻪُ ﻧُﺰُﻭﻝَ ﺍﻟْﻴَﻤَﺎﻧِﻰِّ ﺫِﻯ ﺍﻟْﻌِﻴَﺎﺏِ ﺍﻟْﻤُﺤَﻤَّﻞِ Yani: Tacir-i Yemenî gibi yağmurdan gelen sel, yüklerini, eskallerini "Gabît" sahrasına attı. Hem de: ﻏَﺎﺭَ ﺍﻟْﻮَﻓَٓﺎﺀُ ﻭَﻓَﺎﺽَ ﺍﻟْﻐَﺪْﺭُ ﻭَﺍﻧْﻔَﺮَﺟَﺖْ ﻣَﺴَﺎﻓَﺔُ ﺍﻟْﺨُﻠْﻒِ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝِ ﻭَﺍﻟْﻌَﻤَﻞِ Yani: "Vefa, gavr-ı in'idama çekildi.. tufan-ı gadr feverana başladı. Kavl ve amel ortasında uzun bir mesafe açıldı..." (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 231) ﺍَﺗَﻴْﻨَﺎ ﻃَﺎﺋِﻌِﻴﻦَ İsteyerek emrine uyduk, geldik. (Fussilet Sûresi, 41:11) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 232) ﺍَﻟﻨَّﺎﺭُ ﺍﻟْﻤُﻮﻗَﺪَﺓُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﻓْﺌِﺪَﺓِ Allah'ın tutuşturduğu, tâ kalplerin üstüne çıkacak bir ateş. ﻏَﺮَﺳْﺖُ ﺑِﺎﻟﻠَّﺤْﻆِ ﻭَﺭْﺩًﺍ ﻓَﻮْﻕَ ﻭَﺟْﻨَﺘِﻬَﺎ ﺣَﻖٌّ ﻟِﻄَﺮْﻓ۪ﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﺠْﻨِﻰَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻏَﺮَﺳَﺎ Göz ucuyla yanaklara bir gül diktim, diktiği gülü koparmak gözümün hakkıdır. ﻓَﻠِﻠْﻌَﻴْﻦِ ﻭَﺍﻻﺎَﺣْﺸَٓﺎﺀِ ﺍَﻭَّﻝَ ﻫَﻞْ ﺍَﺗٰﻰ ﺗَﻼﺎﻋَٓﺎﺋِﺪِﻯَ ﺍﻻﺎٰﺳ۪ﻰ ﻭَ ﺛَﺎﻟِﺚَ ﺗَﺒَّﺖِ Beni ziyaret eden doktor, göz ve iç organlarım için "Hel etâ" Sûresinin birinci âyetiyle "Tebbet" Sûresinin üçüncü âyetini okudu. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 233) ﺻَﺪٌّ ﺣَﻤَﺎ ﻇَﻤَٓﺎﺋ۪ﻰ ﻟُﻤَﺎﻙَ ﻟِﻤَﺎﺫَﺍ ﻭَ ﻫَﻮَﺍﻙَ ﻗَﻠْﺒ۪ﻰ ﺻَﺎﺭَ ﻣِﻨْﻪُ ﺟُﺬَﺍﺫًﺍ Niçin dudağındaki koyu renk, benim seni şiddetle sevmeme engel oldu. Halbuki aşkından kalbim param parça olmuştur. ﺣُﺸَﺎﻯَ ﻋَﻠٰﻰ ﺟَﻤْﺮٍ ﺫَﻛِﻰٍّ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَﻀَﺎ ﻭَ ﻋَﻴْﻨَﺎﻯَ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻭْﺽٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤُﺴْﻦِ ﺗَﺮْﺗَﻊُ İç organlarım dikenli ağaçtan tutuşmuş ateş koru üzerindedir. Gözlerim ise güzellikten oluşan bir bahçede dolaşmaktadır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 236) ﻋَﻠَﻰ ... Üzerinde.. ﻓِﻰ .... İçinde... ﺗَﺠْﺮِﻯ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ Denizde akıp gider. (Bakara Sûresi, 2:164) ﺻَﻌَﺪْﺕُ ﺍﻟﺴَﻄّﺢَ ﺑِﺎﻟﺴُّﻠَّﻢِ Dama merdivenle çıktım. ﺍِﻟَﻰ ...e, a, kadar.. ﺣَﺘَﻰ Ta ki, ...kadar. ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﺗَﺠْﺮِﻯ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ Güneş (de onlar için bir delildir ki, kendisine tâyin edilmiş) bir yörüngede akıp gider. (Yâsin Sûresi, 36:38) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 237) ﺧﺎﻟﻰ ...Boş, ...sız. ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟٰﻰ ﻛَﻼﺎﻡِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻠَّﻢَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺍٰﻳَﺎﺕِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻻﺎ ﺗَﺘَﺠَﻠّٰﻰ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﺤَﻘ۪ﻴﻘَﺔُ ﻓَﻮَﻳْﻞٌ ﺣ۪ﻴﻨَﺌِﺬٍ ﻟِﻠﻈَّﺎﻫِﺮِﻳّ۪ﻴﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺤْﻤِﻠُﻮﻥَ ﻣَﺎ ﻻﺎ ﻳَﻔْﻬَﻤُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺘَّﻜْﺮَﺍﺭِ Kur'ân'ı öğreten Rahmân'ın kelâmına bir bak: Rabbinin âyetlerinden hangi biri var ki, bu hakikat onda tecellî etmesin? Yazıklar olsun o zahirperestlere ki, anlamadıkları şeyi tekrara hamlederler. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 238) ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟٰﻰ ﻗِﺼَّﺔِ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻓَﺎِﻧَّﻬَﺎ ﺍَﺟْﺪٰﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﻔَﺎﺭ۪ﻳﻖِ ﺍﻟْﻌَﺼَﺎ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﺑِﻴَﺪِﻫَﺎ ﺍﻟْﺒَﻴْﻀَٓﺎﺀِ ﻓَﺨَﺮَّﺕْ ﺳَﺤَﺮَﺓُ ﺍﻟْﺒَﻴَﺎﻥِ ﺳَﺎﺟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻟِﺒَﻼﺎﻏَﺘِﻪِ Kıssa-i Mûsâ'ya bir bak. Bu kıssanın tamamında, büyük bir kuvvet vardır ki, Kur'ân onu yed-i beyzâsına aldığı vakit, ilm-i beyanın sâhirleri, onun belâgati karşısında secdeye varmışlardır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 241) ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟٰﻰ ﻛَﻼﺎﻡِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻠَّﻢَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺍٰﻳَﺎﺕِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻻﺎ ﺗَﺘَﺠَﻠّٰﻰ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﺤَﻘ۪ﻴﻘَﺔُ ﻓَﻮَﻳْﻞٌ ﺣ۪ﻴﻨَﺌِﺬٍ ﻟِﻠﻈَّﺎﻫِﺮِﻳّ۪ﻴﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺤْﻤِﻠُﻮﻥَ ﻣَﺎ ﻻﺎ ﻳَﻔْﻬَﻤُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺘَّﻜْﺮَﺍﺭِ ﻓَﺎِﻥْ ﺷِﺌْﺖَ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟٰﻰ ﻗِﺼَّﺔِ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻓَﺎِﻧَّﻬَﺎ ﺍَﺟْﺪٰﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﻔَﺎﺭ۪ﻳﻖِ ﺍﻟْﻌَﺼَﺎ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﺑِﺎﻟْﻴَﺪِ ﺍﻟْﺒَﻴْﻀَٓﺎﺀِ ﻓَﺨَﺮَّﺕْ ﺳَﺤَﺮَﺓُ ﺍﻟْﺒَﻴَﺎﻥِ ﻣَﺤَﺒَّﺔً ﻭَﺣَﻴْﺮَﺓً ﺳَﺎﺟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻟِﺒَﻼﺎﻏَﺘِﻪِ Kur'ân'ı öğreten Rahmân'ın kelâmına bir bak: Rabbinin âyetlerinden hangi biri var ki, bu hakikat onda tecellî etmesin? Yazıklar olsun o zahirperestlere ki, anlamadıkları şeyi tekrara hamlederler. Bu hakikati görmek istersen, kıssa-i Mûsâ'ya bak. Bu kıssanın tamamında, büyük bir kuvvet vardır ki, Kur'ân onu yed-i beyzâsına aldığı vakit, ilm-i beyanın sâhirleri, onun belâgatine hayran kalmış ve muhabbetle secdeye varmışlardır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 242) ﻟِﻴَﻪ Alet ilimleri: Beyan, sarf, nahiv, mantık, felsefe. ﺍِﻥَّ Muhakkak, mutlaka. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 243) ﻭَﺍﻟْﻌُﺬْﺭُ ﻋِﻨْﺪَ ﻛِﺮَﺍﻡِ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻘْﺒُﻮﻝٌ Özür, büyük insanların yanında makbuldür. ﻧَﺨُﻮ O halde işte.. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 246) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla.. ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥْ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki Hz. Muhammed (a.s.m.) Allah'ın resulüdür. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 247) ﻣَﺎ ﺍﻟﺪَّﻟ۪ﻴﻞُ ﺍﻟْﻮَﺍﺿِﺢُ ﻋَﻠٰﻰ ﻭُﺟُﻮﺩِ ﺍﻻﺎِﻟٰﻪِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺗَﺪْﻋُﻮﻧَﻨَﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَﺍﻟْﺨَﻠْﻖُ ﻣِﻦْ ﺍَﻯِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍَﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌَﺪَﻡِ ﺍَﻭِ ﺍﻟْﻤَﺎﺩَّﺓِ ﺍَﻭْ ﺫَﺍﺗِﻪِ ﺍِﻟٰﻰ ﺍٰﺧِﺮِ ﺳُﻮَۭﺍﻻﺎﺗِﻬِﻢُ ﺍﻟْﻤُﺮَﺩَّﺩَﺓِ Bizi, kendisine iman etmeye çağırdığınız Allah'ın varlığına delâlet eden açık delil nedir? Mahlukat neden yaratılmıştır? Yoktan mı? Maddeden mi? Yoksa onun zâtından mı? Ve diğer tereddütlü sorular... (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 248) ﺗَﺎَﻣَّﻞْ ﺳُﻄُﻮﺭَ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﻓَﺎِﻧَّﻬَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻼﺎِ ﺍﻻﺎَﻋْﻠٰﻰ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺭَﺳَٓﺎﺋِﻞُ Yani, "Eb'âd-ı vâsia-i âlemin sahifesinde Nakkaş-ı Ezelînin yazdığı silsile-i hâdisatın satırlarına hikmet nazarıyla bak ve fikr-i hakikatle sarıl. Tâ ki mele-i âlâdan gelen selâsil-i resâil, seni âlâ-yı illiyyîn-i yakîne çıkarsın." (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 251) ﻓَﺎﺭْﺟِﻊِ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮَ ﻫَﻞْ ﺗَﺮٰﻯ ﻣِﻦْ ﻓُﻄُﻮﺭٍ Haydi, çevir gözünü: En küçük bir kusur görüyor musun? (Mülk Sûresi, 67:3) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 258) ﻛَﻼَﺎ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍَﻳْﻦَ ﺍﻟﺜَّﺮٰﻯ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺜُّﺮَﻳَّﺎ ﻭَ ﺍَﻳْﻦَ ﺍﻟﻀِّﻴَٓﺎﺀُ ﺍﻟﺴَّﺎﻃِﻊُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈُّﻠْﻤَﺔِ ﺍﻟﻄَّﺎﻣِﺴَﺔِ Allah'a yemin olsun ki hayır. Serâ nerede, Süreyyâ nerede? Herşeyi gösteren ışık nerede, herşeyi örtüp saklayan zulmet nerede? (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 259) ﺍٰﻥْ ﺧَﻴَﺎﻻﺎﺗ۪ﻰ ﻛِﻪ ﺩَﺍﻡِ ﺍَﻭْﻟِﻴَﺎﺳْﺖ ﻋَﻜْﺲِ ﻣَﻬْﺮُﻭﻳَﺎﻥِ ﺑُﻮﺳْﺘَﺎﻥِ ﺧُﺪَﺍﺳْﺖ Evliyaya tuzak olan hayaller, ilâhî bahçelerin ay yüzlü güzellerinin akisleridir. ﺣَﻘ۪ﻴﻘَﺔُ ﺍﻟْﻤَﺮْﺀِ ﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟْﻤَﺮْﺀُ ﻳُﺪْﺭِﻛُﻬَﺎ ﻓَﻜَﻴْﻒَ ﻛَﻴْﻔِﻴَّﺔُ ﺍﻟْﺠَﺒَّﺎﺭِ ﺫِﻯ ﺍﻟْﻘِﺪَﻡِ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺍَﺑْﺪَﻉَ ﺍﻻﺎَﺷْﻴَٓﺎﺀَ ﻭَ ﺍَﻧْﺸَﺎَﻫَﺎ ﻓَﻜَﻴْﻒَ ﻳُﺪْﺭِﻛُﻪُ ﻣُﺴْﺘَﺤْﺪَﺙُ ﺍﻟﻨَّﺴَﻢِ İnsan, kendi hakikatini dahi idrak etmekten âciz iken, herşeyden önce var olan ve herşeyi ceberutiyet-i mutlaka ile hükmü altında tutan Zâtı nasıl idrak edebilir? O Cebbâr-ı Zîkıdem ki, herşeyi ilk olarak yoktan yaratmış ve inşa etmiştir; sonradan var olup can bulanlar Onu nasıl idrak etsin? (İmam-ı Ali'ye (r.a.) ait olduğu rivayet edilmektedir. bk. Dîvân u İmamı Ali, Beyrut.) ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﻓ۪ﻴﻬِﻤَٓﺎ ﺍٰﻟِﻬَﺔٌ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟَﻔَﺴَﺪَﺗَﺎ Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi. (Enbiyâ Sûresi, 21:22) ﻭَ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻟَﻪُ ﺍٰﻳَﺔٌ ﺗَﺪُﻝُّ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﻧَّﻪُ ﻭَﺍﺣِﺪٌ Herbir şeyde, Onun bir olduğuna delâlet eden bir âyet vardır. (İbnü'l-Mu'tez'in bir şiirinden alınmıştır. İbn-i Kesîr, Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, 1:24) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 260) ﻟَﻴْﺲَ ﻛَﻤِﺜْﻠِﻪ۪ ﺷَﻲْﺀٌ ﺟَﻞَّ ﺟَﻼﺎﻟُﻪُ Onun benzeri hiçbir şey yoktur, celle celâluhu. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 261) ﻧَﺨُﻮ O halde, işte başlıyorum. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 262) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla.. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ۨﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺩَﻝَّ ﻋَﻠٰﻰ ﻭُﺟُﻮﺏِ ﻭُﺟُﻮﺩِﻙَ Allah'ım, Senin Vücub-u Vücuduna delâlet eden Muhammed'e (a.s.m.) salât ve selam et. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 269) ﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟْﻜَﺤْﻞُ ﻛَﺎﻟﺘَّﻜَﺤُّﻞِ Fıtrî karagözlülük, sun'î (yapma) karagözlülük gibi değildir. ﻟِﻠْﻜُﻞِّ ﺣُﻜْﻢٌ ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻜُﻞٍّ Mecmûda bulunan bir kuvvet ve hasiyet var ki, eczâda bulunmaz. Yani, cemaatte bulunan kuvvet fertte yoktur. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 272) ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻗَﺺَّ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻘِﺼَﺺَ ﻟِﻠْﺤِﺼَﺺِ ﻭَﺳَﻴَّﺮَ ﺭُﻭﺣَﻪُ ﻓ۪ﻰ ﺍَﻋْﻤَﺎﻕِ ﺍﻟْﻤَﺎﺿ۪ﻰ ﻭَ ﻓ۪ﻰ ﺷَﻮَﺍﻫِﻖِ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘْﺒَﻞِ ﻓَﻜَﺸَﻒَ ﻟَﻪُ ﺍﻻﺎَﺳْﺮَﺍﺭَ ﻣِﻦْ ﺯَﻭَﺍﻳَﺎ ﺍﻟْﻮَﺍﻗِﻌَﺎﺕِ ﺍِﻥَّ ﻧَﻈَﺮَﻩُ ﺍﻟﻨَّﻘَّﺎﺩَ ﺍَﺩَﻕُّ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳُﺪَﻟِّﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻣَﺴْﻠَﻜَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﺍَﻏْﻨٰﻰ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳُﺪَﻟِّﺲَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ Ona bu kıssaları hikâye ederek ruhunu mâzinin derinliklerinde ve istikbalin şahikalarında gezdiren ve hadisatın karanlık köşelerindeki esrar perdesini Onun için kaldırana yemin olsun ki, Onun keskin gözü kendisini şaşırtmayacak kadar dikkatli, Onun hak olan mesleği ise insanları aldatmaktan uzaktır. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 278) ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﺳْﺘَﻮٰﻯ O Rahmân ki, hükümranlığı Arşı kaplamıştır. (Tâhâ Sûresi, 20:5) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 281) ﻛَﻠِّﻢِ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﺪَﺭِ ﻋُﻘُﻮﻟِﻬِﻢْ İnsanlarla anlayış seviyelerine göre konuş. (Buharî, İlim: 49'da şöyle geçmektedir: "Haddisu'n-nâse bimâ ya'rifûne.") (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 282) ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻠَّﻢَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﺍﻟْﻤُﻌْﺠِﺰَ ﺍِﻥَّ ﻧَﻈَﺮَ ﺍﻟْﺒَﺸ۪ﻴﺮِ ﺍﻟﻨَّﺬ۪ﻳﺮِ ﻭَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮَﺗَﻪُ ﺍﻟﻨَّﻘَّﺎﺩَﺓَ ﺍَﺩَﻕُّ ﻭَ ﺍَﺟَﻞُّ ﻭَ ﺍَﺟْﻠٰﻰ ﻭَ ﺍَﻧْﻔَﺬُ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳَﻠْﺘَﺒِﺲَ ﺍَﻭْ ﻳَﺸْﺘَﺒِﻪَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﺤَﻘ۪ﻴﻘَﺔُ ﺑِﺎﻟْﺨَﻴَﺎﻝِ ﻭَﺍِﻥَّ ﻣَﺴْﻠَﻜَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﺍَﻏْﻨٰﻰ ﻭَ ﺍَﻋْﻠٰﻰ ﻭَ ﺍَﻧْﺰَﻩُ ﻭَ ﺍَﺭْﻓَﻊُ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳُﺪَﻟِّﺲَ ﺍَﻭْ ﻳُﻐَﺎﻟِﻂَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânı öğretene and olsun ki, Beşîr ve Nezîr olan Zâtın bakışı ve herşeyi inceden inceye tetkik eden basireti, hakikati hayale karıştırmak veya benzetmekten yüce, dakik ve parlaktır; hak olan mesleği ise, insanları aldatmak veya yanıltmaktan müstağni, münezzeh ve yücedir. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 283) ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1) (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 284) ﻣَﺎ ﺍﻟﺪَّﻟ۪ﻴﻞُ ﺍﻟْﻮَﺍﺿِﺢُ ﻋَﻠٰﻰ ﻭُﺟُﻮﺩِ ﺍﻻﺎِﻟٰﻪِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺗَﺪْﻋُﻮﻧَﻨَﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ Bizi, kendisine iman etmeye çağırdığınız Allah'ın varlığına delâlet eden açık delil nedir? (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 287) ﻧَﺨُﻮ ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Öyle ise: Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 288) ﻫﺬﺍ ﺗﻘﺮﻳﺾ ﻟﺨﻲ ﺍﻟﺼّﻐﻴﺮ (Küçük biraderim Abdülmecid'in takrizidir) ﺍۭﺣﻤﺪﻩ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺣﻤﺪًﺍ ﺑﻼ ﺣﺪّ ﻭﺍۭﺻﻠﻲ ﻋﻠﻰ ﺭﺳﻮﻟﻪ ﺳﻴﺪﻧﺎ ﻣﺤﻤﺪ ﻭﻋﻠﻰ ﺍٰﻟﻪ ﻭﺻﺤﺒﻪ ﺳﺎﻟﻜﻲ ﺍﻟﻄﺮﻳﻖ ﺍﻻﺎﺳﺪّ ﻭﺑﻌﺪ ﻓﺎﻋﻠﻢ ﺍۭﻧﻪ ﻣﻦ ﻳَﺮُﻡْ ﺍۭﻥ ﻳﻌﺮﺝ ﺍﻟﻰ ﺳﻤﺎﺀ ﺍﻟﺤﻘﺎﺋﻖ ﻭﻳﺴﻢ ﺍۭﻥ ﻳﺴﺮﺡ ﻓﻜﺮﻩ ﻓﻰ ﺭﻳﺎﺽ ﺍﻟﺪﻗﺎﺋﻖ ﻭﻳﻄﻠﺐ ﻣﻴﺰﺍﻧًﺎ ﻟﺘﻤﻴﻴﺰ ﺍﻟﻜﺎﺫﺏ ﻋﻦ ﺍﻟﺼﺎﺩﻕ ﻭﻣﻜﻨﺴﺔ ﻟﺘﻜﻨﻴﺲ ﻏﺒﺎﺭ ﺍﻻﺎﻭﻫﺎﻡ ﻋﻦ ﻭﺟﻮﻩ ﺍﻟﺸﻘﺎﺋﻖ ﻭﺟﻨﺔ ﻳﺮﻭﺽ ﻓﻴﻬﺎ ﺟﻴﺎﺩ ﺍﻻﺎﻓﻜﺎﺭ ﻭﺟُﻨﺔ ﻳﺪﺍﻓﻊ ﺑﻬﺎ ﻧﻀﺎﻝ ﺍﻟﺴﻘﻴﻤﺔ ﻣﻦ ﺍﻻﺎﺧﻴﺎﺭ ﻭﻣﻀﻤﺎﺭًﺍ ﻳﺒﺎﺭﺯ ﻓﻴﻪ ﺍﻻﺎﺑﻄﺎﻝ ﻣﻦ ﺍﻻﺎﺟﺒﺎﺭ ﻓﻌﻠﻴﻪ ﻳﺘﺪﺭﺱ ﻭﺗﺪﺭﻳﺲ ﻫﺬﺍ ﺍﻟﻜﺘﺎﺏ ﻻﺎﻧﻪ ﻗﺪ ﺑﻨﻲ ﻋﻠﻰ ﺍۭﺳﺎﺳﻲ ﺗﻬﺪﻳﻢ ﺍﻟﺨﻄﺎۭ ﻭﺗﻌﻤﻴﺮ ﺍﻟﺼﻮﺍﺏ ﻭﺍۭﺻﻠﻰ ﺗﺼﻘﻴﻞ ﺍﻻﺳﻼﻣﻴﺔ ﻋﻦ ﺍﻟﻮﻫﻤﻴﺎﺕ ﺍﻟﺘﻰ ﺑﻬﺎ ﺗﻌﺎﺏ ﻭﺗﺼﻔﻴﺔ ﺍﻟﻌﻘﺎﺋﺪ ﻋﻦ ﺍﻟﺨﺮﺍﻓﺎﺕ ﺍﻟﺘﻰ ﺑﻬﺎ ﺗﺸﺎﺏ ﻛﻴﻒ ﻻ ﻭﻗﺪ ﺍۭﺧﺮﺝ ﺗﻠﻚ ﺍﻟﺤﻘﺎﺋﻖ ﺍﻟﻤﻮﻭۭﺩﺓ ﻓﻲ ﺍۭﺧﺎﺩﻳﺪ ﺍﻟﺨﺒﺎﻻﺕ ﻭﻓﺾ ﺍۭﻓﻮﺍﻩ ﺍﻻﺎﻭﻫﺎﻡ ﻋﻦ ﻣﻜﻨﻮﻧﺎﺕ ﻫﺎﺗﻴﻚ ﺍﻟﻨﻜﺎﺕ ﻓﺤﻞ ﺍﻻﺎﺫﻫﺎﻥ ﻭﺍۭﺫﻫﻦ ﺍﻟﻔﺤﻮﻝ ﻭﺳﻤﺢ ﺑﻪ ﺛﺎﻗﺐ ﺍﻻﺎﻓﻜﺎﺭ ﻭﺍۭﻓﻜﺮ ﺍﻟﻌﻘﻮﻝ ﻭﺧﺎﻃﺮ ﻛﻞ ﻣﺎ ﻳﻮﺻﻒ ﺑﻪ ﻓﻬﻮ ﻓﻮﻗﻪ ﻭﻟﻮ ﺑﺬﻝ ﺍﻟﻮﺍﺻﻒ ﻓﻲ ﺍۭﻃﺮﺍﺋﻪ ﻃﻮﻗﻪ ﻭ ﺍﻥ ﺷﻜﻜﺖ ﻓﻴﻤﺎ ﺍۭﻗﻮﻝ ﻓﻴﻪ ﺍﻧﻈﺮ ﺍﻟﻰ ﺍﻟﻔﺮﺍﺋﺪ ﺍﻟﺴﺎﻗﻄﺔ ﻣﻦ ﻓﻴﻪ ﻭﻳﺤﻖ ﺍۭﻥ ﻳﻘﺎﻝ ﻓﻲ ﺗﺎۭﻟﻴﻔﻪ ﺑﺪﻳﻊ ﺍﻟﻨﺴﺞ ﻭﺍﻻﺳﺪﺍﺀ ﺍﻧﺸﺎ ٭ ﻣﻦ ﺍﻟﺘﻌﻴﻴﺐ ﻭﺍﻟﺘّﻐْﻴﻴﺮ ﺣﺎﺷﺎ ﻛﺘﺎﺑًﺎ ﺑﺎﻟﻼﺎﻟﻲ ﻗﺪ ﺗﻮﺷﺎ ٭ ﺍۭﻧﺎﺳﻲ ﺍﻟﻨﺼﻮﺹ ﻗﺪ ﺗﺤﺸّﺎ ﻣﺮﻯۭ ﺍﻟﺼﺪﻕ ﻭﺍﻟﺤﻖ ﺍﻟﻤﺒﻴﻦ ٭ ﻭﻳﻮﻣﻲ ﻟﻠﻜﻨﻮﺯ ﺗﺤﺖ ﻏﻴﻦ ﻭﻟﺬﻱ ﺍﻟﺪﻳﻦ ﻭﺍﻻﺎﺣﺒﺎﺏ ﺯﻳﻦ ٭ ﻛﻤﺎ ﻟﻠﻘﺎﻟﻲ ﻭﺍﻟﺤﺴﺎﺩ ﺷﻴﻦ ﻳﻤﺰﻕ ﻋﻦ ﻭﺟﻮﻩ ﺍﻟﺤﻖ ﻣﻴﻨﺎ ٭ ﻳﻌﻤّﻰ ﻟﺬﻭﻱ ﺍﻻﻟﺤﺎﺩ ﻋﻴﻨًﺎ ﻣﺤﻚ ﻟﻠﻨﺤﻮﻝ ﻣﻦ ﻧﻘﻮﻝ ٭ ﻭﻗﻴﺪ ﻟﻠﻌﻘﻮﻝ ﻣﻦ ﻓﺤﻮﻝ ﺟﺪﻳﺮ ﺑﺎﻟﺘﻘﻠّﺪ ﻓﻲ ﻧﺤﻮﺭ ٭ ﻣﺤﺎﻓﻈﺔ ﺍﻟﺤﺪﻭﺩ ﻭﺍﻟﺜﻐﻮﺭ ﺧﻠﻴﻖ ﺑﺎﻟﺘﻘﻠﺪ ﻓﻲ ﺍﻟﻌﻨﺎﻕ ٭ ﻟﻀﺮﺏ ﺍﻟﻔﺮﻕ ﻓﻲ ﺭﺍۭﺱ ﺍﻟﻨﻔﺎﻕ ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻄﺮﻑ ﻣﺘﻰ ﻳُﺴﻄﺮ ﺳُﻄُﺮ ٭ ﻩ ﻻ ﻳﻌﺸﺎﻩ ﻃﻮﻝ ﺍﻟﺪﻫﺮ ﻋﻮﺭ ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻘﻠﺐ ﺑﺎﻥ ﺗﻜﺘﺐ ﺍۭﺣﺮﻯ ٭ ﻭﺍۭﻥ ﺗﺠﻌﻞ ﻣﻜﺎﻥ ﺍﻟﺤﺒﺮ ﺗﺒﺮًﺍ ﺻﻐﻴﺮ ﺍﻟﺠﺮﻡ ﺗﺒﺮﻯ ﺍﻟﻤﺜﺎﻝ ٭ ﻛﻤﺮﻗﺎﺓٍ ﺍﻟﻰ ﺍۭﻭﺝ ﺍﻟﻜﻤﺎﻝ ﻛﺜﻴﺮ ﺍﻟﺮﻣﻮﺯ ﻭﺍﻟﻤﻌﻨﻰ ﺩﻗﻴﻖ ٭ ﻭﻋﻦ ﺩﺭﻛﻪ ﺫﻭ ﺍﻟﻄﻌﻦ ﺳﺤﻴﻖ ﻫﻼﻝ ﺍﻟﺸﻚّ ﻣﻌﻨﺎﻩ ﻓﺤﺪﺩ ٭ ﺑﻜﺤﻞ ﺿﺪّﻩ ﺍﻟﻌﻴﻦ ﻓﺮﺍﻭﺩ ﻭ ﺍﻧﻲ ﻻ ﻳﻜﻮﻥ ﺫﺍ ﻛﺬﺍ ﻛﺎ ٭ ﻭﻳﺨﺘﺼﻢ ﺑﻜﺘﻔﻴﻪ ﺍﻟﺴﻤﺎﻛﺎ ﻭﻗﺪ ﺍۭﻧﺸﺎﻩ ﺭﺍﺯﻱّ ﺍﻻﺎﻭﺍﻥ ٭ ﻣﺠﻴﺪ ﻟﻠﺒﺪﻳﻊ ﻓﻲ ﺍﻟﺰﻣﺎﻥ ﻭﺫﺍ ﺍﻟﻌﺼﺮ ﺑﻪ ﻳﻌﻠﻮ ﻭﺳﺎﻡ ٭ ﻟﺬﺍ ﺍﻟﺘﺎۭﻟﻴﻒ ﺗﺎﺭﻳﺦ ﺗﻤﺎﻡ Allah-u Tealaya hadsiz derecede hamd eder ve O'nun elçisi Efendimiz Muhammed (a.s.m.)'e ve doğru yolda O'nu takib eden âl ve ashabına da salât ederim. Bundan sonra imdi: Şunu bilesin ki, her kim; hakikatlerin semasına yükselmek, fikirlerini ince mânâlar ve derin bilgiler bahçesinde beslemek, doğru ve gerçek olanı yalan ve sahte olandan ayırd etmek, ihtilaflı meselelerden vehim tozlarını süpürüp temizlemek, içinde fikir küheylanlarının beslenip geliştiği bir bahçeye sahip olmak, istikametli fikirleri sakat düşünce ve fikirlere karşı bir kalkan bulmak, içinde önde gelen büyük âlimlerin yarışacağı bir meydan isterse onun kitabı okuması ve okutması gerekir. Çünkü bu kitap, iki temel ve iki esas üzerine bina edilmiştir: a) Yanlışı yıkıp ortadan kaldırmak ve doğruyu tamir etmek. b) İslamiyet'i leke ve utanç verici vehmiyattan temizlemek ve inanç esaslarını (akîdeyi) de ona bulaşan hurafelerden arındırmak, tasfiye etmek. Nasıl böyle olmasın ki; Bu kitap: örtülü ve gizli hakikatleri gün yüzüne çıkardı ve bu gizli nükteleri vehimlerin hücumundan kurtardı. Akıllara nüfuz edip, daha önce haberdar olmadıkları mânâları büyük âlimlerin fikirlerine, zihinlerine yerleştirdi. Keskin ve ince fikirlerin önünü açtı. Akılları fikirlerle donattı ve hakkında dile getirilen bütün vasıfları ve medhiyeleri gölgede bırakmıştır. Zira o bütün bu vasıfların, medhiyelerin üstündedir. Eğer, bütün bu söylediklerimde bir şüphen varsa, müellifin ağzından çıkan inci-misal şu sözlere bak. Bu kitap hakkında şöyle söylenmeyi hak etmiştir. 1- Bu kitap, dokuması ve örgüsü, eşi benzeri olmayan bir inşadır. Ayıplanma ve kusurlu olma ihtimalinden uzaktır. 2- İncilerle süslü, en iyi metinlerle dolu, noksanlardan arınmış bir kitaptır. 3- O, doğru olanları, hakikatleri açıkça gösterir. Ve sık ağaçlar altında gizli hazinelere işaret eder. 4- Dindarların ve dostların süsü, koğuculuk yapanların (lâf taşıyanların) ve hased edenlerin (çekememezlik yapan, kıskananların) da ayıbıdır. 5- Hakikatlerin yüzündeki tüm yalan ve iftiraları parçalar, mülhidlerin (dinsizlerin, kafirlerin) gözlerini kör eder. 6- Doğru bilgileri uydurma hikâyelerden ayıran bir mihenk, yüksek âlimlerin akıllarını hataya düşmekten koruyan bir bağdır. 7- Gerdanlık gibi boyna takılmaya layıktır. Hudutları ve düşmanların giriş yerlerinin muhafızıdır. 8- Nifakın başının ortasına vurup yarmak için kuşanmaya, gerdanlık gibi boyna takılmaya layıktır. 9- Onun satırları bir defa göze göründü mü, o göze ebediyen körlük gelmez. 10- O, senin onu kalbinin üzerine mürekkep yerine altınla yazmana lâyıktır. 11- Hacmi küçük ama eşsizdir. Kemalin zirvesine ulaştıran bir merdivendir. 12- Remizleri çok, mânâları pek ince ve derindir. Ona dil uzatan, onu anlamaktan pek uzaktır. 13- Onun mânâsı "şek günü"nün hilali gibidir. Keskin ve derin nazarla ona bak! Sürme ile gözünü keskinleştir de öyle o mânâlara dal! 14- Bu, nasıl böyle olmasın ki, çünkü çıkıp herkese meydan okuyor. 15- En güzel biçimde zamanın Râzî'si onu inşâ etti, yazdı. Zamanın şereflisi Bediüzzaman yazdı, te'lif etti. 16- Bu asrın rütbesi onunla yükselir. Bunun te'lifinin tam tarihi budur. Abdülmecid (Âsâr-ı Bedîiyye sh: 291)