Risale-i NurÂyet ve Hadîs Meâlleri

Nübüvvet Hakkında

Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.638

ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻋَﺒْﺪِﻧَﺎ ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺴُﻮﺭَﺓٍ ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ ﻭَﺍﺩْﻋُﻮﺍ ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ٭ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻭَﻟَﻦْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻭَﻗُﻮﺩُﻫَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻭَﺍﻟْﺤِﺠَﺎﺭَﺓُ ﺍُﻋِﺪَّﺕْ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ Gayet kısa bir meali: Yani "Abdimiz üzerine inzal ettiğimiz Kur'anda bir şübheniz varsa, Kur'anın mislinden bir sure yapınız; hem de Allah'tan başka, işlerinizde kendilerine müracaat ettiğiniz şüheda ve muinlerinizi de çağırınız, yardım etsinler. Eğer sözünüzde sadık iseniz hepiniz beraber çalışınız, Kur'anın mislinden bir sure getiriniz. Eğer bir misil getiremediğiniz takdirde, zâten getiremezsiniz ya, öyle bir ateşten sakınınız ki; odunu, insanlar ile taşlardır." (Bakara Sûresi, 2:23-24) (İşarat-ül İ'caz sh: 106) ﻻﺎ ﺗَﺨَﻒْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻣَﻌَﻨَﺎ "Korkma, Allah bizimle beraberdir" ﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟْﻜَﺤْﻞُ ﻛَﺎﻟﺘَّﻜَﺤُّﻞِ Yani: Fıtrî karagözlülük, sun'î (yapma) karagözlülük gibi değildir. Yani yapma ve sun'î olan birşey ne kadar güzel ve ne kadar kâmil olursa olsun, fıtrî ve tabiî olan şeylerin mertebesine yetişemez ve onun yerine kaim olamaz. (İşarat-ül İ'caz sh: 113) ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺴُﻮﺭَﺓٍ ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻭَﻟَﻦْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız -yakıtı insanlar ve taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış Cehennem ateşinden sakınınız. (Bakara Sûresi, 2:23-24) ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺴُﻮﺭَﺓٍ ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ Haydi onun benzeri bir sûre getirin. (Bakara Sûresi, 2:23) (İşarat-ül İ'caz sh: 114) ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺴُﻮﺭَﺓٍ ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ Haydi onun benzeri bir sûre getirin. (Bakara Sûresi, 2:23) (İşarat-ül İ'caz sh: 115) ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ Eğer indirdiklerimizden herhangibir şüpheye düşüyorsanız.. ( Bakara Sûresi, 2:23) ﻭَ ﻛَﻢْ ﻣِﻦْ ﻋَٓﺎﺋِﺐٍ ﻗَﻮْﻻﺎ ﺻَﺤ۪ﻴﺤًﺎ ٭ ﻭَ ﺍٰﻓَﺘُﻪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻔَﻬْﻢِ ﺍﻟﺴَّﻘ۪ﻴﻢِ Sağlam sözleri kötüleyen nice kişiler vardır ki, onların âfetleri hasta anlayışlarından ileri gelir. (El-Mütenebbî, Dîvan, 4:246) (İşarat-ül İ'caz sh: 116) ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﺳْﺘَﻮٰﻯ Muhakkak ki Allah'ın (c.c.) hükümranlığı Arşı kaplamıştır. ﺍَﻟﺘَّﻨَﺰُّﻻﺎﺕُ ﺍﻻﺎِﻟٰﻬِﻴَّﺔُ ﺍِﻟٰﻰ ﻋُﻘُﻮﻝِ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ Beşerin akılları seviyesinde ilahî tenezzülat. Yani Allâh-u teâlanın insanların anlıyabilecekleri seviyede onlara hitab etmesi. (İşarat-ül İ'caz sh: 118) ﻛَﻠِّﻢِ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﺪَﺭِ ﻋُﻘُﻮﻟِﻬِﻢْ İnsanlarla anlayış seviyelerine göre konuş. (İşarat-ül İ'caz sh: 119) ﻗَﺎﻝَ Dedi. (İşarat-ül İ'caz sh: 121) ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍ Ey insanlar, (Allah'a) ibadet ediniz. (Bakara Sûresi, 2:21) (İşarat-ül İ'caz sh: 122) ﺍِﻥْ ﻫُﻮَ ﺍِﻻَﺎ ﻭَﺣْﻰٌ ﻳُﻮﺣٰﻰ O ancak vahyedilen bir vahiydir. (Necm Sûresi, 53:4) (İşarat-ül İ'caz sh: 123) ﻟَﻮْ ﻛُﻞُّ ﻛَﻠْﺐٍ ﻋَﻮٰﻯ ﺍَﻟْﻘَﻤْﺘَﻪُ ﺣَﺠَﺮًﺍ ٭ ﻟَﻢْ ﻳَﺒْﻖَ ﻓ۪ﻰ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﻜُﺮَﺓِ ﺍَﺣْﺠَﺎﺭُ "Her üren kelbin (köpeğin) ağzına bir taş atacak olsan dünyada taş kalmaz." (İşarat-ül İ'caz sh: 124) ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ Eğer indirdiklerimizden herhangi bir şüphe duyuyorsanız.. (Bakara Sûresi, 2:23) ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ Onda asla şüphe yoktur. O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:2) ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ Onda hiçbir şüpheye yer yoktur. (Bakara Sûresi, 2:2) ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Şübhe içinde iseniz. (Bakara Sûresi, 2:23) ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺴُﻮﺭَﺓٍ ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ "Kur'anın mislinden bir sure getiriniz." (İşarat-ül İ'caz sh: 125) ﺗَﺸَﺒَّﺜُﻮﺍ ﻭَﺟَﺐَ ﺍﻟﺘَّﺸَﺒُّﺚُ ﺗَﻌَﻠَّﻤُﻮﺍ ﺟَﺮِّﺑُﻮﺍ Teşebbüs ediniz. Teşebbüs şarttır. Öğreniniz ve tecrübe ediniz. ﻭَﺍﺩْﻋُﻮﺍ ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın. (Bakara Sûresi, 2:23) ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ eğer yapamazsanız (İşarat-ül İ'caz sh: 126) ﻭَﻟَﻦْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Bundan sonra da kat'iyyetle yapamayacaksınız." ﻧَﻮْﻉٌ ﻣُﻨْﺤَﺼِﺮٌ ﻓِﻰ ﺍﻟﺸَّﺨْﺺِ "Bir şahısta inhisar etmiş bir nevidir." ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻭَﻗُﻮﺩُﻫَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻭَﺍﻟْﺤِﺠَﺎﺭَﺓُ ﺍُﻋِﺪَّﺕْ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ "Kâfirlere hazırlanan bir ateşten sakınınız ki; odunu, insanlar ile taşlardır." ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ Sakının. ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Eğer bunu yapamazsanız... (İşarat-ül İ'caz sh: 127) ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ Sakının. ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Eğer bunu yapamazsanız... ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻭَﻗُﻮﺩُﻫَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻭَﺍﻟْﺤِﺠَﺎﺭَﺓُ Yakıtı insanlar ve taşlar olan (Cehennem ateşi.) ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ Cehennem ateşinden sakının. ﻧﺎﺭ Ateş, cehennem ﺍُﻋِﺪَّﺕْ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ Kâfirler için hazırlanan. (Bakara Sûresi, 2:24) ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ Sakının. ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Eğer bunu yapamazsanız... ﺍُﻋِﺪَّﺕْ Hazırlandı. (İşarat-ül İ'caz sh: 129) ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻋَﺒْﺪِﻧَﺎ Eğer Kulumuza indirdiğimiz Kur'an-ı Kerim hakkında bir şüpheniz var ise. (Bakara Sûresi, 2:23) ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Herhangi bir şüpheniz var ise. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍ Ey insanlar, ibadet ediniz. (İşarat-ül İ'caz sh: 130) ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer bir şüpheniz varsa... ﺍِﻥِ ﺍﺭْﺗَﺒْﺘُﻢْ Şüpheye düştüyseniz. ﺭَﻳْﺐٍ şüphe ﻣِﻤَّﺎ O şey hakkında, o şeyden ﻣِﻦْ ....dan, ...den ﻓ۪ﻰ ﺷَﻲْﺀٍ Bir şeyle ilgili, o şey hakkında ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ ﻓ۪ﻰ ﺷَﻲْﺀٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ Eğer indirdiklerimizden herhangibir şüphe duyuyorsanız.. ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ Peyderpey İndirdik. (İşarat-ül İ'caz sh: 131) ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ İndirdik. ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ (Bir defada) indirdik. ﻋَﺒْﺪِﻧَﺎ Kulumuz. ﺍُﻋْﺒُﺪُﻭﺍ İbadet edin. ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ Getirin. ﺑِﺴُﻮﺭَﺓٍ Bir sûre ile. (İşarat-ül İ'caz sh: 132) ﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﺬُﻕْ ﻟَﻢْ ﻳَﺪْﺭِ Tatmayan bilmez. (İşarat-ül İ'caz sh: 133) ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ Onun benzerinden. ﻣِﺜْﻞِ ﺳُﻮﺭَﺓٍ ﻣِﻨْﻪُ Ondan bir sûrenin benzerini. ﺑِﺴُﻮﺭَﺓٍ ﻣِﻦْ ﻣِﺜْﻠِﻪ۪ Onun benzerinden bir sûre ile. ﻭَﺍﺩْﻋُﻮﺍ Çağırın. (İşarat-ül İ'caz sh: 134) ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَ Şahitler (yardımcılar). ﻭَﺍﺩْﻋُﻮﺍ Çağırın. ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَﻛُﻢْ Kendinize yardım istediğiniz kişiler. ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ "Allah'tan maada, dünyada ne kadar erbab-ı fesahat varsa çağırınız." (İşarat-ül İ'caz sh: 135) ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ Eğer iddianızda sadıksanız. ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Yani: "Sözünüzde sadık olsaydınız, yapacaktınız." ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻭَﻟَﻦْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ Bunu yapamazsanız ki, elbette yapamayacaksınız, Cehennem ateşinden sakının. (Bakara Sûresi, 2:24) ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Eğer bunu yapamazsanız ki... ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ Cehennem ateşinden sakının. (İşarat-ül İ'caz sh: 136) ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ Cehennem ateşinden sakının. ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Bunu yapamazsanız ki... ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Yaparsınız. ﺗَﺎْﺗُﻮﺍ Getirin. ﻭَﻟَﻦْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Ki asla yapamayacaksınız. (İşarat-ül İ'caz sh: 137) ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﺍ Sakının. ﺍِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﺍ Bunu yapamazsanız ki... ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ İman edin! ﺗَﺠَﻨَّﺒُﻮﺍ Çekinin, kaçının. ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ Ateş, Cehennem ﺍَﻟَّﺘ۪ﻰ Öyle ki. ﻧَﺎﺭًﺍ ﻭَﻗُﻮﺩُﻫَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻭَﺍﻟْﺤِﺠَﺎﺭَﺓُ Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateş. (Tahrîm Sûresi: 6) ﻭَﻗُﻮﺩُﻫَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻭَﺍﻟْﺤِﺠَﺎﺭَﺓُ Yakıtı insanlar ve taşlar olan (Cehennem ateşi.) (Bakara Sûresi, 2:24) ﺍﻟﻨَّﺎﺱ İnsanlar ﺣِﺠَﺎﺭَﺓ Taşlar (İşarat-ül İ'caz sh: 138) ﺍُﻋِﺪَّﺕْ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ Kâfirler için hazırlandı. ﻟَﻜُﻢْ Sizin için. ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ Kâfirler için. ﺍُﻋِﺪَّﺕْ ﻟَﻜُﻢْ ِﻻﺎﻧَّﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍﻟﻨَّﺎﺭُ ﺍُﻋِﺪَّﺕْ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ Sizin için hazırlandı. Çünkü siz kafirlerdensiniz. Cehennem ateşi de kafirler için hazırlanmıştır. (İşarat-ül İ'caz sh: 139) 25.Âyet ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ ﺍَﻥَّ ﻟَﻬُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺭُﺯِﻗُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮَﺓٍ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺭُﺯِﻗْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻭَﺍُﺗُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬًﺎ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝٌ ﻣُﻄَﻬَّﺮَﺓٌ ﻭَﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ Yani: "İman eden ve iyi işler işleyen mü'minlere beşaret ver ki, altında nehirler akan Cennetler onlarındır. O Cennetlerden bir meyve yedikleri zaman; bu, bundan evvel yediğimiz meyvedir derler. Birbirine benzer bir surette rızıkları getirilip verilir. Ve o Cennetlerde onlar için temiz kadınlar vardır. Ve onlar o Cennetlerde de daimî bir şekilde kalacaklardır." (Bakara Sûresi, 2:25) (İşarat-ül İ'caz sh: 140) ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍ Ey insanlar, ibadet edin. (Bakara Sûresi, 2:21) ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer bir şüpheye düşüyorsanız.. (Bakara Sûresi, 2:23) (İşarat-ül İ'caz sh: 141) ﻭَ ﺍﻣْﺘَﺎﺯُﻭﺍ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣُﻮﻥَ "Ey mücrimler! Bir tarafa çekiliniz" ﻓَﺎﺩْﺧُﻠُﻮﻫَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ "Daimî kalmak üzere Cennet'e giriniz." (İşarat-ül İ'caz sh: 142) ﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀُ ﺍﻧْﺸَﻘَّﺖْ Gök yarıldığında. (İnşikak Sûresi, 84:1) ﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻛُﻮِّﺭَﺕْ Güneş dürülüp toplandığında. (Tekvîr Sûresi, 81:1) ﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﻨُّﺠُﻮﻡُ ﺍﻧْﻜَﺪَﺭَﺕْ Ve yıldızlar döküldüğünde. (Tekvîr Sûresi, 81:2) (İşarat-ül İ'caz sh: 143) ﻭَﺍﻣْﺘَﺎﺯُﻭﺍ Bir kenara çekiliniz. (Yâsin Sûresi, 36:59) (İşarat-ül İ'caz sh: 144) ﻭَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ Onlar, âhirete de kesin olarak imân etmiş kimselerdir. (Bakara Sûresi, 2:4) (İşarat-ül İ'caz sh: 146) ﻟَﻴْﺲَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺍِﻻَﺎ ﺍَﺳْﻤَٓﺎﺋُﻬَﺎ "Cennet'te, yalnız isimleri vardır." ﻭَ ﺑَﺸِّﺮ۪ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ İman eden ve iyi işler işleyen mü'minleri müjdele! (Bakara Sûresi, 2:25) ﺍَﻥَّ ﻟَﻬُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ Ki (altında nehirler) akan Cennetler onlar için vardır. (Bakara Sûresi, 2:25) (İşarat-ül İ'caz sh: 147) ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ Altında nehirler akar. (Bakara Sûresi, 2:25) ﻧَﻬْﺮ ﺟَﻨّﺔ Bir nehir, bir Cennet. ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺭُﺯِﻗُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮَﺓٍ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺭُﺯِﻗْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ O Cennetlerden herhangi bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikleri vakit, 'Bu, bundan evvel bize (dünyada) rızık olarak verilenlerdendir' derler. (Bakara Sûresi, 2:25) ﻭَ ﺍُﺗُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬًﺎ Yani rızıkları birbirine müteşabih olarak getirilir. ﺍُﺗُﻮﺍ Getirilir. ﻭَ ﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝٌ ﻣُﻄَﻬَّﺮَﺓٌ Ve onlar için cennette tertemiz eşler vardır. (Bakara Sûresi, 2:25) (İşarat-ül İ'caz sh: 148) ﻭَ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ Ve onlar orada ebedî kalacaklardır. (Bakara Sûresi, 2:25) ﻭَ ﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ İman eden ve iyi işler işleyen mü'minleri müjdele! (Bakara Sûresi, 2:25) ﺑَﺸِّﺮْ "Müjdele! ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ İman eden ve (iyi işler) işleyen (mü'min)ler. ﺍَﻟْﻤُْﻤِﻨ۪ﻴﻦَ Mü'minler. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İman edenler. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ O Kimseler (İşarat-ül İ'caz sh: 149) ﻭَ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ Amel edenler, işleyenler ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ Salih ameller. ﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ Namazı dos doğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar. (Bakara Sûresi, 2:3) ﺻَﺎﻟِﺤَﺎﺕِ Güzel ve iyi işler. (Bakara Sûresi, 2:25) ﺍَﻥَّ ﻟَﻬُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ Onlar için altından nehirler akan Cennetler vardır. (Bakara Sûresi, 2:25) ﺍَﻥَّ Muhakkak. ﻟَﻬُﻢْ Onlar için. (İşarat-ül İ'caz sh: 150) ﺗَﺤْﺖ Alt. ﻣِﻦْ -den, -dan. ﺍَﻥَّ Muhakkak. ﻟَﻬُﻢْ Onlar için. ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ Akar. (İşarat-ül İ'caz sh: 151) ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ Altından. ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ Nehirler, ırmaklar. ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺭُﺯِﻗُﻮﺍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮَﺓٍ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺭُﺯِﻗْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ O Cennetlerdeki herhangi bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikleri vakit, "Bu, bundan evvel bize (dünyada) rızık olarak verilenlerdendir" derler. ﻛُﻠَّﻤَﺎ Her defasında. (İşarat-ül İ'caz sh: 152) ﺭُﺯِﻗُﻮﺍ Rızık olarak verildiğinde. ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮَﺓٍ Orada bulunan meyvelerden. ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮَﺍﺗِﻬَﺎ Onun meyvelerinden bir meyve. ﻣِﻨْﻬَﺎ Ondan. ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮَﺓٍ Bir meyve. ﺭِﺯْﻗًﺎ Rızık olarak. (Bakara Sûresi, 2:25.) ﻗَﺎﻟُﻮﺍ Derler, dediler ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺭُﺯِﻗْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ Bu, bundan önce (dünyada) rızık olarak bize verilenlerdendir. (Bakara Sûresi, 2:25.) (İşarat-ül İ'caz sh: 153) ﻭَ ﺍُﺗُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬًﺎ Rızıkları dünyadakine benzer şekilde kendilerine getirilir. (Bakara Sûresi, 2:25.) ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺭُﺯِﻗْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ Bu daha önce yediğimiz rızıktandır. (Bakara Sûresi, 2:25.) ﺍُﺗُﻮﺍ Sunulur. ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬًﺎ Benzer şekilde. ﻭَ ﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝٌ ﻣُﻄَﻬَّﺮَﺓٌ Orada onlar için tertemiz kadınlar vardır. (Bakara Sûresi, 2:25.) ﻟَﻬُﻢْ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ Onlar için altından ırmaklar akan Cennetler vardır. (Bakara Sûresi, 2:25.) ﻟَﻬُﻢْ Onlar için. ﺣُﻮﺭٌ ﻋ۪ﻴﻦٌ İri gözlü huriler. (İşarat-ül İ'caz sh: 154) ﻓ۪ﻴﻬَﺎ Orada. ﻣُﻄَﻬَّﺮَﺓٌ Tertemiz. ﻭَ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ Onlar orada (cennette) ebedi kalıcıdırlar. Yani, "Onlar da, ezvaçları da, Cennet de, Cennetin lezaizi de hep ebedîdirler." (Bakara Sûresi, 2:25) (İşarat-ül İ'caz sh: 155)