26.27. Âyetler
Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.650
ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻀْﺮِﺏَ ﻣَﺜَﻼﺎ ﻣَﺎ ﺑَﻌُﻮﺿَﺔً ﻓَﻤَﺎ ﻓَﻮْﻗَﻬَﺎ ﻓَﺎَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻓَﻴَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻓَﻴَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻬٰﺬَﺍ ﻣَﺜَﻼﺎ ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَ ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ ٭ ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻨْﻘُﻀُﻮﻥَ ﻋَﻬْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗِﻪ۪ ﻭَ ﻳَﻘْﻄَﻌُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻣَﺮَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﻥْ ﻳُﻮﺻَﻞَ ﻭَ ﻳُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ Gayet kısacık bir meali: Yani "Cenab-ı Hak kullarını irşad ve ikaz etmek üzere, sivrisinek gibi hakir, kıymetsiz bir hayvanla veya bir mahlukla misal getirmeyi, kâfirlerin keyfi için terketmez. İmanı olanlar, onun Rablarından hak olduğunu bilirler. Amma kâfirler, Allah bu gibi hakir misallerden neyi irade etmiştir diyorlar. Allah onun ile çoklarını dalalete atar ve çoklarını da hidayete götürür. Fakat fâsıklardan maada dalalete attığı yoktur. Fâsıklar da ol adamlardır ki; Allah'ın taatinden hurucla, misak-ı ezelîden sonra ahidlerini bozarlar ve Allah'ın akrabalar arasında veya mü'minler beyninde emrettiği hatt-ı muvasalayı keserler; yeryüzünde işleri ifsaddır; dünya ve âhirette zarar ve hüsrana maruz kalan ancak onlardır." (Bakara Sûresi, 2:26-27) (İşarat-ül İ'caz sh: 156) ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍﺳْﺘَﻮْﻗَﺪَ ﻧَﺎﺭًﺍ (Onların durumu), ateş yakan adamın meseli gibidir. (Bakara Sûresi, 2:19) ﺍَﻭْ ﻛَﺼَﻴِّﺐٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ Şiddetle yağan yağmur gibi... (Bakara Sûresi, 2:19) (İşarat-ül İ'caz sh: 157) ﻭَ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻟَﻪُ ﺍٰﻳَﺔٌ ﺗَﺪُﻝُّ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﻧَّﻪُ ﻭَﺍﺣِﺪٌ Herşeyde Allah'ın birliğini gösteren delil vardır. "Kitab-ı kebiri kâinatta yaratılan herhangi birşey, Hâlıkın azametine delâlet eden bir kelime-i hâliyedir." ﺍَﻥْ ﺗَﻨْﻔَﺪَ ﻛَﻠِﻤَﺎﺕُ ﺭَﺑّ۪ﻰ ﻭَ ﻟَﻮْ ﺟِﺌْﻨَﺎ ﺑِﻤِﺜْﻠِﻪ۪ ﻣَﺪَﺩًﺍ (De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsa,) hattâ bir o kadarını daha getirip ilâve etsek, Rabbimin sözleri tükenmeden. (Kehf Sûresi, 18:109) (İşarat-ül İ'caz sh: 158) ﺍَﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﻦْ ﺧَﻠَﻖَ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟﻠَّﻄ۪ﻴﻒُ ﺍﻟْﺨَﺒ۪ﻴﺮُ Yaratan bilmez mi? O Latif ve Habir dir. (Mülk Sûresi, 67:14) (İşarat-ül İ'caz sh: 160) ﻧَﺴْﺞُ ﺍﻟْﻌَﻨْﻜَﺒُﻮﺕِ Örümceğin ağı. ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻀْﺮِﺏَ ﻣَﺜَﻼﺎ ﻣَﺎ ﺑَﻌُﻮﺿَﺔً ﻓَﻤَﺎ ﻓَﻮْﻗَﻬَﺎ Cenab-ı Hak, (kullarını irşad ve ikaz etmek üzere,) sivrisinek gibi bir mahlûkla misal getirmeyi, (kâfirlerin keyfi için) terk etmez. ﺍَﺭَﺏٌ ﻳَﺒُﻮﻝُ ﺍﻟﺜَّﻌْﻠَﺒَﺎﻥُ ﺑِﺮَﺍْﺳِﻪ۪ Başına tilkilerin bevl ettiği bir şey nasıl rab olur. (İşarat-ül İ'caz sh: 161) ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻀْﺮِﺏَ ﻣَﺜَﻼﺎ ﻣَﺎ Şüphesiz ki Allah sivrisinekle veya ondan daha küçüğüyle misal vermekten çekinmez. (Bakara Sûresi, 2:26.) ﻓَﺎَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻓَﻴَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ İman edenler, onun, Rablerinden gelen hak olduğunu bilirler. ﺑَﻌُﻮﺿَﺔ Sivrisinek. (İşarat-ül İ'caz sh: 162) ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ İnkâr edenler ise. (İşarat-ül İ'caz sh: 163) ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻬٰﺬَﺍ ﻣَﺜَﻼﺎ Allah bu gibi hakîr misallerden neyi irade etmiştir? ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ Onlar bilirler. ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ Onlar bilmezler. ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَ ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ Allah, onunla çoklarını dalâlete atar ve çoklarını da hidayete götürür. ﻣَﺎﺫَﺍ Ne? (İşarat-ül İ'caz sh: 165) ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ (Verdiği misallerle Allah) ancak fâsıkları saptırır. ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ Allah, onunla çoklarını dalâlete atar. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻨْﻘُﻀُﻮﻥَ ﻋَﻬْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗِﻪ۪ ﻭَ ﻳَﻘْﻄَﻌُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻣَﺮَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﻥْ ﻳُﻮﺻَﻞَ ﻭَ ﻳُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ Fâsıklar öyle kimselerdir ki, Allah'a itaatten çıkıp, mîsak-ı ezelîde yaptıkları ahidlerini bozarlar ve Allah'ın akrabalar ve mü'minler arasında emrettiği bağlantıyı keserler; yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarırlar. (Bakara Sûresi, 2:27) ﻳَﻨْﻘُﻀُﻮﻥَ ﻋَﻬْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Fâsıklar, Allah'a verdikleri ahidlerini bozarlar. ﻭَ ﻳَﻘْﻄَﻌُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻣَﺮَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﻥْ ﻳُﻮﺻَﻞَ Allah'ın akrabalar veya mü'minler arasında emrettiği bağları koparırlar. (İşarat-ül İ'caz sh: 166) ﻭَ ﻳُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ İşte onlar hüsrana uğrayanlardır. ﻋِﺒَﺎﺭَﺍﺗُﻨَﺎ ﺷَﺘّٰﻰ ﻭَ ﺣُﺴْﻨُﻚَ ﻭَﺍﺣِﺪٌ ﻭَ ﻛُﻞٌّ ﺍِﻟٰﻰ ﺫَﺍﻙَ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﻳُﺸ۪ﻴﺮُ "Söylediğimiz sözler ayrı ayrı ise de, senin hüsnün birdir. Bütün sözlerimiz, o hüsn-ü cemale işaret ediyorlar." ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻀْﺮِﺏَ ﻣَﺜَﻼﺎ ﻣَﺎ ﺑَﻌُﻮﺿَﺔً ﻓَﻤَﺎ ﻓَﻮْﻗَﻬَﺎ Cenâb-ı Hak, kullarını irşad ve ikaz etmek üzere, sivrisinek gibi küçük, kıymetsiz bir hayvanla veya bir mahlûkla misal getirmekten, kâfirlerin keyfi için haya etmez. (Bakara Sûresi, 2:26) (İşarat-ül İ'caz sh: 167) ﺍِﻥَّ Muhakkak.. ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ﻰ Çekinmez, hayâ etmez. ﻻﺎ ﻳَﺘْﺮُﻙُ Terk etmez. ﺑَﻌُﻮﺿَﺔً Sivrisinek. ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ﻰ Çekinir, hayâ eder. ﺍَﻣَﺎ ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ﻰ ﺭَﺏُّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍَﻥْ ﻳُﻤَﺜِّﻞَ ﺑِﻬٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﻤُﺤَﻘَّﺮَﺍﺕِ "Muhammed'in Rabbi bu hakir şeylerden temsil getirmeye hayâ etmez mi?" (İşarat-ül İ'caz sh: 168) ﻣُﺸَﺎﻛَﻠَﺔً ﻓِﻰ ﺍﻟﺼُّﺤْﺒَﺔِ Karşılıklı konuşmada muhatabın bildiği kelime ve mânâları kullanarak açıklama. ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ﻰ Çekinir. ﺍَﻥْ ﻳَﻀْﺮِﺏَ Bir mesele hakkında örnek verme. ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﺜَﻞِ ﺍﻟْﺤَﻘ۪ﻴﺮِ Değersiz ve sıradan bir örnekden. ﺿَﺮْﺏ Misal. ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ﻰ ﺿَﺮْﺏَ ﺍﻟْﺒَﻌُﻮﺿَﺔِ ﻣَﺜَﻼﺎ Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. (İşarat-ül İ'caz sh: 169) ﺍِﺳْﺘِﺤْﻴَﺎ Çekinme, hayâ etme. ﺿَﺮْﺏ Misal. ﺑَﻌُﻮﺿَﺔً Sivrisinek. ﻣَﺜَﻼﺎ Misal. ﻣَﺎ O şey ki.. ﻓَﻤَﺎ ﻓَﻮْﻗَﻬَﺎ Çok daha fevkinde, üstünde olan. (Bakara Sûresi, 2:26.) ﻣَﺎ ﻓَﻮْﻗَﻬَﺎ Onun üstünde, ötesinde. ﻓَﺎَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻓَﻴَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻓَﻴَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻬٰﺬَﺍ ﻣَﺜَﻼﺎ İmanı olanlar, onun, Rablerinden hak olduğunu bilirler. Amma kâfirler, 'Allah bu gibi hakîr (küçük ve değersiz) misallerden neyi irade etmiştir?' derler. (Bakara Sûresi, 2:26) (İşarat-ül İ'caz sh: 170) ﺍَﻣَّﺎ (o meseleye) gelince..., ise... ﻓَﻴَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖُّ Onlar bunun hak olduğunu bilirler. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ İman edenler. ﺍَﻟْﻤُْﻤِﻨُﻮﻥَ Mü'minler. ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﻟْﺒَﻠِﻴﻎُ Şüphesiz ki o çok belagatlidir. ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖُّ Şüphesiz ki o haktır. ﺑَﻌُﻮﺿَﺔً Sivrisinek. (İşarat-ül İ'caz sh: 171) ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ Rablerinden. ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ Kafirler ise. ﺍَﻣَّﺎ (o meseleye) gelince..., ise... ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ Küfredenler; Allah'ı inkar edenler. ﺍَﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ Kâfirler; inkarcılar. ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ Bilirler. ﻓَﻼﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ Bilmezler. ﻓَﻴَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ Derler ki. ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَ ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ Allah, onunla çoklarını dalâlete atar ve çoklarını da hidayete götürür. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ İman edenler. ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﺑِﻪ۪ Onunla hidayete götürür. ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ Onunla dalalete götürür. ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ Doğru yola iletir. (İşarat-ül İ'caz sh: 172) ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Allah bununla ne irade etti. ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ Birçoğunu. ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻀِﻞُّ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﻔَﺎﺳِﻘ۪ﻴﻦَ Onunla ancak fâsıkları dalâlete atar. (İşarat-ül İ'caz sh: 173) ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻨْﻘُﻀُﻮﻥَ ﻋَﻬْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗِﻪِ ﻭَ ﻳَﻘْﻄَﻌُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻣَﺮَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﻥْ ﻳُﻮﺻَﻞَ ﻭَ ﻳُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ Fâsıklar öyle kimselerdir ki, Allah'a itaatten çıkıp, mîsak-ı ezelîde yaptıkları ahidlerini bozarlar ve Allah'ın akrabalar ve mü'minler arasında emrettiği bağlantıyı keserler; yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarırlar. (Bakara Sûresi, 2:27) ﻳَﻨْﻘُﻀُﻮﻥَ Bozarlar. (İşarat-ül İ'caz sh: 174) ﻭَ ﻳَﻘْﻄَﻌُﻮﻥَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻣَﺮَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﻥْ ﻳُﻮﺻَﻞَ Allah'ın emrettiği bağlantıyı keserler. ﻭَ ﻳُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ Yeryüzünde fesat çıkarıyorlar, bozgunculuk yapıyorlar. ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ İşte onlar, gerçekten zarara uğrayanlardır. (Bakara Sûresi, 2:27) ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ İşte onlar (İşarat-ül İ'caz sh: 175) ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ İşte onlar ﻫُﻢْ Onlar ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ Hüsrana uğrayanlar. ﺧَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦ Hüsrandakiler. (İşarat-ül İ'caz sh: 176)