Risale-i NurÂyet ve Hadîs Meâlleri

17.18.19.20. Âyetler

Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.622

ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍﺳْﺘَﻮْﻗَﺪَ ﻧَﺎﺭًﺍ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺍَﺿَﺎﺋَﺖْ ﻣَﺎ ﺣَﻮْﻟَﻪُ ﺫَﻫَﺐَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﺑِﻨُﻮﺭِﻫِﻢْ ﻭَ ﺗَﺮَﻛَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٍ ﻻﺎ ﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ ٭ ﺻُﻢٌّ ﺑُﻜْﻢٌ ﻋُﻤْﻰٌ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ ٭ ﺍَﻭْ ﻛَﺼَﻴِّﺐٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀِ ﻓِﻴﻪِ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٌ ﻭَ ﺭَﻋْﺪٌ ﻭَ ﺑَﺮْﻕٌ ﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ ﺍَﺻَﺎﺑِﻌَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻬِﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﻮَﺍﻋِﻖِ ﺣَﺬَﺭَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻭَﻟﻠّﻪُ ﻣُﺤِﻴﻂٌ ﺑِﺎﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ ٭ ﻳَﻜَﺎﺩُ ﺍﻟْﺒَﺮْﻕُ ﻳَﺨْﻄَﻒُ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭَﻫُﻢْ ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺍَﺿَﺎﺀَ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺸَﻮْﺍ ﻓِِﻴﻪِ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺍَﻇْﻠَﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻗَﺎﻣُﻮﺍ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَﺎﺀَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﻟَﺬَﻫَﺐَ ﺑِﺴَﻤْﻌِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّﻪَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ O münafıkların hali, karanlık bir gecede ateş yakan kimsenin durumu gibidir ki, ateş tam onların çevresini aydınlatmışken, Allah birden nurlarını alıp götürür ve onları karanlıklar içinde bırakır; onlar da artık hiçbir şeyi göremez olurlar. Sağır, dilsiz ve kördürler; gece karanlığında bir ses işitmez, kimseye birşey işittiremez, bağırsalar da yardıma gelen olmaz, yollarını bulamazlar. Çabaladıkça batar, o musibetten kurtulup geri dönemezler. Yahut onların hali, şiddetle boşanan karanlıklı, gök gürültülü ve şimşekli bir yağmura tutulmuş yolcuların misaline benzer. Yıldırımdan ölme korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah o kâfirleri kudretiyle çepe çevre kuşatmıştır. Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır. Etraflarını aydınlatınca birkaç adım yürürler. Fakat üzerlerine karanlık çökünce oldukları yerde kalırlar. Eğer Allah dileseydi onlara verdiği işitme ve görme nimetlerini de alıverirdi. Muhakkak ki Allah herşeye hakkıyla kādirdir. (Bakara Sûresi, 2:17-20) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 150) ﺍِﺷْﺘَﺮَﻭُﺍ ﺍﻟﻀَّﻼﺎﻟَﺔَ ﺑِﺎْﻟﻬُﺪَﻯ Onlar hidâyet karşılığında inkârcılığı satın aldılar. (Bakara Sûresi, 2:16) ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍﺳْﺘَﻮْﻗَﺪَ ﻧَﺎﺭًﺍ O münafıkların misali; (karanlık bir gecede) ateş yakan kimse(nin durumu) gibidir. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 151) ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺍَﺿَﺎﺋَﺖْ ﻣَﺎﺣَﻮْﻟَﻪُ ﺫَﻫَﺐَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﺑِﻨُﻮﺭِﻫِﻢْ Ateş tam onların çevresini aydınlatmışken Allah, birden nurlarını alıp götürür. ﻓَﻠَﻤَّﺎ Ne zaman ki. ﻭَﺗَﺮَﻛَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٍ Allah onları karanlıklar içine bırakır. (Bakara Sûresi, 2:17) ﻻﺎﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ Görmezler. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 152) ﺻُﻢٌّ ﺑُﻜْﻢٌ ﻋُﻤْﻰٌ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ Yani, "Sağır, lâl (dilsiz), kör olup dönemezler." ﺻُﻢٌّ Sağırlar. ﺑُﻜْﻢٌ Dilsizler. ﻋُﻤْﻰٌ Körler. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 153) ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ Onlar geri dönemezler. ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻛَﻤَﺜَﻞِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍﺳْﺘَﻮْﻗَﺪَ ﻧَﺎﺭًﺍ Onların durumu bir ateş yakan kişi gibidir. (Bakara Sûresi, 2:17) ﻣَﺜَﻞ Durum, hâl. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 154) ﺍَﻟَّﺬِﻯ O kimse ki. ﺍِﺳْﺘَﻮْﻗَﺪَ Ateş yaktı. ﻧُﻮﺭِﻫِﻢْ Onların nurları. ﻧَﺎﺭ Ateş. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺍَﺿَﺎﺋَﺖْ ﻣَﺎﺣَﻮْﻟَﻪُ ﺫَﻫَﺐَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﺑِﻨُﻮﺭِﻫِﻢْ Ateş çevresini aydınlattığı zaman Allah onların nurunu yok etti. (Bakara Sûresi, 2:17) ﻓَﻠَﻤَّﺎ Ne zaman ki, hemen akabinde.. ﻟَﻤَّﺎ Ne zaman ki, ...ınca (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 155) ﺍَﺿَﺎﺋَﺖْ Aydınlattı.. ﻣَﺎﺣَﻮْﻟَﻪُ Etrafını çevresini.. ﺫَﻫَﺐَ Alıp götürdü. ﺫَﻫَﺐَ ﺍﻟﻠّﻪُ Allah alıp götürdü. ﺑِﻨُﻮﺭِﻫِﻢْ Onların nurunu. ﺫَﻫَﺐَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﺑِﻨُﻮﺭِﻫِﻢْ Allah onların nurunu alıp götürdü. ﻧُﻮﺭ Bir nur. ﻫُﻢْ Onlar, onların.. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 156) ﻭَﺗَﺮَﻛَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٍ ﻻﺎﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ Allah onları karanlıklar içinde, hiçbir şeyi göremez halde bıraktı. (Bakara Sûresi, 2:17) ﺗَﺮَﻙَ Terketti, bıraktı. ﻓِﻰ İçinde, de, da.. ﻇُﻠُﻤَﺎﺕ Karanlıklar ﻻﺎﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ Görmezler. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 157) ﻻﺎﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ Görmezler. ﺻُﻢٌّ ﺑُﻜْﻢٌ ﻋُﻤْﻰٌ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ Yani, "Sağır, dilsiz, kör şahıslar gibi o musibetten kurtulup geri dönemezler." (Bakara Sûresi, 2:18) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 158) ﺻُﻢٌّ Sağır. ﺑُﻜْﻢٌ Dilsiz, lâl. ﻋُﻤْﻰٌ Kör. ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ Onlar geri dönemezler. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 159) ﺍَﻭْ ﻛَﺼَﻴِّﺐٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀِ ﻓِﻴﻪِ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٌ ﻭَ ﺭَﻋْﺪٌ ﻭَ ﺑَﺮْﻕٌ ﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ ﺍَﺻَﺎﺑِﻌَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻬِﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﻮَﺍﻋِﻖِ ﺣَﺬَﺭَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻭَﺍﻟﻠّﻪُ ﻣُﺤِﻴﻂٌ ﺑِﺎﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ ﻳَﻜَﺎﺩُ ﺍﻟْﺒَﺮْﻕُ ﻳَﺨْﻄَﻒُ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭَﻫُﻢْ ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺍَﺿَﺎﺋَﻠَﻬُﻢْ ﻣَﺸَﻮْﺍ ﻓِﻴﻪِ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺍَﻇْﻠَﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻗَﺎﻣُﻮﺍ ﻭَﻟَﻮْﺷَﺎﺀَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﻟَﺬَﻫَﺐَ ﺑِﺴَﻤْﻌِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّﻪَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ Yahut münafıkların meseli; semadan yağan şiddetli, fırtınalı yağmura tutulan yolcuların meseli gibidir. O yağmurun şiddetini arttıran zulmetler, gürültüler, şimşekler yağmurun içinde vardır. Şimşeklerin çakmasıyla ölmek korkusundan parmaklarını kulaklarına sokarlar. Cenâb-ı Hak, kudretiyle kâfirleri ihata etmiştir. Kâfirlerden küfürlerinin cezasından kurtulan yoktur. Çakan şiddetli şimşekler, hemen hemen gözleri kör edecek şânındandır. Onlar, şimşekler çaktığı ve etraf aydınlandığı zaman yürürler, karanlık çöktüğü vakit dururlar. Eğer Cenâb-ı Hak murad etseydi, onların kulaklarının ve gözlerinin nurlarını götürürdü. Cenâb-ı Hak herşeye kādirdir." (Bakara Sûresi, 2:19,20) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 162) ﺻَﻴِّﺐ Şiddetli yağmur, fırtına. ﺍَﻭْ ﻛَﺼَﻴِّﺐٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀ Yahut sema canibinden yağan şiddetli, fırtınalı yağmur. ﻓِﻴﻪِ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٌ Onda karanlıklar vardır. ﻭَ ﺭَﻋْﺪٌ Ve gök gürültüsü. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 163) ﺭَﻋْﺪ Gök gürültüsü. ﻭَ ﺑَﺮْﻕٌ Ve şimşek.. ﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ ﺍَﺻَﺎﺑِﻌَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻬِﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﻮَﺍﻋِﻖِ ﺣَﺬَﺭَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ Şimşeklerin çakmasıyla, ölümden korkarak parmaklarını kulaklarına sokarlar. (Bakara Sûresi, 2:19) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 164) ﻭَﺍﻟﻠّﻪُ ﻣُﺤِﻴﻂٌ ﺑِﺎﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ Allah, inkârcıları tamamen kuşatmıştır. (Bakara Sûresi, 2:19) ﻳَﻜَﺎﺩُ ﺍﻟْﺒَﺮْﻕُ ﻳَﺨْﻄَﻒُ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭَﻫُﻢْ Şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar. (Bakara Sûresi, 2:20) ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺍَﺿَﺎﺋَﻠَﻬُﻢْ ﻣَﺸَﻮْﺍ ﻓِﻴﻪِ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺍَﻇْﻠَﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻗَﺎﻣُﻮﺍ Onlar, her bir aydınlıkta orada biraz yürürler. Karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. (Bakara Sûresi, 2:20) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 165) ﻭَﻟَﻮْﺷَﺎﺀَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﻟَﺬَﻫَﺐَ ﺑِﺴَﻤْﻌِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ Eğer Allah dileseydi, onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. (Bakara Sûresi, 2:20) ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّﻪَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir. (Bakara Sûresi, 2:20) ﺍَﻭْﻛَﺼَﻴِّﺐٍ Yahut şiddetli yağan yağmur gibi... (Bakara Sûresi, 2:19) ﺍَﻭْ Yahut ﺑَﻞْ Hatta, belki (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 166) ﻛَﺼَﻴِّﺐٍ Şiddetli yağan yağmur gibi ﺍَﻭْﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺳَﺎﻓَﺮُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺻَﺤْﺮَٓﺍﺀَ ﺧَﺎﻟِﻴَﺔٍ ﻭَﻟَﻴْﻠَﺔٍ ﻣُﻈْﻠِﻤَﺔٍ ﻓَﺎَﺻَﺎﺑَﺘْﻬُﻢْ ﻣُﺼ۪ﻴﺒَﺔٌ ﺑِﺼَﻴِّﺐٍ Yahut onların durumu; boş bir sahrada, karanlıklı bir gecede şiddetli, fırtınalı, tufanlı bir yağmura maruz kalmış kimse gibidir ki... ﻣﻄﺮ Yağmur ﺻﻴﺐ Şiddetle yağan yağmur ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀ Sema tarafından ﻭَﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﺩَﺍﺑَّﺔٍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻻﺎ ﻃَﺎﺋِﺮٍ ﻳَﻄِﻴﺮُ ﺑِﺠَﻨَﺎﺣَﻴْﻪِ Yerde hareket eden hiçbir hayvan, havada kanat çırpan hiçbir kuş yoktur ki... (En'âm Sûresi, 6:38) ﺩَﺍﺑَّﺔ Dâbbe, canlı mahluk ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ Yer yüzünde, yer rainde ﻃﺎﺋﺮ Bir kuş ﻳَﻄِﻴﺮُ Uçuyor, kanat çırpıyor (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 167) ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀ Semadan. ﺟِﻬَﺔِ Yön. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 168) ﻭَﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀِ ﻣِﻦْ ﺟِﺒَﺎﻝٍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﺩٍ O, gökten, oradaki dağ gibi bulutlardan dolu indirir. (Nûr Sûresi, 24:43) ﻗَﻮَﺍﺭِﻳﺮَ ﻣِﻦْ ﻓِﻀَّﺔٍ Gümüş beyazlığında, billûr berraklığında kaplar... (İnsan Sûresi, 76:16) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 169) ﻣِﻦْ ﺟِﺒَﺎﻝٍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﺩٍ Oradaki dağ gibi bulutlardan dolu (indirir.) (Nûr Sûresi, 24:43) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 170) ﻗَﻮَﺍﺭِﻳﺮَ ﻣِﻦْ ﻓِﻀَّﺔٍ Gümüş beyazlığında, billûr berraklığında kaplar... (İnsan Sûresi, 76:16) ﻣِﻦْ ﺟِﺒَﺎﻝٍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﺩٍ Oradaki dağ gibi bulutlardan dolu (indirir.) (Nûr Sûresi, 24:43) ﻭَﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀِ ﻣِﻦْ ﺟِﺒَﺎﻝٍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﺩٍ O, gökten, oradaki dağ gibi bulutlardan dolu indirir. (Nûr Sûresi, 24:43) ﻓِﻴﻪِ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٌ Onun içinde karanlıklar vardır. ﻓِﻴﻪِ Onun içinde ﺻَﻴِّﺐٍ Şiddetli fırtına (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 171) ﻇﻠﻤَﺎﺕ karanlıklar ﻭَ ﺭَﻋْﺪٌ ﻭَ ﺑَﺮْﻕٌ Gök gürültüsü ve şimşek. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 172) ﺑَﺮْﻕٌ ﺧَﺎﻃِﻒٌ Kapıp kaçan şimşek ﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ ﺍَﺻَﺎﺑِﻌَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻬِﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﻮَﺍﻋِﻖِ ﺣَﺬَﺭَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ Şimşeklerin çakmasıyla, ölüm korkusundan parmaklarını kulaklarına sokarlar ﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ ﺍَﺻَﺎﺑِﻌَﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻬِﻢْ Parmaklarını kulaklarına tıkarlar. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 173) ﻳﺪْﺧﻠﻮﻥ Sokuyorlar. ﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ Koyarlar ﺍَﺻَﺎﺑِﻌَﻬُﻢْ Parmaklarını. ﺍَﺻَﺎﺑِﻊَ Parmaklar. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 174) ﻓِﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻬِﻢْ Kulaklarının içine. ﺍَﻟْﺠَﺰَﺍﺀُ ﻣِﻦْ ﺟِﻨْﺲِ ﺍﻟْﻌَﻤَﻞِ Ceza, yapılan işin cinsinden olur. ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﻮَﺍﻋِﻖِ Şiddetli yıldırımlardan dolayı. ﺣَﺬَﺭَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ Ölüm korkusundan. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 175) ﻭَﺍﻟﻠّﻪُ ﻣُﺤِﻴﻂٌ ﺑِﺎﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ Şüphesiz ki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. ﺍﻟﻠّﻪ Allah (c.c.) ﻣُﺤِﻴﻂٌ Çepçevre kuşatan, ihata eden (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 176) ﺑِﺎﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ Kafirleri, inkarcıları ﻣُﺤِﻴﻂٌ Çepçevre kuşatan, ihata eden ﻛَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ Kafirler, inkarcılar ﻳَﻜَﺎﺩُ ﺍﻟْﺒَﺮْﻕُ ﻳَﺨْﻄَﻒُ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭَﻫُﻢْ Neredeyse şimşeğin ışığı onları kör edecek, gözlerini kapıp götürecek (Bakara Sûresi, 2:20) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 177) ﻳَﻜَﺎﺩ Neredeyse. ﻳَﺨْﻄَﻒُ Kapıyor, alıp kaçıyor. ﻋُﻴُﻮﻥٌ Gözler, ırmaklar, nehirler ﺍَﺑْﺼَﺎﺭَﻫُﻢْ Onların gözleri (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 178) ﻳَﻜَﺎﺩ Neredeyse, hemen hemen ﻳَﺨْﻄَﻒُ Kapıyor, alıp kaçıyor. ﻋُﻴُﻮﻥٌ Gözler, ırmaklar, nehirler ﺍَﺑْﺼَﺎﺭَﻫﻢْ Onların gözleri. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 178) ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺍَﺿَﺎﺋَﻠَﻬُﻢْ ﻣَﺸَﻮْﺍ ﻓِﻴﻪِ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺍَﻇْﻠَﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻗَﺎﻣُﻮﺍ Onlar, her bir aydınlıkta orada biraz yürürler. Karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. (Bakara Sûresi, 2:20) ﻛُﻠَّﻤَﺎ Her defasında ﺍَﺿَﺎﺋَﻠَﻬُﻢْ Onları aydınlattığında. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 179) ﻣَﺸَﻮْﺍ Yürüdüler. ﻓِﻴﻪِ Onun içinde. ﻭَﺍِﺫَﺍ ..dığı zaman, vakit ﺍَﻇْﻠَﻢَ Karanlık çöktüğünde. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 180) ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ Üzerlerine. ﻋَﻠٰﻰ üzerinde ﻗَﺎﻣُﻮﺍ Ayağa kalktılar ﻭَﻟَﻮْﺷَﺎﺀَ ﺍﻟﻠّﻪُ ﻟَﺬَﻫَﺐَ ﺑِﺴَﻤْﻌِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ Eğer Allah dileseydi, onların işitme ve görme özelliklerini giderirdi. (Bakara Sûresi, 2:20) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 181) ﻟَﻮْ Şayet, eğer. ﺵَﺀَ Diledi, istedi. ﺫَﻫَﺐَ ﺑﻪ Götürdü. (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 182) ﺫَﻫَﺐَ Gitti. ﺫَﻫَﺐَ ﺑﻪ Götürdü. ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّﻪَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ Şüphesiz ki Allah'ın her şeye gücü yeter. (Bakara Sûresi, 2:20) (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 183) ﺍِﻥَّ Muhakkak, kesinikle, mutlaka. ﺍَﻟﻠّﻪُ Allah (c.c.) ﻋَﻠٰﻰ üzerine, üzerinde ﻛُﻞِّ Her, hepsi ﺷَﻰْﺀٍ Şey (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 184) ﻗﺎﺩﺭ Kudretli, gücüyeten ﻗَﺪِﻳﺮٌ Her zaman, her yerde, her şeye gücü yeten